Eyvah! Mezun Oluyorum.

kariyer No Comments »

Mezun olmaya az kaldı. Ama hala ne yapmak istediğimize, hangi alana doğru yönelmek istediğimize karar veremiyoruz. Oysa kariyerimizi planlıyor olmamız lazım. Değil mi? Bize bu ögretildi. Mezun olduktan, iş hayatına girdikten sonra da hep bir kariyer planlamasıdır peşimizi bırakmayacak ki. Ama ya ne istediğimizi bilmiyorsak kariyerimizi nasıl planlayacağız?

Yapılan psikolojik araştırmalar, insanların genelde ne istediklerini bilmediklerini ortaya koyuyor. Kariyer seçimimizi “kendimizin” yaptığına ne kadar inansakta, genelde profesyonel hayatın icindeki insanlara sorduğumuzda çoğunluğu (%70 kadarı) “tesadüflerin” kendilerini bu yola ittiğini söylüyor. Avustralya’lı iki psikolog’un yaptığı araştırmalar bunu gösteriyor.

O zaman ne yapmalı? Hayatımızı tesadüflere mi bırakmalıyız? Elbette hayır. Sadece ilginiz olan alanlarda daha fazla araştırma yapmaya ve öğrenmeye, ilgi alanınızdaki konularda çalışan kişilerle sohbet etmeye devam edin. Tutkulu olduğunuz şeylerin peşinden gidin. Deneyin, tecrübe edin. Hata yapın. Yenilin. Düş kırıklığına uğrayın. Neyi isteyip neyi istemediğinizi anlamak için kendinize zaman tanıyın. Ve seçmek istediğiniz kariyer konusunda yapabileceğiniz en iyi “tahmini” yapıp, iş dünyasına atlayın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İş Yerinde Mutluluğu Aramak

kariyer No Comments »

Hepimiz mutlu olmak isteriz. Çalıştığımız şirketlerinde bizi mutlu etmesi gerektiğini düşünürüz. Yaptığımız işten, birlikte çalıştığımız yöneticiden, iş ortamından yada iş arkadaşlarımızdan mutlu değilsek, o zaman şirketin bizi daha çok mutlu eder hale gelmesini bekleriz. 

Bu ne kadar doğru bir beklentidir? 

Günümüzün büyük bir çoğunluğunu iş ortamında geçirdiğimizi düşünürsek, bulunduğumuz ortamdan mutluluk duymamız elbette önemlidir. İş tatminimizin olmasını arzu etmemiz normaldir. Ama bu aradıklarımızı bulmak için acaba kendimize yüklediğimiz sorumluluklar ile etrafımıza yüklediğimiz beklentiler dengelimidir? 

Bilginin kolay elde edilir hale gelmesi ve gelişen teknolojiler hayatı eskisinden çok daha hızlı işler hale getirdi. Çalışanların üzerine daha fazla iş yükü biner oldu. Daha çabuk hareket etmemizi gerektirdi. Etrafımıza bakarsak, sunulan stres yönetimi, NLP, yoga tarzı kursların çokluğu ve yoğunluğu, insanların günlük hayatlarında bunaldıklarına işaret eder gibi… 

Genelde insanların mutsuzluğu ‘kıyaslama’ sevdasından ileri gelir. Kendimizi diğerleriyle kıyaslayarak mutsuzluğumuzu pekiştiririz. Başka bir şirkette çalışan arkadaşımızın daha iyi bir iş ortamı olduğunu, daha iyi imkânlarla çalıştığı düşüncesiyle kendimizi yer bitiririz. Durum böyleyse kendi üzerimize düşen sorumluluk, ya içinde bulunduğumuz iş ortamından daha zevk alır hale gelmek için çaba sarf etmek olabilir yada daha mutlu olacağınıza inandığınız iş ve otam için arayışa girmeniz olabilir. İş ortamları insanlara ‘mutluluk’ vermek amacıyla kurulmazlar. Ama işletmeleri rekabetçi, başarılı ve aranılan bir kurum haline getirecek olanlar, o şirketin çalışanlarıdır. Dolayısıyla istediğimiz ortamı yaratmak bizlerin elinde. Eğer kurum kültürü ile çalışanın değerleri ve arayışları birleşmiyorsa, o zaman sanırım yanlış bir birliktelik söz konusu olmuş demektir. 

Kötü olarak tanımlayacağımız (kavgacı, tacize açık) iş ortamları insan mutluluğu üzerinde ciddi zararlar verebileceği gibi, sizi sağlığınızdan da edebilir! Genelde yapılan araştırmalar, kişiliğini sadece işi ile bağdaştırmayanların, özel hayatlarında ve iş’lerinde daha tatminkar bir hayat yaşadıklarını gösteriyor.  

İş’inden memnun olmayanlar için Career Journal tarafından çok güzel kaleme alınmış bazı tavsiyeler var. Bunların arasında, sizi mutsuz eden konunun kaynağını bulmak, alternatiflerinizi değerlendirmek, en son mutlu olduğunuz zamanı düşlemek, işiniz dışındaki hayatınıza odaklanmak geliyor.

University of Penn’in Mutluluk araştırmalarıyla ilgili müthiş bir kaynağı burada bulabilirsiniz. Authentic Happiness adı verilen bu sitenin kişisel gelişiminiz üzerinde çok faydalı olacağına inanıyorum.

Çalıştığımız iş ortamından tatmin olmak ve dolayısıyla kendimizi mutlu hissedebilmek için yöneticilerin yapabileceklerini bir başka yazıda kaleme alıyor olacağım.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İş Görüşmesine Hazırlanırken

kariyer No Comments »

Iş görüşmelerine hazırlanmak bazen oldukça stresli olabilir. Üzerinizden stresi atmanıza yardımcı olacak, özellikle uluslararası şirketlerde ingilizce olarak görüşmelere katılmak durumunda olanlara muhteşem bir iş görüşme sitesi…interview true! Iyi hazırlıklar…

www.interviewtrue.com


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Multitasking Yapabilmenin Avantajları

yönetim No Comments »

Multitasking kısaca birçok işi aynı anda yapabilme yetisi anlamına geliyor.

İş dünyasında multitasking yapabiliyor, aynı zamanda daha üretken olup, verimlilik sağlayabiliyorsanız, her zaman aranan çalışanlardan biri olmayı bir nevi garantiliyorsunuz demektir.

Multitasking konusunda oldukça başarılı olduğuma inanıyorum. Bunun sebeplerinden bir tanesi, sadece tek bir işle uğraşmaktan hiç bir zaman fazla hoşlanmamam olmuştur. Her ne kadar bir çok işi aynı anda yapabilmek aranan özelliklerden bir tanesi olsada, ofis içerisinde birçok “ufak tefek” işlerin de büyük projelerle aynı zamanda yapılıyor olmaşı gerekliliği, ana projelerinizde verimliliğin düşmesine de sebep olabilir. Bu yüzden, multitasking konusunda göz önünde tutmak isteyeceğiniz birkaç ipucu:

En önemli konuları öncelikli ele almak: Sabahları, sizin için en önemli olan konular üzerinde çalışın. Sadece bir saat bile projenize konsantre olsanız, verimli olduğunuzu göreceksiniz. Eğer en verimli saatleriniz sabah saatleriniz değilse, sizin için en uygun zamanları belirleyip, önemli projelerinizi bu zaman diliminde halletmeye çalışın.

Acil istekler: Hepimizin iş dünyasında bir şekilde hep acil istekleri mevcuttur. “Acil iş” olduğunu bildiren iş arkadaşınıza mümkünse destek olmaya çalışın. Bu sizin hem sorumlu bir takım oyuncusu olduğunuza işarettir hemde sizin başınız sıkıştığında aynı desteği almanıza imkan verecektir.

Bitirilmesi gereken işler listesi: Aşırı yoğun olduğum zamanlarda bazen iş yükü başımın dönmesine neden olur (mecazi anlamda!). Bu tip günlerde sabah işe gittiğim zaman, gün içerisinde mutlaka bitirmem gereken işleri sıralarım. Her ne kadar çok fazla iş üzerinde çalışırsam çalışıyım, her ne kadar plan dışı işler önüme geliyor olsada, o günkü önceliklerimin ne olduğunu bilir ve gün sona ermeden listemdeki işlerin bitmesine öncelik veririm. Böylece hem kendi işlerimi bitirmiş olur, hemde diğer işlerin tamamlanmasını sağlarım. Bu listeyi göreceğiniz bir yere koyarsanız, kendinizi o günün öncelikleri konusunda hatırlatmış olursunuz.

Yavaşlamayı bilmek: İyi bir yönetici, hangi konuları bekletebileceğini iyi ayarlar. Örneğin, her emaili geldiği saniyede okumak ve cevaplamak zorunda değilsiniz. Yoğun çalışma içerisinde olduğunuz bir saatte, emaillerinizi kontrol etmek zorunda değilsiniz. Size ulaşılması gereken çok ciddi bir durum söz konusuysa, sizinle bir şekilde irtibata geçileceğini kendinize hatırlatın.

Limitlerinizi Bilin: Her insan multitasking yapmakta usta değildir. Özellikle multitasking yaparak büyümediyse! Eğer bir konu üzerinde yoğunlaşmayı tercih eden bir yapınız varsa, o zaman yapabileceklerinizi ve yapamayacaklarınızı çalıştığınız kişilere bir şekilde anlatmaya çalışın. Her ne kadar durum haksızlık gibi gözüksede ve her ne kadar bir konuya odaklanmanın iş verimliliğini artırıyor olması bilinsede, iş dünyasının gerçeği değişmiyor. 21. Yüzyılda, teknolojinin gelişmesi, bilginin daha hızlı elde edilir olması ve daha kolay yaygınlaşması, multitasking’i gerekli kılıyor. Multitasking yapabilmek için işinize yarayabilecek bir yönetim programı tasktoy, outlook kadar popular olmasa da, size faydası olabilir.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Lider bir CEO ile Birebir Çalışmak

liderlik, yönetim, kariyer, ceo 5 Comments »

Kariyerinizin bir döneminde CEO’ya bağlı olarak çalışmaya başlarsanız, bulunduğunuz pozisyonun bir önceki pozisyonlardan çok daha fazla yetenek, bilgi ve tecrübe birikimi gerektirdiğini kısa bir sürede fark edeceksiniz.

CEO’ya bağlı çalışmak, bir müdüre yada direktöre bağlı olarak çalışmaktan çok farklı. Bunların başında gelen en önemli farklılığın “çalışma disiplini” olduğunu söyleyebilirim.

Müdürünüz yada Direktörünüz ile projelerinizi detaylı bir şekilde tartışma imkanınız her zaman varken, bir CEO’nun karşısına projeye tamamen hakim olarak çıkmak zorundasınız. O’nunla projenin detaylarından ziyade “üst düzeyi ilgilendirecek” bilgileri paylaşmanız önemlidir. Bu da bir CEO gibi düşünebilmeyi gerektirir.

Bağlı olduğunuz yöneticiniz ile kişisel konularınızı tartışabilir, onlardan destek ve bilgi alabilirsiniz, ama bir CEO ile aranızdaki iletişim her zaman bir kat daha profesyonel olmak zorundadır. Bu, CEO’ların kendilerine direk bağlı olan çalışanlarla iyi iletişim kuramadıkları anlamına gelmez. Sadece iletişimin düzeyi ve boyutu farklı seviyededir: kısacası daha profesyoneldir, çünkü CEO’lar sizin özel hayatınızı ve iş hayatınızı mükemmel bir şekilde dengeleyip, organize edebiliyor olmanızı tercih ederler. Sebebi ise basit: başarılı insanlar başarılı yöneticiler ile birlikte çalışmak isterler.

Bir CEO ile çalışabilmek, “Yüksek Özgüven” sahibi olmayı gerektirir. Sürekli karşınızdaki insanların sizi onaylamasını tercih eden, başarıyla tamamladığınız bir işin ardından “ödüllendirilmeyi” yada “tebrik edilmeyi” bekleyen bir yapınız varsa, bir CEO ile çalışmanız oldukça zor olacaktır. “Üst düzey” yönetimle çalışacak bir kişinin kendi kendini motive edebiliyor olması, sorumluluk sahibi olması, çabuk yılmayan güçlü bir kişilik olması, güvenilir olması, hayat değerleri ve ilkeleri olması, hızlı ve etkin karar alması olmazsa olmaz şartlardandır. Standartlar epey yüksek gözüküyor öğle değil mi? Doğru. Bir CEO ile çalışmak, yüksek standartlara sahip olmayı gerektirir. Çünkü CEO’lar yüksek standartlara sahip kişiliklerdir.

Kendinizi tanıyor olmanız ve yönetim tarzınızın farkında olmanız görevinizde başarılı olmanızı sağlayacak faktörlerden bir diğeri. İnsanların büyük çoğunluğu “benzer” olmayı sever, çünkü benzerlik, kişilerin sizi daha kolay “kabullenmesini” sağlar. Ama ne varki, başarılı insanların hemen hemen hepsi toplumun genelinden farklılık gösteren bireylerdir. Dolayısıyla birlikte çalışmayı tercih edecekleri kişiler de kişilikleriyle, seçimleriyle, vizyonlarıyla, tarzlarıyla benzerlikten çok uzak kişiler olacaktır. Buda sizin çoğunluktan bir şekilde farklı olduğunuz ve dolayısıyla iş dünyasında daha dikkatli savaş vermenizi gerektirecektir.

Eğer sizde benim gibi şanslı olan kişilerdenseniz ve gerçek anlamda başarılı olan, lider bir CEO ile çalışmaya başlarsanız, kariyer yolculuğunuzun en önemli noktasına geldiniz demektir. Çünkü gerçek bir lider, her gün öğrenmenize imkan tanıyan, sizi kişisel ve profesyonel gelişiminizde özgür bırakan, size güvenen, hareketi ve sözü her zaman “bir” olandır. Eger sizde bir CEO gibi düşünmeyi becerebiliyor ve bir CEO gibi hareket edebiliyorsanız, birlikte çalıştığınız CEO, yolunuzu aydınlatacak en değerli ışık olacaktır.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Dedikodu Yapmak Güzeldir!

yönetim, kariyer, Psikoloji, iletişim 1 Comment »

Şirket ortamlarında dedikodu genelde pek de tavsiye edilmez. Birçok sorunu beraberinde getireceği ve yolunda gitmeyen birşeylerin olduğu tahmin edilir. Dedikodu yaygın ise, o zaman şirketin resmi iletişim kaynakları çok iyi çalışmıyor anlamına gelebilir. Bu da dedikoduyu gerekli hale sokabilir.

Çalışan motivasyonu açısından dedikodu, insanları bir araya getirdiğinden, sanılanın aksine, pozitif bir etkiye sahip olabiliyor. Uzmanlara göre bireyin içini döküp rahatlamasını sağlamasının yanı sıra dedikodu aynı zamanda düzenleyici bir sosyal işlev de görüyor.

New York State University profesörlerinden David Sloan, “Dedikoduyu özensizlik ve güvenilmezlik göstergesi olarak karalayıp durduk. Ama araştırmamız bunun çok temel bir uyum sağlama yolu olduğunu gösteriyor” diyor. “Dedikodu bilgiyi paylaşmanın bir yolu, üstelik başkalarını kontrol etmeye imkan veriyor.”

Profesör Sloan “Biri kalkıp kendi çıkarları doğrultusunda dedikodu yaparsa, dedikoduya hedef olan kişiyle birlikte kendi adı da kötüye çıkar. Ama bir grubun çıkarları doğrultusunda ise dedikodu, o zaman diğerleri de bundan karlı çıkar ve kimsenin itibarına zarar gelmez” diyor.

State University of New York tarafından yapılan araştırma, az dedikodu yapmanın, çok dedikodu yapmak kadar zararlı olabileceğine işaret ediyor.

Dedikoduyu seviyorsanız, artık kendinizi kötü hissetmek zorunda değilsiniz gibi gözüküyor! Ama siz siz olun, dozunuzu ve kiminle hangi dedikoduyu, ne zaman yapacağınızı iyi kestirmeye bakın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Türk İnsanı Duygusaldır Sorunsalı

yönetim, kariyer, Psikoloji No Comments »

Türkiye’de yazılmış çizilmiş birçok insan kaynakları ve motivasyon konulu makaleye baktığımda aynı konuya rastlıyorum: Türk insanı duygusaldır; şirketler çalışanlarının duygularına yeterince dikkat etmemekte, onları anlamamaktadırlar…

Türk insanı duygusal olabilir.

Çalışanlarının duygularını anlamayan şirketler de , uzun vadede kaybedebilir.

Ama şirketler “duygusal” varlıklar değillerdir. Şirketler “kar amacı güden” kuruluşlardır. Bu gerçek, şirketlerin hiç bir zaman çalışanlarının arzu ettikleri kadar duygusal olmayacağının en büyük kanıtıdır.

Size bir örnek vermek isterim: Umarım hayatınızın hiç bir döneminde işinizden çıkartılmazsınız. Şirketler sizi işten çıkartmak zorunda kaldıkları zaman , gözünüzün yaşına bakmazlar. Orada kaç yıl çalışmış olduğunuz yada şirkete neler kazandırdığınız o noktada önemli değildir. Önemli olsaydı, şirket sizi işten çıkartmak yerine, pozisyonunuzda kalmanızı isterdi! İşten çıkartılmak demek, genellikle, aynı gün içerisinde özel eşyalarınızı toplayıp, şirketten ayrılmanız anlamına gelir.

Birde sizin, şirketinizden kendi isteğinizle ayrılmanız durumuna bakalım. Genellikle, şirkete 45 gün önceden istifanızı vermeniz gerekir ki şirket bu zaman içinde yerinize birini bulsun. Tahmin edersinizki şirketin bu 45 gün önceden bildirme şartını anlaşmanıza koymasının nedeni size olan duygusal bağları değildir.

Bu demek değildir ki şirketler çalışanlarının duygularını dikkate almamalı. Aksine. Şirketler insanlardan oluştuğu sürece insan duyguları dikkate alınmak zorunda. Ancak anlaşılması gereken bir konu var ki o da kariyerinde yükselmek isteyenler, duygularını ön plana koyan değil, duyguları yönetmeyi bilenlerdir. (Dharma, Organizasyonlarda Duyguların Yönetimi)

Dolayısıyla, eğer ortalıkta “Ama Türk insanı duygusaldır” diyerek dolaşıyor ve şirketinizden, yöneticilerinizden, çalışma arkadaşlarınızdan beklentilerinizi duygusallaştırıyorsanız, o zaman kariyer basamaklarını çıkmanız için epey bir yol almanız gerekecektir.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login