Kriz İletişimi, WordPress ve Türk Telekom

iletişim 1 Comment »

17 Ağustos Cuma günü işten eve gelip blog’umu kontrol ettiğimde wordpress.com’un kapatıldığını ögrendim. Kendi blog’um kariyerim.wordpress.com üzerindeydi. Bu URL’e gittiğimde korkunç bir mesajla karşılaştım. Mesaj şöyleydi:

“Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.”

Benim gibi yüzlerce wordpress.com kullanıcısı Cuma günü aynı korkunç hissi birkaç saniyeliğine de olsa yaşadı: “Aman tanrım, blog’um mahkeme kararıyla neden kapatıldı?”

Konuyla ilgili hiçbir resmi bilgi açıklanmamış olmakla birlikte, bilgi olarak siteye büyük kırmızı puntolarla yazılan bu mesajın da insanları “şaha kaldıracak nitelikte olduğunu” söylememe gerek yok sanırım.

İşte bu olay, daha önce şirketlerinde “kriz” yaşamamış olanlara bir krizin nasıl yönetilmemesi gerektiğini gösteren en güzel örneklerden. Elimizde pek bir bilgi olmamakla birlikte, etrafta dolaşan dedikodulara baktığımızda ve iletişim ile ilgili bilgilerimiz ışığında durumu değerlendirmeyi deneyelim:

WordPress Türkiye Sorumluluk Hissetmeli miydi?
WordPress, open source adı verilen ve tamamen gönüllü kişiler tarafından biz kullanıcıların hizmetine sunulan bir servis. Türkiye’de Türkçe olarak WordPress’in kurulumu için birkaç arkadaş biraraya gelerek WordPress Türkiye’yi hizmete açıyor.

WordPress Türkiye ’nin web sitesinde bu engelleme ile ilgili olarak genel, resmi bir bilginin olması gerekiyordu. Kanımca, bu kişilerin gerekli mercileri arayarak az da olsa bir bilgi toplayarak, ana sayfalarına durumla ilgili bilgilendirme yapmaları faydalı olurdu. Hiç bir bilgi bulamasalarda, en azından durumun farkında olduklarını ve bilgi beklediklerini geçiyor olabilirlerdi. Böylece kullanıcıların hepsi paniklemek yerine, durumun kontrol altında olduğunu görebilirdi.

İletişimde önemli olan kanalları olduğunca açık tutabilmektir. Bilgi olmasada, bilginin henüz ellerine geçmediğini bildirmek de iletişimi açık ve kontrol altında tutmaktır.

Türk Telekom’un Yöneticileri Uyumasaydı, Marka İmajının Zadelenmesi Engellenebilir miydi?

Web’de dolaşan dedikodular, ne yaptığını düşünmekten ve sorgulamaktan aciz bir Türk Telekom IT elemanının tüm wordpress.com sitelerini kapama gafletinde bulunması ile ilgili. Doğru veya yanlış, bir teknoloji şirketi’nin iletişim/pazarlama departmanları wordpress.com sitesine konan bu mesaja nasıl onay verdi?

Türk Telekom’un müşteri kitlesinin bir bölümünü “wordpress” kullanıcılarının oluşturduğu dikkate alınırsa, Cem Yılmaz reklamlarıyla “ne demek istediği belli olmayan” reklam harcamaları yerine direk hitab ettiği müşterilerini önemsemesi daha faydalı olurdu. Şu an Türk Telekom’un sebep olduğuna inandığımız bu kriz’in yönetimi pekde profesyonel olmamıştır.

Kriz’in haftasonu tatili yoktur. Zaten genelde krizler hep istenmedik zamanlarda ortaya çıkar. Türk Telekom yöneticileri bir basın bildirisi geçemeyecek derecede tatilin tadını mı çıkartmaktaydı? Türk Telekom diyebilir ki “Bu benim işim değil. Ben bana verilen kararı uyguluyorum.” Bu da doğru bir savunma. En azından bir adım öteye giderek “mesajımızı nasıl iletmeliyiz” diye düşünülseydi, şu an WordPress mağdurları Türk Telekom hakkındaki negatif düşüncelerini frenleyebilirlerdi.

Mahkemelik Olanlar ve Olmayanlar
İdeal olan, mahkeme kararıyla kapanmasına karar verilen blog’ların kapatılması ve diğer blog’ların açık kalmasıdır. Ancak, tahmin ediyorum, T.C. yasalarına aykırı içerik yayınlamaya destek verdiği düşünülmüş olan WordPress’in de bu suça yataklık ettiği şeklinde bir “anlayış” sözkonusu olabilir. YouTube.com nasıl tamamen 2 günlüğüne de olsa kapandıysa, WordPress’de benzer durumdan muzdarip gözüküyor. Belki de IT sektöründe iş yapan bireyler bu kararlarda etkisi olan mercilere “eğitimler” yada “ücretsiz danışmanlık” hizmetleri verebilir.

WordPress’in Amerikadaki kurucularına gore ise, onlar bu tip “fikir özgürlüğünü” kısıtlayan ülkelerle uğraşmak bile istemiyor. “Kapatalım Gitsin” diyorlar. Elbette haklı olarak. Hem ücretsiz hizmet verip hemde başına dert almak kim ister?

Sonuç olarak düşündüğümde, bu olayda parmak gösterebileceğim en önemli “kriz yönetim” merkezi olarak WordPress Türkiye’yi görüyorum. Gönüllü bir hizmet verdiklerini biliyorum ve yaptıkları çalışmaların da takdir edilecek nitelikte olduğunu görüyorum. Ama bu krizin yönetilmesinde de WordPress kullanıcılarına bilgi geçmekte birinci derecede “sorumlu” merci olduklarını da düşünmeden edemiyorum.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Network’ünüzü LinkedIn ile Genişletin.

network, iş arama, iletişim, pazarlama No Comments »

Hayatta herkesin bir şekilde network’e ihtiyacı var. Ve en güzel network’ün tanıdığınız dostlarınız olduğunu düşünüyorum. Güven duyduğunuz dostlarınız. Bu yazıyı yazmama sebep olan, bu akşam Mavi Iletişim Grubu, Hiperaktif Internet Ajans Başkan Yardımcısı Cem Sümer ile uzun bir aradan sonra tekrardan bir araya gelişimiz oldu. Muhabbetimiz, Mavi Iletişim’in Mecidiyeköy’deki muhteşem roof-top manzarasında bir araya geldiğimiz “Italian Night” sayesinde oldu. Sohbet sohbeti açtı ve konu kısa bir süre sanal network’e geldi. Bende size severek kullandığım LinkedIn’den bahsetmek istiyorum biraz…

LinkedIn kullanıyor musunuz?

Profesyonel bir network kurmak istiyorsanız, LinkedIn sizin için en iyi araçlardan bir tanesi olabilir. Aslında ortalıkta birçok “social networking” sitesi bulunuyor. Facebook ve Myspace de bunlardan birkaçı. Ama profesyonel anlamda kullanılanların başında LinkedIn geliyor. Networking “sanal alemde olurmuymuş canım” demeyin! 21. yüzyıldasınız. Istanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanlar yada hayatı dünyanın dört bir ucunda yaşayarak geçenler için biçilmiş kaftan! Kontaklarınızı koruyabileceğiniz, tanıdığınız ama sıklıkla görme fırsatı bulamadığınız dostlarınızın sizi hatırlamasını sağlayacak harika bir platform.

Doğrusu birkaç sene önce social networking siteleri üzerinde çok fazla durmuyordum. Ama zamanla bu networking’in ne kadar başarılı bir araç olarak kullanılabileceğini gördüm.

Işte sizlerin de LinkedIn kullanması için 5 sebep:
(LinkedIn’in nasıl işlediğini az çok bildiğinizi varsayıyorum. Bilmeyenler, siteye girip detaylı bilgi alabilirler.)

1- Artık ‘eski nesil yönetici” devri kapandı! (diye ümid ediyoruz!) Teknolojiden anlayan, kendi alanında gelişmeleri takip eden, yenilikçi bir yönetici ile çalışmak istiyorsanız, sizinle ilgili bilgileri web’de araştıracağına emin olabilirsiniz. LinkedIn kendinizi ve yeteneklerinizi profesyonel bir ortamda profesyonellere tanıtacağınız mükemmel bir platform. Aynı şekilde, görüşmeye veya toplantıya gideceğiniz şirket yöneticisi hakkında bilgi bulabilirsiniz.

2- LinkedIn kullanırken önemli olan gerçekten çok iyi tanıdığınız kişilerle bağlantı kuruyor olmanız. Eğer tanımadığınız kişilerle bağlantı kurmaya çalışırsanız, reddedilme olasılığınız %99 civarı. Oysa, bazı social networking platformları ( Türk Blog Yazarları gibi) kişiyi tanısanız da tanımasanızda bağlantı kurmanıza izin vermekte. Çünkü bu platformun amaçlarından biri de yazarlar arasında bir kaynaşma ve dostluk bağı kurmak.

3- Network’ünüze bağlantı yapan kişilerin kalitesi, sizin imajınızı da etkileyecektir. Dolayısıyla, sadece network oluşturmuş olmak için önünüze gelene bağlantı teklifinde bulunmak yada size yollanan her bağlantıyı kabu etmektense, seçici olmaya özen gösterin. Iyi tanıdığınız kişilere yer vermeyi tercih edin. Networkünüz ne kadar çok olursa o kadar iyi. Ama kalitesine önem verin.

4- Iş ararken, bu networkünüzü kullanabileceğiniz aşikar. Ama işin güzel yanı, network’ünüzde bulunan her kişinin network’ünü de görme imkanınız var. Diyelim X Ajansından Ali’yi tanıyorsunuz. Ve Ali’de Y Ajansından Veli’yi tanıyor. Eğer iş görüşmesine gidiyor yada yeni bir müşteri kapmak istiyorsanız, Ali’ye sizi Veli ile tanıştırmasını rica edebilirsiniz. Böylece işe 1-0 önde başlamış olursunuz.

5- LinkedIn’de bir profilinizin olması, sizinle kontağa geçmek isteyen dostlarınızın sizi daha rahat bulmasını sağlar.

Durmayın. LinkedIn’e bağlanın! Networkünüzü yaratın. Organize edin, kendinizi her zaman hatırlanır kılın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Reklamcı Olmak İçin 5 neden

kariyer No Comments »

MediaCat dergisi Ağustos sayısında ‘ Küçük bir ajansta reklamcılık yapmak için 5 nedenbaşlıklı bir haber hazırlamış. Bu haberde verilen sebepleri okuduğum zaman şu aralar Amerika’daki yeni gençliğin ‘biz farklıyız’ mesajları kulağımda yankılanır gibi oldu. Amerikalı yeni gençlik, kendinden önceki kuşak gibi bir çalışma düzeni istemediğini haykırıyor bu aralar. Yani çok çalışmak değil, hem çalışıp hem özel hayata sahip olmak olgusu ön planda. İş mi aile mi diye sorulduğunda ilk önce aile sonra iş demekte… Amerikalı yeni gençlik bana kalırsa Amerika’yı yeniden keşfediyor. Ben insanların isteklerinin benzer ama genelde amaçlarına ulaşma yöntemlerinin farklı olduğunu düşünüyorum bu konuda.

İşte MediaCat dergisinin haberinde küçük bir ajansta çalışmak için verilen 5 neden:

1- Özgürlük
2- Aile
3- Hayaller
4- Umut
5- Cesaret

Siz de bu nedenlerle bir bağ kuruyorsanız, belki de iş yerinizdeki ortamın tanımını yaptınız demektir…


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Yeteneklerinize Odaklanın

yönetim, kariyer, Psikoloji No Comments »

Hepimiz bir şekilde zayıf olduğumuz noktalarda kendimizi geliştirmeyi isteriz. Zaman zaman kendimizi yer bitiririz. Neden zayıf olduğumuz bir noktamız istediğimiz kadar kuvvetli bir noktamız haline dönüşmüyor diye…

Pozitif Psikoloji ile son zamanlarda oldukça ilgilenmeye başladım. Özellikle bu akımı başlatan ve yayılmasına neden olan University of Penn profesörlerinden Martin Seligman’ın kitapları ve çalışmaları üzerinde kafa yoruyorum. Martin Seligman hayatta verimlilık, başarı ve mutluluk gibi olguları anlamamızı sağlayan kısıma pozitif psikoloji adını vermiş.

Bu çalışmalardan bir tanesi ise başarılı olmak için kuvvetli olduğunuza inandığınız yönlerinizi ve yeteneklerinizi daha çok kullanıyor ve geliştiriyor olmanız gerektiğidir. Oysa yöneticiler genellikle çalışanların zayıf olduğu konularda kendilerini geliştirmelerini sağlamaya çalışır. İnsan Kaynakları uzmanları geliştirilmesi gereken alanlarda eğitim programları düzenler. Yani yeteneğimizin fazla olmadığı alanlarda güçlenmek için akıntıya kürek çekmeye çalışmak gibi bir şey bu. Ya da resim yapmaya yeteneği olmayan bir kişiye yağlı boya resim yaptırmak istemek gibi…

Geçenlerde çok yetenekli bir genç bana ‘geliştirmem gereken alanlar nelerdir?’ diye sordu. Kendisinin yeteri kadar başarılı olmadığına inanıyordu. Oysa gelecek vaad eden, tutkulu, enerji dolu, bilgili ve kapasitesi yüksek bir gençti. Tek yapması gereken daha fazla tecrübe sahibi olmaktı. Buda ancak zamanla mümkündü.

Bana kalırsa kişinin başarılı olmak istediği alanda eğitim ve bilgi eksiği varsa, bu açığı kapatmasının en önemli yolu okumak, eğitim almak ve öğrenmekten geçer. Daha sonra bu öğrendiklerini uygulamaya koymadaki başarısı onu kariyerinde daha yüksek noktalara ulaştıracaktır.

Güçlü yanlarınızın ne olduğunu bilmiyorsanız ve öğrenmek isterseniz, ekteki VIA Signature Strengths Questionnaire size bu konuda yardımcı olacaktır. 240 soruluk bir test ama yaklaşık 15-20 dakikadan fazla zamanınızı almayacaktır. Kısaca insanın güçlü yanlarını anlaması için ‘Hayatta beni ne heyecanlandırır?’ sorusuna verilen cevabın önemli olduğunu söylüyor Seligman.

İş yerinizde yetenekli olduğunuz konularda her gün biraz daha fazla işler yapmayı deneyin. Ama bu yaptıklarınızın birbirinin aynısı değil sizi her gün biraz daha limitlerinizi zorlamaya teşvik edecek nitelikte olmasına önem verin.

Zayıf olduğunuzu düşündüğünüz yönlerinizi geliştirme çabasının olumlu olacağı muhakkak ama bu konularda kendinizi yiyip bitirmek yerine, kendinize fazla hoşlanmadığınız bu konularda daha yavaş hareket ettiğiniz için kızmamayı deneyin. Bir sene boyunca yeteneğiniz olan konularda daha çok çalışın. Sene sonunda neler hissettiğinizi düşünün ve nasıl gelişme gösterdiğinize bakın. Fark göreceğinize inanıyorum.

Bana kalırsa, bu metod bir alanda uzmanlaşmanıza da yardımcı olacağından, yükselen bir başarı grafiği çizmenize katkıda bulunacaktır.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Şık Giyim Terfi Getiriyor

kariyer No Comments »

AkStyle dergisi Ağustos sayısında ‘Şık Giyim Terfi Getiriyor’ diyor. Nilüfer Gözütok’un hazırladığı haber aşağıdaki gibi:

‘Araştırmalara göre giyinmek sadece kişilerin kendilerini iyi hissetmelerini sağlamıyor; sosyal ortamlarda farkındalık, iş yaşamında ise başarı getiriyor. İnsan Kaynakları uzmanları, danışmanlar ve yöneticiler her zaman eşit yetkinlikteki çalışanlara göre daha avantajlı olduklarını söylüyorlar. Terfi edilecek aynı yetenekteki iki kişi arasından şık giyineni tercih edeceklerini belirtiyorlar. Bazı araştırmalar da iyi giyinenlerin daha yüksek ücretlendirildiklerini ortaya koyuyor.’

Araştırmalar böyle gösteriyorsa kulak vermekte fayda var. Her ne kadar istisnalar kaideyi bozmasa da giyim tarzınız biraz da hayattaki duruşunuzu ifade ediyor olduğundan etkisi yadsınamaz.

Yine aynı habere göre DuPont Lycra’nın 2000 yılında yaptırdığı bir araştırma insanların pek çoğunun giyimle benlikleri arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Bu araştırmada giyinmenin sosyal ortamlarda farkındalık ve iş yaşamında başarı getirdiği ortaya konuyor.

Office Team adlı şirketin yaptığı araştırmaya katılan yöneticilerin %90’ından fazlası, kişinin giyim tarzının terfi şansını etkilediğini düşünüyor. Yöneticilerin üçte biri, çalışanların iş ortmına uygun giyinmelerinin, mesleki kariyerleri için önemli rol oynadığına inanıyor. (Daha kuvvetli bir üçte ikilik kısım demek ki bunun aksini düşünüyor!)

Uzmanlar işyerinde ‘sahip olunan değil, sahip olmak istenilen işe göre giyinmeyi’ öneriyor.

Yapılan farklı bir araştırmada çarpıcı olduğunu düşündüğüm diğer bir noktada ‘kariyer geliştirmede imaj ve göze çarparlığın yetenek ve becerilerden 9 kat daha fazla işe yaradığını ortaya koyuyor’ olması.

Fortune Yönetici Ortağı Ayşen Arıduru’nun bu röportajında yaptığı yorum şöyle: ‘İşe uygun giyinmek ile kendine güven arasında önemli bir bağ var. Şıklık kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar. Dolayısıyla kişinin yaratıcılığı artar.’

Konuya ilgi gösterenlerin Ağustos ayının Capital dergisini mutlaka alıp okumalarını tavsiye ederim.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Türkler Basın Bülteni Hazırlamayı Bilmiyorsa, İşte Size Kariyer İmkanı!

iletişim No Comments »

MediaThink Online yazarlarından Gülay Koç, email kutusuna günde 500 basın bülteni düştüğünü söylüyor. WOW! Günde 500 basın bülteni alan bir gazeteci’nin elbette bu bültenlerin hepsini okuyor olduğunu düşünmemiz herhalde saçma olurdu. Aralarından, gözüne çarpanı ve belki de az buçuk ilgi alanına giren bir haber bültenini seçip okuyor olması çok doğal. Bültenlerin bu kadar kötü olduğunu da söylemesi ilginç: PR ajanslarının ne kadar yetersiz ve şirketlerde bu işleri yapanlarında ne kadar sıradan olduğuna işaret eder gibi…Bir gazeteciden böyle bir eleştiri geldiğine göre, doğru bir izlenimi ve yorumu olduğuna inanıyorum. Peki, bir konuda yada bir sektörde uzmanlaşamayan gazetecilere ne demeli? Acaba email kutularına her telden basın bülteni düşüyor olmasının önemli sebeplerinden bir tanesi de bu değil mi?

MediaThink Online’da yer alan bu haberin Halkla İlişkiler alanında kariyer yapmak isteyenler için önemli olduğuna inandığım birkaç değeri var.

Türkiye’de gazeteciliğin içler acısı olduğu gerçeği:
Bugün muhteşem haber değeri olan bir basın bülteni dahi yazıyor olsanız, haberiniz gazete sayfaları içerisinde küçük bir yer belki alır. Çünkü ana sayfalarda çıkan çıplak kadın resimleri, mankenlerin o gün kiminle nerede gözüktükleri çok daha fazla önem arz ediyor! O sebeple, gerçek haber ara sayfalarda yer almak durumunda kalıyor. Gazeteci olmayı düşünen yeni adaylara, sadece haber peşinde koşmanın yanısıra “sektörlerinde neyi değiştirmek istediklerini” de düşünmelerini, bu konuda bir vizyon sahibi olmalarını öneririm. Sadece bir gazeteci değil aynı zamanda bir yönetici gibi düşünüp hareket edebilmek sağlam bir kariyer yolculuğu yapmanızı sağlar.

Halkla İlişkiler alanında kariyer yapmayı planlayan yeni mezunların, mezun olduktan hemen sonra PR ajanslarında işe başlamalarının ne kadar iyi bir adım olduğunu iyi değerlendirmelerini öneririm. İlk önce şirketlerin nasıl çalıştığını anlamanız, uygulanan projeleri ve çalışma tarzlarını görmeniz size çok şey kazandıracaktır. Birkaç sene de olsa, ilk önce farklı bir sektörde iş bulmayı denemenizde fayda olduğuna inanıyorum.

Türkiye’de iyi sayılabilecek PR ajansları ortalama 20-30 kişilik ekiplerden oluşuyor. Bunlar “minicik” şirketler! Elbette alanlarında sahip oldukları tecrübe ve know-how çok değerli. Ancak müşterilerinin arasında 5-10 bin kişilik üstelik üretim yapan şirketlerinde olduğunu düşündüğünüzde, bu şirketlerin çalışma kültürleri içerisinde kavrulmuş ve iş deneyimi elde etmiş bir kişi olduğunuzda, tecrübelerinizin eşsiz olacağına inanıyorum. Bu noktadan sonra ajanslarda çalışmanız sizin değerinizi artıracaktır.

Halkla ilişkilerden mezun olmak bu alanda başarılı bir kariyere sahip olmak için yeterli değil. Bir ilgi alanınızın olması ve belli bir konu üzerine eğiliyor olmanız kariyeriniz açısından faydalı olacaktır. İşiniz gereği “meraklı” bir tip olmanız kaçınılmaz. Dolayısıyla, her telden çalabilmeniz size avantaj kazandıracaktır. Ama kariyerinizde yükselebilmeniz, belli bir konuda uzmanlaşmanızı gerekli kılacaktır.

Basın bülteni yazmayı bilmeyen halkla ilişkiler uzmanı olmayın! 5 yıl boyunca bu işi yapıyor olup, tek bir basın bülteni hazırlamamış olan vasat çalışanlardan olmayın. Bir şirkette çalışıyorsanız, ajanslarla çalışıyor olmanız her işinizi onlara paslamanız anlamına gelmiyor. Basın bülteni yazmakta uzmanlaştığınız zaman denetleme ve yön verme görevini üstlenmeyi deneyin. Böylece Gülay Koç’un dediği gibi basın bülteni yazmaktan aciz halkla ilişkiler uzmanı olmaktan kurtulmuş olur, yaptığınız çalışmaların ses getiriyor olmalarını sağlarsınız.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Kariyer Peşinde

kariyer No Comments »

Yazar: Asım Aslan, Ekonomist Dergisi Yazı İşleri Müdürü

Yazar Turgut Uyar ‘kariyer’ için şöyle diyor “İdealizmin zamanla kariyerizme dönüşmesi çağımızın en büyük dramlarından biridir.” Bir sanatçıda kariyer’in yaptığı çağrışım bu.Profesyonel iş hayatında ise başka bir anlam buluyor kariyerizm. Yükselmek, yükselmek, daha yükselmek.Sözlük anlamıyla, ‘Bir mesleği en üst düzeyde ve en iyi şekilde yapmak’tan çoğu zaman soyutlanarak ve salt ‘mesleki zirve’ olarak algılanabiliyor. ‘Ora’ya nasıl çıkıldığı veya çıkılması gerektiğinin her zaman anlamı olmayabiliyor. Önemli olan bir an önce ‘ora’ya çıkmaktır.

Aramızdaki fark
Bu yüzdendir ki, hem dünyada hem de Türkiye’de yılda onlarca ‘kariyer’ ya da adına ‘kişisel gelişim forumu’ da denen toplantılar konferanslar gerçekleştiriliyor. Pek çoğuna, kitapları dünyada best seller olmuş ünlü gurular konuşmacı olarak geliyor. Bu konferanslara yabana atılmayacak kadar yüksek bir ilgi olmasının nedeni, zirve tırmanışı için ‘elverişli’ taktikleri öğrenmek.
Herkesin bu toplantılardan beklentisi tek. “Kariyer basamaklarını nasıl hızlı çıkarım?” Bulabiliyorlar mı bu sorunun yanıtını? Hem evet, hem de hayır.Teorik olarak eminim çok şey katıyordur bu konferanslar kendilerine. Fakat Türkiye gerçeği ile ne kadar örtüşüyor, ya da uygulama alanı buluyor? Tartışmalı bir konu. Sanayi geçmişleri 200 yıl öncesine dayanan toplumlardan, bu altyapı üzerinde yükselen finansal piyasalardan ve bu piyasaların deneyimlerinden söz ediyoruz. Konuşmacıların büyük kısmı Batı’dan geldiğine göre…

Türkiye de hedefte
Bizim ise sanayimiz henüz çok genç. En büyük sanayi şirketlerimiz bile AB ve ABD kıstaslarına göre birer KOBİ. Üstelik tamamı birer aile şirketi kimliğinde. Dolayısıyla bu yapıların istihdama, insan kaynağına, çalışanların geleceklerine yönelik beklentilerine tatmin edici ve motive edici bir yaklaşım sergilediklerini söyleyemiyoruz.Yeni yeni başlıyor bunlar Türkiye’de. Gerçi nitelikli iş güçlerini yurtdışına ya da içerideki yabancı şirketlere kaptırmasalar yine umurlarında olmazdı. Fakat artık üretimde ve hizmette olduğu gibi istihdamda da dışa açık bir rekabetle karşı karşıyalar. İyiler bulunup avuçlarından alınıveriyor. Bugün Batı’nın en etkin ‘head hunter’ları (beyin avcısı) artık herhangi bir pozisyon için yola çıktıklarında Türkiye’yi de tarıyorlar.

Alınacak yolumuz var
Çünkü Türkiye, birçok yabancı şirket için üst düzey yönetici açısından özellikle belli başlı sektörlerde tam bir cankurtaran görevi görüyor. Bilişim teknolojileri, ilaç, turizm ve hizmet bunların başında geliyor.
Bugün Türkiye’ye adım atmış bu sektörden şirketlerin hemen hemen tümünün yurtdışı operasyonlarında mutlaka üst düzeyde bir Türk yönetici bulabilirsiniz. Buraya gelenlerin önemli bir kısmı için Türkiye, profesyonel yönetici açısından adeta bir vaha.Özellikle de bu coğrafyadaki yapılarını, yani Ortadoğu ve Türk cumhuriyetlerine yönelik bir hazırlık içinde bulunanlar için bu geçerli.Tabii istihdamdaki dışa açılma Türk şirketlerinde de belli bir noktaya getirmiş bulunuyor. İnsan kaynaklarına daha çok önem veren, çalışanların kişisel ve mesleki gelişimlerinin önünü açan yaklaşımları benimseyen sanayi ve hizmet şirketlerinin sayısı her geçen gün artıyor. Örneğin bankacılık sektöründe bu süreçlerin çok daha hızlı ilerlediğini ve yönetsel açıdan dünyanın önde gelen yapılarına yaklaşıldığını söylemek gerekiyor.

Yine de daha alınacak çok yol var.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Steve Jobs ve Stanford Üniversitesi Mezuniyet Töreni Konuşması

kariyer 6 Comments »

1985 yılında Apple Inc. şirketinden kovulan, bugün aynı şirketin CEO’su olan Steve Jobs’ın, Stanford üniversitesi mezunlarına yaptığı konuşma ekteki video’da yer almaktadır. Hayat, kariyer, seçimler, azim ve kararlılık konusunda çok öğretici olduğuna inandığım bu konuşmayı tekrar tekrar dinlemenizi isterim.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share