Hız, İvedilik ve Sorumluluk Taşımayı Bilmek, Kariyer Başarısı Demektir

iş görüşmesi, iş arama, yönetim, kariyer, CV 2 Comments »

Üst düzey yöneticilerin iş ve yaşam dergisi olan CEO’s Eylül sayısında Coca Cola’nın İcra Kurulu Başkanı Muhtar Kent ile bir söyleşi yapmış. Bu söyleşi de Kent, kariyer yolculuğunda başarıyı getiren bazı faktörlerin altını çizmiş. Önemli olduğuna inandığım bir konuda aşağıdaki sözlerinde ifade buluyor: 

 Hız, ivedilik, sorumluluk taşıma (speed, urgency, accountability), yeni bir şeyin arkasında durmak, kötünün de arkasında durabilmek çok önemli iş hayatında. İyinin arkasında herkes durabiliyor, iyiyi herkes destekleyebiliyor. 

Hayatı şöyle görüyorum; başarı, inişleri ve çıkışları olan bir serüven ve inişler de çıkışlar kadar önemli. Kariyer konusunda konuşma yaptığım zamanlarda şirket içinde veya şirket dışında herkese bunu söylüyorum. Ben hiçbir zaman kalıcı başarının hikayesini her zaman çıkışta olan bir şey olarak görmedim. Hayatımda böyle bir hikaye olmadı daha. Politikada da, iş hayatında da, eğlence dünyasında da bu böyle. İnişlerden çok fazla şey öğreniyorsunuz. İnişler size çıkışlarda ivme katıyor.’ 

Tutarlılık başarının önşartı.
Kent’in ifade ettiği kötünün de arkasında durabilmenin ‘sağlam bir karakter’ sahibi olmakla alakalı olduğuna inanıyorum. Sağlam bir karakter, yanar döner düşünce ve hareketlerden uzak, bugün bir şey söyleyip yarın farklı bir yön çizmemeyi gerektiriyor. Tutarlılık başarının ön şartı. 

Coca Cola’da çalışmak isteyenlere duyrulur!
Birlikte çalıştığınız kişileri nasıl seçiyorsunuz sorusuna Kent’in cevabı şöyle: ‘Şirket dışından birini alıyorsam; önce düşünce ve kafa yapısı, kimya ve stiline bakıyorum. Bu otobüs de iyi bir yolculuk yapabilir mi bu insan, ona dikkat ediyorum. Sonrasında özgeçmişine bakıp, katiyen uzatmadan hızlı bir şekilde karar veriyorum. 

CV hazırlamanın önemi
Coca Cola’nın CEO’su Kent’in de dediği gibi iş görüşmesine çağrıldığınızda CV’inizde yazılı olanlar her ne kadar önemli olsa da yetenek ve kişiliğinizin kuruma ve pozisyona uygunluğuna bakılıyor. Bu yüzden CV hazırlarken yaşam hikayenizi yazmanız size fayda sağlamayacaktır. Bulunduğunuz pozisyonda ne yaptığınızı en ince detayına kadar anlatmanız da gereksiz. Yapılan işin kısa tanımı ve varsa elde edilen soyut/somut sonuçlar CV’nizin can damarını oluşturur.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Başarı ve İnanılmaz Yoğunum Sendromu

değişim, yönetim, kariyer 3 Comments »

Başarılı insanların çok çalıştığı ve dolayısıyla çok meşgul olduğu düşüncesi, kariyerinde fazla bir yerlere henüz varmamış ama o özendiği “meşgul insanlar” gibi olmak isteyenlerin gözde sözcükleri arasında yer alıyor.

Çok yoğun olmak gerçekten başarılı insanların birer özelliği. Ne var ki başarılı insanların yoğunluğu yaptıkları işlerde üretkenlik ve kendilerine artı değer kazandıracak şekilde oluşuyor. Yoğun gözükerek “başarılı insan imajı” vermeye çalışanlar genelde meşguliyetlerinin sonucu bir üretkenlik sağlamayamıyorlar…

“Başarılıyım” imajı yaratmaya çalışanların göz önünde bulundurmadıkları konuların başında başarılı insanların “yapacak daha az” işleri olduğudur. Pozisyonunuzda yukarı doğru ilerlemeye başladığınızda, zamanınızın çoğunu iş imkanları yaratarak ve bu ürettiğiniz fikirleri hayata geçirecek takımı yönlendirerek geçirirsiniz. Bu da aslında büyük bir geçiş dönemini de beraberinde getirir.

Genelde bir alanda yükselebilmek için o alanda başarılı olduğumuzu kanıtlıyor olmamız gerekir. Bu da “hands-on” dediğimiz yani işleri bizzat kendimizin yapıyor olması anlamına gelir. Yaptığımız işler daha “operasyonel” boyuttadır. Kariyerimizde yükselmeye başladığımızda daha fazla stratejik roller almaya başlar, şirket politikaları içerisinde daha fazla bulunmak ve şirket paydaşlarıyla daha fazla etkileşim içerisinde bulunmamız söz konusu olur. Bu da “hands-on” işleri daha artan oranlarda devir etmemiz anlamına gelir. Zor olan, artık insanları etkilemek ve etkileşim içerisinde olan bir role doğru kayıyor olmak. Kendi alanınız dışında iş yapan insalarla konuşabiliyor olmak. Kontrol etkimizin daha az ve bilinmeyenlerin daha fazla olduğu bir atmosferde nefes almaya çalışmak gibi birşey…

İşte bu yüzden, başarılı insanlar “çok yoğunum” fasafiso laflarıyla insanları etkilemeye çalışmanın anlamsız olduğunu bilir. Onlar bilirler ki insanlarla daha fazla etkileşim içerisinde bulunmak, her gün operasyonel işler içerisinde kaybolmaktan daha önemlidir.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Bir Şirkette En Fazla Kaç Yıl Kalmalı?

kariyer 1 Comment »

Capital dergisinin Eylül sayısında küçük bir haber yer aldı. Konu, bir şirkette kaç yıl çalıştıktan sonra ayrılmak gerektiği ile ilgiliydi. Habere göre, her seviyeden çalışanın merak ettiği bir konuy bu. Haberi hazırlayan Capital Genel Yayın Yönetmeni Rauf Ateş’e göre rakam 8-10 yıl arası.

The Wall Street Journal yazarlarından Erin White’ın yaptığı bir çalışma bulguları ilginç:

*Bir iş yerinde en az 2 yıl kalmalısınız. Üst düzey yöneticiler 2 yıldan aşağı bir pozisyonda kalmamalı. Bir yıl kesinlikle çok kısa bir süre.

*Insan Kaynakları yöneticileri sürekli 2 yılda bir iş değiştiren kişiliklerden hoşlanmıyorlar.

*Gençken sık iş değiştirmek daha kabul edilir bir durumken, yaş ilerledikçe bu durum daha kabul edilemez bir hal alıyor.

*Bir iş yerinde 10 yıldan fazla kalmak tehlike çanları çaldırıyor. Kişinin şirketle çok fazla özdeşleştiği ve yeteneklerini geliştirmek için fazla bir çabası olmadığı algısını doğuruyor. Aynı zamanda kişinin adaptasyonunun esnek olmayacağı endişesini de beraberinde getiriyor.

Benim kişisel görüşüm şöyle: mezuniyetin arkasından yeni işe girmişseniz, bir iki sene aynı şirkette çalışmak ve sonra değiştirmek ideal. Mezuniyetin arkasından aynı şirket içinde 10-15 yıl kalmanız kariyeriniz açısından pek yararlı değil.

Eğer belli bir uzmanlığınız oluşmaya başladıysa, aynı pozisyonda 5 yıl ideal. Ancak 8 yıldan fazla aynı işte kalmak her iki taraf içinde zararlı olabilir.

İş değiştirmek bana kalırsa cesaret gerektirir. Herkesin harcı değildir. Kariyerinizi daha da ilerletmek adına her 5-8 yılda bir yapacağınız değişimler, yenilikten kaçmadığınızı, konfor alanınızın dışına çıkabilediğinizi ve daha fazla sorumluluk almaktan kaçmadığınızı gösterir.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Başarılı Bir Kariyer Bizans Oyunları Gerektirir mi?

yönetim, kariyer 2 Comments »

Geçenlerde “kariyer ve bu uğurda savaş verenler” konulu bir mesaj düştü elime. Mesaj kişinin kariyer uğruna savaş veren insanlardan ne kadar bıktığı, yükselebilmek için bizans oyunlarına başvuranları ne kadar komik bulduğu ve savaşmadan da başarının elde edilebileceği yönündeydi. Sonuç olarak da geldiği nokta şuydu: “keşke herkes iyi niyetli olsa ve birbirinin kuyusunu kazmadan da başarılı ve daha mutlu bir dünya elde edilebileceğini anlasa…”

Eğer sizde “keşke” düşünceleriyle kariyerinizde başarılı olabileceğinizi düşünüyorsanız, bu yazıyı okumanızda fayda var.

Kelimelerin Gücü
Orta okul’a başladığımda birşeyi fark ettim. Hani o “farkındalık” anları olur da çocuk olduğunuz için henüz “farkındalık” kelimesinin anlamını bilemezsiniz ve şaşkınlık içerisinde ne olduğunu anlamaya çalışırsınız ya…işte o anlardan biriydi benim içinde.

Bir gün odamda oturmuş gazete ve televizyonlarda ki tartışmalar üzerine düşünürken “kelimeler” dedim kendi kendime. “Kelimeler ne kadar önemli hayatta. Bir kelime bile hayatımızın yönünü değiştirecek kadar kuvvetli.” Bu uyanış benim için çok önemliydi. Ne var ki uyanışım “yanlış kullanılan kelimelerin insana getirebileceği darbeler üzerine” olduğundan hafif bir korkuyu da beraberinde getirmişti.” Bu uyanış ve korku, bilgi sahibi olmanın gerekliliğini anlamamı sağladı. O zamanlar kelimelerin, iş hayatımın en önemli parçalarından biri olacağını henüz bilmiyordum elbet.

Kelimeleri nasıl kullandığımız önemli. Örneğin “savaş” kelimesinin çağrıştırdığı anlam genelde “negatif” olduğundan kariyer elde etmek için savaş vermek elbette “kulağa hoş gelmiyor.” Ama hayat mücadelesi, hayat çabası, hayat endişesi gibi kelimeler anlamda daha “yumuşak” bir ifadeyi belirttiğinden daha “pozitif” bir algı uyandırıyor.

En büyük çabamız daha iyi bir yaşam çabamızdır
Hayatta hepimizin benzer bir çabası, arzusu ve isteği var. O da iyi bir hayat yaşayabilmek. Bu arzuyu elde edebilmenin çok çeşitli yolları var. Her kişi de kendi kişiliği ve karakteriyle uyumlu, durum ve şartlarıyla örtüşen bir yöntemi kendine seçiyor.

Eğer herkesin “ideal kıvamda olması” özlemiyle yanıp tutuşuyorsanız, böylece kimsenin savaşmasına gerek kalmazdı diyorsanız sizin ne hayatta nede kariyerinizde fazla bir başarı göstermeniz pek de mümkün olmayabilir. Çünkü bu dünya çesitlilik ve farklılıklar üzerine kurulu. Hayatta ve kariyerinde başarılı olan insanlar bu farklılıkları ve çeşitlilikleri gören ve kabul edebilenlerdir. Çünkü ancak o zaman durum analizi yapabilir, hareket yönünüze karar verebilirsiniz. Sizi siz yapan da hayattaki bu seçimlerinizdir.

Aynılığın sürekliliği insan doğasına aykırı
İnsan doğası “aynılığı” sevmiyor. Bu yüzden de sürekli bir gelişim, değişim ve yenilenme içerisindeyiz. Bazen benzer kişilikler birbiriyle geçinemezler. Çünkü ikiside baskın kişiliklerse, aynı şeylere sahip olmak isteyeceğinden bir çatışma çıkması olası. Eğer ikisi de “rahat” kişiliklerse, o zaman da bir işin yapılması için gereken aksiyonun alınmaması söz konusu. Yani farklı insanlara, düşüncelere ve yaradılışlara ihtiyacımız var.
 

Sorun beklentilerimizde olabilir mi? Her insanın farklı bir beklentisi var. Sizin beklentinizle karşınızdaki kişinin beklentileri farklılaştıkça, düşünce ve aksiyonlarınız da farklı olacağından, karşınızdakini algılayışınız da değişmeye başlar. Kendi değerlerinizin karşınızdaki kişide de olmasını istersiniz. Bulamayınca da “neden savaşıyorlar ki” dersiniz. Halbuki hepimiz hayatta istediğimiz şeyleri elde edebilmek için kendi bildiğimiz şekilde bir “çaba” sarfediyoruz!

Bizans oyunları ebette hoş değil. Kötü niyetli hareket eden insanlar her yerde her ortamda var. Bana kalırsa, özellikle Türkiye gibi henüz herkesin eşit haklardan ve olanaklardan yararlanamadığı bir ülkede ortamlar biraz daha çetin olabiliyor.

Eskiden “insanların kuyusunu kazmaya çalışan”lara anlam veremezdim. Böyle nasıl hareket edilebilir di? Hangi “kültürlü insan” böyle komik işlere yeltenebilir di? Hayat ve zaman bana gösterdi ki, kötü niyetin yada davranışın ne kültürle ne eğitimle nede başka birşeyle ilgisi var. Iyi niyet nasıl varsa, kötü niyet de var. Hepimizde var. Sadece birbirimizden farklı zaman ve şartlar altında su üstüne çıkıyor. Hepsi bu.

İster inanın ister inanmayın istisnasız hepimizin bir bizans oyunu da var. Bu oyunlar, hayattan istediklerimizle, beklentilerimizle, değerlerimizle ve önceliklerimizle bağlantılı gelişiyor. Ve aslında farkında olsak da olmasak da, herkesin kendimiz gibi olması için de ayrıca bir dileğimiz de mevcut.

Ofis politikasından anlamıyorsanız, öğrenmeye başlayın
Kariyerinizde başarılı olabilmeniz için “ofis politikalarından” iyi anlamanız, en azından kıvırabiliyor düzeyde olmanız gerekiyor. Bazıları bu ofis politikalarını “yalan, dolan, kendi gibi olmamak, yapmacıklık, iki yüzlülük, hırs” gibi kelimelerle adlandırabiliyor. Dolayısıyla bu ofis politiklarıyla başa çıkmayı tercih etmiyorlar.  

Kariyerinizde başarılı olmak istiyorsanız, ofis dinamiklerini iyi anlıyor olmalısınız. Bu, belki biraz “yontulmamız” yani “çaba sarfetmemiz” anlamına geliyor. Şöyle ki, eğer projenizin hangi konusunun öncelikli olduğunu kestiremiyor ve hepsini aynı anda başarmak için “çaba” harcıyor ve bir sonuç elde edemiyorsanız, şirketinizin dinamiklerini sezemiyor olabilirsiniz.

Etrafınızdaki insanların niyet, beklenti ve kişiliklerini anlayamıyorsanız, yanlış kişilerin ayağına basabilirsiniz. Örneğin, kişiler hakkında dedikodunun dozunu kaçırmamak önemlidir. Çok sevdiğiniz, dürüst insan dediğiniz takım arkadaşınızın yöneticinizle bilmediğiniz bir ilişkisi olabilir. Sonuçta, bu da bir çeşit bizans oyunu. Bir çeşit “iyi hayat yaşama çabası”. Kime ne söylediğinizden öte “her zaman için iş yerinde neler konuştuğunuzadikkat edin.

Yanlışlıklar her zaman yapılabilir. Önemli olan yapılan yanlışı görebilmek ve düzeltebilme yöntemlerinizi geliştirebilmektir. Çünkü hatalar bir kereyle kalmayacaktır. Öğrenme olduğu sürece hata da olacaktır. İnsanlar da çeşit çeşit olduğuna gore, yöntemleriniz de çeşit çeşit olabilmeli.

Kısacası kariyer başarısı tıpkı hayat başarısı gibi bir “çaba” gerektirir. Bu çabaların başında ise farklılıkların olduğu bir toplumda yaşadığımızı kabul etmek ve bu farklılıklarla nasıl “başa çıkabileceğimizin” muhakemesini iyi yaparak, yöntemler geliştirebilmek geliyor.

Bunca sözden sonra “keşke her çaba iyi bir çaba” olsa demenin bir çözüm olmadığını söylememe gerek kalmıyor, değil mi?


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Finans Alanında Kariyer Yapmak Gönül İster

kariyer 13 Comments »

Yazar: Şeniz Tarımcan Schmiede, Omron Finans Direktörü

Matematik en zevkli derslerinizin başında mı geliyor? Aynı zamanda tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi sosyal derslerden de bir türlü vazgeçemiyor musunuz? O zaman hoş geldiniz finans-muhasebe dünyasına! Sizi bundan daha mutlu edecek bir kariyer az vardır!Finans-Muhasebe dünyası sayılarla içinizdeki matematikçiyi, insan doğasıyla iç içe olarak da sosyal yönünüzü tatmin eder. Kariyerinizi bu alanda ilerletmeyi seçtiyseniz, gidilecek 3 ayrı yön vardır.

>>ya borsa ve bankalar (benim tabirimle “gerçek finans”)
>>ya muhasebe
>>ya da finansal kontrolörlük

Benim tercihim, kariyer yolculuğumda attığım adımlarla daha da belirgin hale gelen Finansal Kontrolörlük’den yana oldu. Yola ilk çıktığımda, öğrenciyken staj yapmış olduğum ilk 6 büyük audit şirketinden ( o zamanlar 6 idi, şimdi 4!) birinde işe başladım. Burada 2,5 sene içerisinde çok hızlı bir öğrenme trendi yakaladım. Üniversitede ingilizcesini okuyup tutturmaya çalıştığımız bilânço ve gelir tablosunun önce hiç anlamadığım Türkçe versiyonlarının paramparça oluşunu, sonra ise tek tek her parçayı yeniden bir araya getirerek, tam resmi görebilmeyi öğrendim.

Gün geldi dünyaca saygınlık kazanmış şirketlerin muhasebe müdürlerine tavsiyeler verdim. Gün geldi o şirketlerden birinin genel müdüründen finans müdürlüğü görevi teklifini aldım. Bu teklif bana masanın “öbür tarafı”nda neler olduğunu görebilme imkanı verebilecek bir imkandı. Masanın “öbür tarafı” beni yeterince cezp etmiş olacak ki bir daha danışmanlık şirketinde çalışmayı düşünmedim. Yine de bu görev beni bir süre tatmin edebildi. Üniversite 3.senesinden itibaren Amerika’da okumayı hayal ederdim. Sonunda, bu hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim. Amerika’da finans üzerine master programlarından birine girebilmek için kolları sıvadım.

Niye Amerika?

Sanırım üniversitede hep Amerikan kitaplarından finans ve muhasebeyi öğretildiğim ve dolayısıyla, asıl kaynağın orası olduğunu düşünmemdi sebep. Doğrusu bir dolu para harcadım bu uğurda ama bir gün bile yaptığımdan pişman olmadım. Bu hayatı ikinci kez yaşasam yine giderim. Amerika tecrübesi olan bir kişi olarak gitmeyi düşünenlere birkaç öneride bulunmak isterim:

>>>Önce istediğiniz master programına karar verin.
>>>Sonra finansal durumunuza göre bir eğitim yeri seçin.
>>>Amerika maceranıza başlarken sadece derslerde öğretilerden değil, etrafınızda oluşacak uluslararası ortamdan da elinizden geldiğince faydalanın!

Unutmayın kuracağınız arkadaşlıklar bir ömür boyu olacak. Her zaman dünyanın dört bir ucunda yaşayan dostlarınıza kolayca ulaşıp, fikir danışabilecek ve farklı deneyimleri paylaşmaya devam edebileceksiniz. Bırakın kebap ve İskender’i geri döndüğünüzde yiyin, bunun yerine gidin sushi yiyin, Cheesecake Factory’i keşfedin!Türkiye’ye döndüğünüzde kendinizde yarattığınız değişikliklerin size kazandırdığı öz güvene siz bile inanamayacaksınız! Bu şekilde iş hayatına çok parlak bir dönüş yapmanız büyük olasılık!

Şu an yine yabancı bir şirkette finans direktörü olarak çalışıyorum. Ne fark etti derseniz, değişen dünya görüşümle ve aldığım eğitimle ne yaptığım hakkında çok daha bilgili ve rahat olduğumu söyleyebilirim. İşimle ilgili daha yüksek sorumluluklar artık korkutmuyor, ben bunu yapabilir miyim diye soru işareti bırakmıyor.

Son olarak söylemek istediğim hiç bir işe gerçekten sempati duymadan kesinlikle soyunmamanız. Unutmayın ki yapacağınız iş aslında çok kritik ve özveri gerektirici. Buna rağmen, çalışacağınız şirkette muhtemelen “ne yaptığınız ve niye mesai yaptığınız” kesinlikle anlaşılamayacaktır! Finans alanında çalışmaya gönül verirseniz, sizi yine sizinle aynı görevi yapanlardan başka anlayacak kişileri büyük olasılıkla bulamayacaksınız. Gün gelecek kraldan kralcı gibi görünen yaklaşımınız ve şirketin polisi rolüne bürünmenizle tepkiler alacaksınız. Işte bu yüzden, “neyi niçin yaptığınızı biliyor” ve “attığınız adımlara inanıyorsanız”, evinize gönül rahatlığıyla gidecek ve şirketinizin yönetimine riskleri gösterebildiğiniz için huzurla uyuyabileceksiniz…


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login