Günü Yakalamak (2)

değişim 1 Comment »

Birçok insan gibi gazetelerde de köşe yazarları aynı şeyden şikayet eder oldu.

Gün geçmiyor ki birileri bu teknolojinin başımıza açtığı dertlerden yakınmasın. Teknoloji geldi, mertlik bozuldu onlara göre. Teknoloji geldi, dostluk bitti hayatımızda. Ne fena şeymiş şu teknoloji meyerse…Ama şu koca Türkiye’de teknolojiden gerçekten anlayan “send/recieve” den başka fonksiyonlar kullanabilen kaçımız var acaba?

Örneğin Müşvik Kenter duygusal bir dille anlatmış hislerini. Şöyle diyor:

Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum! Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini? Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını? İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza? Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız? Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman? Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını? Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında? Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda? Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?”

Kenter her ne kadar tatlı anlatsa da birini öbürüne tercih ettiren bir düşünce tarzını benimsiyor. Oysa “Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor. Teknoloji, izini kaybettiğimiz dostlarla tekrardan buluşabilmemizi sağlıyor…Teknoloji insanları birbirne yaklaştırıyor. Teknoloji sevdiklerimizle daha hızlı haberleşmemizi sağlıyor.” Öyle değil mi?

Teknoloji insanlığımızı unuttuğumuz anlamına gelmiyor. Eğer zamanımızın çoğu bilgisayarın başında geçiyorsa, bu bizlerin seçimi olduğu içindir. Tıpkı hayatımızı hızlandırdığımız gibi. Hergün biraz daha fazla çalışıyoruz, rakiplerimiz önümüze geçmesin diye. Hergün daha çok okuyup öğreniyoruz, bilgimiz hep taze kalsın diye. Hergün daha başarılı işler yapmaya bakıyoruz, şirketimiz kazansın, biz manevi olarak tatmin olalım ama aynı zamanda daha iyi bir geleceğimiz olsun ki şu ihtişamlı hayattan geri kalmayalım diye. Homoekonomikus’da yer alan bir araştırma şöyle diyor:

Richard Layard Mutluluk isimli kitabında, Harvard’a yürütülen bir araştırmadan bahseder. Araştırmada öğrencilerden iki hayali dünyadan birini seçmeleri istenir. Birincisinde diğerleri ortalama yılda 25.000 $ kazanırken kendileri 50.000 $ kazanacaktır. İkincisinde kendileri 100.000 $ kazanacaktır ancak diğerlerinin kazancı ortalama 250.000 $’dır. Rasyonel bir birey ikincisini tercih eder, çünkü bu seçenekte durumu iki kat daha iyi hale gelmektedir. Araştırmada ise çoğunluk birinciyi seçmiştir. Yani eğer diğerlerinden daha üstün durumda olacaklarsa, daha fakir olmalarına rağmen mutlu olacaklardır.”

Görünen o ki “kıyaslama” hayatımızın belki de önemli bir parçası. Belki de bu yüzden “tatmin olmak, mutlu olmak” ulaşılması zor utopik bir hayat gibi gelebiliyor birçoklarına. Bu tatminsizlik de sürekli hayatı hızlandırmamıza, arkasından da kurduğumuz bu dünyadan şikayet etmemize sebep olmuyor mu dersiniz?

Ben Paulo Coelho ile aynı paraleldeyim bu konuda.

Like the Flowing River” isimli kitabında Coelho “Değirmende Bir Gün” isimli hikayesinde hayatını nasıl istediği gibi yönetebildiğinden bahsediyor. Yılın dört ayı ki bu genelde iş dünyasının içinde basımevleri ve gazetecilerle birlikte olduğu zaman, hayatı “insanların dolu dolu” bulunduğu ortamlarda geçiyor.

Diğer dört ay “Brazilya’ya gittiği” dönem. Bu zamanlarda “az insanla” yani eş, dost ile birlikte geçen, arada bir sosyal ortamlara girdiği günler…

Diğer dört ay ise “kimsenin olmadığı” zamanlar. Horoz sesleriyle uyandığı,koyunların ve ineklerin arasında yürüyüşe çıktığı ve “kim olduğunu hiç düşünmediği” günler…Hiç soru sormadığı, hiç cevabı olmadığı zamanlar…”Anı yaşadığım zamanlar” bunlar diyor Coelho. “Dünya ile ilgilenmediğim, tüm sohbetlerimin havadan sudan olduğu” zamanlar…

Bu köy evindeki odalardan birinde DSL bağlantılı bir bilgisayar bulur Coelho. Dünyaya bağlanmama direncine yenik düşerek kendini gazetelerin, olayların, isteklerin, taleplerin, yapılması gereken tüm işlerin yani sorumluluklarının içinde bulur. Birkaç saat aralıksız çalışır ve şöyle der: “Online olup çalışmaya başladım. Çünkü bu benim seçimim.” Kendi kendine sorar: “Aynı anda -hem köyde hem medeniyette- böylesine farklı iki dünya içerisinde nasıl olabilirim? Cevabını bilmiyorum ama bu iki dünyadan da çok haz aldığımı ve böyle bir hayatın içinde olmaktan mutluluk duyduğumu biliyorum” diyor.

Yaşadığımız hayat bizim seçimlerimizden oluşuyor. Bizler nasıl yaşamayı seçiyorsak o şekilde yaşıyoruz.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İş’te Psikoloji Konferansı

yönetim, Psikoloji No Comments »

Eğer vaktiniz varsa ve Istanbul’daysanız 11 Aralık Salı günü Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenecek olan İş’te Psikoloji konferansına katılmanızı tavsiye ederim. Ele alınan konular tipik konulardan çok farklı. Katılamayanlar için konferans arkası öğrendiklerimi sizlerle paylaşıyor olacağım. Ele alınacak konular şu şekilde:

Siyah Şapka Toplumu ve Prozac Reklamcılığı

Dayanıklılığın Psikolojisi ve Liderlik

Iktidar, Dayanışma ve Iş Hayatı

Yaratıcılığın Önündeki Engeller

Psikoloji ve Yönetici Koçluğu

Uygulamalı Felsefe: Pahalı Ödediğiniz Yanlışlar

İş Birimlerinde Performans Geliştirme

Gerçekçi Yönetişim: Yönetici/Liderlik Modeli

Türklerin Topluluk Psikolojisi Nasıl Analiz Edilir

İş Dünyasında Pozitif Psikoloji Uygulamaları

Yıldızlara Erişmek: Üstün Yeteneği Bulmak ve Yönetmek


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu

kariyer No Comments »

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu bölümümüzde önümüzdeki aylarda Turizm ve Otelcilik alanında kariyer yapmak isteyenlere tadını damağında bırakacak kadar muhteşem iki makale geliyor.

Ocak 2008: Didem Gürgam Gürsel, Holdiay Inn, Houston Satış ve Pazarlama Müdürü

Didem Gürgam Gürsel’in kariyer hikayesinin sizleri heyecanlandıracak ve cesaretlendirecek. Belki de biraz düşündürecek…herşeyi planlayarak mı hareket etmeli yoksa akışına mı bırakmalı dedirtecek. Risk almanın ve belki de bazen hayatı akışına bırakmanın güzelliğini ve tedirginliğini yaşatacak…

Şubat 2008: Feza Solaklar, Accor Hotels, Satış ve Pazarlama Direktörü


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Finansal Başarı Hedefe Odaklanmak Ister

finansal kazanç, kariyer 1 Comment »

Bazı araştırmalar, ABD’de %5 oranında bir kesimin finansal hedefleri olduğunu ortaya koymuş. Bu rakam Türkiye için ne haldedir bilemiyorum. Bildiğim şu:

Ekonomik gelişmenin özellikle son 5 yılda oldukça başarılı ilerliyor olması (her ne kadar tartışılır bir konu olsada). Ekonominin 2007 yılında da büyüme gösterecek olması (hedefler ne kadar ulaşılamayacak olsada). Kişi Başına Gelir rakamlarının her yıl artış gösteriyor olması. Ve tüm bunların aynı zamanda bir başka şeyin de göstergesi olduğu. Harcamaların…

Gelir seviyemiz arttıkça, harcamalarımız da artış gösteriyor. İnşaat sektörünün geçtiğimiz birkaç yılda ve gelecekteki birkaç yılda da ekonominin itici güçleri arasında olacağı biliniyor. Pıtırcık gibi her köşe başında dikilen bir konutun olması, tahmin ediyoruz ki bunları alacak bir potansiyelin de olduğuna işaret ediyor. “Gelişmekte Olan Ülke” konumunda olmamız, ekonomik ilerleme ile birlikte “yeni paraya kavuşmuş” bir toplumu ve “para harcamaya yatkın” henüz “herşeye aç” olduğumuzun da göstergesi. Batılı ülkeler ise ‘doymuş”. Dolayısıyla büyümeleri ya durmuş durumda yada negatif ilerleme gösteriyor. Bizler henüz yeni yeni birşeylere “rahatlıkla” sahip olabilen bir toplumuz. Bankacılık ve finansal sistemlerin gelişmesi artık 60 yaşında ev sahibi olmaktansa insanları 20-30’lu yaşlarında ev sahibi yapıyor. Markalı ürünler, fiyatları fark etmeksizin kapış kapış gidiyor. Kredi kartları ceplerde deste deste duruyor…Parayı artık görmüyoruz. Kartlar işimizi görüyor. Artık paramız olmasa da para harcamaya imkan veren bir toplumda yaşıyoruz. Devir para harcayarak ekonomik gelişmeye katkıda bulunma devri.

Henüz bazı şeyleri yeni yeni ve rahatlıkla almaya başladığımız bu dönemin büyüsüne kapılmamak imkansız gibi. Bazen, istemesek de sosyal baskı bizleri düşünmeden harcama (çünkü artık mümkün!) dönemecinin içine alıveriyor. Devir “iyi hisset” devri…

Uzun bir giriş yaptım.

Sebebi, böyle bir dönemde finansal hedef koymanın güçlüğünü gösterebilmektir. Ama herşey farkındalıkla başlıyor…

Kıyaslama insanları mutsuzluğa iten en büyük faktörler arasında ama kıyaslama yapmadan da olmuyor ki, değil mi? İş dünyasının içinde zamanımız kendimizi benchmarking projeleri içerisine gömülmüş, her zaman daha iyisini ve mükemmelini yapmakla geçerken kıyaslamayı sosyal hayatımızda yapmamamız ne mümkün?

Bu “lale devri” yaşantısını sürdürmeyi arzu edenlerin finansal hedefler koyarak hareket etmeyi alışkanlık haline getirmeleri uzun dönemli mutluluğa dönüşebilir. Finansal hedefleriniz kariyerinizde atacağınız adımların yönünü belirlemenizde yardımcı olacağı gibi yerinizde saydığınız hissinden de kurtulmanıza yardımcı olacaktır.

The University of Tennessee tarafından oluşturulmuş bu form ve kitapçık, size hedeflerinizi belirlemenizde yardımcı olacaktır.

Finansal hedeflerinizi koyduktan sonra onlara nasıl ulaşabileceğinizi değerlendirebilmek ve potansiyeliniz çerçevesinde bir kazancınız olup olmadığınızı analiz etmenize yardımc olacak bir kitap da finansal danışman Barbara Stanny”nin Overcoming Underearning isimli kitabında kaleme alınmış.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Kariyerinizi İnsan Kaynakları Departmanının Eline Bırakmayın

öğrenci, girişimcilik, kariyer, üniversite, eğitim 1 Comment »

Şirketlerin çalışanlar için kariyer planlama programlarının olması çalışanları motive eden, şirkete bağlılığını ve işinde verimliliği cesaretlendiren bir sistemdir.

Kariyer Geliştirme programları ile iş hayatınıza yeni ufuklar eklenebilir…Uluslararası bir şirkette çalışıyorsanız “expat” olarak grubun yurt dışı şirketlerinden birine transfer edilebilir, lokal bir şirketteyseniz kariyerinizde yükselmenize imkan verecek yolları görebilirsiniz.

Unutmamak gerekir ki kariyer planınızı ne yöneticiniz ne de İnsan Kaynakları istediğiniz şekilde ele alabilir. Onlar size yön göstermekte yardımcı olabilecek mentorlardır. Elbet yöneticileriniz kariyerinizde ilerlemeniz için çabalar ama yönünüzü siz çizmediğiniz sürece olduğunuz yerde sayabilirsiniz.

Bu ne demek?

[Kafanızı karıştırmak gibi olmasın ama şimdi size iki adet birbiriyle çelişen bilgi veriyor olacağım. Cevap vermekten çok düşünmenizi ve soru sormanızı teşvik etmesi amacıyla…]

Bu demektir ki Kariyer Planınızı kimse sizin adınıza yapmaz. Kariyerinizin nereye gitmek istediği konusunda sizin bir düşünceniz, fikriniz yoksa olduğunuz yerde saymanız olası olabilir!

Gelin görün k, bilim adamları kariyer planlaması diye birşey olmadığını söylüyorlar. Dolayısıyla biz mi kariyerimizi planlıyoruz yoksa kariyer mi bizi buluyor sorusuna Kaos Teorisiyle cevap veriyorlar. Ne varki çoğu insann kariyerinin şansa bağlı geliştiğini bildirdiğini söyleyen Avustralyalı iki psikologun yaptığı araştırmanın sonucu Journal of Vocational Behavior dergisinde yayınlandı. Inanması gerçekten güç sonuçlar. “Kadercilik yada şans işiyle hayat yürümez” diye şartlandırıldığımızdan, hayatta sürekli hedeflerle çalışmaya alıştığımızdan “kontrolün bizde olmadığını kabul etmek” kolay değil. Herşeyi “kendi çabamızla başardığımıza” inanmak daha bir güç veriyor bizlere…

Başarılı olabilmek için çaba gösterme sorumluluğu her zaman kişiye aittir.Fırsatları araştırmak, arkasından gitmek, yardım istemek, görüş almak, alternatiflerin neler olduğunu bulup, bunları değerlendirmek sizin işiniz! Ve belki de en önemlisi önümüze çıkan fırsatları yakalayabilmek…

Şirketlerde kariyer planları genelde kısıtlıdır. Bu yüzden kariyerinizi sadece kurulmuş formal planların eline bırakmaktansa farklı alternatifleri de her zaman araştırmak ve gerektiğinde değerlendirmek önemlidir.

Kariyerinizin tıkanmaması için sürekli yenilenme ve öğrenme esastır. Kendinize yatırım yapın. Şirketiniz mümkün kılıyorsa, eğitim programlarına katılın. Bu tip imkanlar sağlamıyorsa, kendiniz öğrenme ortamlarınızı yaratın.

Her zaman sadece bildiğiniz konularda eğitim almaktansa, yan alanlara da kaymayı deneyin. Yeteneklerinizi tek bir alanda toparlamaktansa genişletin. Bir konuda uzman olmanız, odaklanmayı ve başarıyı getirir. Birden fazla konuda yetenekli olmanız, gerektiğinde değişimi daha rahatlıkla ve özgüvenle yapma özgürlüğünü verir.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Günü Yakalayın

yönetim, eğitim 4 Comments »

Email kullanmayı bilmeyen bir üst düzey yönetici düşünebiliyor musunuz? Yada web’de arama motoru kullanarak bilgi bulmanın nasıl olduğunu bilmeyen bir yönetici? 

Herhalde gülüyorsunuzdur. Üstelik yeni yetişen kuşak için bunlar oldukça eski bilgiler. Bunu da bilmek iş mi? Email hayatın bir parçası! Emaillerini okumak için sekreterinden yardım alanlara ne demeli? 

Komik geliyor insana. 21. yüzyıl bilgi çağı! Bilgi çağını yakalayamamış olmak ne kadar üzücü. Öyle değil mi? İnsan merak da etmeden duramıyor. Nasıl bu insanlar bu koltuklara oturmayı beceriyorlar diye…Ama konumuz bu değil. Konumuz sizsiniz. Ve günü yakalamanın ne kadar önemli olduğu… Çalışmak, yükselmek, finansal güç kazanmak…bunlar ne kadar önemli ise günü yakalamak da bir o kadar önemli. Belki günü yakalamak daha da önemli. Yönetici koltuğuna oturduğunuz zaman sizinle birlikte çalışanların dilini anlayamamak kadar işleri zorlaştırıcı bir durum olamaz. Hatta dünya bilgi çağını tartışırken sizin teknoloji özürlü olmanız bu dünyadan ne kadar kopuk olduğunuzu göstermez mi?  

Hayatta her şey statü değil ki.  Hayatta her şey zengin olmak değil ki. 

Birçok şey hayatı paylaşabilmekle ilgili. Paylaşabilmek ise günü yakalayabilmekle ilgili.  Yöneticiyseniz, konunuzla ilgili yeni yönetim tekniklerini takip edebilmek. Babaysanız, çocuğunuzla ‘nintendo’ dışında muhabbet edebilmek. Anneyseniz, çocuğunuzun en iyi şekilde yetişebileceği ortamları hazırlayabilmek. 

Üç aşağı beş yukarı hepimiz gündemi takip ederiz. Değil mi? Bunun bir nedeni de sosyalliktir aslında. Sohbet edebilecek malzememizin olmasıdır ki network ortamlarında ‘small talk’ dediğimiz küçük sohbetleri yapabilelim. İleride sizlerde şikâyet ettiğiniz, yenilikleri takip edemeyen, geriden gelen bir yönetici olarak bilinmek istemiyorsanız, bugünden sürekli öğrenmeyi bir hayat tarzı haline getirmeye başlayabilirsiniz.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login