Youtube’un Kapanmasina Kizan Ama Kendi Korumaci Davranislarini Goremeyenler Arasindaki Muthis Benzerlik
Psikoloji October 10th, 2008
Blog dünyası her gün büyüyor. Insanların bilgi için başvurdukları en önemli mecralardan birinin blog olduğunu söylemek doğru olur sanırım.
Bilginin bu kadar ulaşabilir olduğu bir devirde, paylaşımın bu denli yoğun yaşandığı bir dönemde, kendini “gelişime ve değişime açık” olarak tanımlayan bizler gerçekten öyle miyiz acaba?
Youtube’un kapanmasına protestolar hala devam ediyor. Özellikle internet teknolojileriyle haşır neşir olanlar ve blog yazarları tarafından bu durum anlaşılmaz ve kabul edilemez bir konu olarak önümüze çıkıyor. Bir türlü mahkeme kararlarını anlayamıyoruz. Nasıl böyle bir devirde böyle bir korumacılık olabilir?
Şimdi size bir düşünce:
Blogunu yoruma açan bir blog yazarı neden yorumlarını modere etme ihtiyacı duyar? Yapılan yorumların kendi kontrolünde olmaması duygusu zayıf hissettirirken, kontrol altında tutabilmesi insanın egosunu okşuyor. Istemediği kişilerin yorumlarını kendi denetiminden geçirme kontrolüne sahip olduğu bilinci, gücünü hissedebilmesine izin veriyor. Yorumların neden modere edildikleri konusunda verilebilecek her tür dış etken sebebi biliyorum, ama göstermek istediğim sorunun dış etkenlerden kaynaklanmıyor olduğunu farketmenizdir.
Açık fikirli ve bilgi sahibi blogcuların blog yorumlarını denetleme güdüsüyle, youtube’u kapatma kararı alanlar arasında inanılmaz benzer psikolojik sebepler bulunuyor. Bir düşünün.
Save to del.icio.us
 
Digg This!
 
Technorati Links
 
Stumble it!
 
reddit


October 11th, 2008 at 12:48 pm
Dikkatinizden kaçan çok önemli bir nokta var. Bir X kişi, ‘bu blog herkesin istediğini yazabileceği bir yer değildir’ diyebilir. Bu şey, blog sahibinin ‘açık fikirli’ ve özgürlükçü duruşuna ters bir şey de değildir. Bu kişi kamu alanlarında ve kendi yaşam alanında özgürlük isteyebilir; ki bu zaten o kişinin özgürlükçü ve ‘açık fikirli’ oluşunu gösterir. Nitekim youtube yasağına gösterdiği tepki bu bağlamda düşünülebilir; ama kişi bunun için kendi mülkiyetini (blogunu) başkalarına sınırsızca açmak zorunda değildir.
October 11th, 2008 at 12:52 pm
Dikkatimden kaçan nokta yazdığın nokta mı emin değilim ama aslında yazdığın yorumun, metnin doğruluğunu destekler nitelikte olduğunu görüyorum…
October 11th, 2008 at 1:26 pm
Şimdiye kadar hiç bir yerde görmediğim değişik bir makale olmuş. Akademisyen olarak bakış açışını çok sağlıklı buldum
October 11th, 2008 at 10:17 pm
Evet dediğiniz gibi benzer psikolojik durumlar.
Hem de blogun kişinin mülkü olup internetin devletin mülkü olmaması durumunda bile.
Çünkü devlet interneti kendi malı sanıyor.
October 11th, 2008 at 10:37 pm
Kücük bir soru: Devlet interneti kendi mülkü sandığı için mi acaba youtube kapalı yoksa korumak zorunda olduğu itibarına youtube’a eklenenlerin zarar verdiği inancına sahip olduğundan mı? Ya da her ikisi de mi?
October 12th, 2008 at 1:07 am
Her ikisi de. Ben de belirtmiştim bunu benzer psikolojik durumlar diyerek. Tabii psikolojik durumlar derken farklı bir şey kastetmediyseniz.
October 12th, 2008 at 5:12 pm
Bu açıdan olaya hiç bakmadım ama doğru payı olduğunu düşünüyorum. Blog yazmıyorum ama yorum yapacağım zaman yorumların beklemede olması irite edici bir durum yaratıyor. sadece bende değil arkadaş çevremde aynı şeyleri söylüyor.Madem yoruma açtın, bırak insanlar yorum bıraksınlar. Yorumalardan o kadar korkuyorsanız niye yorum bekliyorsunuz ki? Fatmanur hanımı bu görüşünü dile getirdiği için takdir ediyorum.Doğru bir tesbit.
October 12th, 2008 at 5:39 pm
tam yerinde olmuş bu yazı valla.
ama yinede youtube artık açılsa fena olmaz. birileri birilerini psikologa götürmeli:)
October 12th, 2008 at 9:56 pm
Fatmanur hanımın görüşüne katılıyorum. Bir istisna ile… Eğer yorumda, kendi blogunun kapanmasına neden olacak bir içerik varsa modere etmesini anlayabilirim. Ötesi bence de çelişkili…
Bu nedenle izlemeyi bıraktığım blog sayısı az değil.
October 13th, 2008 at 1:12 am
Blogunu moderasyona alan kişilerin her zaman kontrol özlemi duyduğunu ya da tartışma ortamlarından kaçındığını düşünmüşümdür.
Bu kriteri blogların niteliğine göre umursuyorum, ancak yazar kişinin karakteri hakkında bir takım ipuçları verdiğini de düşünüyorum.
Kişisel bloglar ve Pazarlama yazıları içeren blogları ele alalım.
Pazarlama üzerine yazılan blogların yorumlarının moderasyonda olması okuyucu perspektifinden bakınca blogların kendilerine zarar verirken (Ulaşılabilirlik nerede? Marketing Management’tan kaldılar!), bir yandan da olumsuz eleştirdikleri kurumlara/şahıslara kısıtlı söz hakkı tanıyor ya da hiç tanımamış oluyorlar. Kesinlikle doğru bir davranış değil!
Kişisel bloglar için bir nebze anlayış gösterebiliyorum, kendi karalama defterleri, paylaşımları herkesi ilgilendirmeyen boyutlarda, günlük hayatlarından anekdotlar olabiliyor. Bu tip bloglarda saldırganlık boyutu ideolojik düşünce, kişisel tercihler ve çeşitli sebeplerden ötürü farklılık gösterebiliyor.
Kurumsal tartışmalar nispeten daha zarafetle yürütülürken kişisel bloglarda iş tartışmadan çıkıp karşılıklı hakaretlere ve küfürleşmeye kadar varabiliyor (en iğrenç olanlarının ideolojik zıtlıklardan dolayı patlak verdiğini düşünüyorum).
Günümüzde sil baştan itibar kazanmanın, onu korumaktan daha az maliyetli ve daha kolay olduğunu düşünüyorum. Internet özgür bir ortam, ancak her kafası bozulanın markanızı hedef tahtası haline getirdiği bir yer olup amacından sapmamalı. Bu yüzden evet, marketing ya da üçüncü şahısları doğrudan etkileyecek konular üzerine yazılan bütün blogların moderasyona açık olması gerekir. Onlara da cevap hakkı doğsun ki, “Sosyal Medya” kavramı layığını bulsun…
*Konu açılmışken; 200′ü aşkın yazı bulunan blogumdan bugüne kadar sildiğim yorum sayısı yalnızca 1; sebebi de bir eleştirimden sonra şahsıma aldığım övgü dolu içten sözler(!) oldu.
October 13th, 2008 at 1:21 am
Bir yanlışı düzelteyim;
“…marketing ya da üçüncü şahısları doğrudan etkileyecek konular üzerine yazılan bütün blogların moderasyona açık olması gerekir.”
Moderasyona değil “yorumlara” olacaktı. Affola…
October 13th, 2008 at 2:32 pm
İlk yorumumu bir gazetenin internet sitesindeki bir habere yazmıstım ve yayınlanmamıstı.Bu olaydan sonra o gazeteye karsı acayip bir soguma hissettim ve o siteyi takip etmekten vazgectim. Bloglar icin yazılmıs olan bu yazıya internet uzerinden de yayın yapan gazeteleri dahil etmelimiyiz acaba???
October 13th, 2008 at 5:09 pm
Haber portalları’nın durumu güç.
Zira Hürriyet ve Milliyet gibi gazetelerin portalları halen geleneksel tek yönlü iletişim alışkanlıklarına devam etmekteler, bunu aşmaları da daha fazla zaman gerektiriyor. Okuyucular yorum yapabilmek için üye (yani database) olmak ve moderasyondan geçmek zorunda.
Bunu aşan ilk site Habertürk, üyelik gerektirmeden misafir okuyuculara da yorum imkanı tanıdı. Ancak orada da ciddi editoryal sıkıntılar göze çarpmıyor değil (örneğin, ciddiyetsiz yorumlar ve yorum moderasyonu için ekstra iş gücü vs.).
Haber portallarını bu bağlamda, yeni mecranın geleneksel tek yönlü (ya da etkileşimi kısıtlanmış) iletişim kanalları olarak görebiliriz.
Zaten medya’nın şu anki konumu, insanımızın fikirlere saygı ve tartışma kültürüne uzaklığı itibariyle “sosyal” olmasını beklememeliyiz.
October 14th, 2008 at 1:47 pm
Aslında benim buradaki vurgumun büyük çoğunluğu daha çok blogunu yoruma açan ama yorum yolladığınızda bekleten ve blog sahibinin onayından geçtikten sonra yayınlananlara yönelikti…
October 14th, 2008 at 4:02 pm
Ben o dediğiniz durumdayım. En azından bir kez “onay” almış olması gerekiyor.
9′uncu yorumda yazdığım nedenle, bunu uygun da buluyorum. Spam ve virüs atakları da olduğu için, ben bu şekilde devam etmeyi de düşünüyorum. (Teknolojik yetersizliğim de buna ek)

October 14th, 2008 at 4:28 pm
October 14th, 2008 at 4:47 pm
Uğur Abi; “Ben o dediğiniz durumdayım.” demişsin ama aslında eleştiri, bloglarını sürekli moderasyonda tutanlara yönelik (benim yorumlarım hemen gözüküyor ama, yoksa sürekli moderasyon mu var?) =)