resim
Ana Sayfaya Dön


Başarı İçin Gerekli 3 Faktör

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
19 Dec 2008

Başarılı insanlara baktığımızda “Aman ne kadar zeki” ya da “Wow, imkanları ne güzel kullanmış” tarzı yorumlar yaparız. Bu konuda yazılmış tonlarca kitap var: Başarılı olmak için neler yapmalı. Bireysel olarak ne kadar gelişmeli. Başarının 10 altın kuralı! Başarı sadece bize bağlı olsaydı, çok çalışan ya da dahi olan herkes hayatta başarılı olmaz mıydı?

Eğer başarının nasıl elde edildiğini “konvansiyonel açıklamalar” dışında açıklamalarla görmek, öğrenmek istiyorsanız, Malcolm Gladwell’in son kitabı Outliers’ı okumanız gerek.

Kısaca özetleyecek olursak başarı için 3 şey gerekli. Bir değil, iki değil, bu üç faktörün de mutlaka olması gerekiyor.

1-     Doğal yetenek

2-     Uzmanlaşmak istediğiniz alanda en az 10 bin saatlik çalışma

3-     Şans (ortamın, çevrenin, doğduğunuz yılın, ailenin vb kontrolümüz dışında gelişen etkenler)

Başarının salt çok çalışma, azim, akıllı olma, süper EQ yada IQ’ya sahip olmakla ilgili olduğunu düşünen herkesi silkeliyor Gladwell. Şartlandırılmışşüncelerimize ışık oluyor, içimizi aydınlatıyor ve hatta bireyin üzerine binen o inanılmaz yükü biraz olsun kaldırıyor.  Kültürel etkilerin başarıya ya da başarısızlığa olan etkisini anlatıyor. Belli bir bölgede ya da dönemde doğmuş olmanın önemini gösteriyor. Aynı zamanda başarıya ulaşş insanların sihirli rakamının 10 bin olduğunu, onların en az bu kadar saat bir konuda çalıştıklarına dikkat çekiyor.

Kültürel faktörlere küçük bir örnek: Türkiye “high power distance” ülkeler arasında. Yani ast ile üst arasında güç farkının olduğu ve tercih edildiği bir ülke. Kore’de aynı Türkiye gibi high power distance ülkeler arasında. 1990’larda Kore’li uçakların çok fazla kaza yaptığı ortaya çıkıyor. Genel algı “eğitimsiz pilotlar” “çürük uçaklar” tarzı suçlamaları getirirken, sorunun kültürel olduğu, ast üst saygısından dolayı hataların görüldüğü halde söylenememesinin kazalara en büyük etken olduğu ortaya çıkıyor.


Share

YORUMLAR
19 Dec 2008 - 11:42 am

Outliers gercekten harika bir kitap. Bende tavsiye ederim. Goldwell bildiklerimizi tersine çeviriyor.

19 Dec 2008 - 2:01 pm

Benim anlamadığım şu şans denen şeyi biz mi yaratıyoruz yoksa kendisinin önümüze çıkmasını mı bekliyoruz?

19 Dec 2008 - 5:25 pm

Fatmanur hanım, bu sitede verdiğiniz kitap önerilerini sürekli takip ediyorum, kitapları alıyor okuyorum. Harika önerileriniz için gerçekten çok teşekkür ederim. özellikle kariyer değiştirmeyi düşündüğüm dönemde bana çok yardımcı oldunuz. sonsuz teşekkürler.

19 Dec 2008 - 5:27 pm

TBA’ye katılıyorum. bende aynen öyle düşünüyorum

19 Dec 2008 - 6:09 pm

Fatmanur hanım, ben de iş/kariyer değiştirmeyi düşünenlerden ama bir türlü şansı yakalayamayanlardanım. 2 yabancı dilim var, endüstri mühendisiyim ama istediğim işler bir türlü olmuyor. sitenizde cv’imize yardımcı olduğunuzu belirtmişsiniz. size cvimi yollasam bana da yardımcı olabilirmisiniz?

saygılar,

19 Dec 2008 - 7:40 pm

Şansa fazla bel bağlamamakta yarar var. Sonuçta çok çok başarılı insanların belki şansları iyi olabilir ama toplumun çoğu o zaman şanssız mı oluyor?

19 Dec 2008 - 7:54 pm

Kubilay,

Gladwell’e göre, şans bizim yaratabildiğimiz birşey değil. Şans bizim kontrolümüzde olmayan dış faktörlerden oluşuyor…

19 Dec 2008 - 7:55 pm

Burda torpil deniyor o şansın adına!!!!

19 Dec 2008 - 7:56 pm

Sevgili Zafer,

CV’ini fatmanur @ kariyeryolculugu . com adresine yollarsan, yorumlarımı geçerim.

19 Dec 2008 - 7:58 pm

Dilara,

Toplumun çoğu şanssız mı bilmem, ama insanların çoğunun bir alanda uzmanlaşmak için 10 bin saat vermediğini net söyleyebilirim. Hatırlayalım, bu da başarının kurallarından bir tanesi…

20 Dec 2008 - 2:18 am

Merhaba Fatmanur Hanım, ben de şirketinizin eski çalışanlarındanım, selamlar.

Bence başarı için istemek, hırslı olmak, kendini motive etmek çok önemli. Bilmiyorum yazar bunları doğal yeteneğin içine mi kattı. Zaten bunlar olursa 10.000 saat veya daha fazlası gelecektir. Şans konusunda ise algıladığım “timing”, yani siz iş başvurusu yaparken veya bir projeye atılırken güncel şartlardan size uygununun denk gelmesi. Networking de ayrıca şansı arttırıcı kader değiştirici bir unsur ama bunu torpilcilikten ayırmak lazım, günümüzde networking var ama torpilcilik gibi sorgusuz sualsiz işe sokma veya proje verme diye birşey yok. Torpilcilik 80ler 90lar kokuyor ya da kamu :)

20 Dec 2008 - 8:07 pm

Yazınız için teşekkürler Fatmanur Hanım, gerçekten çok güzeldi ve düşündürücüydü.

Erhan Bey’in nerelerde çalıştığını gerçekten merak ettim. En kurumsal olan firmalarda bile torpil kıyısından köşesinden de olsa var, fakat kastettiğim torpil “sorgusul sualsiz” manasında değil fakat “destekleyici” olarak kullanılıyor. Tanıdıklarınız varsa şansınız da oluyor. Bir şirkete başvururken bile orada çalışan bir referansınız varsa ne ala. Bence bu noktada durup biraz düşünmelisiniz. İş başvurusu yaparken 5 aşamalı çok katı eleme sisteminden geçseniz bile o şirketin istediği üniversitelerden mezun değilseniz, o şirkette çalışan referansınız yoksa otomatik olarak cv niz çöpe gider. Kurumsal şirketlerde bile durum böyleyken, Türkiye’de hala daha birsürü aile şirketi var. Ben bu durumdan hiç umutlu değilim açıkçası.

Teşekkürler

20 Dec 2008 - 8:57 pm

Hande Hanım, zaten “destekleyici” olunca networking kapsamına girer ve bu sadece iş alımında geçerli değildir, işle ilgili her aktivitede. Tanıdıklar: iş çevresinden olsun, aile çevresinden olsun her zaman referans kapsamına girer ve bu insanlar torpil çerçevesine girmez. Torpil, dediğim gibi eski ve kendini az geliştirmiş organizasyonlarda, organizasyon yararına değil sadece kişisel çıkara yarayan bir eylem. Şu anki iş çevrelerinde ise firmalar “çoğunlukla” sadace kişi hakkında detaylı bilgi alma amaçlı bu referanslara başvurabilir ve değerlendirmelerinde bu referanslar birçok kriterden sadece bir tanesidir, hiçbir firma günümüzde organizasyonunun çıkarını bazı kişilerin çıkarının arka planında bırakmak istemiyor, artan rekabet buna izin vermiyor zaten. Bence tanıdıkları, referansları networking dahiline almayıp torpil sınıfına sokan bir kimse kadercilikle kalıyor, bence network kurmak ve insanın firmaların uygulamalarından çok kendini geliştirmeye vermesi en doğrusu.

20 Dec 2008 - 9:05 pm

@Erhan Torpilcilik nasil 80 90larda kaldı? Her gün izliyoruz, görüyoruz. Tanıdığı olanlar yetenekli olanların önüne geçiyor hemde her türden şirkette kurumsalından aile şirketine kadar hepsinde. Bu memlekette işler ilişkilerle dönüyor. Size katılmakta zorlanıyorum.

@Hande Torpil sahibi olmak da aslında şansının yağver gitmesi anlamına gelebilir diye düşünüyorum. Öyle değil mi? Şirketlerin IK’ları zaten bana kalırsa allahlık hemde ciddi anlamda. Bana kalırsa sorun şurda, kimse IK uzmanlarını takmıyor ve onlarda kaale alınmak için zor aşamalı testler oluşturup duruyorlar ki yaptıkları bir işmiş gibi dursun. Sonuçta ben şimdiye kadar işini doğru yapan geniş düşünebilen bir IK departmanına ve dolayısıyla direktörüne bile rastlamadım.

20 Dec 2008 - 9:14 pm

@erhan ikinci yorumunuz aslında biraz daha açıklayıcı. böyle olduğunu umid etmek daha iyi olur sanırım, zaten yüzde yüz torpilsizlik beklemek pek mantıklı değil:)

20 Dec 2008 - 9:37 pm

Dediğim gibi Ceyda, şu önemli, özellikle krizler yaşanan şu son 10 yılda, hiçbir firma kendini artan rekabet koşullarında riske atmak istemiyor. Bu firmalar her zaman organizasyonlarının çıkarını düşünmek zorunda, torpille niteliksiz eleman alan kaybeder çünkü, ehh tabi seninle başka bir referansı olan başvuranın aynı nitelikleri varsa, ehh tabikide onu tercih edecektir, çünkü o başvuran network’ü sayesinde araştırılabilecektir, sen ise işverenin kafasında bir soru işareti olarak kalacaksın karşılaştırmada.

Ülkemizde “kamu dışında” toplumsal olarak torpil algısı 80′lerden 90′lardan kalma birşey, bir türlü atamadı insanlar bunu. 20-30 yılda dünya değişti, şartlar değişti, rekabet arttı bizim algımız değişmedi.

Bu arada Ceyda, IK’cılar konusunda sana çok katılıyorum. Birçok iş görüşmesine gidiyorum, o kadar dar bir açıları var ki, sanki benle onlar değil, onlarla ben görüşüyorum, tecrübeme ve duyumlarıma göre bu Almanya’da bile yaşanan birşeymiş. Yani, belli başlı kriterler var, bunlar check ediliyor ve esneklik yok, firmaya adım atar atmaz bir “customized product” mısınız ona bakılıyor, insan kaynakları olan bu departmanların insanla ve onun karmaşık doğasıyla alakası yok, birçoğu psikoloji biliminde çok yetersiz, konuşamalarından anlıyorsunuz.

20 Dec 2008 - 10:09 pm

Ceyda Hanıma katılıyorum. Erhan Bey siz de haklısınız firmalar tabiki baştan işe alacakları kişileri böyle rekabetçi bir ortamda baştan ince eleyip sık dokuyarak almak ve süreçleri yürütmek isterler. Söylediklerimin kadercilikle alakası yok. X kişisi ne kadar kendini geliştirmeye çalışıp takla atsa da imkanları nedeniyle “network” yapamıyorsa ya da bir şeyler engel oluyorsa bu kişinin de kenara atılması yanlış olur. Gerek kendimin gerekse çevremdeki arkadaşlarımın yaşadıklarından yola çıkarak yukarıdaki yorumumu yazdım.

2. yazdığınız yorum söylediklerinizi daha iyi açıkladı. Belki de dediğiniz gibi işe alımların böyle olmasının sebebi İK anlayışından kaynaklanıyordur. En basitinden insanları kısıtlayarak ya da “customized” olma özelliğini arka planda isterken karşınızdaki kişinin çok yetenekli ve her şeyi yapabilecek kapasitede olmasını beklemek anlamsız olabilir.

Siz de doğru şeyler söylüyorsunuz fakat Ceyda’nın da dediği gibi, %100 torpilsizlik ya da desteksizlik benim görüşüme göre de pek mümkün değil gibi.

Saygılarımla

21 Dec 2008 - 4:20 pm

Yazılarınızı her zaman keyifle okuyorum. Yine çok güzel öneriler ve ipuçları vermişsiniz bizlere. 10.000 saat çalışmak, ama efektif çalışmak herhalde başarılı olmanın en doğru yolu. Teşekkürler yazdığınız ve paylaştığınız için.
Sevgi ile kalın…

21 Dec 2008 - 4:23 pm

o şans dediğimiz olay işte herkesin karşısına çıkmadığı için bir çok başarılı iş yapabilecek yeteneğe sahip kişiler keşfedilemiyor …

melek yatırımcılara ihtiyaç var bu yüzden de … şansları bize vermeleri lazım …

22 Dec 2008 - 12:27 am

Başarı ile ilgili okuduklarım içerisinde bana en doğru gelen yaklaşım, Stephen Covey tarafından ortaya atılmıştır. Covey, başarıyı insan doğasının (birbirinden ayrılamaz) dört parçası olarak nitelediği dört farklı kavramla özdeşleştirir.

Beden Disiplin, Zihin Vizyon, Kalp Tutku ve Ruh Vicdan…

Herşeyden önce kişi ne istediğinin ve neyi, nasıl başarabileceğinin idrakinde olmalıdır. Kişinin vizyonu ne kadar genişse, yapmak istedikleriyle ilgili olarak o kadar fazla fikir sahibi olacaktır. Ama bunların hiçbiri bir diğeri olmadan yeterli değildir.

Tutku, disiplini besleyecek ve vizyonun yapılmasını öngördüğü konularda itici güç olacaktır. Başka bir deyişle, tutku disiplini doğuracaktır. Ortada bir hedef vardır. O hedefe ulaşma yolunda çekeceğiniz sıkıntılara (10 bin saat çalışmak gibi) değip değmeyeceğini size tutkunuz söyler. Ödeyeceğiniz bedelin büyüklüğü tutkunuzla doğru orantılıdır.

Ve Covey bu üçünün tam ortasına vicdanı yerleştirmiştir. Ona göre vicdan; tutku, disiplin ve vizyonun pusulasıdır. Özetle Covey’nin yaklaşımı için “başarı dört anahtarlı (vizyon, disiplin, tutku ve vicdan) bir kapıdır” demek yanlış olmaz sanıyorum.

Kendi adıma, başarısız olmak için (şans, imkan, torpil, kader, olasılık, yetenek vb de dahil olmak) üzere hiçbir bahaneyi kabul etmiyorum. Eğer başarılı olamıyorsam bunun tek nedeni benim. Eğer iş bulamıyorsam bunun tek nedeni benim. Terfi edemiyorsam tek nedeni benim. İyi bir baba değilsem benden başka kimse bunu tersine çeviremez.

Bir işte başarılı değilsem, yapmam gerekenleri tam olarak yerine getirmediğimi, ödemem gereken bedeli ödemediğimi düşünür ve tüm sorumluluğu üzerime alırım.

22 Dec 2008 - 12:29 am

Bu arada selamlar ve saygılar :)

22 Dec 2008 - 9:45 am

Selam Emre,

Covey’in düşünce ve önerilerinin kişiyi başarılı olmak için bireysel olarak sorumlu tutmada, çaba göstermesini sağlamada vb önemli ve faydalı olduğu bir gerçek. Ancak başarının sadece ve sadece, salt kendi bilgi, çaba ve çalışmalarımız sonucu olduğuna inanmak psikolojik olarak ne büyük bir egodur. Öyle değil mi? Buna inanan bir kişi başarısızlık söz konusu olduğunda sadece kendini suçlar, çünkü düşünce yapısına göre hayatı ve olayları olduğu gibi kabul etmek yerine, kendi varlığının herşeyin üstünde olduğuna inanması sonuçta malesef kişiyi depresyona sürükler. Ilginç bir denge bu…

23 Dec 2008 - 4:32 pm

merhaba,bence yabanci yazarlar bilmedikleri için sans olarak degerlendiriyorlar,yazilanlar bana kulturumuzde ki tevekkul ve nasip/kismet kavramlarini hatirlatti,hepimizin bildigi gibi biz elimizden geleni yapariz,sonucunu Allah a birakiriz,yani tevekkul ederiz,olmazsa nasip degilmis deriz,bu dusunce Fatmanur Hanimin dediği gibi bizi altindan kalkamayacagimiz bir yetersizlik duygusundan uzak tutar,sevgiler

23 Dec 2008 - 4:40 pm

birde sunu eklemek istedim; ben kisisel tecrubelerimden az cok sunu cikardim,eger yeterli cabayi gosteriyorsak sonucta mutlaka somut birsey elde ediyoruz,bu belki bazen gecikiyor bazen de beklentimizin altinda oluyor ama oluyor..:)

26 Dec 2008 - 1:47 pm

Fatmanur hanım yazılarınızı uzun zamandır takib ediyorum ve bizlere çok faydalı paylaşımlar yaptığınızı bilmenizi isterim. Bende uluslararası bir firmada müdür olarak çalışıyorum. Başarı ile ilgili olarak Gladwell’in bulgularına katılıyorum çünkü yazdıklarını bizzat kendi hayatımda ve etrafımdaki insanlarda gözlemliyorum.

Tekrar teşekkürler bilginizi, tecrübenizi, okuduklarınızı ve yaşadıklarınızı bizlerle paylaştığınız için.

29 Dec 2008 - 5:33 pm

Dediklerinize ek olarak belki klişe “kendini tanımak” kavramını tamamen uygulayıp, ona göre bir uğraş ve kariyer seçimi sanırım daha başarılı bir kariyeri sağlayacaktır. Fatmanur Hanım görüşleriniz çok katkılı ve yapıcı. Başarılar

29 Dec 2008 - 7:22 pm

Burada birşey ekleme gereğini duyuyorum ben de. Eğitişim Kariyer Enstitüsü’nü tanıyorum ve yorumuna sonuna kadar katılıyorum. Fakat şu trajik soruları da sormalıyım: Hangimiz kendimizi tam olarak ve “ne zaman” tanıyoruz? Meslek seçimine gelmiş 17-18 yaşına gelmiş gençlere Myers-Briggs mi uygulamalıyız kendilerini tanımaları için? Bu gençler o testleri bilinçle ve dürüst olarak yapabilecekler mi? Eh, test uygulamıyorsak anne baba olarak psikolog muyuz ki ona kendini anlatıcağız veya her anne baba karakter tahlili ve meslek seçimi için çocuğunu psikoloğa mı götürecek?

Kendini tanıma konusuna kesinlikle katılıyorum ama bu şartlar altında bunu erken yaşta gerçekleştirmek ve doğru meslek seçmek neredeyse imkansız. Yanlış meslekler seçiliyor ve iş işten geçmiş oluyor. Almanya’da MBA yaptığım yıllarda sınıftaki en genç öğrenci bendim ve genel olarak fakültede yüksek yaşta öğrencileri görmek mümkündü, hepsi de bilinçliydiler, belki de bu kendilerini tanımaları ve ne istediklerini gerçekten bildiklerindendi.

Türkiye’de ne yazık ki durum böyle değil, üniversite denilince herkesin aklına 17-23 yaş dilimi geliyor ve bu gençler gerçekten kendilerine ilgi gösteren bir rehberlik hocası ve psikoloğa gitmemişlerse genelde yanlış meslek seçimi yapıyorlar. Gençler verimli olamıyor, Türkiye gençlerini kullanamıyor.

29 Dec 2008 - 8:37 pm

Erhan merhaba,

Bence çok güzel bir noktaya değindiniz.

Aslında şöyle bir durum var. Eski kuramlar kendini tanımanın en öncelikli olduğundan yola çıkarak önemini vurgularken, yeni nesil çalışmalar kendini tanımanın deneme yanılma yöntemiyle mümkün olduğunu savunuyor. Bu konuda Hermina Ibarra’nın Working Identity isimli kitabını ve araştırma sonuçlarıni çarpıcı ve ferahlatıcı bulacağınızı düşünüyorum.

Kendimizi tanımak bir süreç ve sürekliliği olan bir süreç… Myers Briggs tarzı testler, kişiye hangi konuda başarılı olacağını göstermekten ziyade, eğilimleri gösteriyor.

Yanlış meslek seçmiş olmayı ben sorun olarak görmüyorum, ama sizin için doğru olmadığını farkettiğiniz bir mesleği değiştirmemeyi daha zararlı görüyorum.

29 Dec 2008 - 9:46 pm

Merhaba Fatmanur Hanım,

Link için teşekkür ederim.

Evet, deneme yanılma günümüzde yapmaya zorunlu olduğumuz bir yol. Ama bunun derecesi ülkeden ülkeye de değişebiliyor. Bence gençlerin lisede deneysel eğitime ihtiyacı bulunmakta (meslek lisesi gibi), böylelikle daha doğru meslek seçimi olabilir. Aynı zamanda gençlerin liseden üniversiteye doğrudan geçme tabusu da yıkılmalı. Lisedeki teorik hayal dünyasından sonra, bir iş deneyimi veya uzun süreli bir stajın gençleri doğru tercihe yönelticeğine inanıyorum. Bunların aynısı üniversite eğitimi (deneysel) ve sonrası (uzun süreli staj) için de geçerlidir diyebilirim. Bu şekilde deneme yanılma sayesinde kariyerdeki zikzaklar önlenebilir diye düşünüyorum.

Myers-Briggs bildigim kadarıyla Jung kökenli bir test ve o testten aldığım uzun test raporları gerçekten bana bir yön verdi, eğilimlerden ve tipolojinin test raporunda verilen niteliklerinden neleri yapabileceğimi çok rahat çıkardım ve bunlar beni başarıya ulaştırdı. (konumuz başarı, bu konuya dönmüş olayım)

Linkte yazılanlara da çok katılıyorum, sanırım “devamlı değişiyoruz” deniliyordu. Evet, 3 yıl önceki Myers Briggs test sonucum ile şu an arasında az da olsa farklar var.

Tüm yazılarınız için teşekkür ederim.

29 Dec 2008 - 10:33 pm

Erhan, görüşlerinize kesinlikle ve kesinlikle katılıyorum. Bu noktaya gelebilmek için daha epey bir zaman var gibi ne yazık ki. Bilinçlenmenin artması gerekiyor. Günümüzde hala master yapmak üniversiteden sonra yapılması gereken birşey olduğu için yapılabiliyor. Bir çok insan master’dan ne beklediğini bilmiyor. Ailelerin baskısı yada herkes yapıyor diye yapılabiliyor. Yarattığı ise ünvan enflasyonundan başka birşey değil aslında. Lise arkasından üniversiteye geçiş daha da otomatiğe bağlanmış durumda. Yanlız ben Z jenerasyonunun bu döngüyü değiştirebilme potansiyeli olacağını düşünüyorum. Sistemlere bağlı hareket etmeyen bir nesil bu döngüyü değiştirecektir sanırım.

Bir link daha vermek istiyorum. Burada bir video göreceksin, Sir Ken Robinson’un. Benim çok etkilendiğim bir konuşma bu. Tam anlamıyla ilham verici…

http://kariyeryolculugu.com/blog/2008/05/29/her-sirket-yaratici-yetenekleri-ariyor-ama-cogu-standart-sistemlerle-ise-alim-yapiyor/

30 Dec 2008 - 9:54 pm

Bu videoda kendimi buldum gercekten. Cok tesekkurler.

30 Dec 2008 - 10:09 pm

Yorumları okuduktan sonra, yazıyı tekrar okudum. Sonra, bazı yorumları tekrar…

Gördüğüm kadarı ile “başarı” tanımında anlaşamıyoruz.

“Torpil” örneğini veren arkadaşlar acaba “torpilli” olanları başarılı mı görüyor?
IK’cıları suçlu ilan edenler. Onlar iyi olsa, siz başarıdan başarıya mı koşacaksınız? (Hemen soracağım, “hangi başarıya?”)
“Melek yatırımcı” arayanlar… Melek yatırımcının sizden ne beklediğini zannediyorsunuz?
10,000 saatin kaç yıl yaptığını hesaplayan var mı acaba…

Önce “başarı”yı tanımlamak gerek.

30 Dec 2008 - 11:36 pm

Bence çıktılar girdilerden büyük veya eşitse orada başarı vardır denilebilir.

Şans tabiki çok önemli bir faktör başarıda, ama şansı olmayan birisi daha çok çalışarak bir başarı elde edebilir. Ama bu başarının derecesi, şanslı insana kıyasla girdinin daha çok olmasından dolayı daha alt seviyede olabilir, ama yine başarıdır. Şans ile 10.000 saatlik çalışma veya çalışma arasındaki ilişki ve orantı bence bu şekildedir.

Doğal yetenekle de çalışma ilişkilidir diye düşünüyorum. Eğer doğru koltukta oturuyorsak, motivasyonumuz artar ve daha çok ve verimli çalışabiliriz veya tersi.

Bence baskın faktörler büyük oranda doğal yetenek ve küçük oranda şans gibi gözüküyor. Çalışma bu iki faktörden etkilenen alt faktör ama her zaman baskın çalışmaymış gibi gözüküyor.

Bu arada, önceki yazımda da söylediğim gibi “istemek, hırslı olmak, motive olmak, sonuç odaklı olmak” başarının vazgeçilmezleri ama bunları kitabı okumasam bile doğal yetenek dahiline almak isterim. Bu tüm bireysel gözüken faktörler bir takım çalışması söz konusuysa diğer önemli iletişimsel faktörleri de yanına alacaktır diye düşünüyorum.

İnsan kaynakları politikaları kurumsal şirketlerde bile daha çok dahili işlemekte; eğitimler, performans gibi. Bizim ortaya attığımız konu ise işin harici tarafıydı. Yani başvuran değerlendirme ve işe alım.

Ben şahsen yurtdışında da iş görüşmelerine gittim, Türkiye’de de en az 60 firmayla görüşmüşümdür. Sistem hep aynı işliyor. Karşınıza ya bir insan kaynakları “memuru” çıkıyor, ya da operasyonel işlerden başını kaldıramayan bir İK Müdürü. Birşeyin altını çizmek istiyorum, biz şu anda insandan konuşuyoruz ve bu insanlar da kendilerini İK’cı olarak tanımlıyorlar. İK’nın harici tarafında insan nerede bana gösterebilir misiniz? Ben size söyleyim İK’nın harici tarafı “iyi günde, kötü günde” yine şirkettir. Şirket çıkar ve kriterlerine göre bir eleme olur. Assessment Center’da veya face-to-face’de değerlendirirler, sonra tamam sen git, biz seni alacaksak zaten cebine telefon açarız, almazsak da işe kabul olan kişi imza atıncaya kadar bekler, iş garanti olunca sana hayır deriz derler. Çünkü şirket insandan önemlidir harici İK’da. Dahili İK’da eğitimlerde de outsourcing yapılır. Çünkü şirkette gerçekte insandan anlayan, bu konuda eğitimli İK’cı yoktur veya çok azdır.

Peki, harici İK insan odaklı olsa ve iyi işlese ben nasıl başarıya ulaşırım?

Bana Assessment Center veya face-to-face görüşme geri beslemesini o İK departmanı yapsa, benim o kadar yolu tepip; zaman, para, efor harcayarak oraya geldiğimi unutmayıp bunu yapsa, ben de derim ki evet şu konularda eksiğim, o yüzden bu iş olmadı. Kendi eksik noktalarımı geliştiririm ve bir daha bu hatayı yapmam ve sonuçta birgün başarıya ulaşırım.

30 Dec 2008 - 11:45 pm

Ben yazıyı ilk okuyunca bu saat olayına takıldım gerçekten. 10.000 saat pek fazla gözükmese de, nasıl bir 10bin saat demeden de alamadım kendimi hemen bir hesaba giriştim.

Hiç uumadan yaklaşık 14 ay çalışınca başarılı olunduğu hesabını yapanlar var mı, merak etmiyor değilim. Ancak günde 8saat çalışan birisi olarak, bunun ortalama 3 saatinin verimli olduğum zamana ayırırsam, çok kabataslak yaklaşık 13 senede başarıya ulaşıyorum. Bu da erkek bir birey olarak en verimli dönemlerime denk geliyor. Ancak bilginin sınırı yok, başarı hikayelerim hiç bitmemeli…

31 Dec 2008 - 12:38 am

slm bu ilk defa burada yorum yazıyorum da blog yazcak dolula eriştimi zannetmem .fatma hanım bir yorumunuzda”Yanlış meslek seçmiş olmayı ben sorun olarak görmüyorum, ama sizin için doğru olmadığını farkettiğiniz bir mesleği değiştirmemeyi daha zararlı görüyorum.” ben yolumu çoktan değiştirdim reklam ve pazarlama yönüne ama maden müh. okuyan birinin elinde olmıyan zorlukları aşması için ne şekilde aşacağı kafasını o hayalleriyle alakasız konuları nasıl ezberleyip te o diplomayı alması yolunu da bulabilen varmıki

14 Jan 2009 - 3:24 pm

Sevgili Fatmanur ERDOĞAN,

İnsanlardaki iş hayatındaki başarı kendisi ile ilgili olduğu kadar dış faktörlere de bağlı.Hele günümüz ekonomik krizi de ele alınınca dış faktörlerin daha da ağır bastığı bir dönem içindeyiz.Her ne kadar donanımlı olsanız dahi bu dönemde görüşmeye çağrılmıyorsunuz.Üst düzey bir Yönetici olarak 22 yıllık iş tecrübeme rağmen (ki CV mi gönderip incelerseniz ne demek istediğimi çok daha rahat anlatabileceğim diye düşünüyorum) 7 aydır iş bulamamaktayım.Sanırım vasıflarım biraz ağır geliyor insanlara.Ücretten bahsetmiyorum.Ücret ikinci planda.Zaten bugüne kadar hiçbir işyeri ile ücret konuşmadım.Onlar taktir ettiler.Aslında profesyonelliğe aykırı ama benim için önce iş tatmini ve çalışma mutluluğu gelir.Varsın 3 kuruş eksik olsun diye düşünmüşümdür.Cuma günleri “Allah kahretsin yine hafta sonu geldi”,Pazartesi günü “Oh be iş” diyen sayılı insanlardanım…
Ama yine de iş yok…
Onun için düşüncelerinize katılmakla birlikte,işin şu an dış faktörlerin etkisinde olduğunu düşünüyorum.
Sevgiler,Saygılar
Süha KEÇECİ

14 Jan 2009 - 4:05 pm

Süha bey,

Evet, şu dönem dış faktörler çok etkin. İşe alımlar bir çok şirkette durdurulduğu gibi işten çıkartmalar da devam ediyor. Az da olsa işe alımlar devam ediyor ancak… Her halukarda, bu dış etkenler hayatın sonu değil ama. Korku dolu günler yaşamaktansa, bu dönemde daha yaratıcı düşünüp, kendimize farklı iş kolları arayabilir, daha önceden fırsatımız olmayan alanlara el atabiliriz. Polyannacılıktan ya da pozitif düşünmekten bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey, kendimizi olayların, ortamların, farklı alanların, başarılı olup olmayacağımızı bilmediğimiz işlerin içine atmak zamanı… Ancak bu şekilde ilerleyebiliriz. Bu sürecin kolay olacağı anlamına gelmiyor, aksine çok zorlu bir süreç ama korku dolu, çaresizlik içinde olduğumuz hissi çok daha yıpratıcıdır. Bu zamana kadar başarı elde ettiğinizi söylüyorsunuz, bundan sonra da başarı elde edersiniz. Hayatlar da ekonomik dalgalanmalar gibidir, her yükselişin bir inişi ve tekrar yükselişi vardır.

Gerald Ratner’in The Rise and Fall and the Rise again isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim. gerçek yaşam hikayesidir. http://tinyurl.com/create.php

15 Jan 2009 - 11:03 am

Başarı için 3 faktör bana göre yetenek,çalışmak ve tecrübe sahibi olmak diyeceğim ama ben çok umutsuzum artık çünkü başarının önmei yok torpilin önemi var:’(

16 Jan 2009 - 4:05 pm

kazançta şans olabilir ama başarıda kesinlikle yoktur.:)

20 Jan 2009 - 9:12 pm

Benim gözlemlediğim başarının üç unsuru;

-Saygı duyulacak kadar paranın olması
-Kilit noktalarda tanıdıklarının çok olması
-Önüne çıkabilecek engelleri aşmak için sağlam bir arkanın olması

Şahsen benim başarı dediğim adamları araştırdığımda bu gibi özelleiklerini görüyorum:)

21 Jan 2009 - 1:14 pm

Sevgili Fatmanur hanım, sitenizi sürekli takip ediyorum ve gerçekten çok yararlı buluyorum, bence de CV işe alım sürecinde çok önemli ve ciddiye alınarak hazırlanmalı size CV’mi yollamıştım, inceleme ve fikrinizi belirtme fırsatınız olursa çok sevinirim, sevgiler

17 Jun 2010 - 6:50 am

Hi! Congrats. That was a fascinating bit of news. I am interested in find out more about this fascinating line of information. See ya. Greetings from France.

27 Aug 2010 - 2:26 pm

Olduk

16 Jan 2012 - 4:21 am

Greeting there admin, I mainly wanted to place a quick statement to point out that in fact I valued your specific post. Thanks!

05 May 2012 - 3:50 pm

onu bunu bilmem ama biran önce başarının sırrını bulup hayatımı kurtarmam gerekli her ne olursa olsun :s

11 Dec 2013 - 2:40 pm

çok iğrenç ama saolsun ödevim için kullandım

Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
E-posta
Web Sitesi
Yorum

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL

KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası