2008 yılında henüz kriz kelimesi telaffuz edilmiyordu ki Akbank 1300 elemanını işten çıkarttı. Çeşitli sektörlerde ve büyüklükte şirketlerden işten çıkartmalar devam etti. Koç grubu çalışanları, maaş kesintisine gönüllü olarak “ok” dediklerini açıkladı.

The New Yorker dergisinin son sayısında James Surowiecki, “Nice work if you can get it” başlıklı makalesinde tam da bu konuya yer vermiş. Mutlaka okumalısınız. Surowiecki, kriz dönemlerini “just in time economy” olarak özetliyor. Konuyu kısaca şöyle açıklıyor: ülke ekonomilerinin büyüdüğü dönemlerde, işe alımlar benzer oranlarda artış göstermez. Şirket verimlilikleri artmıştır, efektivite yüksektir. Yalın yönetim söz konusudur. Verimliliğin maximize edildiği işletmelerde dolayısıyla kriz dönemlerinde ücret kısıntılarının olmaması gerektiğini düşünebilirsiniz. Verimlilik zaten maximize edilmiş haldedir. Ne var ki maaşlar sabit kalır, düşürülür ama çalışanlardan aynı zamanda daha da verimli olmaları istenir. Amerika’da büyürken işe alımlarda temkinli davranan şirketlerin, ekonomik krizlerde işten çıkartmalarda hızlı davrandığını söylüyor. Ve ekliyor: şirketlerin temel hedefleri her zaman daha azla daha çok iş başarmaktır. Bu dönemler dolayısıyla şirketlere tam istedikleri “fırsatı” yaratıyor.

Şirketler her dönem, iyi ya da kötü, şirketin çıkarları için ne gerekiyorsa onu yapmak zorundadır. Bu hep böyle olmuş. Çalışanlar da aynı tutumu benimsedikleri takdirde hem şirketler hem de çalışanlar aynı dili konuşuyor olurlar. Eğer bu durumda bir terslik var diyorsanız, o zaman sistemi değiştirecek olan yine sizlersiniz. Sistemi değiştiremiyorsanız, sistemin kurallarını iyi oynamayı tercih etmeyi denemelisiniz. 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit