resim
Ana Sayfaya Dön


Bizdeki Y Jenerasyonu Duyduğunuz, Bildiğinizden Farklı Olursa

05 Apr 2009

Türkiye’deki 20’likleri Batı’nın 20’likleriyle, yani Y Jenerasyonu ile aynı küfeye koymak ne kadar doğru bilemiyorum. Yaklaşık 3000 kişi arasında yaptığım amatörce bir çalışma, Türkiye’deki Y kuşağı gençliğinin gelişen internet teknolojilerinin farkında olmadığını, bundan da öte basit bilgisayar programlarını kullanma konusunda dahi temel bilgiye sahip olmadığını gösteriyor.

Bunun üzerine, geçen ay katıldığım bir e-tohum toplantısı bende şu düşünceyi doğurdu: Kişiyi doğduğu seneye bakarak kategorize etmek gerçekçi bir tanımlama olabilir mi? Baby boomer jenerasyonu içinde olan bir kısım, gelişen teknolojileri bir Y jenerasyonundan daha iyi takip edebiliyor. Heyecanı ve tutkusu çok daha yüksek olabiliyor. Etraftaki Y jenerasyonuna baktığımda, evet belli bir kitle yeniliklere açık, teknolojinin getirdiği hayat değişikliğini yaşayan, takip eden, gelişmelere yakın…Ama bir dolu Y jenerasyonu mensubu ise bu gelişmelerden tamamen bir haber. Blog nedir duymuş olan, ama ne olduğunu tam olarak da anlayamayan, nasıl çalıştığını dahi bilmeyen bir Y jenerasyonu da var ortalıkta. Hem de az buz sayılarda değil. Facebook haricinde sosyal medya araçları nedir tanımlayamayan ve başka bir aracı da kullanmayan bir Y jenerasyonu var Türkiye’de…

Gelişmeleri takip edebilmek bir yetenek olsa gerek. Tutku, ilgi, merak ve kişilik yapısıyla ilgili olsa gerek. X kuşağının nasıl gelişmelerden uzak bir dolu mensubu varsa, aynı zamanda gelişmelere açık, Y kuşağından daha iyi gelişmeleri takip edebilen, hatta gelişmelerin birebir içinde olan ve onu yaratan X kuşağı üyeleri de var.

Kuşakları genellemenin şirket içerisinde sorun yaratabilecek bir durum olduğuna inanıyorum. Y’li olup da Y’li gibi davranmayanları farkedebilmek önemli. X’li olup da X’li gibi davranmayan ve düşünmeyenleri farkedebilmek de önemli. Şirketlere verilen eğitimler, mutlaka şirket çalışanlarının resmi çıkartılarak ve genellemelerden uzak tasarlanmalı.

Bir önceki yazımda, yöneticilere öz eleştiri de bulunmalarını önermiştim. Dolayısıyla, bu durumda aynı şeyi y jenerasyonuna da önermek doğru olur.

Y jenerasyonu yöneticilerini beğenmiyor, kritik ediyor, daha fazlasını istiyor. Gerçi bu durum jenerasyon farkı gözetmeksizin sanki Türkiye’nin ortak sorunu. Kimse kimseyi pek beğenmeme hep kendini beğenme eğiliminde. Evet, bir genelleme bu söylem ve dolayısıyla istisnalar kaideyi de bozmaz. Ancak, yöneticilerin de sorumlulukları belli. Yönetici olmaya çalışanların da sorumlulukları belli. Her 20’li yaşında olan, yeterli yetkinliği olmadıği halde yükselmek istiyor. MBA yaptı diye ünvanı artsın istiyor, Detaycı bir çalışan olmaktan kurtulamadığı halde yetki alanı genişletilsin istiyor. Sadece kendi konusunu görebildiği ve büyük resmi pek de anlamadığı halde yönetsin istiyor. Bilgili değil bilmiş olmayı marifet sanıyor. Dünyanın değişen iş yaşamı dengelerinden ve gelişmelerden bir haber olduğu halde, kendi kısıtlı konusu dışında birşey düşünemiyor.

Yöneticilerinden şikayetçi olan y jenerasyonunun dönüp kendi tutum ve davranışlarını gözden geçirmesi, belki de sorunun bir bölümünün kendisinde olduğunu görmesine yardımcı olur. Sonuçta, yöneticilerinden şikayet eden çalışanlar “managing up” dediğimiz, yöneticilerini yönetmeyi başaramayanlar aynı zamanda. Türkiye’de yöneticiyi yönetmenin en önemli yetkinliklerden biri olduğu anlayışına sahip kaç çalışan vardır acaba?


Share

YORUMLAR
05 Apr 2009 - 11:51 am

Değerli dostum, her zamanki gibi çok güzel noktalara değiniyorsunuz yazınızda. Meraklı ve coşkulu bir “baby boomer” olarak mutlu oldum yazılanları okuyunca. Ama e-tohum toplantısında onca şamata içerisinde sizi görüp söyleşme şansını kaçırdığım için de çok hayıflandım. Bir başka toplantıda uzun uzun söyleşebilmek dileğiyle.
Sevgi ile kalın…

05 Apr 2009 - 11:52 am

Merhaba Fatmanur Hanım,

Kişileri yaşlarına göre nesillere bölmek çok doğru olmayabilir, ancak özellikle konu X ve Y nesli olduğu zaman bu yazınıza katılamayacağımı belirteyim.

X ve Y nesli arasındaki temel fark internet teknolojilerini kullanabilmek değil sadece. Bu buzdağı’nın sadece görünen bir kısmı.

Asıl fark bu iki neslin yetiştirilme tarzları ve yaşadıkları sosyo ekonomik ortamların karakterlerine etkisi.

X nesli Türkiye’de siyasi kavgaların yaşandığı, yokluk ve mücadele ile geçen bir dönemde büyüdüler. Bu tür bir ortamda Maslow’un hiyerarşiler zincirinde ilk geçilecek basamak temel yaşam ihtiyaçları olacaktır. Nitekim etrafımızdaki X nesline baktığımızda hayat hikayelerinde “fakirdik, okuyamadık, hayat çok zordu ve mücadele içinde geçti” bölümlerini baskın olarak görürüz.

Y nesli ise bu açıdan çok şanslı, 80 sonrası Özal’ın yarattığı hamle ile birden ciddi bir refah seviyesi artışı görüldü. Artık “yokluk, kıtlık ve mücadele” yerine “fırsat” vurgulanır oldu.

X nesli kendi yaşayamadıkları rahatı, alamadıkları eğitimi çocuklarına vermek için çalıştılar. Gerçekten de bu nesil rahat içinde, herhangi bir şeyi elde etmek için çok çalışması gerekmeden ve Maslow’un hiyerarşisinde “kendini gerçekleştirmek” basamağında hayata başladılar.

Bunun sonuçlarını şu an görüyoruz aslında. Bir yere gelebilmek için zaman geçmesi, mücadele verilmesi, kolaya kaçılmaması gerektiğine inanan X nesli ile, daha pratik, daha hızlı, daha sabırsız Y nesli kapışıyor.

İnternet teknolojilerini gençlerin tam anlamıyla kullanamaması bizde Y neslinin mevcut olmadığı anlamına gelmiyor kesinlikle. Facebook’ta dünya’nın en çok kullanıcısı olan ülkesiyiz, MSN’i en yoğun kullanan ülkelerden birisiyiz…

Her gelişmekte olan ülkede olduğu gibi, yüksek bant genişliğine ulaşan internet önce eğlence için kullanıldı Türkiyede. Yavaş yavaş bu “bilgi edinme, interaktif sosyal yaşam” konseptine kayacak.

Benim kendi gözlemim de Facebook bile kullanamayan ve ilgilenmeyen bir X nesli olduğu yönünde… Türkiye’de broadband internet yayıldıkça bu fark iyice açılacak.

Şüphesiz X nesli içinde hızlı adapte olabilen insanlar vardır, ancak Y neslinin adaptasyon hızına kıyaslayınca bu kişiler istisna oluyor gözümde.

Çevremdeki insanlar blog konseptinden haberdar değil, ama “bakın benim bir sitem var, yazılar yazıyorum” dediğimde giriyorlar okuyorlar, hevesle “ben de nasıl açarım böyle bir site” diye soruyorlar. Bu soruları soranlar genelde Y nesli, X’ler çok uzak.

Bu tür word of mouth tanıtımlar ile Y nesli 2-3 seneye Türkiye’de de bu teknolojileri yaygın olarak kullanmaya başlayacak, hatta belki Facebook örneğinde olduğu gibi dünyada en yaygın kullanan ülkelerden birisi olabiliriz.

Sevgiler.

05 Apr 2009 - 12:04 pm

Bir düzeltme yapayım, Türkiye facebook kullanıcı sayısı olarak Dünya’da 4.’ymüş.

http://www.webrazzi.com/2009/01/15/facebook-2008-degerlendirmesi-ve-artan-turk-populasyonu/

Malesef Türk kullanıcıların yaş gruplarına göre kategorizasyonunu bulamadım, ama büyük ihtimalle 17-25 yaş grubu dominant olacaktır.

Sevgiler.

05 Apr 2009 - 3:23 pm

Fatmanur Hanım’ın yazısında belirttiği iki noktaya değinmek isterim.

“Y jenerasyonu yöneticilerini beğenmiyor, kritik ediyor, daha fazlasını istiyor. Gerçi bu durum jenerasyon farkı gözetmeksizin sanki Türkiye’nin ortak sorunu. Kimse kimseyi pek beğenmeme hep kendini beğenme eğiliminde.”

Bence Y’lerin kritik etmesi sorunu, Y’ler veya X’lerle ilgili değil, tamamiyle gençlik ateşi ile ilgili. Anarşi ve darbe günlerine bakarsanız, o zamanki gençler nelere nelere karşı çıkıyordu. Bu zamanki Y’ler yine yanlarında süt dökmüş kedi gibi. 1968 yılına bakın yine aynısı. Gördüğümüz gibi bu durum Y’lere özel değil. Bakın, bir sözcük vardır Türkçe’de: Delikanlı. Gençseniz kanınız deli gibi akar. Aktifsinizdir, yeri geldiğinde asisinizdir, kritik de edersiniz, tartışmaya da girersiniz. Bu bağlamda şu an Y’lerin davranışlarını ben gayet doğal karşılıyorum. Şu anki Y’lerin X’lerin gençlik yıllarına kıyasla iletişim güçlerinin gelişen mecralar sayesinde daha yüksek düzeyde olduğunu, farkındalıklarının buna paralel olarak arttığını ve böylece kendilerini daha iyi ifade ettiklerini gözlemliyorum. Ama bu, zamanında X’lerin daha az delikanlı olduğunu göstermiyor, değişen şey şartlar ama gençlik ruhu hep aynı. Y’ler şu gün itibariyle delikanlıdır ve onlara göre ne eleştirseler yeridir, bu gayet doğal.

Diğer konu ise: Fatmanur Hanım, kimse kimseyi pek beğenmeme hep kendini beğenme eğiliminde demiş. Bu cümleyi okuyunca baya heyecanlandım. Çeşitli sohbetlerde yıllar boyu konusunu açtığım bir gerçek bu. Fatmanur Hanım’a bu gözleminden dolayı teşekkür ederim.

Ve bu konuya çok iddialı bir başlık atmak istiyorum.

Liberal ekonomi ve bireyselcilik.

Sebep bu başlıktır.

Bu konu hakkında uzunca yazmak isterdim ama esas konudan çıkmak istemem, ama attığım başlık umarım sizi düşündürür.

05 Apr 2009 - 3:33 pm

Merhaba Mehmet bey,

Şu noktada Y neslinin sizin dediğiniz gibi pratik, hızlı düşünen olmadığı yönünde bir örneklemim var elimde. Bir kısım Y kuşağı, Amerika’nın tanımladığı özelliklere sahip olabilir ama Türkiye’deki Y kuşağının çoğunluğu için bunun geçerli olup olmadığını daha detaylı bir şekilde araştırmak gerekiyor.

Gelişen teknolojik gelişmeleri takip, önemli bir etkendir jenerasyon tanımında. Sebebiyse, tüm yaşam şeklimizi, iletişım tarzımızi, hayat stilimizi, iş yapma biçimimizi-tercihlerimizi- değiştirmesinden. Malesef Y kuşağınin sadece küçük bir kısmınin böyle olduğu konusunda düşüncelerim kuvvetleniyor. Facebooku en fazla kullanan ülke olmak tek başına birşey ifade etmiyor bana kalırsa.

X jenerasyonu ve Baby Boomer’lar elbette Y’yi arkadan takip ediyor. Bir önceki yazım da bunu söylüyor zaten. Ancak kişinin doğduğu yıla bakarak “Sen Baby Boomer’sın öyleyse, pek de günü takip edemiyorsun diye etiketlemenin doğru olmadığını farkettim. Bir dolu Y gelişmelerden bir haberken, bir dolu baby boomer ve X jenerasyonu da Y’lerden daha iyi günün gelişmelerinin birebir içinde.

05 Apr 2009 - 3:34 pm

Sevgili Muge hanım,

Bir sonraki etohumda görüşebilmek üzere… Ya da her zaman bir kahve içmeye zaman ayırabiliriz…

05 Apr 2009 - 4:59 pm

Ben ayrıca Y neslinin saygısız yetiştirildiğini düşünenlerdenim. Ne kendi akranlarına, ne yöneticilerine, ne kendinden büyüklerine hiç bir şekilde saygı göstermiyorlar. Iş yerlerinde patronlarına iyi gözükmek için yapılan göstermelik hareketler dışında bu neslin sorunlu bir nesil olduğu açık ortada. Burada yorumlarda da gözüküyor. Hazıra konmuş, herşeyi hakkıymış gibi hareket eden, hafif ukala ve kendini beğenmiş bir nesil. Ne yazık ki içi de boş. Fatmanur hanıma katıldığım bir nokta var, o da eğitim derecelerini aldıkları için kendini birşey sanan bir grup insan bunlar. MBA okumuş ama excel’de data toplamaktan öteye gitmiyor. Dolayısıyla da kuduruyorlar. Derece almayı hak etmekle aynı sanıyorlar. Bunların yaptığı işi bir lise mezunu da yapar. Belki lise mezunun yapabileceği işleri MBA derecesiyle yapmak zorlarına gidiyordur. Bir de tabi üç kuruş maaşa çalışıyor olmanın verdiği eziklik. !!!!!

05 Apr 2009 - 5:49 pm

Sinem Hanım,

Ağır eleştirdiğiniz Y nesli, ilk başta genç bir topluluk, kişilik gelişimlerini tamamlamamış ve olgunlaşmamış insanlar. Bu bağlamda sizi 30+ kabul edersem, bu insanların sizin yaklaşımlarınızı sergileyemiyeceği açıktır. Y neslini eleştirirken bunları gözönünde bulundurmanız daha sağlıklı olacaktır. Ama yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla siz onlardan nefret ediyorsunuz. Bu duygudurumundan çıkmanızı ümit ederim, yoksa iş yapamazsınız onlarla.

05 Apr 2009 - 7:06 pm

Erhan bey ben Y kuşağından nefret falan etmiyorum. Sadece saygı düzeyleri çok düşük olduğunu söylüyorum. Bu düşüncemde de yanlız değilim. Bir dolu insan aynı sorunu yaşıyor. Y jenerasyonu pohpohlanmaktansa biraz kendine çeki düzen verse iyi olur. Finans eğitimi, pazarlama eğitimi, excel eğitiminden ziyade, saygı, görgü ve profesyonel tutum eğitimlerine yoğun tabi tutulmalılar.

05 Apr 2009 - 7:12 pm

Merak etmeyin, size de aynısını bir üst kuşağınız diyordu. Siz derken, sizin jenerasyon hangisi ise. Biraz büyük resim lütfen!

05 Apr 2009 - 7:31 pm

Bu yazılanlara katılıyorum. 20′lik çıtırlardanım. Konuştuklarımı diğer 20′lik çıtırlar anlamıyor. Üstlerim zaten hiç anlamıyor, mesela web site’lere reklam alınsın diye hit sayısını saydırıyorlar sonra şirketlerin bu tip konulardan bir haber pazarlama yöneticilerine lap diye yedirtiyorlar. Çok komedi valla. Etrafımdaki yaşdaşlarım falan cidden facebook manyaği ama başka bişeyden anlamıyorlar. O yüzden bende facebook’un pek baz alınamayacaği konusunda ne yalan diyim aynı fikri savunmak istiyorum. Bide zati şu var ki finansdi, hukuktu böyle alanlarda çalışanlar google da arama yapmaktan başka interneti kullanmıyor. Haklarını yemiyim email atmayi hatta eklenti koymayı da başarıyorlar. Belki de ben yanlış bir yerde çalışıyorumdur.

Diyesim o ki, mesela en yakın dostlarım teknolojiden falan anlamıyor. Hepsinde bir laptop var ama yani o kadar da değil:))))))))))))))) O yüzden kendi ilgi alanımdaki konular için allahtan başka ortamlar var. Ben oralara dalıyorum.

05 Apr 2009 - 9:10 pm

Bizlere epey bir fırça çekmişsin Çiğdem:) her insan günü katip etmek zorunda değil, her insan lider olmak zorunda değil, Bazılarımiz sadece para kazanmak için bir işe giriyor. Bazılarımız kariyer yapmak için. Bazılarımın da galiba yapıcak başka bişi olmadığı için:) İş dünyasında olmamayı kendim seçtim, çok da mutluyum. Bir daha çalışmayacağım demiyorum ama ofis dertleri ne kadar çekilmezmiş onu görüyorum. Ofis dışında ortamlarda y kuşağıymış, x miş z’miş hiç fark etmiyor. insanlar daha bir kardeş kardeş geçiniyor;)

05 Apr 2009 - 9:11 pm

Teknolojik olanakların iş ve sosyal yaşama etkilerinden habersiz yüzlerce genç var. İş ararken veya öğrenci olarak karşıma geliyorlar.

Diğer yandan, Mustafa Demirkol “… Gerçekten de bu nesil rahat içinde, herhangi bir şeyi elde etmek için çok çalışması gerekmeden ve Maslow’un hiyerarşisinde “kendini gerçekleştirmek” basamağında hayata başladılar.” demiş. Maslow’un hiyerarşisindeki ilk 2 basamağı size verebilirler. Doğrudan üçüncüden başlayabilirsiniz. Ama sonrası kişiseldir. Yani doğrudan “kendini gerçekleştirmek” basamağında olunamıyor. Çevremde gördüklerimin büyük çoğunluğu da henüz üçüncü basamakta…

Az sayıda internet tutkunu genç arkadaşı saymazsak, Türkiye’deki Y kuşağının çoğunluğu interneti e-posta ve Facebook’dan ibaret sanıyor.

Fatmanur hanım… Ben de Müge Cerman gibi, e-tohum’da tanışmak isterdim.

06 Apr 2009 - 9:23 am

Sinem Hanım,

Erhan Bey de belirtmiş, bu tür bir üslup ve yaklaşımla Y nesli’ni anlamak ve hatta onları yönetmek neredeyse imkansız.

Siz bir kitleye “ezik, kudurmuş, sorunlu, içi boş, kendini beğenmiş” gibi kelimelerle hitap ediyorsanız o kitleden saygı bekleyemezsiniz.

İş yerinde gençlerle böyle mi konuşuyorsunuz bilemem, lakin saygı sadece gösterilecek bir şey değildir, “saygınlık” kazanılması gereken bir şeydir aynı zamanda.

Sevgiler.

06 Apr 2009 - 8:52 pm

Mustafa bey,

Benim uslubumda bir sorun yok. Ben bu konuda böyle düşünüyorum. Eminim arada düzgün olanlarda vardır. Hepsi elbette bir değil. Bana denk gelenler öyle. Sayısıda fazla.

Saygı konusunda dediklerinize katılıyorum. Saygıyı kazanamayan bir grup insan olmalarından dolayı da saygı duymuyorum.

06 Apr 2009 - 8:58 pm

Subjektif genelleme.

07 Apr 2009 - 11:25 pm

Merhaba,
1. Y’lere neler miras kaldı?

Kariyer yolunun en başında, Tüketim Sisteminin başrol oyuncusu Medya’nın da baskısıyla, TR’de birçok kişi ÖSS-İngilizce-x öğrenimi almak için çeşitli kurs/dershanelere yöneliyorlar-yönlendiriliyorlar. Uzun lafın kısası, tükettirilen Eğitim hayatı içerisinde “dayatılan” onca şeyden sonra dolan “yeni aday” : “EEeh yeter be! Üniversitede 4 sene sizi dinledim, şimdi de siz beni dinleyeceksiniz” diyerek ortaya atılıyor. Evet, Yorumlara anlattığı gibi delikanlıca, asice, delice vs… Peki bunu Y’lere öğreten kim? Amerikan filmleri mi? Turgut Özal? Youtube-Google-Facebook-Enron gibi gerçek hikâyeler mi? MTV mi? …

Bir önceki makaleden anlaşılan birşey de kendini güncelleyemen/değişemeyen yöneticilerin iş arkadaşlarıyla iletişimde zorlanabileceğiydi. Bu makaledeki Y’ler için yapılan eleştiriler saf doğru olsa da yorumlara göre Y’ler ev ödevlerini bile yapmamakla, kendini geliştirmemekle suçlanıyor olduğunu düşünmüyor değilim. Doğru yanlış tartışılır. Y’ler Geçmiş jenerasyonların dönemlerine göre her şeyden fazla fazla sahip. Bunu imkanı olup da fırsat olarak kullanamayanlar ise yedek kulübesine mahkumlar. Kaynakların eskiye göre bol bol olması bana göre bir şansızlık. Her kaynağın fazlasına sahip olmak rekabeti de arttırmış durumda. Dolayısıyla “şeytanın peşin sattığı” son 25-30 yılda iş hayatında bazı çalışanlar anladılar ki besin zincirinde yükselmek için çok da çalışmaya, bilge olmanın gerekli olmadığını işin bir noktada (!) bilgelikte veya uzmanlıkta değil manipüle etmekte, çalmakta, mış gibi yapmakta olduğunu gördüler. Bazıları kendilerine yazık etti, bazıları da hak ettikleri yada etmedikleri şekilde yükseldiler. Peki bu süreçte davranışların lokomotifi neydi? Yanlış anlaşılmak istemem, çalışmanın gücüyle ve kurallara uygun olarak yükselmek, iş hayatında etik davranışlar, vicdan vs. kah o bu profesyonel davranışdan kah bunun aslında doğrusu iyilikle, güzellikle, kuralına uygun olarak yapılmalı mesajını içeren bir yazı yazmayacağım. Zaten az sonra ‘ah olgunluğumu göstermenin tam zamanı dur şuna bir öğüt/ders vereyim diyen orta yaşlılar, böyle ifadeler karşında kalan çaresiz büyükler bu tür yorumları sığınıyorlar. Demek istediğim, benim de onaylamadığım, kopyalamak-çalmak-bilgi hırsızlığı-kibirlilik vs. gibi davranışlar tabii ki çok kötü ve temelden yaralayıcı ama televizyonu/Internet’i/radyoyu/x iletişim kanalını her açtığımda bana “örnek olarak” gösterilen ve dayatılan bunlar değil mi?

2. Özeleştiri Hk.
Bireysel olarak, Fatmanur Hanımın “kendinden olmayan hiçbir şeyi beğenmeme, hemen yetki, şimdi!” ve Sinem Hanımın “herşeyi hakkıymış gibi hareket eden” davranışları da benim eksi özelliklerim birkaçı ki hayat hikayem nedeniyle kontrolsüz oluşan bu davranışları merak etmeyin törpülemekteyim. Y’ler için yapılan eleştiriler (doğal olarak) eksiksiz ve doğru. Zaten üzerilerine azıcık yüklenince hepsinin suyu çıkmakta. Peki ama bu durumun böyle olmasında balık baştan kokar deyip, artık eleştiriden öte önceki makalede sıkça belirtilen (milletvekillerinin dokunulmazlıkları gibi) tecrübeleriniz ışığında çözüm için topu size atsam? O kadar çok eleştirinin arasında hiçbir öneri yok neredeyse. Sizce Y’ler Yöneticilerini başka başka ne şekilde yönetebilirler? Örnek verebilir misiniz?
Günde en az “okkalı” 4-5 sayfa (özellikle Harvard Business ve Forbes) iş hayatı, marketing ve business development içerikli makale okuyor, bu makaleleri tekrar kontrol ederek kendi blog sayfam da yayınlıyorum. Şuaralar CCNP sınavlara çalışmam bitti ve yakın zamanda sınavlarına gireceğim. Düzenimi Ms Project’te hazırladığım günlük-haftalık-aylık-3 Aylık ve 6 Aylık zaman çizelgeme göre hareket ediyorum. Ayrıca, şuan y.dışında çalışan 2 arkadaşımla beraber X Reklam Sistemi adında bir projeyi yürütüyor, delirmek üzere olsak da KOSGEB Kredisi peşinde koşuyoruz. Üstüne, 4 yıldır sürekli revize ettiğim bir kendi hayatımla ilgili SWOT notlarım var. Peki bana söyler misiniz bütün öz eleştirileri yapsam da, bir dünya yerli yabancı makale okuyup çalışsam da yine de yönetime yaranacak mıyım? (Aa Girişimcilik göz kırptı) Cevap: Ortaya somut bir ürün koymadıkça HAYIR. Peki, Ürünü de koysam? Hahaha güldürmeyin beni. Hepimiz biliyoruz ki bir noktadan sonra patron/yöneticiler kendine en çok (maddi/zaman) kazandıran, işleri kolaylaştıran, iyi hissettiren veeee “Burnu iyi koku olan Kurnaz” olan çalışanları severler. Şark-Kurnazı olmasın da. Şimdi bana söyler misiniz, orman kanunlarının geçerli olduğu “yetki verilmez, alınır” veya “bilgi verilmez, alınır” sözleriyle dolu bir ortamda Y’ler arasında saygıdan, vicdandan, hoşgörüden bahsedebilir misiniz?

Y’ler kendileriyle yüzleşsede olur yüzleşmesede. En azından öz eleştiri sonucunda değişip gelişebilmek adına bir dolu zamanları var. Peki ya X’lerin?
Hakketen ya X’ler bize ne miras bıraktınız?

Saygılarımla,
Serhat SİNE

———————

@Sinem 1: “Saygısızlık yorumlarda gözüküyor” ifadenizi üstüme alıyor ve sanırım benim bir önceki makaledeki 12. Yorumumla bağlantısını olduğunu düşünüyorum. Şunu belirtmek isterim ki; Benim o yorumum sadece bir örnek, yeni neslin nasıl fikirleri olabileceğine dair. Ama doğru, ama yanlış. Üstler bunu da görsün diye yazdım. Buradaki serbest alanda bunları söylemek kolay yoksa tutup da işyerinde söyleyecek değilim heralde :D Diğer yandan, yorumlarınıza kısmen katılıyorum (özellikle de yalınlığına) ama umarım keskin sirke… Yorumlarınızı ardarda okuyunca gerçekten ortada bir “nefret” olduğunu düşünmemek çok zor.

@Sinem 2: “Ben ayrıca Y neslinin saygısız yetiştirildiğini düşünenlerdenim. “ Diyelim ki Y’ler bahsettiğiniz derece Saygısız olduklarını kabul etti. Peki söyler misiniz yukarıdaki ifadenize göre Y’leri Kimler yetiştirdi? Kim öğretti futürsuzca tüketmeyi, zirveye giden her yolun mubah olduğunu, her türlü hinliği cinliği, kısa yoldan köşe dönmeyi? Hadi siz de bu durumu sizden öncekilere atın da kurtulun. Bu yorumlarınızdaki sertlik, (ve arkasında durmanız) Y’lerin sadece saygısız yetiştirildiğini “Düşünen” değil aynı zamanda “Yetiştiren” biri yapmıyor mu? (sizin gibi düşünenler dahil)Y’lere bu şekilde mi örnek olunmalı veya iletişim kurulmalı?

@ Murat: Maslow’un konuyla bağlantısının kurulduğunu görmek gerçekten sürpriz oldu benim için. İnceden görmüşsün.

07 Apr 2009 - 11:27 pm

Çok alakalı değil ama yine de paylaşmak istedim > Okumasanız da olur
Y Jenerasyonun MBA Trampleni Üzerine
Makale Y’lerin Kariyer hedefleri için atmak istediği hızlı adımlara örnek olarak xMBA vurgulanması çok doğru ve yerinde. Bu konuyla ilgili olarak Uğur Özmen’in blogunda “Profesyonel olmak” ve “Unvan” içerikli başlıkları, özellikle yorumlarıyla beraber okumanızı öneririm. Çevremde iş hayatıyla yüzleşemeyen arkadaşlarımın birçoğu kendilerini çeşitli Master programlarına saldılar. eMBA yapmak isteyen biri olarak benim diyeceğim şudur ki; Mezun olduktan sonra yurtdışı MBA için yerli yabancı Öğretmen, Akademisyen, CEO, öğrenci vs. 15+ kişiyle görüştüm. Ve anladım ki iş hayatında tecrübe olmadan MBA yapmanın hiçbir anlamı yok. Sadece diploma o kadar. Zaten: “Ol-Ol-Ol Kaybedersin, Yap-Yap-Yap Kazanırsın”. Buarada vurgulamak istediğim MBA yapmak iyidir/kötüdür değil, kişilik gelişimine göre zamanlaması ve amacı. Yoksa Yeni Mezun hemen üstüne MBA çok da bir şey tınlamıyor.

07 Apr 2009 - 11:41 pm

Buarada yorumuma kim ne tepki verecek diye yayımdan sonra durmadan heyecanla F5′e basıp durmak çok acayibime gitti :D KY’nin Bağımlısı mı oldum ne? Müptela oldum heehhea …

08 Apr 2009 - 4:46 am

Güzel bir tartışma oluyor burada. (Gerçi yorumları cevaplarken Fatmanur hanım bana “Mehmet” demiş, Serhat sen de “Murat” demişsin. İsmim “Mustafa” :)

Fatmanur Hanım’ın “bizde Amerika’daki gibi Y nesli yok” yorumuna katılmadığımı daha önce belirtmiştim.

Örnek olarak Facebook verilince önemsizmiş gibi görünüyor bu mesele… Ama daha internetle yeni tanışmış, hele ki broadband internet erişimine daha yeni ulaşmış bir neslin dünyanın en çok kullanılan social networking sitesinde dominant bir popülasyon oluşturmasının küçümsenmesi bence yanlış.

Y neslinin (veya millenials) klasik tanımları içinde “bilgiye hızlı erişebilen, meraklı, araştırmacı” sıfatları bulunur. Fatmanur hanım kendi yaptığınız araştırmada 20′li yaşlardaki Türk gençlerinin bu özelliklere de sahip olmadığını belirtmiştiniz.

Benim örneklemlerim kendi çevremden olduğu için tecrübem bu yönde değil, yaptığınız araştırmayı da gerçekten çok merak ettim. En azından Türkiye’de iyi üniversitelerden mezun olmuş kitlede Y nesli karakterinin mevcut olduğunu düşünüyordum.

Konu “saygı”da takılı kalmış anlaşılan. “Şimdiki gençlerin, büyüklere hiç saygısı kalmamış” lafı her dönem söylenmiştir.

Tam 2350 yıl önce Aristo enteresan ve sevimli bir laf etmiş…

“Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve
öğretmenlerini sinirlendiriyorlar.” –Aristotales M.Ö 350

Demek ki Sinem hanım’la aynı görüşte olanlar da var :)

Sevgiler.

08 Apr 2009 - 10:19 am

Mustafa cok pardon! :) Mehmet nereden çıktı bilemiyorum!

Y Jenerasyonu ile ilgili sanıyorum araştırma şirketleri ciddi bir çalışma yapsa fena olmaz. Benim arasında bulunduğum Y kuşağı insanları muhteşem ve onları çok seviyorum, ama realitenin farklı olabileceğini de görüyorum.

IM’i örneğin yeni neslin atmış olması gerekiyor bana kalırsa, ama Türkiye’de hala yoğunlukla kullanılıyor. Y’nin gelişen internet teknolojileriyle haşır neşirliği’nin düzeyinin tahmin edilenden daha aşağı düzeyde olduğunu görüyorum. Türkiye’nin dört bir yanındaki Y jenerasyonuna baktığımda böyle bir tablo çıktı benim karşıma.

08 Apr 2009 - 10:31 am

Serhat yorumunu beğendim. Bu haftaki Hürriyet Daily News’daki yazımda da bu konuya değindim. Sorduğun sorular hoşuma gitti, tekrar düşünmemi sağladı. Sorunun cevabı uzun:) Ama şu linki vermek istedim. Fena değil. Bir bak nasıl bulacaksın
http://www.abanet.org/lpm/lpt/articles/mgt08044.html

08 Apr 2009 - 12:25 pm

blog bilmemekle dünyadaki gelişmeleri takip etmemek pek yakın bir ilişki olmayabilir. Bugünkü 20likler yöneticileri eleştiriyor da ilginç. Bu her nesilde aynıdır. Gelecektede eleştirecekler geçmişte de. Kendileri yönetici olunca onlarda eleştiricekler.
:)

08 Apr 2009 - 5:04 pm

Serhat F5 yap, cevabım var. Sana MBA konusunda katılıyorum. Ben bundan 13 yıl önce MBA yaptım. Şu an kariyerimde sıkıştığımı hissediyorum. O zamanlar beni yönlendiren yoktu, ailemin yurt dışında mba tutkusu dışında. Benim için iyi bir deneyim oldu. Finansal sıkıntım da yoktu.

MBA’de ne öğrendiniz derseniz, fazla bir şey değil. Hava değişikti. New York da yaşamayı öğrendim. Kültürlerini öğrendim. Çok da memnun kaldım. Kariyere gelince, keşke daha önce MBA yapmasaydım diyorum. Şimdi yapardım. Hangi konuda uzman olmak istediğimi anlamış durumdayım.

Konumuz Y jenerasyonu. Onlar nasıl yapıyorlar bu konuda bilemiyorum ama benim de Serhat gibi önerim, 2-3 yıl bile değil en az 5 yıl iş deneyiminden sonra mba hayali kurun. Her hangi bir programa da katılmayın. Benim acizane önerimdir.

08 Apr 2009 - 6:14 pm

Damla Hanım, o dediğiniz 5 yıl alakasız iş alanlarında çalışırsanız ve sonra MBA yapıp başka bir iş alanı seçerseniz özellikle Türk işveren sizi yine işe almıyor. 5 sene sonra doğru iş alanı seçiminiz onlar için önemli değil, onlar kendi çıkarlarına göre bu kişi geçen 5 yılda ne iş yapmış, benim alanımda tecrübesi var mı, benim işime yarar mı diyor.

Kıssadan hisse, bachelor sonrası Nostradamus olmak şart bu ülkede.

08 Apr 2009 - 6:22 pm

Lisans mezuniyetinden sonra bol bol hocalar ve firma sahipleriyle konuşmak, görüşlerini almak, çalışan insanlara bol bol soru sormak ve böylelikle iş alanları hakkında genel bir fikir sahibi olup bir çalışma dalı seçmek önemli. MBA’i uzmanlıktan ziyade yönetim eğitimi almak için kullanmak ve bunu mümkünse en az 5 yıl sonra yapmak en iyisi.

10 Apr 2009 - 2:40 pm

Merhaba,
@Mustafa: :D basiretim bağlanmış da Murat yazmışım. Pardon ;)

@Damla Hanım: Öneriniz için tşk. Evet iş hayatında 5+ sonrası için MBA’in bir anlamı oluyor(muş-öyle diyorlar) Ama sanki kişi kendi kariyer gelişiminde MBA’li olmaktan başka birşeyleri (???) katmasının daha önemli olduğunu düşnüyorum. Sanki Sivil Toplum Derneklerine veya Siyasi Partilere üye olup buralarda aktif olmak MBA’e göre…

@Fatmanur Hanım: Bağlantıdaki makaleyle, “Ulen bu patronlar niye böyle? orta yaş kriz mi?” diye sorduğum bazı sorulara cevap oldu. Güzel paylaşım tşk. Ayrıca, Diane Thielfoldt and Devon Scheef’in konuyla ilgili diğer makalelerinide bakmakta fayda var. Kısacası Abanet.org’u bir takip edeyim bakalım başka balık çıkacak mı?

Saygılarımla.

13 Apr 2009 - 3:14 pm

Fatmanur hanım,

Bu konuda çalışma yapılması çok iyi olur gerçekten. Benim de gözlemlerim benzer şekilde.

saygılar,

15 Apr 2009 - 1:53 pm

Sevgili Fatmanur Hanım, malesef son zamanlarda artan bir şekilde belirlediğiniz problemler mevcut. Özellikle üniversiteden sonra eğitimin bittiğini sanan halkımız tecrübeyi herşey olarak kabul ediyor ve işi kendileri değil de zamanın üstlenmesini istiyorlar. Bu yüzden bir eksiklik te hissetmiyorlar. Tam olarak bir rekabet ortamı oluşmuş değil. Hala çok fazla sayıda niteliksiz insan yönetim kadrolarında bulunuyor. Bunun en iyi çözümünü de özel sektörün gelişmesinde ve girişimciliğin artışında görüyorum. Zira yeni sektörlerde rekabet izlemek zevk veriyor ve umutlandırıyor.

15 Apr 2009 - 4:16 pm

Kendini inovatif olarak lanse eden birçok şirket için tecrübe, yetenek ve bilgiden önce gelen işe alma faktörü.

Çünkü tecrübeli eleman almak demek riske girmemek demektir.

Bu büyük şirketlerin bazıları test bile yapmıyor işe alımda, test yapan şirketlerde ise acaba kimler değerlendiriyor bu testleri ve CV’leri?

Test yapan şirketler en iyi ihtimal IQ ve kişilik testi yapıyor. Ben bir tane yaratıcılık testi yapan şirkete rastlamadım ve en azından Türkiye’de duymadım.

E peki yaratıcılık testi yapılmıyor, sadece tecrübeye bakılıyor, bu firmalar kendini nasıl inovatif görüyorlar? İnovasyonu insan gücü mü yapacak yoksa firma demirbaşları mı?

Bir kere, inovasyon kültüründe yaratıcılık olduğu gibi girişimcilik ve risk alma da her zaman vardır.

Peki kendini inovatif olarak lanse eden bu şirketler işe alımda dahi riske girmiyorsa bu nasıl inovatiflik? Bu şirketler yetenekli çalışanı keşfedip bulmuyorsa ve yatırım yapmıyorsa, nasıl büyük teknolojik ve ticari yatırımlar yapacaklar, nasıl risk alacaklar, nasıl girişimci ruhu taşıyıp inovasyon yapacaklar?

Bakın zamanında, Uğur Özmen’le olan bir tartışmada da söylemiştim, kendisi kabul etmemişti.

Durum yukarıda anlattığım gibi olunca, hiçbir potansiyelli, yaratıcı, zeki iş gücü kendini bu şirketlere yedirmez. Eğitişim Kariyer’in belirttiği gibi girişimci sayısı artar. Çünkü bu tarz (bir de ben inovatifim diyen) şirketlerde gerçekten bir numara yok, yaptıkları babadan kalma yönetim teknikleri.

P.S. inovasyonun 2. safhası olan proje yönetimi bu tarz bir şirkette yapılabilir, ama fikir ve proje üretimi kesinlikle bu tarz temkinli bir kültürde oluşamaz, fikirler ve projeler bu şirketlere ancak satılır. Çünkü böyle bir ambiyansta büyük fikirler de çıkmaz. Küçük fikirlerle fırsatçılık yapıp, niche yapılır, birşey yapıldı sanılır.

Birkaç yıl içinde Türkiye ve dünya yeni bir kartla tanışıyor. Ne niche, ne fırsatçılık, ne bir yerden esinlenme, tamamen yoktan varolan 7 aylık bir proje… Akla gelmeyen şeyler iz bırakır ve bunlar da yukarıda saydığım şirket tipinden çıkmaz. O şirketleri de, övündükleri fikirleri de biliyoruz. :P

15 Apr 2009 - 4:17 pm

İnovasyonun 1. safhası 7 ay.

25 Mar 2010 - 2:50 pm

sinem hanım

Y neslinden olmama rağmen dediğiniz gibi şuanki kuşak yani y jenerasyonu olumsuz yönde ilerlemektedir. Geleceğimizin çok parlak olamayacağını söyleyebilirim. Türkiye’de y jenerasyonu dünyadan çok daha farklı bizim gençlerimiz üretim yerine hazırı tercih etmektedir. Bu gelişmelerin önüne geçememekteyiz. Türk gelenek ve görenekleri tamamiyle yok olmaktadır. Sanırım benim düşüncelerim x kuşağına daha yatkın bulunmaktadır. sabırsız ve saygısı gittikçe azalan gençlikle karşı karşıya kalmaktayız. İleride bunların hepsi birer sorun durumuna gelecektir. Paylaşımlarınız ve vermiş olduğunuz bilgiler için teşekkür edirim…

20 Jun 2011 - 9:26 am

Kuşaklararası değer farklılıkları ile ilgili bir araştırma yapıyorum. X,Y, Z jenerasyonlarıyla ilgili Türkiye bazlı kaynakça var mı?

07 Oct 2011 - 12:44 am

Mustafa Bey;
“X nesli Türkiye’de siyasi kavgaların yaşandığı, yokluk ve mücadele ile geçen bir dönemde büyüdüler. Bu tür bir ortamda Maslow’un hiyerarşiler zincirinde ilk geçilecek basamak temel yaşam ihtiyaçları olacaktır. Nitekim etrafımızdaki X nesline baktığımızda hayat hikayelerinde “fakirdik, okuyamadık, hayat çok zordu ve mücadele içinde geçti” bölümlerini baskın olarak görürüz.

Y nesli ise bu açıdan çok şanslı, 80 sonrası Özal’ın yarattığı hamle ile birden ciddi bir refah seviyesi artışı görüldü. Artık “yokluk, kıtlık ve mücadele” yerine “fırsat” vurgulanır oldu.

X nesli kendi yaşayamadıkları rahatı, alamadıkları eğitimi çocuklarına vermek için çalıştılar. Gerçekten de bu nesil rahat içinde, herhangi bir şeyi elde etmek için çok çalışması gerekmeden” düşünceniz önemli bir vurgu. İlköğretim okulunda çalışmakta olan bir öğretmenim ve velilerimle paylaştığım bir slayt var. Çocuklarımızın,refahımızın değil hayatımızın ortağı olmalarına dikkati çeken. Değindiğiniz noktalar bunu ispata yetiyor. Çocukları, ebeveynlerini her isteklerini yapmaya zorunlu bireylerden ibaret görmeye, üretmeksizin tüketmeye yöneltmek:( Gerek eğitim sistemimizde gerekse yaşamlarımızda DEĞERLER eğitiminin de değerlerin de önemini yitirmesi. İlke merkezli düşünmeyip menfaat odaklı düşünen bireylere dönüşen kuşaklar(x ve y ayrımı olmaksızın.) Söylediğiniz dönemden sonra refahın artışıyla gelişen tablo.

Uğur Bey;”Mustafa Demirkol “… Gerçekten de bu nesil rahat içinde, herhangi bir şeyi elde etmek için çok çalışması gerekmeden ve Maslow’un hiyerarşisinde “kendini gerçekleştirmek” basamağında hayata başladılar.” demiş. Maslow’un hiyerarşisindeki ilk 2 basamağı size verebilirler. Doğrudan üçüncüden başlayabilirsiniz. Ama sonrası kişiseldir. Yani doğrudan “kendini gerçekleştirmek” basamağında olunamıyor. Çevremde gördüklerimin büyük çoğunluğu da henüz üçüncü basamakta…” katılıyorum. Kendini gerçekleştirme kavramını doğru tanımlamak gerek. Zaten en önemli toplumumuzdaki en önemli sorunlardan birinin KAVRAM KARGAŞASI olduşu, analitik düşünmenin önemine değinmekteyken kavramları analiz edebilmekten yoksun kalışımız, Yorumlayan, sorgulayan bireylerin önemine vurgu yaparken kavramları doğru yorumlayamayışımız kendimizi gerçekleştirebilmede de sorun olarak karşımıza çıktığı kanaatindeyim.

Sinem Hanım, üzülerek rahatsızlık duyduğunuz, eleştirdiğiniz konuda hakılı taraflarınız olsa da haklılığınızı sürdürebilmek adına üslubun da yadsınamaz öneme haiz olduğunu belirtenlerden olacağım. İtiraf etmeliyim ki aynı üslup ve düşünceye sahip pek çok meslektaşımın y kuşağını bu üslubuyla bu tatsız durumun baş mimarları olduğunu düşünmüşümdür pek çok kez. Rol model olma konusunun ötesinde birşey belirtmek istediğim. Y kuşağı, beden dili, ses tonu ve vurgulamaları gayet iyi algılamakta. Çünkü görsel,işitsel, çok yönlü iletişimi yaşamaktalar. Haklarında gerçekte ne düşündüğümüzü ve onlara karşı gerçek duygularımızı söylemlerimizin nezaketine aldanmadan okuyabilmekteler. Saygı duymalarını belirleyen ölçütlerden birisi bu olurken diğeri, onları anladığımızı hissetmeye duydukları ihtiyacın karşılanabilirliği ve ortak ilgi alanlarıyla onlarla aramızdaki mesafeyi daraltma çabamız olmakta.

“Kimse kimseyi beğenmiyor”
tümcesinin üztne birbirimizin yazdıklarına bu kadar yorum yazma ihtiyacı duyuşumuz ise trajikomik oldu sanırım:)

Sürç-ü lisan ettikse affola.

Fatmanur Hanım, yazılarınızı ilgiyle takip etmekteyim. Facebook kullanma oranı vb sayılar hakkındaki yorumunuza katılmamak gerçeğin reddedilişi olacaktır. PC kullanan sayısının sadece chat, oyun vb amaçlarla kullanılma oranının araştırılması gerekli. “. Bilgili değil bilmiş olmayı marifet sanıyor” olmamak adına hayat boyu öğrenme felsefesini içselleştirebilmek gerek. M.Kemal ATATÜRK’ün “Yerinde saymak demek geriye gitmek demektir.” sözü son sözümün özü. Teşekkürler.

10 Sep 2012 - 7:49 pm

I think other website proprietors should take this site as an model, very clean and wonderful user friendly style and design, as well as the content. You are an expert in this topic!

11 Feb 2013 - 4:27 pm

You have noted very interesting points ! ps decent website . “The appearance of right oft leads us wrong.” by Horace.

Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
E-posta
Web Sitesi
Yorum

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL

KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası