resim
Ana Sayfaya Dön


Tatmin Duygusu ve İş İlişkisi

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
05 Oct 2009

Geçenlerde Facebook’da Türkiye’nin tanınmış yaşam koçlarından bir tanesinin garip bir yorumuna rastladım.

‘Sevdiği işte çalışmayan bir insan ruhunu satmış gibidir’ diyordu.

Bir yaşam koçunun böyle dayanağı ve tutanağı olmayan bir yorumu yapmasının talihsizlik olması gibi, böyle bir yorumu, dayanağı dahi olsa, ortaya koymadan önce iki kere düşünüyor olması yerinde olurdu.  Koçluk için belli bir standart eğitimin olması— sadece bilgi birikimi ve deneyimin yetersiz kalması—koçluk hizmeti alanların sancılarına çözüm olabilir belki…

Ben şu sevdiği işte çalışmayanların ruhunu satmış olması konusuna değinmek istiyorum.  Çünkü, tek başına, sevdiğimiz işte çalışmak bize mutluluğun anahtarını sunmuyor.

Popüler kültür bu aralar inanılmaz derecede sevdiği işi yapma duygusunu ve olgusunu pompalıyor.  Çoğu kişi de kendini sorgular oldu.  Özellikle 30’lu yaşlardakilerde sık görülen bir durum… Bu dönemler sorgulamaların yoğun olduğu dönemler zaten.  Ancak ruhunuzun huzurlu olması için ille de sevdiğiniz işte çalışmak gerekmiyor.  Mutlu olmak, mutlu hissetmek için sevdiğiniz bir iş bulmuş olmak, tek başına yeterli olmuyor.  İşinde kendini her mutlu hissetmeyen de kariyer seçimlerinin yanlış olduğunu sanıyor.  Siz de onlardansanız, bu yazıyı bir okuyun.

Sevdiğiniz işi yapmak, yaptığınız işlerden zevk almak elbette ideal olan. Ama bugün sevdiğiniz işi yapmıyorsunuz diye, ruhunuzu satmış olduğunuzu düşünmek, kendi değerinizi indirmekten başka bir işe yarar mı?

İlk önce şunu düşünün: insan gelişen bir varlıktır.  Zamanla birlikte ilgi alanlarımız da değişebiliyor.  İnsan sadece bir şeyi sevmiyor hayatta.  Kimisi sadece pazarlama alanına ilgi duyar, hayatı budur ve bunun peşinden koşar. Harika.  Kimisinin de ilgi alanları farklıdır.  Hayatın farklı dönemlerinde farklı hayallerin peşinden koşar.  Bu da harika.

Her gün işe gittiğimizde ‘en çok sevdiğimiz bir işi yapmak için bulunmamak’ hayatın sonu değil.  Öyle ki, iş dünyasında her dakika en sevdiğiniz işle uğraşmak da mümkün değil. Zamanınızın önemli bir bölümünü istediğiniz işe ayırabiliyor olmak en ideali.

Kimisi fotoğrafçılığı öyle çok sever ki, bunu profesyonel olarak yapar ama para karşılığı bir hizmet olarak yapmayı tercih etmez.  Fotoğraf, hayatının önemli bir parçasıdır ama asıl işi o değil diye ne ruhunu satmış olur ne de mutsuz olur.

Kariyer dediğimiz şey bir yerde hayat tarzı seçimi.  Kimisi iş yerinde bulunmayı finansal bir gereklilik olarak görür.  Asıl sevdiği işi arta kalan zamanlarda yapmaktan daha çok mutluluk duyar.  Müzisyen bir tanıdık, profesyonel olarak ilgi duyduğu bir alanda çalışıyordu. Yaptığı işi çok da sevdiğini söylemek doğru olmaz.  Akşamları, müzik besteliyor, hafta sonları konser veriyor.  İkinci bir işten iyi bir gelir de elde ediyor ama onun seçimi tamamen müzik ile ilgilenmek yönünde değil.  Böylesi daha güvenli ve huzurlu geliyordu ona.

Bireyin sevdiği şeyleri yapmak için zaman harcaması kişiyi tatmin eder.  Bu tatmini hayatımızda sadece çalışğımız yerden beklemekse, bir noktada tıkanıp kalmamıza neden oluyor.

Hayattan tatmin arıyorsak, dostluklarımıza ve ailemizle olan ilişkilerimize önem ve değer vermemizi söylüyor mutluluk üzerine yapılan araştırmalar.

Bundan daha da enteresanı, Harvard psikoloji prof’larından Daniel Gilbert bireylerin hangi işte hayatlarının nasıl olacağını bilmesinin ya da tahmin edebilmesinin çok güç olduğunu söylüyor.  Yöntem olarak da farklı iş alanlarını denemelerini ve hangi işi yapmakta mutlu olabileceklerini görmelerini öneriyor.

Bazen hobiniz işimiz haline döndüğünde eski büyüsünü kaybedebiliyor.  Çünkü artık sevdiğiniz şey, aynı zamanda para kazanmak zorunda olduğunuz iş oluyor.  Sevdiğiniz işi profesyonel olarak yapmak her daim mutlu olacağınızı garantilemiyor.


Share

YORUMLAR
06 Oct 2009 - 1:26 am

‘Sevdiği işte çalışmayan bir insan ruhunu satmış gibidir’

diye bir söz vardı sanırım. Ben düzelteyim:

Olduğu gibi olmayan, davranmayan, çalışmayan, yaşamayan, kendini kandırır, kendinden çıkar, onurundan ödün verir, sürüye kaptırır kendini. Bunları da sürüdekiler gibi bir banknot için yapıyorsa vah vah çok yazık ona. O artık maddeci olmuştur, ruhunu maddeye satmıştır. Madde ki, ruh yanında nokta değeri olmayan birşey.

Bu yaşam koçu da eminim bunları düşünüyor, ama spontane kısa bir cümle kurmuş web’de.

06 Oct 2009 - 8:48 am

Bu durum benim 5 yıl önceki halimi anlatır gibi. Çalışmak zorunda olduğum için çalışıyordum doğrusu. Işimi pek sevdiğim söylenemezdi, ama 2 çocuğum vardı ve tek başıma onları yetiştiriyordum. Akşamları onlarla birlikte olmak, arkadaşlar, dostlarla vakit geçirmek, çok sevdiğim tiyatro çalışmalarım beni hep mutlu yaptı.

Aslında çalışmak zorunda olmasaydım daha iyi olurdu belki. Etrafınıza bakın, çocuğu olan kaç annenin aklı işinde? Benim etrafımdakiler, işteyken hep çocuklarını düşünürlerdi. Mümkün olsa çalışmayacaklardı. Bazen hayat bize her istediğimizi her istediğimiz anda yapmamıza izin vermiyor işte. Bu da ruhumuzu satmak değil, şartlar o anda neyse, bunu kabullenmekle ilgili. Huzur bazen böyle sağlanır.saygılar hepinize,

06 Oct 2009 - 8:57 am

Sevdiğimiz işi yapmak için neyi sevdiğimizi bulmamız lazım. Ben de burada takılıyorum. Yorumda Gilbert’in tavsiyesi çok iyi ama o tecrübeyi kazanmak için kapıların açılması gerek, galiba orda da biraz zorlanıyorum:)

06 Oct 2009 - 11:40 am

Son paragraf çok doğru bir tesbit. Hobi iş haline geldiğinde hobilikten çıkıyor. İşe para kazanma, hayatta kalma derdi giriyor. Bu zamanda zevk aldığınız bir konu zorluk çektiğiniz bir alan haline geliyor. Zenginseniz, para derdiniz yoksa, kocanızın geliri iyi o yüzden kar etme, zorluk çekme derdiniz yoksa o zaman hayatınız zaten bir hobi!

06 Oct 2009 - 12:10 pm

Mutluluğu ve hayattan tatmini sadece işimizde aramak gerçekten insanı depresyona sokabiliyor. Aynı şekilde işimizde mutlu olmamakta insanı depresyona sokabiliyor. Katlanabilir bir iş olması (beklentiye göre değişir) ve hayattan tatmin duygumuzu tek bir şeye bağlamamak kesinlikle önemli. Çok sevdiğimiz bir işte çalışsak bile.

06 Oct 2009 - 1:20 pm

“Bireyin sevdiği şeyleri yapmak için zaman harcaması kişiyi tatmin eder. Bu tatmini hayatımızda sadece çalıştığımız yerden beklemekse, bir noktada tıkanıp kalmamıza neden oluyor.” İşte olay bu bence.
Tüm tatminsizlikler, böyle büyük laflar bu durumu göz ardı etmekten kaynaklanıyor.

06 Oct 2009 - 2:20 pm

Örneğin;

Ben aşık olduğum ve bu dünyada yapacağım tek iş dediğim halkla ilişkiler sektöründe çalışıyorum. Kısa bir çalışma geçmişim olsa da bu süreç içerisinde mesleğimden beni nefret ettirebilecek yerlerde çalıştım. Peki şimdi ben neyi mi satmış oluyorum?

Maalesef işinin ehli olmayan insanların zaman zaman yönlendirmeleri ile yanlış yollara sapabiliriz. Bu tezi çürütebilecek birçok kişiyi bu hanımefendinin karşısına çıkarabilirim.

06 Oct 2009 - 3:08 pm

Fatmanur hanım,

Kariyer dediğimiz şey bir hayat tarzı demişsiniz. Çok başarılı bir ifade. Nasıl bir hayat tarzı istediğimizi farkettikten sonra kariyer seçmek daha mümkün oluyor. Kolay değil belki ama daha bilinçli yapılabiliyor.

Tebrik ederim.

07 Oct 2009 - 1:03 pm

Geleceği tahmin etmek gerçekten güç. Sanki Türkiye’de biraz daha güç. O yüzden umut toplumu olmak durumundayız, kader toplumu olmasakta

07 Oct 2009 - 2:32 pm

Merhaba, bu blogu uzun zamandır takip ediyorum. Bir çok profesyonelin yazdığı yazıdan daha faydalı buluyorum. İçten, laf olsun diye yazılmamış öğütler. Buradaki yazıda olduğu gibi. Bende sevdiğim bir işte çalışmıyorum yaklaşık 2 senedir. İstedğim gibi bir iş yok burada malesef. Yurt dışından dönmüş olmam belki de hataydı. Emin değilim. İş ortamım tatmin aradığım bir yer olmaktan çıktı. Yurt dışında alanımdaki uzmanlarla irtibat halindeyim ve uluslararası bir proje takımına kendimi aldırdım. Müthiş zevk alıyorum. Bu bana ilerde başka kapılar açar mı bilemiyorum, ama kendime fırsat yaratabiliyor olmak bana yetiyor.

07 Oct 2009 - 10:18 pm

Bence bir insanın yaşamsal durumları (evlilik, çocuk, yanlış yönlendirci kişiler) sevdiği işi yapmamasında bir bahane değil. İnsan hayatında her zor durumda 5N1K’yı uygulayıp, biraz da yaratıcılığını kullanıp bu durumdan kurtulabilir. Eğer bunları yapmaksızın, çabalamaksızın, çıkış yolu bulmaksızın istemediğimiz işleri yapıyorsak tembeliz demektir. Bize de ruhunu satmışsını doğal olarak yapıştırırlar. Well said!

08 Oct 2009 - 9:12 am

Tatmin duygusunu sadece iş yerinden beklemek ve karşılılığını alamamak güzel bir tespit olmuş. Ancak sorun sanırım burada değil.

“Hayattan tatmin arıyorsak, dostluklarımıza ve ailemizle olan ilişkilerimize önem ve değer vermemizi söylüyor mutluluk üzerine yapılan araştırmalar.” İşte sorun burada. Ailenizle, sevdiklerinizle ilgilenmeye vaktinizin kalmaması. Kitap okumaya, haftasonları eğlenmeye maddi ve manevi müsait halde olmamak. Hiçbirimizin hayatında sadece “iş” yok ama bir çoğumuzun tüm enerjisini ve zamanını “iş” alıyor. İşte bu sebeple kişinin yaptığı işi sevmesi önemli.

08 Oct 2009 - 12:43 pm

Bakış açımı değiştirdi bu yazı sanki, ben hala hayattan tek tatminin sevdiğim işte çalışmak olduğunu düşünüyordum, huzursuzluğumun sebebi de bu.

Yukarıdaki yorumdaysa zamansızlıktan yakınılmış. Bu da büyük şehirlerin tipik sorunu. Trafikte takılmak 2,5 saat işten eve geliş vaktini neredeyse 21.00′a çeker oldu. Korkunç:))

Sonra düşündüm, haftasonları ne güne duruyor dedim. Hayatımızı biz kendi seçimlerimiz doğrultusunda yaşıyoruz. Ne istiyorsak onu yaşıyoruz. Neden vazgeçemiyorsak, onun sonuçlarına katlanıyoruz

08 Oct 2009 - 3:34 pm

Sevgili Yeşim
Artık bir çok insanın, fabrikalardan küçük ofislere kadar çoğu işyerinin cumartesi günleri de (en azından yarım gün) çalıştığını hatırlatmak isterim :) Yani söylemek istediğim sevdiğiniz işi yapmanız sizi mutlu etmez ama sevmediğiniz işi yapmanız ya da işyerinizi sevmemeniz günümüzde artık işten geriye çok az vakit kaldığından ve vakitsizlikten dolayı tüm deşarj yolları tıkandığından mutsuz olmanıza sebep olabilir.

08 Oct 2009 - 3:43 pm

Bizler zaten çalışmak için yaratılmamışız bence. Öyle olsaydı herkez daha az çalışıp daha çok para kazanmanın yollarını aramazdı. Naçizane görüşümdür. Böyle düşündüğümden hayatımı işime adamış olmadım hiç. Kendi çapımda çok başarılıyım. Sadece dünya çapında tanınmıyorum. İstediğim birşey de değil. Dışsal faktörler (takdir) beni ilgilendirmiyor. Dokunduğum insanlara faydam olduğunu biliyorum, bu yetiyor.

Günümüzün ‘hızlı meşhur olun’ böylece bol para kazanın düşünceleriyle çelişiyor biliyorum.

08 Oct 2009 - 3:46 pm

Büşra’nın dediklerine katılmamak elde değil. Belli bir seviyeye gelene kadar bazı cefalar çekilmek zorunda ki sefasını sürebilelim. Eğer istediğimiz buysa çekeceğiz gibi. Niye hep İstanbul peki? Niye kimse Bursa İzmir Ankaraya taşınmaz da hep ordakiler buraya gelir? (bende İzmirden geldim de:) İş imkanı az, parası da az diye geldim. Hayat tarzı ise tam benim istediğim gibi. Bir gün dönücem. O zamana kadar tarzım bu olcak.

08 Oct 2009 - 3:51 pm

Evet şu hobinin işe dönme konusuna gönüldem katılıyorum. Ben hobim olan mücevher tasarımını işim yaptım. Bana zor geldi.
Tasarlamaktan çok yönetmek zorunda kaldım. İşin başına birini koyabilecek kadar da verimli bir iş olmadı doğrusu, kaa kara düşündürüyor. Henüz 2 yıllık bir geçmişi var, öğrenme sürecidir umarım. sizlere iyi düşünmenzi tavsiye ederim. kendi işini yapmak her işi yapmak, sevmedim, işin muhasebesine bakmıyorum diyemiyorsun.

09 Oct 2009 - 12:14 am

enteresan bir nokta su tahmin edememe olgusu. sartlara uyum sagliyoruz nasilsa

09 Oct 2009 - 11:31 am

Bazen hobiniz işimiz haline döndüğünde eski büyüsünü kaybedebiliyor. Çünkü artık sevdiğiniz şey, aynı zamanda para kazanmak zorunda olduğunuz iş oluyor. Sevdiğiniz işi profesyonel olarak yapmak her daim mutlu olacağınızı garantilemiyor.

Elbette, çizgiyi iyi tutturmak gerekli. Yoksa her hobimizi işimize çevirirsek yapacak hobimiz kalmayabilir.

Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
E-posta
Web Sitesi
Yorum

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL
E-posta
KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası