Geçenlerde Facebook’da Türkiye’nin tanınmış yaşam koçlarından bir tanesinin garip bir yorumuna rastladım.

‘Sevdiği işte çalışmayan bir insan ruhunu satmış gibidir’ diyordu.

Bir yaşam koçunun böyle dayanağı ve tutanağı olmayan bir yorumu yapmasının talihsizlik olması gibi, böyle bir yorumu, dayanağı dahi olsa, ortaya koymadan önce iki kere düşünüyor olması yerinde olurdu.  Koçluk için belli bir standart eğitimin olması— sadece bilgi birikimi ve deneyimin yetersiz kalması—koçluk hizmeti alanların sancılarına çözüm olabilir belki…

Ben şu sevdiği işte çalışmayanların ruhunu satmış olması konusuna değinmek istiyorum.  Çünkü, tek başına, sevdiğimiz işte çalışmak bize mutluluğun anahtarını sunmuyor.

Popüler kültür bu aralar inanılmaz derecede sevdiği işi yapma duygusunu ve olgusunu pompalıyor.  Çoğu kişi de kendini sorgular oldu.  Özellikle 30’lu yaşlardakilerde sık görülen bir durum… Bu dönemler sorgulamaların yoğun olduğu dönemler zaten.  Ancak ruhunuzun huzurlu olması için ille de sevdiğiniz işte çalışmak gerekmiyor.  Mutlu olmak, mutlu hissetmek için sevdiğiniz bir iş bulmuş olmak, tek başına yeterli olmuyor.  İşinde kendini her mutlu hissetmeyen de kariyer seçimlerinin yanlış olduğunu sanıyor.  Siz de onlardansanız, bu yazıyı bir okuyun.

Sevdiğiniz işi yapmak, yaptığınız işlerden zevk almak elbette ideal olan. Ama bugün sevdiğiniz işi yapmıyorsunuz diye, ruhunuzu satmış olduğunuzu düşünmek, kendi değerinizi indirmekten başka bir işe yarar mı?

İlk önce şunu düşünün: insan gelişen bir varlıktır.  Zamanla birlikte ilgi alanlarımız da değişebiliyor.  İnsan sadece bir şeyi sevmiyor hayatta.  Kimisi sadece pazarlama alanına ilgi duyar, hayatı budur ve bunun peşinden koşar. Harika.  Kimisinin de ilgi alanları farklıdır.  Hayatın farklı dönemlerinde farklı hayallerin peşinden koşar.  Bu da harika.

Her gün işe gittiğimizde ‘en çok sevdiğimiz bir işi yapmak için bulunmamak’ hayatın sonu değil.  Öyle ki, iş dünyasında her dakika en sevdiğiniz işle uğraşmak da mümkün değil. Zamanınızın önemli bir bölümünü istediğiniz işe ayırabiliyor olmak en ideali.

Kimisi fotoğrafçılığı öyle çok sever ki, bunu profesyonel olarak yapar ama para karşılığı bir hizmet olarak yapmayı tercih etmez.  Fotoğraf, hayatının önemli bir parçasıdır ama asıl işi o değil diye ne ruhunu satmış olur ne de mutsuz olur.

Kariyer dediğimiz şey bir yerde hayat tarzı seçimi.  Kimisi iş yerinde bulunmayı finansal bir gereklilik olarak görür.  Asıl sevdiği işi arta kalan zamanlarda yapmaktan daha çok mutluluk duyar.  Müzisyen bir tanıdık, profesyonel olarak ilgi duyduğu bir alanda çalışıyordu. Yaptığı işi çok da sevdiğini söylemek doğru olmaz.  Akşamları, müzik besteliyor, hafta sonları konser veriyor.  İkinci bir işten iyi bir gelir de elde ediyor ama onun seçimi tamamen müzik ile ilgilenmek yönünde değil.  Böylesi daha güvenli ve huzurlu geliyordu ona.

Bireyin sevdiği şeyleri yapmak için zaman harcaması kişiyi tatmin eder.  Bu tatmini hayatımızda sadece çalışğımız yerden beklemekse, bir noktada tıkanıp kalmamıza neden oluyor.

Hayattan tatmin arıyorsak, dostluklarımıza ve ailemizle olan ilişkilerimize önem ve değer vermemizi söylüyor mutluluk üzerine yapılan araştırmalar.

Bundan daha da enteresanı, Harvard psikoloji prof’larından Daniel Gilbert bireylerin hangi işte hayatlarının nasıl olacağını bilmesinin ya da tahmin edebilmesinin çok güç olduğunu söylüyor.  Yöntem olarak da farklı iş alanlarını denemelerini ve hangi işi yapmakta mutlu olabileceklerini görmelerini öneriyor.

Bazen hobiniz işimiz haline döndüğünde eski büyüsünü kaybedebiliyor.  Çünkü artık sevdiğiniz şey, aynı zamanda para kazanmak zorunda olduğunuz iş oluyor.  Sevdiğiniz işi profesyonel olarak yapmak her daim mutlu olacağınızı garantilemiyor.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit