resim
Ana Sayfaya Dön


CEO Olmak Ateşiyle Yanan Kadınlar

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Girişimcilik, Kadın
18 Mar 2013

Dünya, kadınları şirketlerin tepesine yerleştirmek için güç birliği yapmış durumda.

Yönetim Kurullarında, İcra Kurullarında, CEO seviyesinde neden daha fazla kadın olmadığı sorgulanıyor.

Davos 2013’de, Prof. Hermina Iberra, gelişmiş ülkelerde yönetim kurulundaki kadınların sayısının 14-16% arası olduğunu; Avrupa’da bu oranın %5’in altında; Avrupa ve Amerika’da Yönetim Kurulu Başkanı kadın oranının %3, OECD ülkelerinde yaklaşık %5,  CEO seviyesinde kadınlarında 15% civarında olduğunu söylüyor.

Facebook COO’su, Sheryl Sandberg, Lean In kitabıyla ve başlattığı Lean In hareketiyle sorunu kadınlara yıkıyor. Ona göre kadınlar geri çekiliyor, liderliklerini göstermekten çekiniyor, ben demekten ziyade mütevazi davranmayı tercih ediyor, duygusal davranıyor. Kısacası kadınların kendini göstermediklerini ve yeterince hırslı olmadıklarını savunuyor. Dolayısıyla C seviyesine ve üst seviyelere ulaşamıyor.

The Washington Post yazarlarından Selena Rezvani ise kadınların kadınlara olan hışmından ve çekememezliğinden bahsediyor. Kadınlar, kendilerine rakip gördükleri kadınları yok ediyor. Yapılan bir araştırma, erkeklerden ziyade çalışan annelerin kadınlar hakkında kötü ve seksist inançlar aşıladıklarını da ortaya koyuyor.

Konunun bir diğer ucunda da “Why Women Still Can’t Have it All” yazısıyla birçoklarını kızdıran Anne-Marie Slaughter var. Dışişleri Bakanına danışmanlık pozisyonundan istifa edip, hem çocuğuna, hem ailesine hem de işine yetişmesinin mümkün olmadığını itiraf eden güçlü bir kadın Anne-Marie.

Selena’nın dediği gibi, bir dolu güçlü kadın Anne-Marie’ye kızarak, bu şekilde durumunu itiraf etmesinin yanlış olduğunu söylüyor. Kadınları cesaretlendirmenin, doğruyu itiraf etmekten daha önemli olduğunu savunuyorlar. Sanki çalışmak ve iş dünyasının zirvesinde olmak dünyanın en önemli ve değerli konumuymuş gibi…

Anne-Marie ise çalışma kültürleri değişmediği sürece istediğimiz başarıya sahip olmanın imkansız olduğunu söylüyor.

Davos’da IMF Başkanı Cristine Lagarde’ın da bulunduğu forumda konuşan Sandberg, bu konuda yapılan araştırmaların temelinde yatan konuyu şöyle özetliyor:

  1. Başarı (success) ve beğenilirlik (likability) arasında, erkekler söz konusu olduğunda, pozitif bir korelasyon varken, kadınlar söz konusu olduğunda (hem kadın hem de erkekler tarafından) negatif bir korelasyon bulunuyor.
  1. Yani, bir erkek başarılı olduğu zaman, bu her iki cins tarafından olumlu olarak karşılanıyor ve kişi daha da fazla beğeniliyor.
  1. Kadınlar başarılı olduklarındaysa, hem erkekler hem de kadınlar başarılı olan kadını beğenmiyorlar.
  1. Erkeklerin aksiyonları “hırs” olarak adlandırılırken, kadınların aksiyonları “agresif” olarak adlandırılıyor.

Bu sonuçlara şaşıran bir çalışan olduğunu sanmıyorum!

Bir insana bir çok şeyi öğretebilirsiniz ama vizyoner olmayı öğretemezsiniz.

Bir insana ünvan verebilirsiniz ama ünvan aldığından dolayı lider olduğunu iddia edemezsiniz.

Sandberg’ün dürüst ve açıkça konuyu gözler önüne sürmesi ve bu alanda bir akım başlatması olumlu bir gelişmedir.

14 Mart Perşembe günü Özyeğin Üniversitesi “HR in C-Suite” isimli kapalı bir seminer düzenledi. Günün özeti İnsan Kaynakları alanında görev yapanların –kadın ya da erkek— yeteneklerinin ve yetkinliklerinin çok ama çok düşük seviyede olduğuydu. Üniversite rektörü Erhan Erkut, Fiba Holding CEO’su Hüsnü Özyeğin, Mavi Jeans CEO’su Cüneyt Yavuz, PwC Başkanı Haluk Yalçın’ın bulunduğu ve Balçiçek Pamir’in moderatörlüğünü yaptığı oturumda, Hüsnü Özyeğin’in “Başarılı olmayanları İK yapardık” sözü durumu açıklıyor olsa gerek. Kadınların yükselmesinde IK’nın rolü de kurumda kadın çalışan sayısını artırmaktan öteye elbette gidemiyor.

Herkes yönetim kurullarında kadınların sayısını artırmaktan bahsediyor; sayıların hala az olduğunu söylüyor; kurullarda kadın sayısının yüksek olmasının şirket karlılığına faydalarını öne çıkartıyor.

Kimse güç sahibi olmanın dışında, kadınlara, yukarı çıkmak için savaş vermelerinin kendilerine, kurumlarına ve insanlığa nasıl bir anlam sağlayacağını sormuyor. Kadının rolünün “kuruma pozitif imaj” yaratmaktan öte görülmemesi üzücü.

Günümüzde C seviyesine gelmiş kadınların hemen hemen hepsi erkeksi karakter özellikleri göstermekte. Kadınları erkek gibi davranmaya, konuşmaya, düşünmeye, aksiyon almaya yönelten bu sistem, yönetim kurullarında kadın sayısını yükseltmeyi başarır ama daha sürdürülebilir bir iş dünyası yaratmakta pek de fayda yaratmaz.

Kadınların istediği güç sahibi olmaksa, zaten yükselenler çoğunlukla aşırı hırslılar oluyor (obsesif eğilimliler). Erkeksi davranıyorlar. Donuk gözlerle bakıyorlar etraflarına. Kendi başarıları dışında hiç birşey ile ilgilenmiyorlar: tek hedefleri ne pahasına olursa olsun güç ve para sahibi olmak için yükselmek. Ardından da zaten elde ettiğini kaybetmenin verdiği korkuyla hareket eden saldırgan iş insanları oluşuyor. Ölçecek olsanız, çoğu yöneticinin patolojik bir psikolojik sorunu olduğunu gözler önüne serebiliriz.

Kadınları yukarı çıkartmayı istiyorsak, önce bu kazancın şirket karı ve cinsiyet eşitliği dışında ne yaratacağına odaklanmaya bakmak iyi olur. Erkekler yükselirken kadınsı davranmayı seçmediyse, kadınların neden erkeksi davranarak yükselmesi öngörülüyor?

Nufus artıyor, orta sınıf da artıyor. Orta sınıf para ve ünvan için savaş veriyor; hırslı kadın sayısı zaten her geçen gün artıyor. Orta sınıftan üst-orta sınıfa geçtiğinizde, hırsı en yüksek olan kadınları burada bulursunuz. Kaybedecekleri çok şey vardır. Güç ve para çok önemlidir. Onlardan güç, para ve ünvanı alırsanız, yara almış boğaya dönerler. Hem kadın hem erkek.

Bugüne kadar ünvan, para ve güç peşinde koşan iş dünyası kırılmalar yaşıyor. Bireyler ve sivil toplum kuruluşları işletmeleri değişime zorluyor. Şirketler bu değişimleri istediklerinden ya da faydalı olduğundan ele almıyor. Çocuk işci çalıştırmama, karbon ayak izi azaltılması, daha insancıl çalışma şartlarının oluşturulması, sağlıklı gıdalar ve içeceklerin üretilmesi, tedarik zincirinde sorumluluk anlayışıyla hareket edilmesi…tüm bunlar dış baskılarla başlatılan calişmalar ve içerden bir vizyonla ele alınan konular değil. Hala da bir çok büyük ve uluslararası şirket bu konulara pek de önem vermemekte ama baskılardan dolayı birşeyler yapılması gerektiğini anlamakta.

Değişimi başlatanların, özenerek bakılan uluslararası ya da büyük kurumlar olmaması ilginçtir.

Kadınları “glass ceiling” dediğimiz tepe yönetimlere iteklemektense, beyaz yakalı girişimciler olarak ortaya çıkmalarını teşvik etmemizin çok daha anlamlı ve yaratıcı sonuçlar çıkartacağına inanıyorum. Kadınların yarattığı ve büyüttüğü şirketlerin yükselmesi, kadınların kurallarıyla yönetilmesi ve büyütülmesi bana çok daha cazip, çekici ve olması gereken gibi geliyor.


Share

YORUMLAR
29 Mar 2013 - 7:49 pm

Bir solukta okudum, elinize sağlık. Düşüncelerinize katılmakla birlikte, anlattığınız şeyleri birebir yaşıyorum. Erkeksi özellikler göstermezsek erkeklerin içerisine karışmakta zorlanıyoruz. Mesela öğle arası bile sırf onlarla beraber yemek yiyebilmek için her gün lüks yerlerde kebab yemeye gidiyoruz, ama biz sağlıklı beslenmeyi ya da evden getirmeyi daha çok tercih ederiz, fakat bunu uygulayamıyoruz maalesef. Ya da akşamları genel müdürle iş geliştirme toplantısı yapabilmek için geç saatlere kadar iş yerinde mesai yapmaya başlıyoruz. Sonuçta eve saat 24′te dönen bir kadın ne eşiyle ilgilenebilir, ne çocuklarıyla. Aileyi birarada tutan şeyin kadına verilen rol olduğunu düşünüyorum, bu sebeple işine önem veren kadınlar ailesinden uzaklaşıyor ve bu da onların motivasyonunu ve psikolojisini etkiliyor. Özellikle bunlardan dolayı C seviyesine geçmek istemeyen kadınlar var. Aslında iş şartları kadınları boğmayacak şekilde geliştirilse kadınlar kendisini daha çok öne çıkarabilir. Bence olaya sadece para açısından bakmamak gerek. Bir çok başarılı kadın işini para için yapmıyor. Evet para da bir etken ama kadınlar daha çok “başarılı” olmaktan, “yönetmekten”, “ilgilenmekten”, “ilgi görmekten”, “sözünü dinletmekten”, “işini en iyi yaptığı için takdir edilmekten”, “vatana millete faydalı olduğu için gurur duymaktan(mesela öğretmenler)” dolayı mutlu olurlar. Erkekler için bunların önemi çok düşük. Bir de kadınlar kendisinden daha başarılı kadınlara tahammül edemiyorlar. Bunları aşarsak çok güzel şeyler olabilir. Teşekkürler.

29 Mar 2013 - 8:25 pm

iş şartları insan olduğumuzu unutmadığımız ortamlardır. Günümüz yönetim sistemlerini değiştirmeye ve geliştirmeye çalışacak kadın yöneticilere ihtiyaç var; yönetim kurulunda sayı artırmak için ya da güç ve statü hırsıyla tutuşanlara değil. Erkeklerin dünyasını ikiye katlamanın anlamı yok. Dediğiniz gibi, sizin de belirttiğiniz konulara eğilebilecek insanlara ihtiyaç var–hem kadın hem erkek.

05 Apr 2013 - 8:25 pm

Önemli bir konuyu, gayet kapsamlı bir bakış açısı ile anlatmışsınız. İlgiyle okudum, elinize sağlık.. Söylediğiniz gibi her şey öğretilebiliyor ama vizyon öğretilebilecek bir şey değil maalesef..

31 Aug 2014 - 8:07 am

21′inci yüzyılda “erkekleşmemiş” kadınların başarılı olacağına inanıyorum.

Hatta (daha da arttırayım) az gelişmiş ülkelerde yetişen ama gelişmiş ülke düşünce yapısına sahip kadınların iş hayatında çok daha başarılı olacağına inanıyorum.

“Neden?” derseniz… Çok sayıda (anne, baba, ağabey, çevre, arkadaşlar, vb…) kişiyi hoş tutmak ama yine de istediği yolda yürümek becerisini daha küçük yaşta öğreniyorlar.

21′inci yüzyıl da çeşitli ortak beklentilerin birlikte yerine getirileceği (cooperation, collaboration) bir çağ.

21′inci yüzyılda sadece sanayi döneminin yönetim öğretileri değişmiyor http://ugurozmen.com/bilisim/mba-diplomasini-ne-yapmali Yönetim tarzı da değişiyor.

Kadınların girişimci olarak da yönetici olarak da başarılı olmasını beklemek gerekiyor.

Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
E-posta
Web Sitesi
Yorum

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL

KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası