resim
Ana Sayfaya Dön


Start-Up’lar Kendi Yağında mı Kavrulmalı?

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Girişimcilik
19 Sep 2017

bloomberg fatmanur erdogan september 2017Inovasyon şirketlerin ayakta kalmasını sağlayan en kritik faktör.

Geçtiğimiz 15 yıla baktığımızda inovasyonu getiren şirketlerin start-up’lar olduğuna şahit oluyoruz.

Büyük ve uluslararası şirketler, tüm bu hızlı ve alışılagelmiş iş modellerini yıkan start-up’lar karşısında direnmekte güçlük çekiyorlar.

Start-up’ların çıkışlarını küçümseyen, onların büyük ve köklü oyuncular karşısında mutlak olarak kaybedeceklerini düşünen anlayışların kaybolmaya başlaması, büyük şirketlerin önemli bir gerçeği kabul ettiğini gösteriyor.

Bu gerçek, start-up’lar olmadan büyümelerinin ve hatta ayakta kalabilmelerinin mümkün olamayacağı gerçeğidir. Öyle ki, günümüzde Türkiye’de şirketlerin bir çoğu, start-up ve girişimcilik ekosisteminin içerisinde olmak için can atıyor. Ne istediklerini henüz tam olarak bilmeselerde, birşeyler yapmaları gerektiği gerçeğinden hareketle, en azından, girişimcilerle bir arada olarak, onların yaratıcılıklarından beslenip, zaman içerisinde işbirliği geliştirmek niyetiyle girişimcilere yönelik programlar organize ediyor ve bu tür etkinliklere katılıyorlar.

Bu çaba, birkaç yıl önce girişimci olmak isteyenleri destekleyerek, bir nevi sosyal sorumluluk projeleri olarak başladı. Bu projeler arasında eğitimlerin organize edilmesi, mentorluk programlarının oluşturulması ve en iyi start up projesi olanlara ödül verilmesi şeklinde bir dizi çalışmalar oldu. Ancak bunlar ne kadar etkin ve etkili çalışmalar oldu, o kısmı biraz soru işaretli olsa da yine de eko sistemin bir şekilde akmasında faydalı oldu. Ne var ki kurumsal şirketlerin bir çoğunun strateji bazlı hareketi olmadığından, etkinliği düşük, amacı net olmayan işlerle oyalandılar.

Dijital Dönüşüm Programları

Son bir kaç yıl içerisinde dijital dönüşüm programlarının şirketlerin ajandalarına girmesiyle birlikte girişimcilik ekosistemine olan ilgi de artmış durumda. Start-up konferanslarında konuşmacı olmaktan tutunda, girişimcileri konuşmacı olarak şirketlerine davet edip, yeni girişimlerin neler olduğunu görmek amacıyla girişimcileri dinleme yoluna dahi gitmeye başladılar.

Örneğin, e-tohum yıllardır girişimci ile yatırımcıyı bir araya getiren başarılı etkinlikleri ile tanınır. Geçtiğimiz yıl başlatmış olduğu Early-Customer Demo-Day etkinliği girişimcileri, markalarla bir araya getiriyor. E-tohum kendi blogunda bu etkinliği “Ürün aşamasına gelmiş ama henüz satış yapmamış veya ilk satışlarını yeni yapmaya başlamış girişimcileri, yaratıcı çözümler arayan şirketlerle bir araya getiren sunum günüdür.” diye tanımlıyor.

E-tohum’un böylesi proaktif sunduğu bir çalışması olmasına rağmen bu programa katılan Opet, IngBank, Allianz, Tofaş, RKT Energy, Aygaz gibi şirketlerin böyle bir eventin parçası olmaktan net olarak ne beklediklerinin, nasıl bir strateji ile yaklaştıklarının belirsiz olduğunu düşünebiliriz. Aralarında en planlı hareket eden şirketin Vestel Ventures olduğunu varsayabiliriz.

Strateji Neden Önemlidir?

Türkiye’de strateji satmaz. Fikir satar. Fikri neye dayandırarak hayata geçirdiğimiz ise sabun köpüğü sebeplere bağlıdır. Stratejisi olmayan fikir işe yaramaz.

Stratejik bir yaklaşımımız olsa, girişimcilik atölyeleri yaptığımız için iç girişimcilerin oluşamayacağını çok net biliriz. Atölyeler ya da eğitimler, ancak belli bir stratejinin ve o strateji etrafında örülmüş planlamanın sonucu olarak ortaya çıkıyorsa ve ölçümleniyorsa, etkisi olabilir.

Öyleyse, kurumsal şirketler ne yapmalılar?

Cevabını bulabilmek için örnek teşkil etmesi için aşağıdaki birkaç soruya cevap arayabilirsiniz:

  • Neden girişimcilik eko-sistemi içerisinde olmak istiyorum? 
  • Girişimcilik kültürü yaratmak şirketim için ne anlama geliyor? Hangi stratejik hedefime ulaşmama faydası olacak?
  • Kurum içi girişimci yetiştirirsem, girişimci kişilikleri bünyemde barındırabilecek hızlı, yaratıcı, statükodan uzak yaklaşımlara sahip miyim? Değilsem, nasıl bir değişimi başlatmalıyım?
  • Girişimcileri neden desteklemek istiyorum? Nasıl desteklersem şirkete ve paydaşlarıma planladığım yönde bir fayda sağlar?

Yukarıdaki bu minik örnek, milyon dolar bütçe harcayarak işe alım testlerinden geçirilen, psikolojik envanterlere tabi tutulan, Türkiye’nin en iyileri arasında olmasını beklediğimiz büyük ve uluslararası şirketlerde çalışanların geleceği yaratma konusunda nasıl bir noktada olduğuna dair bizlere bir işaret veriyor. Finansal kaynakları kuvvetli bu şirketler nasıl oluyor da stratejik yaklaşımlarında öncülükten uzak, yenilik ve yaratıcılık konusunda bu denli paslanmış olabiliyor?

Farkındalık Nasıl Başladı?

Peki, nasıl oldu da şirketler, start-up’ları karşılarına almak yerine, yanlarında olmaya karar verdi?

Şirketlerin yaşadığı farkındalık şu oldu: kurumsal şirketlerin elindeki iş gücünün, mevcut kurum kültürleri ve hiyerarşik işletme modelleri içerisinde yaratıcı anlayışlara, işlere ve hareketlere öncülük edebilecek yapıda olmadıklarını gördüler.

Büyük şirketlerin fark ettikleri diğer bir konu daha vardı. O da en üst seviye çalışanlardan, en alt seviye çalışanlara kadar, iş gücünün statükoyu koruma ihtiyacı ve kariyerlerinde yükselme ihtiyacının oldukça baskın olmasıdır. Bu gerçekler, kurumlarda çalışanların içe dönük, kendi sektör ve işlerinin dışında bir konuyla nadiren ilgilenen bireylerden oluşan, kurumsal politikalarda manevra yapabilmeye yoğunlaşmış bireylerden oluşmasına neden oldu. Benzer şekilde, başarısız olmayı kaldıramayan bireylerden ve hata toleransı düşük olan kurumlardan yaratıcı davranmayı ve inovasyonu getirmelerini beklemek mümkün değildi.

Açık inovasyon anlayışı, temelde birçok kaynaktan beslenerek katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışla gelişmeyi teşvik eder. Sadece tek bir kurum içerisinden inovasyonun yeşermesi de doğal olarak mümkün olmuyor. Çünkü ünlü Amerikalı bilim insanı Jared Diamond’un da dediği gibi, inovasyon ancak farklı olanın diğeri ile etkileşime girmesiyle mümkündür. Öyleyse, inovasyonun ateşlenebilmesi için bir çok farklı kaynaktan yararlanmaya ihtiyaç vardır.

Açık kaynaklı sistemlerin popüler olması ve toplumlar tarafından desteklenmesinin bir takım sebepleri var. Bunların başında da bilginin paylaşıldığında daha da büyüyor olması. Oysa kurumsal dünya, bilginin kapalı kapılar ardından kalması üzerine kaslarını yıllarca çalıştırmış kurumlardan oluşuyor.

2014 yılında KPMG tarafından yapılan bir araştırma, kurumların %88’inin inovasyon stratejilerinin oluşabilmesi için start-up’lar ile işbirliğinin şart olduğunu söylediklerini gösteriyor.

Her ne kadar büyük ve uluslararası şirketler kurum kültürlerinin içerisine girişimci olmayı enjekte etmeye çalışsa da, kurumlar, girişimci kişilikleri bünyelerine çekmekte oldukça başarısızlar. Girişimci kişierin bünyeye katılması da sorunu çözmüyor, çünkü mevcut işletme yönetim sistemleri ve anlayışları, çoklu yeteneğe sahip bireyler için uygun ortamları oluşturmuyor.

Türkiye’de, her seviyede işe alım, çoğunlukla uyumlu ve yönetilebilecek insanın işe alımı üzerine kurulu. Yetenekli insanın yönetilen değil, yöneten olduğu gerçeğinden yola çıkacak olursak, balık baştan kokuyor diyebiliriz.

Öyleyse, kurumsal şirketler, start-up ve girişimcilik ekosisteminden beslenmek istiyorsa, öncelikle kendi bünyesine girişimci, yenilikçi ve yaratıcı yönetim sistem ve anlayışını nasıl getirecek ona bakmalı. Paralel olarak da kurumsal sosyal marka yönetiminin DNA’sına bu olguyu işleyerek, markasını yönetmeye başlamalı.

BrandMap Hazıran 2017

Start-Up’lar ve Odakları

Start-Up’lara baktığımızda onların da ana odağında ürün ve hizmetlerin ortaya çıkarılması, yatırım arayışı ve ürün/hizmetlerin satışı geliyor.

Kurumsal markanın oluşturulması ve iletişimi ayağının genelde ikinci plana atıldığına ve bazense hiç önemsenmediğine şahit oluyoruz. Oysa dünyadan başarılı örneklere baktığımızda, kurumsal markanın oluşturulması, yönetimi ve iletişiminin çok güçlü bir şekilde olduğunu görüyoruz. Şirketlerin ürün/hizmet iletişiminden, kurum iletişimine doğru yöneldiğini görüyoruz. Sanıyorum Facebook ve Twitter bu konuda yaptığı etkin çalışmalarıyla ün salmış ve bütünsel ve entegre çalışmaları sonucu bir yıl içerisinde milyar dolar değerinde şirketler haline gelmiş, kurumsal marka bilinirliği en güçlü şirketler arasında yer almayı başarmıştır. Toms, Natura, Boticario gibi örnekleri verebiliriz.

Bu durum çok da şaşırtıcı değil. Ürün ve hizmetlerin aynılaştığı bir dünya düzeni içerisinde ürünün farklı fonksiyonlarının iletişiminin yapılması artık yeterli olmuyor. Ya da online start-up olduğu için sadece online’da iletişim yapılması doğru bir iletişim yaklaşımı olmayacaktır. Türkiye’de yer alan kurumsal şirketlerin dahi bu gerçeğe henüz uyanamamış olduğu bir ortamda, start-up’ların da finansmana erişimi en ön sıraya koydukları bir süreçte, çok da yadırgamamak gerek belki. Ancak, kanımca, temel sorun da zaten aslında burada başlıyor.

Neden mi?

Çünkü, yenilikçi bir ürünü ortaya çıkartmak ve bir problemi çözüyor olmak her ne kadar en birincil iş olsa da, bu ürünü hem kurum içinde hem de kurum dışında nasıl anlatmak istediğinizi bulmanız, yatırım alma çabasından önce düşünmeniz gereken konuların başında geliyor.

Kurumsal Sosyal Markalama, geleceği yaratan start-up’ların gündemine oturmuş durumda. Türkiye’deki start-up şirketlerin de kurumsal sosyal marka yönetimi ve iletişimi alanında yalnız ilerlemek yerine, uzmanlarından destek alarak ilerlemeyi seçmeleri akıllıca olacaktır. Bunu yapmak zorunda olmalarının önemli bir nedeni var. Birincisi, uzun vadede oyunda kalabilen şirketler, kurumsal sosyal markalamaya odaklanan şirketler olacak. Yatırım alan ve müşteriler tarafından tercih edilecek şirketler, sadece yenilikçi ürünleri ile değil, yaratacakları kurumsal marka itibarıyla var olacaklar. Örneğin, Kellogg, geçtiğimiz yıllarda kurduğu Eighteen94 Capital (1894) isimli risk sermayesi ile gıda, paketleme ve hammadde alanında yeniliklere öncülük yapan şirketlere yatırım yapıyor. Gıda alanında FreshDirect, AmazonFresh, DoorDash gibi güçlü şirketleri birbirinden ayıracak olan geliştirdikleri yenilikçi ürün ya da hizmetlerin yanısıra, içerideki yönetim süreçlerinden, kurum kültürlerine, müşterisi ve toplumla birlikte nasıl bir yaşam yaratmak için çalışıyor olduklarıdır.

Türkiye’de de örneğin, Hasan Aslanoba tarafından kurulan TazeDirekt.com sağlıklı gıdaya ulaşabildiğimiz bir girişim olarak dikkat çekti. Geçtiğimiz yıl aniden kapandı, Migros tarafından satın alındı ve ardından Mart 2017’de yeniden açıldı. tazedirekt.com müşterileri tarafından tercih edilen bir marka olmasına rağmen, iş modeli şirketin finansal olarak ayakta kalmasını sağlayamadı. tazedirekt.com ikinci döneminde, süreçlerini ve iş modelini yeniden düşünmeli ve bunu yaparken de kurumsal sosyal marka dinamikleri üzerinde hareket ederek markasını yönetmelidir.

tazedirekt.com‘un webrazzi’ye verdiği demeçte, şirket stratejisini şöyle tanımlıyor: “müşteriye çok iyi ürün ve hizmet kalitesi sunarak hayranlık yarat, ağızdan ağıza yayıl, bol hediye ve tazeparalar da dağıtarak çok hızlı büyü, yeterince büyüdüğün zaman kar optimizasyonlarına giderek büyümeyi azalt ve işi daha sürdürülebilir hale getir.” Sanırım bu tanım doğru strateji kurmanın ne kadar önemli olduğunu ve yanlış stratejilerin de şirketleri nasıl sallayabileceğine en iyi örneklerden.

2016 yılında %200 büyüdüğünü  ve 2017 yılında 8 ülkeye daha açılacağını söyleyen armut.com, başarılı gidiyor gibi gözükse de, büyümesinin yavaşladığını görüyoruz. Ayrıca hala rakamsal cirolarını açıklamıyor olmalarının da şüphe uyandırıcı olduğunu söyleyebiliriz. armut.com şirkete gelen talepler üzerinden genelde konuşmayı seçiyor. Baktığımızda, yaptıkları marka iletişiminin oldukça kısıtlı olması, sadece rakamsal veriler üzerinde iletişimin dönmesi, ürün ve hizmetleri ile var olmaya çalışan bir girişim olarak yollarına devam etme çabaları, onları er ya da geç yakalayacaktır. Yön değiştirip, kurumsal sosyal markalamaya doğru gitmeleri, online bir şirket oldukları için iletişimi sadece online’da bırakmamaları, uluslararası alanlara açılma planları yapan bir şirket için en doğru ve kritik bir adım olacaktır.

Kanımca, kurum içi kültürü güçlendirmek isteyen, çalışanlar arasında yaşanan sorunları minimuma indirebilen, iş süreçlerini çevik, insan gücünü yaratıcılığa ve geliştirmeye odaklayan, müşteriler ve toplum nezdinde güven ve itibarını güçlendirerek büyümeyi hedefleyen start-up’ların kurumsal sosyal markalamaya odaklanması kritik oyunda kalma faktörüdür. modacruz.com, bitaksi.com, toptalent.co, mekan.com gibi kısa sürede başarıyla ilerleyen şirketlerin bu konulara bu günden kafa yormaya başlamasını önerir, şirketlerini uluslararası alanlara taşırken global marka olmanın kriterlerini de DNA’larına işlemelerini temenni ederim.

BrandMap Mayis 2017, Fatmanur Erdogan


Share

YORUMLAR
21 Sep 2017 - 1:16 pm

Gerçekten çok güzel ve değerli bir yazı olmuş. Biz genelde yurtdışından ithal projeleri kopyala yapıştır yapmaya alışmışız. Umarım sadece iç piyasa için değil dünya pazarında söz sahibi olan bu tarz girişimciler olur. Ayrıca tazedirekt in “müşteriye çok iyi ürün ve hizmet kalitesi sunarak hayranlık yarat, ağızdan ağıza yayıl, bol hediye ve tazeparalar da dağıtarak çok hızlı büyü, yeterince büyüdüğün zaman kar optimizasyonlarına giderek büyümeyi azalt ve işi daha sürdürülebilir hale getir.” felsefesi müthiş. Ama uygulayamamış olmaları üzücü..

Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
E-posta
Web Sitesi
Yorum

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL

KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası