‘Eğitim’ kategorisi için Arşiv
İş Dünyası Sıkıcı ve Anlamsız Geldiğinde Müzik Ruhun Gıdasıdır.
Doğduğumdan beri müzik hayatımın içinde.
Müzik hocalarım benden çok çekti. İçimden geldiği gibi çalmayı, improvize etmeyi, ruhumu dinleyerek notaları keşfetmeyi, müziği yaratmayı seviyordum. Onlarsa takmıştı herşeyi kuralına göre öğrenmem gerektiğine. Kurallarla aram hiç iyi olmamış anlayacağınız. O zaman bilmiyordum ama bana kalırsa yaratmak dediğimiz şey tam da bu. Başkalarının çok etkisinde kalmadan kendi iç sesini dinleyebilmek, onu bilgiyle harmanlamak ve özgün bir iş çıkartabilmek için kendi ruhunu ortaya koyabilmek.
Devamı >>
İçgüdülerinize Güvenmeyi Öğrenmek Daha Sağlam Kararlar Demek. Bazen.
Biliyorsunuz işte. İçinizden bir ses seçiminizin doğru olacağını söylüyor. Mantığınızsa sizi başka yöne çekiyor. Sonra gerginleşiyorsunuz çünkü iç sesi mi yoksa mantığınızı mı düşünmeniz gerektiğini bilemiyorsunuz.
İçgüdülerimize güvenmeyi öğrenmek, hayatta doğru seçimleri yapmamıza etki ediyor. Üstelik hafıza üzerine yapılan araştırmalarda içgüdülerin “şanslı bir seçim” yapmaktan çok öte bir durum olduğunu kanıtlıyor. Araştırmalar, karar alırken sadece mantıksal seçimler yerine içgüdülerimize de danışmanın önemli olduğunu savunuyor.
Albert Einstein (1879-1955), Physicist and Nobel Laureate
Peki, içgüdü dediğimiz şey nedir?
Devamı >>Daha Başarılı Olmak İçin, Mutluluk Eşiğinizi Artırın.
“Daha çok ama daha çok çalışırsam başarıya ulaşırım. Daha çok iş yapar, sürekli başarıya odaklanırsam, başarılı olurum. Bu da beni mutlu bir insan yapar.”
Etrafınıza bakın. En son ne zaman istediğiniz dostlarınızla bir araya gelebildiniz? Ne zaman rahat bir uyku çekebildiniz? Kaç zamandır günde 10 saatin altında bir çalışma temposuna sahipsiniz?
Günümüzde liderlik ve yönetim anlayışımız değişmek zorunda. Zannediyoruz ki insanların her saniyelerini karlılığı artırabilmek için kullanabilmek mümkün. Zannediyoruz ki başarılı şirket olabilmek için sıkı kurallar ve suyunu çıkarttığımız, beyaz yakalı köleler yetiştirmek bizleri daha karlı ve başarılı yapacak.
Yanılıyoruz çünkü pozitif psikoloji alanında yaptığımız çalışmalar durumun tam tersini gösteriyor. Başarıyı getiren mutlu ruh halimiz, sağlıklı düşüncelerimiz ve olumlu bakış açılarımız. Yani, başarı için önce mutluluk eşiğimizi yukarı çekebilen bireyler olmayı başarmamız gerekiyor. Başarı sonradan geliyor. Yani mutlu olmak için başarı değil, başarılı olmak için mutluluk gerekiyor.
Bu yüzden toksik iş ortamlarını verimli iş ortamları haline getirmek için çaba sarfetmeliyiz. Eğer iş ortamı düzelmiyorsa, o ortamdan mutlaka kaçmalıyız. Başarı stres ve kaygının yüksek olduğu ve teşvik edildiği ortamlarda değil, mutlu bireylerin, yeteneklerini her gün kullanabilen çalışanların bulunduğu ortamlarda yeşerir.
Devamı >>Yazılı Iletişim Becerisi Başarının Ya Kilit Noktasıysa?
Epey iddialı bir söylem aslında. Nasıl yani? Biz duygusal insanlarız, konuşarak anlaşırız… Yazılı iletişimin değeri bu kadar yüksek olabilir mi? Olabilir. Çalışırken önünüze bir email düşüyor. Hangisine önce cevap vermeyi istersiniz?
“Merhaba, Tamam, geri döncem.” (az tanıdığı bir profesyonelle yazışma)
Alternatifi:
“Merhaba Emel hanım,
Mesajınızı aldım ve size yarın geri dönebileceğim. Desteğiniz için teşekkür ederim.
Görüşmek üzere,
Alya”
Konuya bu basit örnekle başlamak istedim. Öyle basit olsun ki dedim okuyan “yok artık, bu mu önemli olan nokta?” desin. Buna benzer temel hataları yapanlar neden pek dikkate alınmadıklarını düşünüyor olabilir! Aşağıda bana bu şekilde yollanan emailleri aldığımda ekranımda nasıl beklemeye aldığımı görüyorsunuz. Bir tarihte mesajlarına cevap yazıyorum. Sadece önceliğim onlara olmuyor hepsi bu. Zaman kıymetlidir, öyleyse en temel hataları en aza indirmek için yüksek çaba harcamalıyız.
Hani şirketlerde yöneticiler bazen “yolladığınız emaillere beni de lütfen cc edin” der ya, işte bunun bir sebebi de, yapılan yazılı iletişimlerin ne derece uygun bir dille yapıldığına bakmak içindir. Tabi yönetim kademelerinin iletişim yeteneğinin zayıf olması da zincirleme olarak çalışanlara etki eder.
Iyi yazabilmek, doğru hitap edebilmek, kendimizi iyi ifade edebilmek aslında başarının temel taşları. Hayatımızın temeli iletişim. Hatta CEO’ların başarısız olmasının sebepleri arasında bilgilerin yazıya iyi dökülememesi bile gösteriliyor.
Devamı >>Neden Doktorayı Hala Bitiremedim?
Aslı Ergün bir Akademisyen. Uzun yıllar yurt dışında yaşamış ve dünyanın en iyi üniversitesinde burslu olarak Computer Science alanında PhD yapmaya hak kazanmış bir akademisyen. Aslı Ergün’ün öyküsü, kariyeryolculugu.com okurları için kendi kaleminden, bizlerle…
“Aslı Ergün: Herkes başarı anılarını anlatır. Kariyerinde neler yapıp nerelere geldiğini. Ben bunun tam tersini, başarısız olduğum anılarımı ve yaptıgım hataların bazılarını sizlerle paylaşacağım.
Hayata başarılı başladım. Hızlı adımlarla çıktım. Ortaokul birincisi, lise beşincisi olarak bitirdim. Çok yüksek puanla iyi bir universiteye girdim. Üniversitede bölümden iyi bir ortalama ile ayrıldım. Önce araştırma görevlisi olarak işe başladım. Ardından bir yurtdışı bursu kazanarak yurtdışına okumaya gittim. Başlangıçta yurtdışına gitmemem için etrafımda ki insanlar sorunlar çıkardı ama inatçıydım, hırslıydım. Sonuna kadar direnip yurtdışına gitmeyi başardım.
Devamı >>Zorla Eğitim Yerine, Merak Uyandırmayı Deneyin.
Üniversite de okumadığım hiç bir zamanı hatırlamıyorum. Benden muhteşem bir akademisyen olurdu! Kendimi bildim bileli sürekli yeni birşeyler öğreniyorum. Meraklıyım, içten gelen bir durum bu. Hülya Koçyiğit, kızı Gülşah için “hala okula gidiyor, elinde defter kitapla dolaşıyor, inanamıyorum” diyordu dün. Böyleyiz bazımız. Bize “eğitim al, şunu öğren” diyen olmuyor. Zaten meraktan, ilerlemeyi ve gelişmeyi tercih ettiğimizden her daim bir “kendimizi yenileme” sürecindeyiz.
Bir de şanslıyım, her çalıştığım şirketin hep bir eğitim programı vardı. Genellikle katılımcıların sıkıldığı, zoraki geldiği, zaten bildiğimiz şeyi söylüyorlar yine vakit kaybı denen şu eğitimler! Çok da haksız değil bunca çalışan. Sorun eğitimde ya da eğitimciden de kaynaklanmıyor. Kurumsal eğitimler “zoraki” yani “almak zorunda olduğunuz” almazsanız cezası olan durumlar. Şimdi bir düşünün hanginiz istemediğiniz ama zorla yapılması koşulu getirilen işlerden hoşlandınız?
Sorun, kelimenin kendisinde başlıyor. Eğitim.
Çalışanlar eğitilmek istemiyor.
Çalışanlar heyecanlarının kamçılanmasını, ilham almayı, meraklanmayı ve ardından öğrenmeyi kendileri başlatmak istiyor. Bir dolu insanın gönlünde başka heyecanlar yatıyor. Çoğu sadece para kazanmak için bir kurumda çalışıyor. Çalıştığınız ortamda sessiz, fazla tatlıya tuzluya dokunmayanlar varsa, içlerinde ve hayatlarında büyük cevherler vardır. Bu cevherler genelde şirketlerin pek de umursamadığı cevherler olduğundan, bu kişilerin ruhu kurur iş yerlerinde. Gönüllü aktivite kulüpleri bu yüzden önemlidir. Ruhların, yaratıcılığın yeniden fışkırmasını sağlar. En önemlisi nedir biliyor musunuz? O unuttuğunuz, ünvanı düşük arkadaşların “tanınması” ve esas kimliklerinin ortaya çıkmasını sağlar. Muhasebe departmanında yok olmuş biri, tiyatro çalışmalarını iş arkadaşlarına sunduğunda, alkışları duyduğunda, ertesi gün yataktan kalkması için değerleriyle uyumlu bir hayata merhaba deme sebebi olur.
Şirketler sadece ögrenmeyi ve yenilenmeyi körükleyen “itici güç” olduğunda, öğrenme işlemini başlatan ve ilerleten çalışan olur. Zorla katıldığınız ve dolayısıyla verim alamadığınız eğitimler, yerini gelişmeye ve daha verimli ortamlara bırakır.
Sonuçta pozitif yönetimin temeli de zaten budur.
Pozitif psikoloji akımını başlangıçından bu yana onu yakından takip ediyorum. Bu yıl ikincisi yapılacak olan Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine de Temmuz ayında katılıyorum. Pozitif Psikoloji akımının kurucusu olarak bilinen Martin Seligman’ın yeni çalışmalarını duymak ve uygulamaya koymak için sabırsızlanıyorum. Ben, Amerika’da yapılacak olan kongreye katılıyorum. Avrupa’da eş zamanlı yapılan kongreye kayıtlar uzun süredir kapalı halde. Ilgiyi siz düşünün artık.
Geçtiğimiz haftalarda Elma Yayınevi’nden Mine Egbatan bana yeni bir kitap yolladı. Elma Yayınevi’nin yayınlarını beğeniyorum, sebebi Mine hanım’ın yaklaşım tarzını beğenmem sanıyorum. Pozitif Yönetim, Idil Türkmenoğlu tarafından kaleme alınmış. Idil hanımı şahsen tanımıyorum ama geçen sene bir iş dolayısıyla bana bir dosya yollamıştı. Telefonda biraz sohbet ettik. Sonra kitabı okurken, onun da benim gibi Kadıköy Anadolu Lisesi (KAL) mezunu olduğunu öğrendim. KAL mezunlarına “martı” denir. Gerçekten de öyleyizdir, martı gibi hepimiz hayatın içinde ve dünyanın dört bir yanında gezeriz.
Pozitif Yönetimin temelinde insanı sevmek ve ona güven var.
Türkiye’de sosyo-ekonomik şartlar bireyleri “öğrenilmiş çaresizliğe”, bireyselliğe ve güvensizliğe sürüklüyor. Türk insanının birbirine karşı ne kadar güvensiz olduğunu her yıl araştırmalar da yüzümüze vuruyor. Bu gayet doğal. Bireylerin tek başına girişimleri sonuç vermekte yetersizdir, çünkü tepeden gelen ve yaygınlaştırılmış bir sistem, düzeni sağlar. Insanoğlu özgürlüğünü sonsuz kullanmak üzere kurgulanmış—anayasaların oluşturulması da bu özgürlüğe bir anlamda medeni bir düzen sağlamak üzere kurulmuş. EDS’ler konulduğundan beri, emniyet şeridine geçmeye yeltenenlerin sayısı, evlere ulaşan trafik cezası arttıkça, nedense, öğrenme sürecimizi hızlandırıyor. Bir müddet sonra alışılmış otomatik davranış halini almaması imkansız.
Iş hayatında beni şaşırtan bir durum yönetsel kararların çoğununun hata yapmış bir kısım azınlığın davranışlarının yaygınlaşmasından korkulduğu için alınması. 5000 kişilik bir şirket düşünün 3 kişinin tutumu, 4997 kişinin hayatını değiştiriyor. Korku, liderleri paralize ediyor.
Bu mantık bankaların online sistemlerinde de çok net görülebiliyor. Bir grup müşteri memnuniyetini ikinci planda tutan (hatta o ne? diyebilen) IT uzmanı, teknolojiye uzak yöneticilere sistem öneriyorlar. Sonra karşınıza her 3 ayda bir şifre değiştirmenizi isteyen, cep teliniz ve secereniz yanınızda yoksa işlem yaptırmayan sistemler çıkıyor. Müşteri eziyet anketi yapılsa ve sonuçları yönetimlere sunulsa, fena olmazdı değil mi? Bankalar “güvenliğiniz” için diyor ama müşterinin hayatını kolaylaştıran “güvenlik” sistemleri kurmak da mümkün. Tecrübeyle sabittir.
Örnekler o kadar bol ki, Idil Türkmenoğlu’nun gözüne takılanlar şahane: Okullar demir parmaklıklarla çevrilidir öğrenci kaçmasın diye, Mobil çalışmaya olumlu bakılmaz, eleman evde uyur, çalışmaz yeterince diye.
Düşünce ve davranış değişimi zordur. Hepimiz için. Olumlu sorgulama yöntemi bana kalırsa sadece gelişmeyi, yenilikçiliği değil aynı zaman da güven oluşturmayı da teşvik eden güzel bir yöntem. Şu ana kadar denememiş olanlar bir göz atsınlar. Yöneticiler, olumlu sorgulama yöntemiyle yetenek yönetimini güçlendirebilir, bu sistemi kullanarak şirketler yenilikçiliği yakalayabilir.
Idil Türkmenoğlu’nun Pozitif Yönetim kitabı, konuları çok iyi ele almış, örnekler yerli yabancı karışımı ve işlenen konular takdire şayan. Rahat okunan, akılda kalan bir kitap.
Elma kitabevi’ni seviyorum diyorum, çünkü beni kırmayıp, sizlere de kitap dağıtmama imkan veriyorlar. Bu konuyla ilgilenen iki kişiye çekilişle Pozitif Yönetim kitabını veriyorum. Mutlaka okunması gereken bir kitap. Çekilişe katılmak için “pozitif yönetim ne demek olabilir?” sorusuna cevaplarınızı yorum bölümüne ya da facebook.com/fatierdogan’a bekliyorum.
Devamı >>Öğrencilerin “Tecrübe” Dilemasına Çareler
Insanlar doğaları gereği yardımseverdir.
Yine doğamız gereği bildiğimizi paylaşmayı, fikirlerimizi ve tecrübelerimizi bizlerden genç olan arkadaşlara aktarmayı severiz. Yani, insanın özü güzeldir.
Inanın.
Bunu niye söylüyorum?
Tanıdığınız kişilerden yardım istemekten çekinmemenizi önerdiğim için söylüyorum. Herkesin mutlaka iş dünyasında bir tanıdığı vardır. Ya da tanıdığının tanıdığı vardır. Bu kişileri bulup, onlarla temasa geçmeniz, istediğiniz iş ya da staj konusunda nasıl bir yardımları olabileceğini sormanız avantajlıdır. Beklentiniz bu kişilerin size iş bulması değil de verecekleri önerilere kulak vermek olduğunda göreceksiniz ki tek başınıza işin içinden çıkamadığınız konularda bir dolu fikir sahibi olmuşsunuz. Fikir sahibi olmak, bilgi sahibi olmaya dönüştüğünde size hareket etme gücü sağlar. Hareket etmek de hedefinize ulaşmak için aldığınız yolları derinleştirir.
Günümüzde internet teknolojileri sayesinde bir çok kişiye ulaşmak da zaten çok mümkün.
Yani şunu hatırlayın: insanların doğası iyidir. Yardım isteyin, söylediklerine kulak verin. Her zaman istediğinizi alamayabilirsiniz, ama aldığınız mesaj size bir bilgi kazandırır, bir sonra ki hareketinize temel teşkil eder.
Diplomasi Sadece Diplomatların Kullandığı bir Teknik Değildir.
Herşeyde olduğu gibi yardım istemenin de bir uslubu vardır. Nazik olmak ve nezaket sadece iş dünyasının değil ama sosyal hayatın da yardımcılarından. Diplomasi ise ister yazılı yazışmalarınız olsun ister sözlü söylemleriniz olsun, mümkün olduğunca karşı tarafa saygıyla hareket edebilmenin yöntemidir. Bunu öğrenmenin bir diğer yolu da farklı ortamlara girip, iletişim tarzlarını ve davranışlarını gözlemlemektir. Iyi bir gözlemci olmak, nerde nasıl hareket etmeniz gerektiği konusunda size yol gösterir.
Basit bir örnek vermek isterim: Bir profesyonelden yardım istediğinizde, email ile CV’nizi yollayıp, içine bir iki satır mesaj yazmamazlık etmeyin. Yazdığınız mesajın dili ve uslubu da doğru olmalı ve yardım istediğiniz kişiyi onore etmeli. Boş bir email ile CV yollayanların sayısı öyle çok ki, böylesi temel bir hata üniversite eğitiminizin size hiç bir şey kazandıramadığını dahi karşı tarafa düşündürttürebilir. Bunun yanısıra “neden kimse cevap vermiyor” diye düşünüyorsanız, bir sebebi de bu olabilir.
CV’nizi bir profesyonele hazırlatın
CV hazırlamanın çeşitli faydaları var. Bunun ilki, yazarken ne istediğinizi gözden geçiriyor olmanız, kendinizi nasıl anlatmak istediğinizi farketmeniz ve iş görüşmesine hazırlanıyor olmanız. Aynı zamanda, yazmak ifade etme yeteneği gerektirir ve genelde kendi yeteneklerimizi anlatmak zordur. Pratik ister. Doğru bildiğiniz yanlışları yapmanızı engeller. Bu alanda yapacağınız yatırım, size değer katar.
Proje üretmek, hareket alanınızı genişletir.
Elinizde bir proje varsa, şirketlerle irtibata geçmeniz bir nebze daha kolaylaşabilir. Yöneticilerin eline her gün bir dolu proje teklifi geliyor, bu da projenizi yollayıp destek beklemenizin pek de sonuç verebileceğini göstermiyor. Proje sahibi olmak, size konuşma konusu verir. Motivasyonunuz, çalışmalarınız ve özellikleriniz hakkında konuşurken, hem kendinizi tanıtırsınız, hem de karşınızda ki kişiyi daha iyi tanırsınız. Yani bir projeye sahip olmak, sizi karşınızda ki kişiye yakınlaştırmak için bir araç olur.
Buna en güzel örnek, bağımsız bir girişim olan FikirSizler topluluğu. Farklı üniversitelerden gençlerin bir araya gelip, fikirlerini birleştirip, şirket kuruyor olmaları buna en güzel örnek. Işte bu toplulukla yaptığımız toplantıdan hoş bir kare.
Bu tür sohbetlerinizin sayısını artırdıkça, imkanlarınızın sayısı da artar…
Devamı >>Itibar Etmediğimiz Meslekler Hayat Değiştiriyor
Mimar bir anne “ingiliz dili ve edebiyatı” okumak isteyen kızına “Ne var yani, öğretmen mi olacaksın?” diyerek kızını öğretmen olmaktan ve istediği bölümde okuma fikrinden caydırdı. Mimar anneye göre öğretmenlik statüsü düşük, kızının toplumda itibar sahibi olabileceği bir meslek değildi. Zengin olabileceği bir meslek hiç değildi. Orta sınıf bir ailesi olan mimarın üst sınıfa geçebilme hırsı pek kuvvetliydi.
Orta ve orta üst sınıf ailelerde meslek seçimi büyük bir meseledir. Cünkü kaybedecekleri ve korumaları gereken çok şey vardır. Yapılan çalışmalar da özellikle üst orta sınıfta olanların statü endişelerinin diğerlerine nazaran çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Sir Ken Robinson’ın eğitim ve yaratıcılık alanında görüşlerini bilenler, eğitim sistemimiz ve değerlerimizi gelişmeye değil toptan dönüştürmeye ihtiyacımız olduğunu bilir. 15 yıl önce yukarıda bizzat şahit olduğum mimar anne’nin diyaloğuna benzer bir hikayeyi Ken Robinson’un muhteşem sunumunu dinleyerek hatırlayalım.
Günümüzde insanları “marka olmak” için eğitir olduk. Kendini gelecek nesilleri yetiştirmekle sorumlu hissedenler, “marka nasıl olunur” eğitimleri vermenin bir şekilde faydalı olduğunu düşünüyor. Bu konuda ki düşüncelerim bu profesyonellerden farklılaşıyor. Marka olmaktan önce insan olmayı, meşhur olmaktan önce etik değerlere sahip birer birey olmayı, zengin olmadan önce dürüst ve faydalı bir insan olabilmeyi de önermeyi tercih edeceğimiz günlerin geliyor olmasını ümid ediyorum. Başarı, ün, ünvan, zenginlik, bireyin kendi alanında yapacağı disiplinli çabalarının bir sonucudur…
Oğretmen olmanın tercih edilmediği ama her anne babanın çocuğunu en iyi öğretmenlerin eline bırakmayı tercih ederek, bu uğurda tonlarca fiyat ödemeyi göze aldığı bir çağda ne kadım bir tezattır hayatımız…
Subat ayında yapılan TedxReset’in ayakta alkışlanan tek konuşmacısı, Hacı Ormanoğlu oldu. O bir öğretmen. Coğumuzun artık çocuğumuza önermediği o mesleğe güç katan, gururla öğretmen olmaktan haz duyan bir toplum gönüllüsü Hacı Ormanoğlu. Elazığ’da yaptığı çalışmalar ve Goncalar Solmasın ismini verdiği dernek sayesinde 100′ün üzerinde çocuğa kitap okumayı ve mahalle arkadaşlığını aşılayan Ormanoğlu, elinde ki imkanların azlığından yakınmadan, kaynakları doğru amaçlar için kullanabilen bir öğretmen. Oğrencilerine resim yapmayı öğretebilmek için televizyon’dan resim derslerini dinleyerek öğrenmiş ve çocuklara öğretmiş bir öğretmen.
Siz sıradan saydığınız bir işi sıradışı yapabiliyor musunuz?
Kısaca Hacı Ormanoğlu’nu bir seyredelim.
Hacı Ormanoğlu gibi bir öğretmen mi olmak istersiniz? Mimar olmuş ama hayata at gözlüklerle bakan bir anne mi?
Fark Yaratmaktan bahsedip duruyoruz sürekli. Sirketler “fark yarat ya da öl” diyor. Bireyler “farklı olmak” için bir dolu takla atıyor. Oysa ben Hacı Ormanoğlu’nun TedxReset’de ki konuşmasında gördüm ki farklı olmak için takla atmaya gerek yok. Gereken, insan olduğumuzu hatırlamak, insanı ve hayatı sevmek, bildiğimizi paylaşmak ve içinde yaşadığımız topluma fayda yaratabilmek… Ve bunları yaparken, ünlü olmak, zengin olmak kaygısı taşımaksızın hareket edebilmek….
Devamı >>Hangisi Daha Zor? Yeteneği Bulmak mı Yoksa Onu Elde Tutmak mı?
Son birkaç yıldır kurumların yetenekli insan bulmakta zorlandıklarını anlatan demeçlere rastlıyorum. Ne büyük bir talihsizlik diye düşünüyorum. Son 10 yıldır kurum itibar yönetimi çalışmaları üzerine yoğunlaşmış bir profesyonel olarak hiç şaşırmıyorum bu tür demeçlere.
Neden mi?
Kurum itibarı yüksek olan şirketler yetenek bulmakta pek de zorlanmıyor. Sebebi elbette 360 derece yönetim anlayışında saklı.
Apple örneğini vermek istiyorum. Geçen ay Amerika’da bir Apple mağazasına girdim. Yeni çıkan ürünleri olan Apple Mac Air 11″ çok cazip geldi. Tasarımı mükemmel, performansı dört dörtlük. Yani ürün geliştirme, Ar-Ge ve pazarlama departmanları hep birlikte oldukça başarılı bir iş çıkartmışlar. Ama bundan da öte kritik iki nokta vardı.
Mağazaya girdiğimde müşterileri “apple deneyimi yaşatmaktan sorumlu” arkadaşlar karşılıyordu. Masaların üzerine konmuş apple’larla istediğiniz kadar oynadıktan, sorularınız varsa kırmızı t-shirt giymiş arkadaşlara sorduktan sonra almaya karar verirseniz, yine aynı kişi size yardımcı oluyordu.
Işin güzel tarafı burada başlıyor.
Mağazanın içinde bildiğiniz bir kasa ya da kasiyer anlayışı yok!
Siz hiç kasası ya da kasiyeri olmayan bir mağazaya girdiniz mi?
Devamı >>Ingilizce Bilmiyorsanız, Geriden Takip Edersiniz
Su bir gerçek ki hepimiz yabancı dilde yazılan kitapları okuyoruz. Araştırma yapan ülkeler belli, inovasyonda başı çeken ülkeler belli. Yönetim tekniklerini geliştiren ve dünyaya sunanlar belli. Durum böyle olunca, yeniliklerin anlatıldığı platformlarda öncelikle Türkiye dışında oluyor.
Bugün dünya milletleri çoğunlukla ingilizce olarak birbiriyle anlaşabiliyor. Diğer dilleri bilmek de çok büyük bir avantaj, örneğin Amerika artık ikinci dil olarak Ispanyolca’yı neredeyse şart koşuyor. Cin’in yükselen önemi dolayısıyla Cince bilenler avantajlı kabul ediliyor. Singapur’da üç farklı Irk bir arada yaşıyor, ülkenin resmi dili Ingilizce. Hindistan’da 200 üzeri diyalekt olduğundan ülkenin birbiriyle anlaşabilmesi ancak ingilizce konuşarak mümkün. Internet’i takip edebilmeniz ve gelişmelerden haberdar olabilmeniz için ingilizce bilmeniz gerekiyor çünkü en fazla döküman ingilizce olarak yayınlanıyor. En azından şimdilik.
Ingilizceyi şöyle böyle bilmek de yükselmek için kesinlikle yetmiyor. Profesyonel bir ingilizce yükselmenizi sağlıyor. Bunun sebeplerinden biri kendinizi rahat ifade edebilmeniz, yabancıların sizin yanınızda kendini rahat hissetmesi, yanlış anlaşılma ya da anlaşılamama gibi sorunların ortadan kalkıyor olmasıdır.
Universiteyi ingilizce bilmeden bitirdiyseniz ve hedefleriniz arasında kurumsal ya da uluslararası bir şirkete girmek varsa, şansınızın çok düşük olduğunu bilmelisiniz. Is dünyasının içinde pişmeye başladınız ama hala ingilizce düzeyiniz düşük ise rakipler arasında hep geri planda gelme olasılığınız yüksek. Istisnalar elbette kaideyi bozmaz, ingilizce bilginiz dışında diğer yetenekleriniz sizi yükseltebilir, ama bir noktada kesileceğinize emin olabilirsiniz.
Büyük şirketlerde Ingilizce seviyesi profesyonel olmayan Müdür ya da Direktörlerin sayısı artık çok az seviyede. Onlar da şirket ortamlarında kendilerini epey kötü hissediyorlar, emin olun. Uluslararası toplantılarda söyleneni anlamıyor olmak, sürekli yanlarında bir tercümanla dolaşmak ellerini kollarını bağlıyor. Ustelik, yabancı yayınları, profesyonelleri de takip edemediklerinden ya da geç takip ettiklerinden her gün bir adım daha geriliyorlar.
Bu kişiler yakında sistem dışı kalacağı gibi, sistemin içine girebilecek kişiler de yabancı dilleri profesyonel düzeyde olanlar olacak.
Elbette tek hedef bir kuruma girebilmek değil. Kendi işini kurmak isteyenler için de ingilizce bilmek çok önemli. Global düzeyde hareket edebilmemiz için dünyanın konuştuğu dili konuşabilmeliyiz. Dil öğrenmek ve profesyonel olarak bu dili konuşabilmek çok uzun çabalar, saatler ve uzun yılları gerektirir. Oyle bir aylık NLP kurslarına giderek profesyonel ingilizce konuşmanız mümkün değil. Yıllarınızı vermeniz gerekiyor.
Ingilizcenizin yeterli düzeyde olmadığını düşünüyorsanız, hemen işe el atın. Mümkünse, bir kaç yılınızı yurt dışında geçirin ama öğrenmeden gelmeyin. Artık yabancı dil bilmeyene kariyer yok!
- CEO (1)
- CV (28)
- Değişim (87)
- Eğitim (58)
- Favoriler (8)
- Finansal Kazanç (6)
- Girişimcilik (29)
- Iletişim (53)
- Inovasyon (8)
- Iş arama (60)
- Iş görüşmesi (31)
- Kadın (3)
- Kariyer (174)
- Liderlik (30)
- Maaş (9)
- Marka (1)
- Network (10)
- Öğrenci (17)
- Önyazı (3)
- Pazarlama (15)
- Pazarlık (2)
- Popüler Yazılar (7)
- Psikoloji (64)
- Sosyal Medya (27)
- Staj (5)
- Strateji (9)
- Teknoloji (3)
- Üniversite (26)
- Y ve X kuşağı (3)
- Yaratıcılık (22)
- Yetenek (23)
- Yönetim (108)
- Gelişebilmek İçin Bırakıp Gidebilmek Üzerine…
- Üst Düzey Yöneticiler İş Arıyor
- Kişilik Testi Yapmadan İşe Almak Pek Demode Oldu
- Kariyerinizde Yükseldikçe, İş Aramak Daha Fazla Planlama Gerektirir
- İş Görüşmesine Çağrılmıyorsanız, Kötü bir CV’niz olduğundandır.
- Boş CV yollamadım. Neden kimse aramıyor ki?
- Telefonda İş Görüşmesi Daha Güçlü Bir İletişim Kurmanızı Gerektirir
- Vurucu bir Önyazı, Karar Sürecini Etkiler
- Itibar Etmediğimiz Meslekler Hayat Değiştiriyor
- Aradığını Bulmak mı yoksa Pes Etmek mi?
- Girişimci İnsanı Girişimci Yapan Sebepler
- Girisimciler Icimizdeki Vizyon Sahibi Kisilerdir
- Kariyer Yapmanın Bir Diğer Yolu: Girişimcilik
- Girişimci Ruhunuz Varsa, Bunu Izleyin
- Büyük Başarılar Küçük Adımlarla Başlar
- Özgürlük, Sorumluluk Taşıyabilmektir.
- Daha Başarılı Olmak İçin, Mutluluk Eşiğinizi Artırın.
- Fark Yaratmak, Hislerinize Kulak Vererek Adım Atmaktır
- Olgunlaşmak, Mental Bir Disiplin Gerektirir.
- Pozitif Psikoloji Ne Değildir?
- Şu Yetenek Dediğimiz, Bulunmaz Hint Kumaşı mıdır?
- İşten Çıkarılmak, Kariyerinizi Sekteye Uğratıyor mu?
- Bizdeki Y Jenerasyonu Duyduğunuz, Bildiğinizden Farklı Olursa










