Girişimciler! Şirket Kurmak İstiyorsanız, Ağustos’da Buluşalım

değişim, girişimcilik, eğitim 4 Comments »

Girişimcilik artık Türkiye’de daha fazla desteklenmeye başladı.

Kagider Başkanı Gülseren Onanç kadın girişimcileri desteklemek için çalışmalarını hızlandırmışa benziyor. Onanç,  “Kadın girişimciler 50 bin YTL’den fazla risk almıyor. Bankalarla işbirliği yaptık, sınırları kıracağız” diyor. Bu girişimin tüm girişimci kadınları heyecanlandırdığını umuyorum.

Öte yandan gençler artık ‘paramız yok, nasıl girişimci olalım?’ diye ağlamak yerine, başarılı olmak için daha fazla sorumluluk alınması gerektiğini fark etti. Dramayla değil, çeşitli imkanları kovalayarak bir yere varılabileceğini öğrenmeye başlıyor olabilir miyiz?

Start Up Weekend, internet tutkunlarının geliştirdikleri dünyanın ilk ‘ticari fikir’ platformu. 30-31 Ağustos 2008 haftasonu ise İstanbul’da yapılması planlanıyor. Girişim Günleri adıyla Türkiye’de lanse edilen etkinliğe katılmanızı tavsiye ederim. Sebebine gelince:

Hepimizin birer fikri var. Oysa başarılı olanlar, fikrini hayata geçirebilenlerdir. Fikrinizi hayata geçirebilmek için sunulmuş bu pilot platfomdan yararlanın.

Hepimizin motivasyonu farklı düzeyde. Fikrinizi hayata geçirmek istiyorsanız, sizi motive edecek bir toplulukla birlikte olacaksınız. Zaten motiveyim diyorsanız, farklı ilhamlar alabileceğiniz istekli bir grup insanı bir arada yakalamak, network oluşturmak, fikir alışverişinde bulunmak çok cazip duruyor.

Fikirlerinizi sizi tanımayan topluluklara sunma imkanı muhteşem! Bizler genelde A’dan Z’ye sunum yapmayı fazla beceremeyen bir toplumuz. Fikrimizi satabilmek için doğru miktarda doğru iletişimi kurgulayabilmeliyiz. İkna edici olabilmek için iyi bir tecrübe ortamı elinize geçiyor. Değerlendirin.

Resmi Bir Şirketi İki Günde Kurun! En fazla oyu alan girişimci fikri üzerinde katılımcılar haftasonu boyunca çalışarak, şirketi tüm etkinlik katılımcılarının ortaklığıyla şirket haline dönüştürmeyi vaad ediyor! İsterseniz birkaç katılımcı yorumunu da okuyabilirsiniz.

Açıkçası bu etkinlik konusunda insanın aklına takılan çok fazla soru işareti var. Girişimgünleri.com bu sorulara cevap vermiyor maalesef ama forum açmış olmalarının sebebi de bu sorulara cevap bulmak olsa gerek. Örneğin bir iş fikriniz var ama fikrinizin çalınmasını istemiyorsanız, ya fikrinizi patentleyin, ya katılımcılara anlaşma imzalatın, ya da hiçbir şekilde fikrinizi tam olarak açıklamayın. Arkadaş ortamı, eş dosttur, böyle şeyler olmaz diye güme gitmeyin derim. Sonradan ağlamaktansa, başından tedbirli davranmak en güzel olanı. 

Bookmark and Share

Türkiye’de İş İmkânı Bol. Fırsatları Yakalayın.

girişimcilik, eğitim 6 Comments »

Çalışmanın tek yolu iş başvurusunda bulunup iş aramaktan ibaret değil elbet. Türkiye’de girişimci olmak isteyenlere sunulan bir dolu imkan var.  

Bir şirkete girip, kendini kanıtlayarak kariyerinde yükselmekle uğraşmak istemeyenlerin, işinden sıkılmış, kariyer yolunda sıkışmışların yapabileceği bir dolu iş var. Girişimci ruhluysanız, risk almayı becerebiliyorsanız ve karar almaktan da korkmuyorsanız, buyrun fırsatlar diyarına… 

İşte bu fırsatlardan bir tanesi —hatta en ballısı— elektronik ticaret. 

Türkiye’de elektronik ticareti hakkıyla yapan şirketlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Büyük şirketler bu işleri maalesef bürokrasiye taktıklarından yürütemiyorlar. Küçük şirketler, online servis, hizmet anlayışından bi haber olduklarından web sayfalarına telefon numaralarını bırakıp, hadi sipariş için telefon edin diyorlar. Kısacası, elektronik ticaretin nasıl yapılması gerektiğini tabiri caizse ‘çakmış’ pek adam yok ortalıkta. Bir elin parmaklarını geçmeyen güzel örnekler arasında yemeksepeti.com, 444cicek.com gibi birkaç site sayılabilir.   

Alın size bir fikir: Online lüks hediyelik çikolata siparişi. Sadece çikolata. Nefis paketlemelerde sunulmuş, online sipariş verebileceğiniz bir şirket. Arayın bakalım, karşınıza nasıl sonuçlar çıkacak.   Bir: Doğru düzgün pek bir şey bulamıyorsunuz. Bulduklarınız da ya güven vermiyor ya da online sipariş vermenize imkan tanımıyor. Basit fikirler bazen en güzel sonuçları verir.  Araştırın, bakın. Kim neleri yapıyor, neleri yapamıyor. Internet teknolojilerinden anlamıyorsanız, ya anlamaya başlayın, ya da anlayan bir dostunuzdan destek alın. 

Projenizi hazırlayın. 

Ortalıkta olan şirketler neyi yapamıyorsa, siz onların yapamadığını en alasıyla yapın. Örneğin: THY’den online bilet almak ölüm törpüsü. Bir uçak biletini kardeşin, dostun, ailene hediye edemezsin. Çünkü hava alanına vardığında bileti satın almakta kullandığın kredi kartını göstermek zorundasın. Yani Marmaris’de olan bir kişi İstanbul’dan Marmaris’e gelmek isteyen annesine bilet alırsa, annesi o bileti kullanamaz. Çünkü hediyeyi kızı Marmaris’ten almıştır. Annesi bileti kullanabilmek için kızı Marmaris’den İstanbul’a gelmek zorundadır. Ki çok değerli THY yetkililerine kredi kartını göstersin. Ya da en yakın THY ofisine gidip, bileti kestirtip, annesine kurye yapması gerekir!  Pegasus’u seviyorum. Hayatımı kolaylaştırıyor. Her şeyi online yapmama izin veriyor. Beni bürokrasiyle uğraştırmıyor. THY’nin çektirdiği eziyeti yaşatmıyor. Üstelik Pegasus’un çağrı merkezi görevlileri nazik ve gerektiğinde işinizi anında hallediyor. THY’nin elemanlarınınsa eli kolu bağlı! Uçuşlarınızda Pegasus’u tercih etmenizi öneririm.

Elektronik ticaretin kurallarını öğrenin. Zamanı kaçırmayın. Kendi işinizi kendiniz yaratın. Üstelik e-ticaretin start up maliyetleri de düşük. İşinizi küçük başlatıp, büyüyebilirsiniz. Ya da sermaye bulup, daha farklı bir noktadan başlayabilirsiniz. Geç kalmayın. Zamanı ve fırsatları yakalayın. ——————————

İşte size birkaç doküman:

The Entrepreneur’s Guide to Doing Business Online, Entrepreneur Magazine 

Start Ups, Inspiring New BusinessesDoing Business Online 

The Domain Blast 

E-commerce Journal  Pay Pal, Online Payment System 

Basic Guide to E-commerce 

Steps to Successful Web Site Development 

Elektronik Ticaret Uygulamaları 

Web İçerik Yönetimi 

E-ticaret Çözümleri

Bookmark and Share

Kariyer Yapmanın Bir Diğer Yolu: Girişimcilik

girişimcilik 2 Comments »

Yeni Jenerasyon (Amerika’nın tabiriyle Generation Y. Yani 1980’den sonra doğanlar) hakkında yapılan araştırmalar, onların bir önceki jenerasyondan çok farklı özelliklere ve tercihlere sahip olduğunu gösteriyor. Örneğin, Generation X, çalışmayı, para kazanmayı ön plana atarken, Gen Y, ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte olmayı ilk planda tutuyor. Özgürlüğüne daha düşkün, daha bireysel davranabilen ve teknoloji tutkunu bir jenerasyon.  Eğer blog dünyasındansanız, bu gençleri fark etmemeniz imkansız! Dinamik, zeki, girişimci, kendine güvenli, parlak fikirleri olan gençler.  

Gen X (1965-1982 arası doğanlar ) kuşağından ve gelişmelere ayak uyduramayan yöneticiler grubundansanız, işiniz zor gibi. Sürekli yüz yüze iletişim kurmayı savunuyorsanız, email yazışmalardan hoşlanmıyorsanız, kurumunuzda 15 yıldır çalıştığınız ve çok da başarılı olduğunuzdan dolayı kendi kültürünüzü yeni gelenlere de empoze etmekle meşgulseniz, zaman uyanma vakti.  Gen Y kuşağındansanız ve sizi kariyerinizde yükseltecek, size iş verecek olanların Gen X grubundan olduğunu fark edemiyorsanız, sizler için de uyanma vakti. Elbette, hedefiniz özel şirketlerde çalışmak ise. Dolayısıyla bir orta yolu bulmak şart gibi. 

Bana kalırsa Gen Y orta yoldan ziyade kendi yolunu bulmuş gibi. Girişimci gençlik yükseliyor ve bu muhteşem bir gelişme. Dönem, kurumsal şirketlerdeki bürokrasiden, kariyer basamaklarını atlayabilmek için sıra beklemekten, günü yakalayamayan çalışanlarla vakit harcamaktan, anlamsız projelerle vakit kaybetmekten haz etmeyen yetenekli, azimli, donanımlı ve tuttuğunu koparan gençlerin dönemi.  Fikriniz varsa, kendi şirketinizi kurmak istiyorsanız ya da girişimci olmanın yollarını öğrenmek istiyorsanız, işte size birkaç imkan: 

Genç Girişimciler Kulübü KOSGEB, 

Girişimci Fikirler KOBI 

İş Fikirleri  AGİD Yeni Girişimciler

Bookmark and Share

Girişimci Ruhunuz Varsa, Bunu Izleyin

girişimcilik, kariyer 3 Comments »

Kaliforniya’ya adım atmam Guy Kawasaki’nin ”keynote speaker” olarak katıldığı Mac Summit Konferansının organizasyonu için oldu. Web, grafik tasarım ve Internet teknolojilerine ilgim ilk böyle başladı. Çok hızlı dönen bir dünyanın içine aslında pek de farkında olmadan girmiştim. İşte bu hızlı dünyanın önemli isimlerinden, Venture Capitalist olarak bilinen bu profesyonelin The Art of the Start isimli yeni bir kitabı var. Girişimci ruhlulara tavsiye ederim. Inovasyon Sanatı ismini verdiği bu konuşmasını aşağıda veriyorum. Zentation tarafından sunulan yeni bir presentasyon formatıyla sunuyorum.  

Bookmark and Share

Her Şirket Yaratıcı Yetenekleri Arıyor, Ama Çoğu “Standart” Sistemlerle İşe Alım Yapıyor!

yaratıcılık, iş arama, girişimcilik 20 Comments »
Bu bir paradox olsa gerek.
 
Hemen hemen her şirket “yetenekli insan” arayışından bahsediyor. Sonra buldukları bu cevherleri “elde tutmak için” yaptıkları çalışmalardan söz ediyor… 
 
Mesela, yetenekli insan arayışını artık teknolojiden anlayan insan kaynakları uzmanları online database’ler oluşturarak yapıyor. Siz CV bilgilerinizi giriyorsunuz. Onlarda database’lerinde kriterlere göre CV arıyorlar.
 
“27 yaşında”
“elektronik mühendisi”
“iletişimi güçlü”
 
50 adet aday database’de sıralanıyor. Sayıyı daha da aza indirmek için–yada başka değişle, en yetenkli! olanları bulmak için, kriterleri artırarak aramaya devam ediyorlar. Böylece en yeteneklileri sıralamış oluyorlar. 
 
Yetenekli, yaratıcı insanların çoğunun statükoculuktan hoşlanmadığını biliyor muydunuz? Çoğunun, grup düşüncesinin tam tersini düşünmeye meyilli olduklarını? Ya da yönetilmekten hiç hoşlandmadıklarını? Araştırmalar böyle söylüyor bize yaratıcı kişilikler hakkında. 
 
Genelde şirketler kurum kültürlerine uygun insan almaktan bahsederler. Ama bakın size tam tersi bir örnek! Danske Bank kendi çalışanlarıyla ilgili yaptığı bir kişilik envanteri sonucu şirket çalışanlarının bireysel etkinliklerini artırmak için, kurum kültürünü elemanlarının kişiliklerine  göre adapte etme yolunda çalışmalar yapıyor.
 
Şaka gibi değil mi?
 
Büyük ölçekli şirketlere baktığınızda uygulamalara bir bakalım: belli saat aralıklarınla işe gelmelisiniz çünkü sıkı kontrol altındasınız. Bürokratik birçok izin, usul, biçim, kurallarla boğuşmaktan, kendi işinizi yapamaz olursunuz. Sonuç olarak da yeteneklerinizi ortaya döküp “yaratıcılığınızı” ortaya çıkartmanız beklenir. Yetenekli olan, yaratıcı olan insanların kendi işlerinin sahibi olmayı tercih etmeleri de bir rastlantı olmasa gerek. Örneğin Richard Branson. Örneğin Steve Jobs.  
Amerika’da yaratıcı kişilerin yaşamayı seçtikleri bölgeler bile belli. Kaliforniya’da birçok şirkette “yaratıcı grupta” çalışanların işe geliş gidiş saatlerinin olmadığını biliyor muydunuz? Ya kıyafet kurallarının olmadığını? 
 
Bana bu ilginç bir paradox gibi geliyor. Bir yandan yaratıcılık büyük bir övgüyle ağzımızda sakız, diğer yandansa her gün biraz daha istenen kalıplara sığdırmaya çalıştığımız çalışanlar toplumu. 
 
Bana kalırsa, yaratıcı olmak demek, her zaman kuralları yıkmak anlamına gelmiyor. Yukarıda, database’ler ile işe alım yapan şirketlerin metodlarından bahsettim. Kiminiz, CV yollamadan, farklı yollardan kendinize iş bulmayi denemeyi terch eden bir kişilik olabilirsiniz. Kiminizde her yolu denemeye açık bir yapıya sahip olabilirsiniz. Örneğin yaratıcılık gerektirmeyen, sadece kuralları olan bu online iş başvuru sistemlerinin nasıl çalıştığını öğrenirseniz, CV’inizin belirli kelimeler arandığında ilk ele gelen CV olmasını sağlayabilirsiniz. Burada da yaratıcılığınız yada yeteneğiniz değil, aklınızı kullanmanız size iş görüşmesi kaptırabilir…
 
Sizi yaratıcılıkla ilgili çok beğenerek izlediğim bir video ile başbaşa bırakmak istiyorum… 

Bookmark and Share

IT Alanında Olanlara Yeni İş İmkanı

girişimcilik 7 Comments »

Bazen Türkiye’de yaşamanın en büyük zorluklarından birinin bir sorunu gidermek için harcamak zorunda kaldığınız inanılmaz çaba ve zaman olduğunu düşünüyorum. Bu zaman ve çabanın da sadece “bazen” sonuç getiriyor olması ve çoğunlukla verilen servislerin yetersizliğinin vermiş olduğu bezmişlik insanı psikolojik olarak yoruyor.

Amerika’da yaşadığım yıllarda DSL servisimi bağlattığımda, hayret edilecek kadar başarılı bir kitapçık size ne yapmanız gerektiğini anlatıyordu. Müthiş hızlı bir bağlantım vardı. O zamanlar Türkiye’de henüz DSL falan yoktu elbet. Türkiyede ki arkadaşlar bağlantımı nasıl sürekli açık bırakabildiğime şaşıyordu. Bağlantı hızımdan sonra beni memnun eden diğer bir konunun bağlantı ile ilgili hiç bir sorun yaşamamış olmam olduğunu yeni farkediyorum.

İstanbul’da sunulan en hızlı DSL bağlantısına sahibim. Yani Türk Telekom öyle söylüyor. Ben de karşılığında bir ücret ödüyorum. Ama bağlantım eskiden “arada bir giderdi” tolere edebiliyordum, fakat özellikle son aylarda hemen hemen hiç yok gibi. Türk Telekoma karşı artık sabrım kalmadı.

Benimde aklıma şöyle bir fikir geldi.

Eminim ben bu yaşadıklarımda tek değilim. Dolayısıyla benim gibi teknik servislerinde sorun yaşayan ve bu sorunlarla uğraşmak için zaman harcamaya vakti ve sabrı kalmayan birçok kişi olduğuna eminim. Örneğin, Freelance bir IT uzmanı “IT Destek Servis” hizmeti sunsa ve deseki “tüm bilgisayar, DSL vs” tarzı teknik sorunlarınızla kişisel olarak ilgileniyor, sorunlarınızı sizin yerinize biz çözüyoruz. Servisimiz 24/7”. Ben böyle bir hizmet için ücret ödemeye hazırım. Bağlıntısı olmayan bir DSL hizmetine ayda X TL veriyorsam, verdiği servisi işe yarayan bir freelance teknik danışmana sorun çözme başına 2 x X TL vermeye razıyım.

Bu tür hizmetleri Amerika’da genelde yaşlı ve teknolojiden anlamayanlara ama torunlarıyla, çocuklarıyla görüşebilmek için Internet bağlantısına ihtiyacı olanlara ve sosyal platformları kolaylıkla kullanabilmelerini sağlamak için hizmet veren arkadaşlarım vardı. Çok da iyi kazançları vardı.

Diyelim ki üniversite öğrencisisiniz, teknik bilginiz “süper” ve “hizmet anlayışınız”a güveniyorsunuz. İşte size 8 saatte masa başında oturup da kazanamayacağınız bir iş imkanı!

Bookmark and Share

Beklentilerimizi Dengeleyebilmek

değişim, girişimcilik, iletişim, eğitim No Comments »

Bazen iş dünyasında bulunan bizlerin tek tip bir liderlik anlayışı olduğunu düşünüyorum.

Popüler kültürün mü etkisi bilemiyorum ama beklentilerimizi dengeleyemiyoruz sanki. Lider dediğin “karizmatik” olmalı örneğin. Lider dediğin “görüntü icabı” beklentilerimize uymalı yoksa sukutu hayale uğrayabiliyoruz. Hep farklı fikirlere açık olmaktan bahsediyoruz, farklılıkların güzelliğini ifade ediyoruz ama uygulamaya gelince sanki çuvallıyoruz. Liderleri de yönetsel ve operasyonel olarak ayırıyoruz ama kıstaslarımız hep algılarımızın darlığıyla sınırlı kalıyor bazen.

Marka konferansında birçok kişi Kenneth Cole’un “presentasyon” tarzından etkilenmediğinden dolayı verdiği mesajları da alamadı. Yapılan yorumlar “hazırlıksızdı” “o ne biçim presentasyondu öyle” demekten ileri gidemedi bir kısmı için. Neden bu gibi ufak detaylara takılıp, alınması gereken ana mesajlara odaklanamıyoruz?

Benzer bir yorumu, genellikle ilgiyle izlediğim ve yazılarını başarılı bulduğum Hande Yaşar Ateşağaoğlu’da Sabah gazetesinde yazdığı bu yazısında yapmış. Steve Jobs’ın Standford University’de yaptığı meşhur konuşması için “Keşke en azından kendi hayat hikayesini anlatırken yazdıklarını okumak yerine öğrencilere bakarak anlatabilecek ‘toplum önünde konuşma yeteneği’ olsaydı çok daha etkili olurdu diye hissettim.” diyor.

Dünyanın dört bir yanında bulunan insanları etkisi altına almış bu konuşmayı biz Standford’lu olmayanlar sadece youtube’da izleyerek yada görsellik bile olmadan, örneğin ekonomist gibi bir dergide okuyarak, duygulanabiliyor, cesaretlenebiliyoruz.

Bana kalırsa beklentilerimizi dengeleyememek mutsuzluğun, memnuniyetsizliğin ve belki de başarılı olamamanın sebepleri arasında.

Bunun da ötesinde, bir sunumda insanların başından sonuna kadar dinlemeyi tercih edebilecekleri bir içeriği yaratabilmek bir lider için en önemli başarı faktörünü oluşturmalı. Steve Jobs bunu başarmış.

Şimdi bir düşünün, kaç tane sunumu başından sonuna sıkılmadan heyecanla dinlersiniz?

Bookmark and Share

Bir Çalışan Değil, Bir İşveren Olabilmek İçin Eğitim Görmek

girişimcilik 2 Comments »

Üniversitelerimizde ki eğitimden gençlerin hala pek memnun olmadığını duyuyorum.

10-20 yıl öncesine göre belki bir nebze gelişme söz konusu ama ögrenciler hala “bir şirketin çalışanı” olmak için eğitiliyorlar. Hatta okulun dışında ki hayatla ilgili ne fazla bir fikirleri var ne de iş dünyasına atılmak için ne yapmaları gerektiğiyle ilgili bir fikirleri… “Mezun olduktan sonra iyi bir şirkette müdür olmak” düşüncesiyle okuyoruz hala sanki…

Oysa dönem bilgi çağı ise, girişimci olma çağındayız demektir.

30’lu 40’lı yaşlarında hayatını üç aşağı beş yukarı sağlama almış girişimcilerin yanısıra 20’sine basmamış yada henüz 20’li yaşlarında olan girişimcilerin zamanı bu zaman…Öyle değil mi?

Gençler cesaretlendirilmeli, üniversite çağlarında yakaladıkları fikirlerini değerlendirebilmeli, hayata bir “memur” olarak başlamaktansa kendi işlerini yönetmeyi deneyerek öğrenenler sınıfında ilerleyebilmeli…

Bu teşvik fazla olmadığına göre gençler kendi kendilerini motive edebilmeli. Kendilerine, yapabileceklerine ve fikirlerinin başarılı olacağına dair inançlarını sağlam tutmayı denemeli.

Türkiye’de finansal sistemin de 10 sene önceye nazaran çok daha kuvvetli bir noktada olduğunu düşünürsek, finansal açıdan destek alınması da biraz daha rahatlamış durumda. Burada aklıma Marka konferansında konuşan Kenneth Cole’ün bir sözü geliyor: “Başarıya ulaşan işler çoğunlukla en fazla yaratıcılığı içinde bulunduran ve genelde fazla para gerektirmeyenler oluyor.” Finansal destek anlamında özellikle kadın girişimcilere sunulan kredi imkanları da mevcut.

Girişimci ruhuna sahip olan ögrencilerin fikirlerinin peşinden koşmasını, okulda öğrendiklerini ticarete dönüştürebilmek için risk alabilmeyi erken yaşta denemelerini ümid ediyorum.

Yapılan bir araştırmada Türkiye’de orta sınıfa “elinize bir miktar para geçse ne alırdınız” diye sorulduğunda en büyük isteğinin hala bir “ev” ve bir “araba” olduğu ortaya çıkmış. Bu istekler bende “güvenli yaşam”ın daha öncelikli olduğu hissini yaratıyor. Bu da girişimciliği ikinci plana atmayı tercih ediyoruz gibi geliyor.

Üniversiteye yeni başlayacak yada halen üniversitede okuyan tüm gençlere devrin onların devri olduğunu hatırlatmak isterim. Umarım çoğunuz “iş bulmak için değil, iş imkanları yaratabilmek için” okumayı tercih edenlerden olursunuz…

Bookmark and Share

Kariyerinizi İnsan Kaynakları Departmanının Eline Bırakmayın

öğrenci, girişimcilik, kariyer, üniversite, eğitim 1 Comment »

Şirketlerin çalışanlar için kariyer planlama programlarının olması çalışanları motive eden, şirkete bağlılığını ve işinde verimliliği cesaretlendiren bir sistemdir.

Kariyer Geliştirme programları ile iş hayatınıza yeni ufuklar eklenebilir…Uluslararası bir şirkette çalışıyorsanız “expat” olarak grubun yurt dışı şirketlerinden birine transfer edilebilir, lokal bir şirketteyseniz kariyerinizde yükselmenize imkan verecek yolları görebilirsiniz.

Unutmamak gerekir ki kariyer planınızı ne yöneticiniz ne de İnsan Kaynakları istediğiniz şekilde ele alabilir. Onlar size yön göstermekte yardımcı olabilecek mentorlardır. Elbet yöneticileriniz kariyerinizde ilerlemeniz için çabalar ama yönünüzü siz çizmediğiniz sürece olduğunuz yerde sayabilirsiniz.

Bu ne demek?

[Kafanızı karıştırmak gibi olmasın ama şimdi size iki adet birbiriyle çelişen bilgi veriyor olacağım. Cevap vermekten çok düşünmenizi ve soru sormanızı teşvik etmesi amacıyla…]

Bu demektir ki Kariyer Planınızı kimse sizin adınıza yapmaz. Kariyerinizin nereye gitmek istediği konusunda sizin bir düşünceniz, fikriniz yoksa olduğunuz yerde saymanız olası olabilir!

Gelin görün k, bilim adamları kariyer planlaması diye birşey olmadığını söylüyorlar. Dolayısıyla biz mi kariyerimizi planlıyoruz yoksa kariyer mi bizi buluyor sorusuna Kaos Teorisiyle cevap veriyorlar. Ne varki çoğu insann kariyerinin şansa bağlı geliştiğini bildirdiğini söyleyen Avustralyalı iki psikologun yaptığı araştırmanın sonucu Journal of Vocational Behavior dergisinde yayınlandı. Inanması gerçekten güç sonuçlar. “Kadercilik yada şans işiyle hayat yürümez” diye şartlandırıldığımızdan, hayatta sürekli hedeflerle çalışmaya alıştığımızdan “kontrolün bizde olmadığını kabul etmek” kolay değil. Herşeyi “kendi çabamızla başardığımıza” inanmak daha bir güç veriyor bizlere…

Başarılı olabilmek için çaba gösterme sorumluluğu her zaman kişiye aittir.Fırsatları araştırmak, arkasından gitmek, yardım istemek, görüş almak, alternatiflerin neler olduğunu bulup, bunları değerlendirmek sizin işiniz! Ve belki de en önemlisi önümüze çıkan fırsatları yakalayabilmek…

Şirketlerde kariyer planları genelde kısıtlıdır. Bu yüzden kariyerinizi sadece kurulmuş formal planların eline bırakmaktansa farklı alternatifleri de her zaman araştırmak ve gerektiğinde değerlendirmek önemlidir.

Kariyerinizin tıkanmaması için sürekli yenilenme ve öğrenme esastır. Kendinize yatırım yapın. Şirketiniz mümkün kılıyorsa, eğitim programlarına katılın. Bu tip imkanlar sağlamıyorsa, kendiniz öğrenme ortamlarınızı yaratın.

Her zaman sadece bildiğiniz konularda eğitim almaktansa, yan alanlara da kaymayı deneyin. Yeteneklerinizi tek bir alanda toparlamaktansa genişletin. Bir konuda uzman olmanız, odaklanmayı ve başarıyı getirir. Birden fazla konuda yetenekli olmanız, gerektiğinde değişimi daha rahatlıkla ve özgüvenle yapma özgürlüğünü verir.

Bookmark and Share

Büyük Başarılar Küçük Adımlarla Başlar

girişimcilik, kariyer 1 Comment »

İş dünyasının, politikanın ve eğlence dünyasının önemli isimlerini bir araya getirmekle ünlü University of California, Santa Barbara , Kaliforniya’da yaşadığım yıllarda The Body Shop’ın kurucusu Dame Anita Roddick’i de misafir etmişti. Sadece ürün konseptiyle değil ayrıca kendi duruşu ve stiliyle de doğal bir görünümde olan Roddick, The Body Shop’un kuruluş hikayesini Ben&Jerry’s dondurmalarının sahibi Ben Cohen’in sunduğu bir konferansta anlatıyordu.  

İstanbul’da oturmuş bu bilgileri yazarken ‘wow, şu genç yaşımda ne kadar çok özel tecrübeler edinmişim’ dedim kendi kendime. Oysa Santa Barbara’da yaşadığım yıllarda bu tecrübeler günün akışının bir parçası gibi geliyordu. Sebebi de başarılı insanlara ve bilgiye ulaşmanın ‘ulaşılmaz’ olmamasıydı. Eminim Hollywood’da aktör olmak isteyenleriniz varsa ‘başarılı insanlara da, bilgiye de’ ulaşmak hemen hemen mümkün değil gibidir. Yine de Amerika’da başarılı insanları dinlemek istediğinizde,  tek şansınızın 1000 dolarlık katılım ücretini ödemek olmadığını ya da ‘önemli bir isim’ olmanız gerekmediğini söylememde yarar var. 

Roddick, annesinin mutfağında başka bir arkadaşıyla oturmuş spagetti yerken aklına çevreci kozmetik ürünleri satma fikri geliyor. İtalyan bir ailenin kızı olan Roddick, çok sevdiği spagetti’nin o gün daha bir tatlı geldiğini söylüyordu. ‘Kim bilirdi ki, bir mutfak masası etrafında kıkır gülerek fikir jimnastiği yaparken ortaya atılan bir fikrin bugün devasal bir şirket haline geleceğini?’  

33 yaşında ilk dükkânını açan Roddick, geri dönüştürülebilir kutular içine yerleştirdiği sabunlarını, o zamanlar fazla bulunmayan ‘küçük kalıplar’ halinde satmaya başlar. Her ne kadar çevreci bir yaklaşım yakalamak istese de, başlarken geri-dönüştürülebilir kutular kullanmasının tek sebebi çevreci ürünler satma aşkı değil, yeterli finansmana sahip olmamasıdır. Küçük dükkânında aşağı yukarı 15 ürünle başladığı bu yolculuk, ürünlerinin beğeni toplamasıyla Brighton’dan diğer bölgelere de yayılmaya başlar. 

Bazı kaynaklara göre ‘franchising’ kelimesi ilk olarak Anita Roddick’in eşi Gordon Roddick tarafından ortaya atılıyor. The Body Shop şubesi açmak isteyenlerin aile yakınlarından sonra halktan kişiler tarafından da ilgi görmesi, her ne kadar günümüzdeki franchasing uygulamalarından o zamanlar biraz farklı olsa da, şube sayısının artmasına neden oluyor. 

Reklam uygulamalarına inanmayan Roddick, en iyi reklam ‘ürününüzü tavsiye eden müşteriler’ yoluyla olur felsefesiyle yola çıkıyor. Yani itibar ve tavsiye. Yazdığı blog’da bir Harvard mezununun The Body Shop’un USA’de tutunabilmesi için ciddi bir reklam harcaması yapması gerektiğini söylemesinin arkasından şirketinde Harvard MBA’li kesinlikle çalıştırmayacağını ilan eden Roddick, Amerika’da da bilinen reklam mecralarını kullanmadan başarısını kanıtladı. Perakende sektöründe mağaza vitrinlerini reklam alanı olarak kullanmasıyla da bir döneme imza attığını söyleyen Roddick, kendi inandığı yöntemden vazgeçmeyerek bilinen kuralları yıkabilmenin önemini bir kez daha gösterdi. 

Girişimciliğin ‘survival’ yani bir hayatta kalma savaşı olduğunu söyleyen Roddick, yaratıcılığı da körükleyen etkenin işte bu yaşam savaşı olduğuna dikkat çekiyor.  

Günümüzde 50 ülkede 2000 üzerinde mağazası ve 77 milyon müşterisiyle The Body Shop bir başarı öyküsü.  

Başarıyı aynı zamanda ‘kaderimi yönlendirmek’ olarak tanımlayan Roddick, 10 Eylül 2007 Pazartesi günü Sussex’de hayata veda etti.

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login