‘Girişimcilik’ kategorisi için Arşiv
Sosyal Medya Sosyalleştirir. Hayat deneyiminizi Güçlendirir.
Eskiden ‘pen-pal’ denen bir sistem vardı. Yurt dışından bir arkadaş bulup, istediğiniz dilde yazışabiliyordunuz. Hem yeni bir kültürü tanıyordunuz hem de yabancı dilinizi geliştiriyordunuz. Benim de bir İngiliz bir de İspanyol kız arkadaşım vardı yazıştığım. Mektubu yazmak, yollamak ve cevap beklemek epey bir zaman alırdı. Şimdi sosyal mecralar var. Daha fazla insanla daha kısa zamanda tanışabiliyorsunuz. Daha erken yaşlarda daha yetkin olabiliyorsunuz. Sözü belki de 13 yaşında ki web tasarımcı ve girişimci dost Will Smidlein’e bırakmakta fayda var.
Devamı >>Başarı Her şeyi Kaybettiğinizde Bile Başınızı Dik Tutabilmektir.
Başarının bir dolu tanımı var. Kişiye göre değişen anlamı var. Tony Hsieh’e göre “Başarı Herşeyi Kaybettiğinizde Bile Başınızı Dik Tutabilmektir.”
1999’da kurulan ve dünyanın en büyük online ayakkabı mağazası olan Zappos’un kurucusu ve CEO’su Tony Hsieh’in tanımı ise bana en yakın gelenlerden oldu. Tony Hsieh, 1998 yılında 24 yaşındayken kurduğu LinkExchange isimli şirketini 265 milyon dolara Microsoft’a satan bir girişimci.
Amerika’nın çalışılmak istenen en iyi 10 şirketi arasında yer alan Zappos’u diğerlerinden farklı yapan gerginlikten uzak tipik bir oyun alanı gibi oluşturduğu kurum kültürü. Şirketi bugünkü konumuna getiren en temek faktörün bu kültür olduğunu söylüyor Hsieh. 2009 yılında yıllık satışları 1 milyar dolar olan Zappos, aynı yıl 1.2 milyar dolara Amazon.com’a satılır. Bu video her profesyonelin mutlaka seyretmesi gereken bilgileri içeriyor. Izleyelim.
Devamı >>Girişimci Ruh Cesaret Sever
“Evet, biliyorum, arkadaşlarınızın artık düşmanınızmış gibi davranmaya başladıklarına inanıyorsunuz. Bakkalınız, çöpçünüz, rahibiniz, baldızınız ve hatta köpeğiniz bile kilo aldığınızı, etrafınıza olan eski ilginizi kaybettiğinizi, aklınızı kaçırdığınızı düşünüyor. Üstüne üstlük etrafınızdakilerin zamanlarının büyük çoğunluğunu paramparça olduğunuzu, işinizi kötü yaptığınızı, kendi kendinize zarar verdiğinizi söylemekle geçirdiklerine inanıyorsunuz. Ama emin olun hiç kimse aslında sizi düşünmüyor. Onlar sadece kendilerini düşünüyor; tıpkı sizin gibi.”
Devamı >>Girişimciliğin Önündeki En Büyük Engel Bürokrasidir.
Gelişmekte olan ülkelerde girişimci olmak isteyenlerin önünde ki en büyük engelin finansman olduğu söylenir. Oysa en büyük sorun girişimciliği özendirecek sistemlerin olmamasıdır. Bürokrasi, bu sorunların başını çekiyor.
Türkiye’de kendi işinizi kurabilmek için istenen belge ve uygulanan sürecin anlamsızlığını anlatmaya gerek yok sanırım. En basitinden bir notere gittiğinizde dahi kutu kadar bir odanın içerisinde işleme başlamanızdan kağıtlarınızın kaşelenmesine ve ödeme yapılmasına kadar çizilen süreç ilkokul çocuklarını ağlatacak kapasitede. Zeka seviyemizi sorgulatan uygulamaların temelinde değersiz yaşam anlayışlarının olduğunu düşünmeden edemiyorum.
The Times dergisinin 22 Ağustos tarihli sayısında Michael Schuman’ın yazısı dikkatimi çekiyor.
Devamı >>Girişimci Yönetici Ne Yapar?
Girişimci olmak bir çoğumuz için büyük bir heves. Pek azımız kendi işimizi kurup yönetebiliyoruz. Girişimcilik temelde biraz kişilik özelliğiyle ilgili biraz da ülke kültürüyle ilişkili. Örneğin, 1 gün içinde ABD’de iş kurabilirken, Türkiye’de bir dolu prosedürü yerine getirmeniz gerek. Bu tür teşvik edici ya da zorlayıcı düzenlemeler elbette girişimcilik kültürünü de etkiler.
Girişimci kişiliğe sahip olmanız, sanılanın aksine ille de gidip kendi şirketinizi kurmanız anlamına gelmiyor. Kurum içinde girişimci kişilik sergileyen kişilere “girişimci yönetici” diyoruz. Önümüzde ki dönemlerde girişimci yöneticiler şirketlerin en fazla arayacağı çalışanlar olacak.
Devamı >>Girişimci Yöneticiliğinizi Konuşturun, Kariyerinizi Coşturun.
Kariyer yapmak isteyenlerin en büyük yanılgılarından biri “tek bir alana” odaklanmak. Yani, daldan dala atlamak ne kadar dertse, tek bir dalda saplanıp kalmak da bir o kadar derttir.
Örneğin, pazarlama alanında kariyer yapanların çoğu son 10 yıldır tökezliyor. Sebebi, kariyerlerinde ilerlerken pazarlamayla internet teknolojilerini birleştirememeleri. Oysa dünyayı böylesine değiştiren bir iletişim aracını anlamakta geç kalmak, yeterince çevik davranmamakla ilişkilendirilebilir.
Bir diğer örnek ilaç sektöründen verilebilir. Eğer satış alanında çalışıyorsanız ve tüm enerjinizi ilaçları öğrenmeye ve yüzyüze satmaya veriyorsanız, fark yaratmanız zor. Satış kapatabilmekle satış tekniklerini geliştirebilmek farklıdır. Herkesle aynı şekilde ürünü satmaya mecbur kalırsanız, sektör değiştirmekte zorlanır ya da aynı pozisyonda sıkışıp kalırsınız.
Girişimci yöneticilerse yaşamlarına daha geniş bir açıyla bakarlar. Yani, biraz multidisipliner bir yaklaşım sergilerler. Iş dünyasında ki gelişmeleri iyi takip ederek, bunları kendi işlerine nasıl adapte edebileceklerine bakarlar. Kendilerini sadece kendi hedeflerine bağlı tutarlar. Şirketlere değil hedeflere bağlıdırlar. Bu yüzden de hedefleri doğrultusunda ilerlerken sağlam dururlar. Tökezleselerde kolay toparlanırlar.
Girişimci yöneticiliğinizi konuşturabilmek ve böylece kariyerinizi coşturabilmek için üç altın kural size:
Devamı >>Itibar Etmediğimiz Meslekler Hayat Değiştiriyor
Mimar bir anne “ingiliz dili ve edebiyatı” okumak isteyen kızına “Ne var yani, öğretmen mi olacaksın?” diyerek kızını öğretmen olmaktan ve istediği bölümde okuma fikrinden caydırdı. Mimar anneye göre öğretmenlik statüsü düşük, kızının toplumda itibar sahibi olabileceği bir meslek değildi. Zengin olabileceği bir meslek hiç değildi. Orta sınıf bir ailesi olan mimarın üst sınıfa geçebilme hırsı pek kuvvetliydi.
Orta ve orta üst sınıf ailelerde meslek seçimi büyük bir meseledir. Cünkü kaybedecekleri ve korumaları gereken çok şey vardır. Yapılan çalışmalar da özellikle üst orta sınıfta olanların statü endişelerinin diğerlerine nazaran çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Sir Ken Robinson’ın eğitim ve yaratıcılık alanında görüşlerini bilenler, eğitim sistemimiz ve değerlerimizi gelişmeye değil toptan dönüştürmeye ihtiyacımız olduğunu bilir. 15 yıl önce yukarıda bizzat şahit olduğum mimar anne’nin diyaloğuna benzer bir hikayeyi Ken Robinson’un muhteşem sunumunu dinleyerek hatırlayalım.
Günümüzde insanları “marka olmak” için eğitir olduk. Kendini gelecek nesilleri yetiştirmekle sorumlu hissedenler, “marka nasıl olunur” eğitimleri vermenin bir şekilde faydalı olduğunu düşünüyor. Bu konuda ki düşüncelerim bu profesyonellerden farklılaşıyor. Marka olmaktan önce insan olmayı, meşhur olmaktan önce etik değerlere sahip birer birey olmayı, zengin olmadan önce dürüst ve faydalı bir insan olabilmeyi de önermeyi tercih edeceğimiz günlerin geliyor olmasını ümid ediyorum. Başarı, ün, ünvan, zenginlik, bireyin kendi alanında yapacağı disiplinli çabalarının bir sonucudur…
Oğretmen olmanın tercih edilmediği ama her anne babanın çocuğunu en iyi öğretmenlerin eline bırakmayı tercih ederek, bu uğurda tonlarca fiyat ödemeyi göze aldığı bir çağda ne kadım bir tezattır hayatımız…
Subat ayında yapılan TedxReset’in ayakta alkışlanan tek konuşmacısı, Hacı Ormanoğlu oldu. O bir öğretmen. Coğumuzun artık çocuğumuza önermediği o mesleğe güç katan, gururla öğretmen olmaktan haz duyan bir toplum gönüllüsü Hacı Ormanoğlu. Elazığ’da yaptığı çalışmalar ve Goncalar Solmasın ismini verdiği dernek sayesinde 100′ün üzerinde çocuğa kitap okumayı ve mahalle arkadaşlığını aşılayan Ormanoğlu, elinde ki imkanların azlığından yakınmadan, kaynakları doğru amaçlar için kullanabilen bir öğretmen. Oğrencilerine resim yapmayı öğretebilmek için televizyon’dan resim derslerini dinleyerek öğrenmiş ve çocuklara öğretmiş bir öğretmen.
Siz sıradan saydığınız bir işi sıradışı yapabiliyor musunuz?
Kısaca Hacı Ormanoğlu’nu bir seyredelim.
Hacı Ormanoğlu gibi bir öğretmen mi olmak istersiniz? Mimar olmuş ama hayata at gözlüklerle bakan bir anne mi?
Fark Yaratmaktan bahsedip duruyoruz sürekli. Sirketler “fark yarat ya da öl” diyor. Bireyler “farklı olmak” için bir dolu takla atıyor. Oysa ben Hacı Ormanoğlu’nun TedxReset’de ki konuşmasında gördüm ki farklı olmak için takla atmaya gerek yok. Gereken, insan olduğumuzu hatırlamak, insanı ve hayatı sevmek, bildiğimizi paylaşmak ve içinde yaşadığımız topluma fayda yaratabilmek… Ve bunları yaparken, ünlü olmak, zengin olmak kaygısı taşımaksızın hareket edebilmek….
Devamı >>Gelecek, Kurumsal Girişimcilik ve Girişimci Yöneticilikte
Kurumsal Girişimcilik Geliyor, Hazır mısınız?Girişimcilik yükselen bir değer olarak giderek daha önemli bir rol oynar oldu. Girişimci dediğimizde aklımıza genellikle ve ilk olarak kendi şirketini kuran, yeni bir ürün ya da hizmeti piyasaya sunmak için kendi iş girişiminde bulunanlar akla geliyor.
Oysa, girişimciliğin bir de kurumsal tarafı var.
Girişimcilerin başka şirketlerde çalışarak kurumlara fayda sağlayanlarına “intrapreneur” diyoruz. Bu terimi ilk olarak 1985’de ortaya atan Gifford Pinchot isimli bir sosyal girişimci.
Girişimci yapıları destekleyen şirketler “kurumsal girişimcilik” kültürüne sahiptir. Kurum kültürü de bir şirketi farklılaştıran en önemli faktörlerin başında geliyor. Farklılaşma üzerine tonlarca konuşma yapılır ama çoğunluğu ürün ve hizmetler üzerine olur. Oysa bir şirketi faklılaştıran en temek faktör nasıl bir kurum kültürüne sahip olduğudur. Neden mi? Çünkü, inovasyon dediğimiz şey, şirketlerin yaratıcılığa ve yenilikçiliğe bakış açısı ile yakından ilişkilidir.
Geleceği yönetecek olan şirketlerin kurumsal girişimcilik kültürünü oluşturacak yönetim ve sistemleri kurgulayacağını ve girişimci bireylere artan oranda ihtiyaç olacağını öngörüyorum. Girişimci kişilerin kurumlarda yeşerebilmesi için mutlaka ve mutlaka girişimciliğe elverişli sistemlerin ve anlayışların olması gerekir. Aksi halde, giirişimci kişilerin kurum yapıları içerisinde körelmesi söz konusu olacağı gibi kurumları tercih etmemesi ya da ayrılması büyük olasılıktır.
Intrapreneur’lerde (girişimci yöneticiler) görülen en büyük farkın ne olduğu araştırılmış ve iki temel fark bulunmuş. Bunlardan birincisi Cesaret, ikincisi Insiyatif Alma Yetisi çıkmış. Çok ilginçtir, diğer tüm faktörler girişimci olmayanlarda da görülmüş.
Peki bu iki fark ne anlama geliyor?
Devamı >>Sosyal Mecralara Itibar Ediyor muyuz?
Sonunda itiraf eden bir CEO.
Selim Siper, Ipragaz CEO’su, “Brand Is You” konferansında açık seçik ifade etti. “Sosyal Medya’yı klasik pazarlama eğitimine sahip yöneticiler anlamıyor” diyen Selim Siper, bana kalırsa biraz nazik davrandı. Zira, yöneticilerin çoğu sosyal medya’yı anlamıyor. Bu mecraların doğru şekilde iş süreçlerine eklenememesinin temel sebebi de budur. Peki, anlayanlar neden anlatamıyor? Ya da anlatabilenler neden ikna edemiyor?
Siper’in itirafı önemlidir. Cünkü düşünün, pazarlama eğitimi almış MBA’li (gerçi 10 yıl önce MBA yapmış olmanız pek birşey ifade etmiyor) yöneticiler dahi bu teknolojileri takip etmekten bu kadar uzaksa, vay halimize demeden edemiyorum. Ama öğrenmek isteyenlere, Chris’in güzel bir başlangıç önerisi var, okuyun derim.
Brand Is You konferansında Sabancı Holding Kurumsal Iletişim Direktörü Suat Ozyaprak’ın ortaya attığı soru da ilginçti. Soru şu “Sosyal Medya’da yazılıp çizilenleri dikkate almalı mıyız? Almalıysak, Nereye Kadar?”
Sosyal Mecra’ları kullanan-özellikle profesyonelce kullanan- her kişinin bu soruya “evet” diyeceğini tahmin ediyorum. Sosyal Mecra’ların hayatımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı, yaşam şekillerimizi, çalışma alışkanlıklarımızı nasıl değiştirdiğini gözlemleyebilenlerin de kesinlikle “evet” diyeceğini düşünüyorum. Ancak, sosyal mecra’ları denemeyenlerin ve olup bitenleri takip edemeyenlerin konuya hala şüpheli davranması da doğal. Oyleyse, sosyal medya’yı ne kadar çok anlatırsak, o kadar çok dikkat çekebiliriz. Bir dolu blogger, artık sadece blog yazarak, bir kurumda kazanabilecek direktör maaşlarını çıkartabilir haldeler. Ben dooce’un bu konuda iyi örnek olduğunu düşünüyorum. Ustelik bloguna yazdığı bir yazı yüzünden işinden atılmış bir blog yazarı olarak, bir web tasarımcının kazanabileceği parayı fazlasıyla katlamış bir blogger Dooce.
Sosyal Mecralar hızın hakim olduğu bu dönemde çok da yeni sayılmaz artık.
Twitter üzerinden müşteri servis hizmetleri veren şirketler, olayı aşmış sayılabilir. Ozellikle Turkiye’deki yöneticilerin bir sosyal medya’dır gidiyor diye duyduğu ama pek de bu nedir diye kestirmeye vakit bulamadığı bir ortamda, birşeyler teyet mi geçiyor hayatımızdan?… Business Week Twitter üzerinden müşteri hizmetleri veren şirketleri haber de yaptı. Bunu en az 4 yıl önce başlatmış olmaları, bazı şirket yönetimlerinin dünyayı değiştiren sistemlerle daha yakından ilgili olduklarını, olayı anlamasalar da anlayanlara güvenip hızlı hareket edebildiklerine güzel bir örnektir.
Burada önemli bir durum da söz konusu: Cesaret.
Bu şirketler de Suat Ozyaprak’ın sorduğu soruları kendilerine sordular. Cevapları ne oldu bilemiyorum, ancak gördüğüm, değişimi farketmeleri, bir müddet üzerinde kafa yordukları ve deneme cesareti göstermeleri. Bazı başarılar deneyerek elde edilir. Neden Türkler yapamıyor diye sürekli soru soruluyor. Bir sebebi budur. Bizler eğer trendleri takip etmekte zorlanır, başkaları yapsın, hataları da onlar yapsın, biz öğrenelim, sonra işe dalarız mantığıyla gitmeyi tercih edersek, ne yenilikçilik getirebilir ne de takibinde başarılı olabiliriz.
Tabii, bu konulardan ilk anlaması gerekenler iletişim ve pazarlama uzmanları. Onlar da anlamıyorsa, ki sektörde ki kanı budur, Selim Siper de açık seçik ifade etmiştir (tebrik ediyorum), o zaman işimiz vahim desek yeridir sanırım.
Sosyal medya gerçekten işe yarar mı, bu mecralarda dolananları neden dikkate almalı ya da almamalısınız, öğrenmek isterseniz, mutlaka denemelisiniz. Gözlemlemelisiniz, kullanım alışkanlıklarına bakmalı ve en önemlisi kendiniz bu mecraları en iyi hangi şekilde nasıl kullanacağınızı bulmalısınız. Danışmanlarınızdan önce siz danışmanlarınıza ne istediğinizi gösterebilmelisiniz.
Türkiye’de sosyal medya stratejisi konusunda iyi çalışan bir şirket var. Seri girişimci diye sayabileceğim bu başarılı şirketin kurucuları Nurettin Ozdogan, Mesut Karakaş, Vadi Efe, Samet Ensar Sarı, şirket Dekatlon Buzz. Olaya hızlı bir giriş ve doğru bir giriş yapmak istiyorsanız, tavsiye ederim.
Yorum yapmak için
Tek Rol’de Görünen Hayatlar
Kurumsal hayatlar zevklidir. Kimisi için hayatında hiç göremeyeceği ortamları sunar, imkanları verir. Bunun üstüne güzel ünvanlar ve cebinize bol sıfırlı maaşlar, yanınıza araba ve diğer benzeri avantajlar koyar. Sanslıysanız, liderlik vasıfları yüksek olanlarla birlikte çalışmanızı sağlar. Bazen güzel dostlukların kapısını açar. Iyi bir okul olur, birçok şeyi öğrenmenizi ve gözünüzün açılmasını sağlar.
Madalyonun öbür yüzü de var.
Hayatta oturup iki sohbet etmek istemeyeceğiniz insanlarla bir arada çalışmak zorunda kalabilirsiniz, sabrınızın yükselmesini sağlar. Kurallar üzerine kurallar arasında boğulup kalabilirsiniz, yaratıcılığınız ve ruhunuz verimsiz işlemeye başlar ama diğer avantajlar yüksek olduğundan görmemekte direnirsiniz. Insanların yaşlarını aldıkça, rahatlığın ve statükoyu korumalarının ne kadar ağır bastığını farkedersiniz. Eğer siz bu ağırlığa kapılmayanlardansanız, ömrünüzden ömür alınmış gibi hissedersiniz…Dünya bir yana giderken, ayakta uyuyanlar hayatı ıskalamış olduklarını bilseler mutsuz olurlar mıydı diye düşünürsünüz.
Kurumsal şırketlerin çoğunun başarmakta zorlandığı konu, çalışanları tek bir rol’e indirgemesi, çalışanların da birbirlerini tek bir rol’den dışarı çıkarmakta zorlanması.
Gelecek teorilerim arasında şirketlerin ve markaların en temel sorununun “bağlılık ve bağımlılık” arasında ki ayrışımı yapamaması ve “bağlılık” yaratma konusunda bitmez tükenmez ısrarı olmasıdır. Kökleşmiş yapıların ve kalıpların kırılabilmesi için jenerasyon değişiminin şart olduğuna inanıyorum. Ya da vizyoner liderlerin sayısının artırılması da bir çözüm.
Ben, kurumsal girişimcilik kültürünün önümüzde ki dönemde, şirketlerin yakalamak zorunda olduğu bir anlayış olması gerektiğine inanıyorum. Rekabet avantajı getirecek anlayış budur.
Elbette, Türkiye’de henüz kurumsal yönetim ilkeleri ile idare edilen kurum sayısı yüzdesi nedir diye bakarsak, burada bir kırılma olduğunu görürüz. Kurumsal girişimcilik kültürünün yayılabilmesi için yönetim anlayışlarının geliştirilmesi de gerekiyor.
Bundan neden bahsediyorum?
Cünkü, inanıyorum ki, insanlar çok farklı yeteneklere sahipler. Zannediyoruz ki, her çalışan yükselmek istiyor, kariyer yapmak istiyor, bir binada 8-6 çalışmak istiyor. Oysa, çoğu kişi memnuniyetsiz bu zorunluluktan, 8-6 çalışmasının tek sebebi, geçim kaynağı olması. Kurumların bu anlayışı farketmesi ve değer vermeye başlaması, çalışanların “Tek Rol’e Indirgenmiş Bireyler” olmaktan uzaklaşmasına sebep olacaktır. Gönlünde müzisyen olmak yatan birinin kuruma sağlayacağı fayda call center’da anlamsız metinler okumaktan çıkıp, farklı bir boyut alacaktır. Bireyi, call center elemanı olarak göstermek birincil değil, ikincil özellik olarak duyurulduğunda, bireyleri kalplerinden fethetmiş olursunuz. Bu kişiyi call center’a bağlamak belki imkansız ama zaten hedefiniz de olmamalı. Hedefiniz, çalışanınıza orada bulunduğu süre içerisinde değerli bir birey olduğunu hissettirmek ve bunun getirisi olarak da işinden verim elde edebilmektir.
Düşünce sistematiğini değiştirmek, değiştirebilmek çok önemli bir yeti.
Günümüzde alınan kararlara baktığınızda çoğunun korumacı ve kuralcı düşüncelerin birer getirisi olduğunu farketmemeniz içten bile değil.
Insanlar hayatta birden fazla roller üstleniyorlar. Anne, baba, iş insanı, müzisyen, fotoğraf ustası, balerin, sporcu. Nasıl sadece işiniz hayatınızın bütününü tanımlamıyorsa, “bağlı” insanlar yetiştirmek için uğraş vermek o derece anlamsız.
Hepimiz belli seviyelerde özgürlük istiyoruz. Oyleyse, birbirimize özgürlük vermekten neden bu kadar çekiniyoruz?
Bakış açınıza dikkat edin, farklı görebiliyorsanız, liderliğe yürüyebilirsiniz. Her alanda. Seçiminiz her ne olursa olsun.
Devamı >>- CEO (1)
- CV (28)
- Değişim (87)
- Eğitim (58)
- Favoriler (8)
- Finansal Kazanç (6)
- Girişimcilik (29)
- Iletişim (53)
- Inovasyon (8)
- Iş arama (60)
- Iş görüşmesi (31)
- Kadın (3)
- Kariyer (174)
- Liderlik (30)
- Maaş (9)
- Marka (1)
- Network (10)
- Öğrenci (17)
- Önyazı (3)
- Pazarlama (15)
- Pazarlık (2)
- Popüler Yazılar (7)
- Psikoloji (64)
- Sosyal Medya (27)
- Staj (5)
- Strateji (9)
- Teknoloji (3)
- Üniversite (26)
- Y ve X kuşağı (3)
- Yaratıcılık (22)
- Yetenek (23)
- Yönetim (108)
- Gelişebilmek İçin Bırakıp Gidebilmek Üzerine…
- Üst Düzey Yöneticiler İş Arıyor
- Kişilik Testi Yapmadan İşe Almak Pek Demode Oldu
- Kariyerinizde Yükseldikçe, İş Aramak Daha Fazla Planlama Gerektirir
- İş Görüşmesine Çağrılmıyorsanız, Kötü bir CV’niz olduğundandır.
- Boş CV yollamadım. Neden kimse aramıyor ki?
- Telefonda İş Görüşmesi Daha Güçlü Bir İletişim Kurmanızı Gerektirir
- Vurucu bir Önyazı, Karar Sürecini Etkiler
- Itibar Etmediğimiz Meslekler Hayat Değiştiriyor
- Aradığını Bulmak mı yoksa Pes Etmek mi?
- Girişimci İnsanı Girişimci Yapan Sebepler
- Girisimciler Icimizdeki Vizyon Sahibi Kisilerdir
- Kariyer Yapmanın Bir Diğer Yolu: Girişimcilik
- Girişimci Ruhunuz Varsa, Bunu Izleyin
- Büyük Başarılar Küçük Adımlarla Başlar
- Özgürlük, Sorumluluk Taşıyabilmektir.
- Daha Başarılı Olmak İçin, Mutluluk Eşiğinizi Artırın.
- Fark Yaratmak, Hislerinize Kulak Vererek Adım Atmaktır
- Olgunlaşmak, Mental Bir Disiplin Gerektirir.
- Pozitif Psikoloji Ne Değildir?
- Şu Yetenek Dediğimiz, Bulunmaz Hint Kumaşı mıdır?
- İşten Çıkarılmak, Kariyerinizi Sekteye Uğratıyor mu?
- Bizdeki Y Jenerasyonu Duyduğunuz, Bildiğinizden Farklı Olursa





