İş Yerinde Sorun Yaşamak, Sizin Kişiliğinizi Tanımlamaya Yetmez

iş görüşmesi, yönetim, iletişim 2 Comments »

Senelerdir insanlar, yöneticilerinden veya yönetimlerden memnun olmadıklarından, şirket kültürü ile uyuşmamaktan dolayı istifa edip başka şirketlere geçiyor.

İş görüşmenizde eski işinizden ayrılma nedeni olarak ‘yöneticimle anlaşamadığımdan dolayı’ dediğinizde, işveren sizin ‘potansiyel sorunlu’ bir insan olduğunuz yargısına hızlıca varabiliyor. Bu nedenledir ki görüşmelerde genelde adaylar yönetimlerden yada yöneticileriyle yaşadıkları sorunlardan bahsetmek istemezler.

Oysa, işe alımdan sorumlu beyin avcıları ve tüm yöneticilerin bu nosyonu çok iyi anlaması gerekir. İş yerinde hiçbir problem görmemiş, hiçbir sorun yaşamamış bir çalışanın çalışma psikolojisinden anladığını söylemek pek mümkün değil.

Eti şirketi Ağustos 2006 yılında kurumsallaşma sürecini başlatmak istediğinden yönetimi profesyonellere bırakmaya karar verdi. Yeni CEO Hazım Ellialtı, başarılarıyla ETİ’ye çok büyük katkılarda bulundu. Ancak Eti ailesiyle anlaşamamasından dolayı 2008 Ağustosunda Ellialtı sessiz sedasız şirketten ayrıldı.

Benzer bir durum 2 yıl kadar önce Vestel Şirketler Grubu pazarlama Grup Başkanı Levent Hatay içinde geçerli. Ekim 2006’da Rixos Oteller Grubu CEO’luğuna geçen Hatay, ‘kan uyuşmazlığı’ndan dolayı 2007 Mayıs’ında Vestel’e geri döndüğünü açıkladı.

Bu durum iş arayanların yönetim ve yöneticileri hakkında her türlü negatif tecrübeyi iş görüşmelerine taşımasının doğal olduğu anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, yöneticisiyle sorun yaşayan bir çalışanın da sorunlu bir kişi olduğu yargısına varmamak gerekiyor.  

Bookmark and Share

Devir Web 2.0 Devri: Boşa Vakit Geçirene İş Yok!

iletişim, pazarlama, eğitim 12 Comments »

Pazarlama ve İletişim alanında bir kariyer yapmak istiyorsanız, teknolojik gelişmeleri iyi takip ediyor olmaya ve uygulamaya bakmak gerekiyor. Türkiye’deki işletmeler her ne kadar olayları bir 15 sene kadar geriden takip ediyor olsa da, bu alanda tecrübeli ve eğitimliyseniz, bugün hem aranan elemansınız hem de fiyatınız yüksek! Benden söylemesi. 

Önünüze birkaç soru atmayı istiyorum. Değerlendirmenizi kendiniz yapasınız diye… 

Düzenli olarak kaç tane dergi takip ediyorsunuz? [Dergileri takip etmek, sektörün eskilerinin neler düşündüğü, neler aradığı, neler konuştuğu ve trendlerin nerelerde olduğunu anlamak için faydalı.] 

Gelişen online iletişim araçlarının nasıl çalıştığına ne kadar hakimsiniz?  

Web 2.0 döneminde web sitelerine hala ‘Internet siteleri’ diyen gruptan mısınız?  Bloglar, vloglar cirit atarken, siz hala sadece ‘blog takip eden’ ama aktif işin içine girmeye vakti olmayanlardan mısınız? 

Online kommuniteler kurmayı hiç denediniz mi? Social media dediğimizde ne anlıyoruz? 

Affiliate marketing nedir ve nasıl işler biliyor musunuz? 

Domain name nedir ve nasıl tescil edilir hiç denediniz mi? Web hosting nedir, aldığınız domain’in üzerine nasıl web sitesi kurarsınız biliyor musunuz?  

Online pazarlama yöntemleri nelerdir? Örneğin SEO, Viral Marketing, permission marketing gibi artık eskimiş tanımlara aşina mısınız? Web’de reklam döngüsü nasıl işliyor? Altyapısı nasıldır? Biliyor ve anlıyor musunuz? 

Davranışsal hedefleme ile ilgili neler biliyorsunuz? 

İş başvurularını sürekli ‘muhteşem kurumunuzdan çok şey öğreneceğime eminim’ diye başlayan veya bitirenlerin iş dünyasına adım atmasının pek mümkün olmadığını tekrar hatırlatmak isterim. Şirketler sizi eğitebilmek, deneyim kazandırabilmek için işe alım yapmazlar. Siz kendi eğitiminizi kendiniz alırsınız, yapabileceklerinizi şirketlere ispat edersiniz. Şirketler sizde bir ışık gördüğü için, şirketlerine bir değer kazandırabileceğinize inandıkları için işe alır ve maaş verir. Yetenekli ve başarılı elemanlarının eğitimlerini destekler.  

Pazarlama ve iletişim dünyasındaki profesyonellerin bu alanlarda hem yeterli bir eğitime ve dolayısıyla da fazla bir tecrübeye sahip olmadığını bilmenizi isterim. Yani, bu alanda kalifiye eleman açığı çok büyük… Üniversiteden bunları öğrenmeden mezun olmayın. Mezunsanız, işten arta kalan zamanlarınızda kendinize yatırım yapın. Bu konularda canavar gibiyseniz, yolunuz açık. Değilseniz, bugün bir kursa yazılmanızı tavsiye ederim. Hatta mümkünse Kaliforniya’ya, internetle ilgili tüm gelişmelerin kalbinin attığı mekana yol almayı denemenizi öneririm. Bugün alacağınız cesur kararlar, yarınınızı daha sağlam şekillendirebilir.  

Bookmark and Share

Yazdığınız Email Mesajlarının Etkin Olması İçin

iletişim 15 Comments »

İş dünyasında hepimiz hergün email kullanıyoruz. Bazısı kısa yazılmış, bazısı orta uzunlukta ve bazısı destan gibi olan bir ton email.

Bir fikri anlatmak, bir problemi çözmek ya da bir öneriyi sunmak için yazılan emaillere baktığımda mesaj yazmakta ne kadar zorlanıldığını farkediyorum.

Bir email mesajı hazırlarken dikkat edilmesi gereken noktalardan işte üçü:

Gereksiz yere özür dileğiyle dolu mesajlardan vazgeçin! Bir konuda bir öneriniz yada fikriniz varsa, özür dileyerek başlamak yada “lütfen ve n’olur beni yanlış anlama” açıklamalarıyla dolu bir email hazırlamak kendinize güvensiz olduğunuz hissini yaratır. Eğer karşı tarafın alınacağını düşünüyorsanız ya yazmayın, yazacaksanız da kendinize güvenli bir tarz seçin. Mesajınızın nasıl algılanacağından emin değilseniz, telefon edip “Bir fikrim var. Bu konuda sana bir email yollamak istiyorum. Mümkün mü?” diyerek kişinin konu hakkındaki düşüncelerini öğrenebilirsiniz.

• Tanımadığınız, nasıl hitap etmeyi bilmediğiniz kişilere iş ile ilgili bir email atarken resmi bir yazışma dili kullanmayı tercih edin. Ama “Sayın Meltem hanım” yada “Merhaba Tarık bey” veya “Sayın Erdoğan” tarzı bir giriş mutlaka yapın. Hitap ederken “Sayın Seda Tantan” gibi kişinin hem isim hem soyadının bulunduğu bir girişi tercih etmeyin. Bu tür kullanımlar CRM yaptığını zanneden şirketlerin hiç tanımadıkları insanlara spam olarak yolladıkları emaillerde sadece yer alır! Bunun yanısıra yazınızın tonunu iyi ayarlayın. Mesajınızın kime gittiğine bağlı olarak resmi yada daha yumuşak bir tarz olup olmaması gerektiğine karar verin. Mesajınız karşı tarafla bir bağ kurmaya çalışır doğal olarak ama erkek arkadaşınıza yazı yazar gibi hissettirilen bir duygusallıktan, yada acizlik duygusu yaratan cümlelerden uzak durun.

• Fikrinizi net bir şekilde ifade edin. Çoğu kişi hergün yüzlerce email ile boğuşuyor. Destan okumaya kimsenin zamanı yok. Bundan da öte, çok uzun yazılmış bir email, kişinin kafasının ne kadar karışık olduğunun ifadesi olabileceği gibi, düşüncelerini ifade edemeyen bir kişi olduğunun da göstergesidir. Net anlatım illa “kısa” anlatım demek değildir. Dozu iyi ayarlayabilmektir. Karşınızdaki kişiden birşey istiyorsanız, ne istediğinizin “net” oalrak ifade edildiğinden emin olun. Aksi takdirde karşınızdaki kişiden emailinize cevap gelmezse “acaba neden” diye düşünmeyin!

Emaili alan taraf sizseniz, o zaman da fazla alıngan olmaktan, her cümlenin altında bir buzağı aramaktan uzak durmaya bakın.

Bookmark and Share

Beklentilerimizi Dengeleyebilmek

değişim, girişimcilik, iletişim, eğitim No Comments »

Bazen iş dünyasında bulunan bizlerin tek tip bir liderlik anlayışı olduğunu düşünüyorum.

Popüler kültürün mü etkisi bilemiyorum ama beklentilerimizi dengeleyemiyoruz sanki. Lider dediğin “karizmatik” olmalı örneğin. Lider dediğin “görüntü icabı” beklentilerimize uymalı yoksa sukutu hayale uğrayabiliyoruz. Hep farklı fikirlere açık olmaktan bahsediyoruz, farklılıkların güzelliğini ifade ediyoruz ama uygulamaya gelince sanki çuvallıyoruz. Liderleri de yönetsel ve operasyonel olarak ayırıyoruz ama kıstaslarımız hep algılarımızın darlığıyla sınırlı kalıyor bazen.

Marka konferansında birçok kişi Kenneth Cole’un “presentasyon” tarzından etkilenmediğinden dolayı verdiği mesajları da alamadı. Yapılan yorumlar “hazırlıksızdı” “o ne biçim presentasyondu öyle” demekten ileri gidemedi bir kısmı için. Neden bu gibi ufak detaylara takılıp, alınması gereken ana mesajlara odaklanamıyoruz?

Benzer bir yorumu, genellikle ilgiyle izlediğim ve yazılarını başarılı bulduğum Hande Yaşar Ateşağaoğlu’da Sabah gazetesinde yazdığı bu yazısında yapmış. Steve Jobs’ın Standford University’de yaptığı meşhur konuşması için “Keşke en azından kendi hayat hikayesini anlatırken yazdıklarını okumak yerine öğrencilere bakarak anlatabilecek ‘toplum önünde konuşma yeteneği’ olsaydı çok daha etkili olurdu diye hissettim.” diyor.

Dünyanın dört bir yanında bulunan insanları etkisi altına almış bu konuşmayı biz Standford’lu olmayanlar sadece youtube’da izleyerek yada görsellik bile olmadan, örneğin ekonomist gibi bir dergide okuyarak, duygulanabiliyor, cesaretlenebiliyoruz.

Bana kalırsa beklentilerimizi dengeleyememek mutsuzluğun, memnuniyetsizliğin ve belki de başarılı olamamanın sebepleri arasında.

Bunun da ötesinde, bir sunumda insanların başından sonuna kadar dinlemeyi tercih edebilecekleri bir içeriği yaratabilmek bir lider için en önemli başarı faktörünü oluşturmalı. Steve Jobs bunu başarmış.

Şimdi bir düşünün, kaç tane sunumu başından sonuna sıkılmadan heyecanla dinlersiniz?

Bookmark and Share

Tüm İletişim Uzmanlarına “Internet” Hakkında Küçük Bir Bilgi

iletişim, eğitim 3 Comments »

Türkiye’de nedense “Internet” kelimesi online yapılan her şey için kullanılıyor.

Herhangi birinin Internet’in ne olduğunu ve nasıl işlediğini bilmesi önemsiz olabilir ama iletişim alanında çalışanların hata yapmasını önlemek gerek!

Üstelik, iletişim alanında duayen dediğimiz birçok kişiden tutun da en çömezine kadar aynı hatanın yapılıyor olduğunu görmek bu konuda küçük bir bilgi notu yazmanın iyi olacağını düşündürdü…

Internet ile web arasında fark var. Kısaca bu farkı şöyle anlatalım.

Internet, tüm dünyaya yayılmış, birbirleri ile bağlantılı, yani birbirleri ile “konuşabilen” yüz binlerce bilgisayardan oluşan bir ağdır.

Web’in açılımı World Wide Web. Internet üzerinde bulunan text, grafik, ses gibi bilgilerin bir software (Explorer, Safari, Netscape gibi) aracılığı ile erişimini sağlayan ağdır.

Yani web, İnternet’in önemli bir parçasıdır. Ama aynısı değildir! Daha detaylı bilgiler için verdiğim linkleri gozden geçirebilirsiniz.

Bir örnek verecek olursak “Ali’nin Internet sitesi’ne baktın mı?” dediğimizde yanlış bir kullanım söz konusudur. Doğrusu “Ali’nin web sitesine baktın mı?” olmalıdır.

Internet ve web birbirinden farklı ama birbiriyle bağlantılı terimlerdir.

Kullanımda hata yapmamanız için web sitesi ile web sayfası arasındaki farkı da araştırmanızda fayda var. Ayrıca, hazır araştırmaya başlamışken şunlara da göz gezdirin: browser, hosting, URL, domain

Bu arada, Facebook, Youtube, blog, podcast gibi araçlara ise Social Media (sosyal ağ) adı veriliyor. Bunları da “Internet ortamları” diye adlandırmamaya dikkat edelim.

Bookmark and Share

Herkes İletişim Uzmanı Olabilir mi?

iletişim 1 Comment »

Aslına bakarsanız herkes herşey olabiliyor. Mühendisler reklamcı, ingilizce hocaları halkla ilişkiler uzmanı, finanscılar pazarlama danışmanı vesaire…Herkes bir yolunu bulup bu alana kayabiliyor. Ama herkes alanında başarılı olamıyor. Ortalamanın altında ve çizginin ortasında bir sürü insan var. Yapılan bir reklamı beğenmeyen ama nedenini sokaktaki her hangi bir insandan farklı—yani sofistike bir şekilde açıklayamayan bir dolu insan…Halkla ilişkiler bölümünde görev yapan ama bırakın etkin olmasını basın bülteni hazırlamayı bilmeyen bir dolu insan var…Pazarlama alanında çalışan ama ajanslarına pazarlama planı hazırlatmayı daha ‘uygun’ bulan bir dolu insan…

Başarılı insanlar kendilerine güvenen insanlardır. Sektörde bir uzmanlık standardının olması elbette hoş olurdu ama dünyanın her yerinde aynı durum görülebiliyor. Kimisi torpil ile bir noktaya geliyor, kimisi bilerek isteyerek, kimisi tesadüfen…İşini en iyi yapan— ki bu da güçlü bir bilgi birikimi ( evet, fazla prim vermediğimiz akademik bilgi ) ve tecrübe gerektiriyor— keşke bu tür insanlar sektörü lekelemesi diyorlar ama fazla da umursamıyorlar. Biliyorlar ki etkin bilgi her zaman kazanır.

Bakın iletişim uzmanlarından beklenen diğer yetkinlikler neler…Russell Reynolds Associates Direktörlerinden Marionne Barge—van Engelen geçenlerde katıldığım bir panelde iletişim alanında işe yerleştirmelerde aranan niteliklerden bazılarını şöyle sıraladı:

Vizyoner

Stratejik

Proaktif

Her kademeden yönetim ile iletişim kurabilen

Konusuna hakim

Global trendleri takip edebilen

Yaratıcı

İleriye dönük

Bookmark and Share

Network Yapmanın Dinlemeyi Bilmek Ile Yakın Ilişkisi

network, iletişim 1 Comment »

Network ortamları, networking yapmak zorunda olduğunu hissedenler için belki biraz daha enerji yutucu bir aktivite olabilir. Zorunlu olduğumuz için yaptığımız şeyler genelde daha fazla enerji tüketmemizi gerektirdiğindendir bu.

Networking dendiğinde birçok insan bu işin sadece “büyük adamlarla” sohbet olduğunu düşünüyor. Elbette “influencers” dediğimiz etkisi yüksek kişileri tanımak her zaman için fayda sağlar ama networking demek bu kişilerin yanında sohbet edecek bir konunuz olmasa bile onlarla konuşmaya çalışmak demek midir? Fikir Atölyesinin Richard Branson ile tanışması bu konuya güzel bir örnek.

Her insanla sohbet edebilmek güzel bir yetenek.(Bu yeteneği kullanmak isteyip istememek ise başka bir konumuz). Sadece bir “büyük isim” ile tanışabilmek uğruna, eğer sohbet edecek hiç bir konunuz yoksa, kişinin yanına yaklaşmak ve “uyduruk” bir sohbet ortamı yaratmaya çalışmak size ve reputasyonunuza zarar getirebilir.

Bazen etrafta çok fazla tanınmayan ama etkisi yüksek olan kişilerle tanışmak size daha fazla avantaj sağlayabilir. Elbette bu kişiler fazla medyatik olmadıklarından onların kim olduğunu pek de bilemeyebilirsiniz. Bu ne demektir? Bu, network kurabilmek için “meraklı” bir kişilik olmanızın önemli olması anlamına gelir. Insanları tanımaktan, onları sadece yaptıkları iş yada çalıştıkları firmalarda ki statülerinden dolayı değil, içinde bulunduğunuz ortamda kişinin ilginizi çekmiş olmasından dolayı da tanımak istemeniz anlamına gelir. Bu da dinlemek, ögrenmek ve yeni bir kişi daha tanımış olmanın verdiği heyecanı hissedebilmekle ilgilidir.

Network kurabilmenin en iyi yolu da ortak yönünüzün, ilginizin olduğu kurum, dernek ve kuruluşların yada benzer ortamların içinde yer almakla mümkün.

Geçenlerde Brüksel’de üyesi olduğum “Europen Association of Communication Directors” derneğinin 1. Yıl kutlaması vardı. Toplantıya ilk katılımımdı. Panel sırasında önüme bir Amerikalı bey oturdu. Çoğunluğun fransızca konuştuğu bu ortamda Amerikan aksanı duymuş olmak müthiş hoşuma gitti. Kalifornia yıllarım gözümün önünde canlandı. Ateşli bir panel arkasından kokteyl’e geçtik. Amerikalı beyi bulup sohbet etmenin harika olacağını düşündüm. Yanına gidip “Merhaba” dedim. “Amerikan aksanınız olduğunu duydum ve uzun yıllar ABD’de çalıştığımdan sizinle tanışmak istedim.” diyerek sohbete başladım. Ne iş yaptığı ve kim olduğu kesinlikle umrumda bile değildi. Ama kişi olarak oldukça meraklı bir yapım vardır. Insanlarla sohbet etmeyi severim. Farklı insanlar ve hayatlar beni çok etkiler. Insan davranışlarını gözlemlemek bana çok şey öğretir. Sonuçta muhteşem bir sohbet arkasından tanıştığım bu kişinin General Motors’un kilit isimlerinden biri olduğunu ve burada Avrupa operasyonlarının Pazarlama ve İletişiminden sorumlu kişi olduğunu öğrendim. Benzer kişiliklere sahip olduğumuzu düşünüyorum, çünkü bana kalırsa ben onun hakkında ne kadar çok bilgiye sahip olduysam, o da benim hakkımda o kadar bilgiye sahip oldu. O da meraklı, ilgili ve farklı görüşleri duyduğunda motive olan bir yapıya sahipti.

Kişisel olarak baktığımda hayata bağlı ve hemen hemen herşeyi ilginç bulabilen yapımın bana bugüne kadar hep en samimi network ortamlarını yarattığını düşünüyorum. Ve sizlere de tavsiye etmekten kendimi alamıyorum.

Kısacası, network kurmanın bir çok yolu var. Burada değinmek istediğim konu network kurabilmek için 3 şeyin önemli olduğunu vurgulamak:

1. Insanları dinlemeyi sevmeniz, onları tanımak için meraklı olmanız işınizi kolaylaştıracaktır
2. Konuşacak bir konunuz olması iletişimi kolaylaştırır
3. Insanları dinleyebilmek için, onlara kendilerini size anlatacakları fırsatları vermelisiniz

Bookmark and Share

Yeni Mezunlar İş Arıyor!

iş arama, kariyer, iletişim, CV 2 Comments »

Yeni mezunların işi zor. 

Üstelik birde üniversite yıllarınızı evle okul arasında mekik dokuyarak geçirdiyseniz, staj yapmadıysanız, derneklerde gönüllü çalışmalara katılmadıysanız işiniz daha da zor. 

Öğrencilik döneminiz böyle geçtiyse, umarım torpiliniz vardır. O da yoksa, kolları sıvayıp nasıl bir iş görüşmesi kapabileceğinizi düşünmeye başlamanızda fayda var. 

Yeni mezuna CV hazırlamak zor. 

Tecrübesizseniz, iş bulmanız zor. Bu da garip bir kısır döngüdür ama bu kısır döngü senelerdir devam ediyor. Dolayısıyla yazdığınız özgeçmişin gerçekten dolu olmasını sağlamanız gerekiyor. Şirketler günde yüzlerce CV alıyorlar. Tonlarca CV arasından sizinkinin göze çarpmasını sağlamak için emek harcamanız gerekiyor. 

Her ne kadar süper başarılı bir öğrenci olsanız da hazırladığınız özgeçmiş kötü yazılmış yada kötü formatlanmışsa, CV’iniz bir kutudan diğer bir kutuya okunmadan aktarılır. Buda onlarca başvuru arasından ‘acaba neden beni çağırmıyorlar’ diye yakınmanıza sebep olur. 

Yeni mezun CV=Tek sayfa. 

Yeni mezun bir kişinin tek sayfadan fazla söyleyecek ne sözü olabilir? Akademik bir CV hazırlamıyorsanız, CV’inizi mutlaka tek sayfa hazırlayın. Kısa bir gözucu ile bakıldığında CV’inizin dikkati çekecek nitelikte olması gerekiyor. Hemde yazdığınız her satırın bir anlamı olmalı.  

Örneğin, birçok özgeçmişte tam tepede adayın TC vatandaşı olduğu bilgisi bulunuyor. Yani CV’inize bakan kişiye söylemek istediğiniz en önemli nokta bu mu demeden kendimi alamıyorum.  

CV yazmak zordur.

Üzerinde düşünmek, saatler harcamak gerektirir.  Neden? Çünkü yaptığınız çalışmaları efektif ve değer yaratacak şekilde kaleme almak ciddi olarak düşünmeyi ve araştırmayı gerektirir. Ayrıca laf salatası yapılmış özgeçmişler sizin kendinizi ve yaptıklarınızı ifade edemediğinizi gösterir. Şirketlerde kendini dahi anlatmayı beceremeyen kişilerle zaman harcamak istemezler. 

Unutmayın bu iş de, her şey gibi bir algı yönetimi. 

Öncelikleri belirleyebilmek 

Başvurduğunuz işe ve pozisyona göre CV’inizdeki sıralamaları değiştirebilmelisiniz. Gerektiğinde çalıştığınız iş yerlerini öncelikli verebilir gerektiğinde akademik bilgilerinizi öne çıkartabilmelisiniz. Bunun bir standardı yok.      

Hiç iş deneyiminiz yoksa, üniversitede yaptığınız projeleri ballandırmayı, elde ettiğiniz başarıları ve projelerin sonuçlarını vermeyi unutmayın. Ve lütfen CV’inizi hayat hikayenizi yazar gibi hazırlamaktan vazgeçin. Gün içinde yaptığınız işleri sıralamak yerine başvurduğunuz pozisyona uygun kelimeler seçerek başarılarınızı öne çıkartın. ‘X derneğinde seminerler organize ettim’ demek yerine ‘Organize ettiğim seminerlere 100 kişinin katılımını sağladım’ demeyi deneyin.

Yani herkesin yapabileceği şeyleri söylemek yerine sizi yaptığınız işlerde öne çıkartan noktaları vurgulayın.   

İş görüşmesi kapmanızı sağlayacak en önemli doküman CV ve ön yazınızdır. Kendinize yapacağınız en büyük yatırım kendinizi pazarlamaya yarayan CV’inizi en profesyonel bir biçimde hazırlamak olacaktır. Gerisi çorap söküğü misali…

Bookmark and Share

Facebook ile Oynamak Yerine LinkedIn ile Network’ünüzü Sağlama Alın

network, iş arama, iletişim, pazarlama 12 Comments »

Facebook, bir üniversite ögrencisi tarafından üniversite öğrencileri için kurulmuş bir sosyal ağ olsada günümüzde genç yaşlı hepimiz aynı furyanın içine dalmış durumdayız.

Bir kere başladınız mı, psikolojik bir baskı da hissetmeye başlıyorsunuz. Dostlarımın sayısı bu kadar az olmamalı diyerek başlıyorsunuz facebook’da eş dost aramaya…

LinkedIn ise profesyonel bir sosyal ağ.

Profesyonel network’ünüzü kuvvetlendirmek ve canlı tutmak istiyorsanız, Facebook ile oynamak yerine LinkedIn ile çalışmaya başlayın.

LinkedIn’in farkı, sistem içinde profesyonel kariyerinizle yer alıyor olmanız.

Soru cevap kısmında sadece kendi network’ünüzden değil, ağ içinde bulunan profesyonellerden destek alma imkanınız da oluşmuş oluyor. Profesyonel bir ortam olduğundan insanlar abuk sabuk konularla birbirlerini rahatsız etmek, spam yollamak yerine, profesyonel alanda iş imkanları elde ediyorlar. Yeni profesyonellerle tanışıyorlar.

LinkedIn daha önceleri resim koymaya imkan vermiyordu. Bu yeni fonksiyonun eklenmesiyle daha da faydalı hale geldi.

Iş ortamınızda iş yapmaya başladığınız kişileri LinkedIn’e eklemeyi ihmal etmeyin. Sonradan kimi tanıyordum, acaba beni hatırlıyor mudur tarzı sorunlarla karşılaşmamak için network’ünüzü hızlı harekete geçirin.

Birçok profesyonel’in hala LinkedIn’i keşfetmemiş olması bir dez avantaj olsa da, size yarar sağlayan bir sosyal ağı kendi profesyonel çevrenizle de paylaşmak iki tarafa da kazanç sağlayacaktır.

Türkiye’de daha birçok platform var ama uluslararası platformlarda işlem gören ve en tanınmış sosyal ağ LinkedIn. Network’ünü sağlam tutmak isteyenlerin zaman geçirmesi gereken ortam burası.

Bookmark and Share

En İyi Network Dostlarınızla Başlar

network, iletişim 3 Comments »

Network dediğimiz zaman, alanında isim yapmış, genelde bizlerden yaşca büyük, başarılı ve ünvan sahibi isimlerle network yapılması gerektiği algılanır. Ama her insan girişken değildir. Her insan her ortamın insanı da değildir. Network yapabilmek belli bir sosyalliği gerekli kılar. Belli bir diplomasiyi ve sosyal farkındalığı gerektirir. Belli ortamlarda olmaktan hoşlanmayı ve gerektiğinde tanımadığınız insanlara yaklaşıp, konuşacak konu bulabilmeyi gerektirir.  

Bazısı konuşacak konusu olmasa dahi tanımadığı insanlarla sohbeti sürdürebilir. Bazısı sohbet edebildiğini zannedip, konuşacak konusu ilginç olmasa da karşısındaki insanla ‘network’ yaptığını zannedip, imajını zedeleyebilir. 

Benim şimdi sizlere başka bir tavsiyem var. 

En güzel network bence doğal yapılabilen network’dür. İnsanın kendini fazla zorlamadan, doğal gelişen sohbetlerde elde edilendir.  

Lisede yan yana oturduğunuz sınıf arkadaşlarınızdır. Aynı sınıfın havasını kokladığınız, aynı ‘abuk esprilere’ saatlerce güldüğünüz dostlarınızdır. 

Üniversite sıralarında birlikte ders çalıştığınız arkadaşlarınızdır. Derslerinize giren profesörlerinizdir. Yaptığınız tez çalışmalarında destek aldığınız farklı alanlardaki doçentlerinizdir. 

Çalışma hayatınızda birlikte aynı proje üzerinde çalıştığınız takım arkadaşlarınızdır. Şirketinizin idari kadrosunda bulunan, orta ve üst düzey yöneticilerinizdir. 

Sivil Toplum kuruluşlarında görev yaptığınız, gönüllü olarak belli bir amaç ve vizyon için bir arada bulunduğunuz arkadaşlarınızdır. Ayna amaca hizmet veren, benzer dilden konuştuğunuz, konuştuğunuzda sizi hisseden değerli dostlarınızdır. 

21. yüzyıl’ın teknolojik gelişimleri farklı network’ler kurmanıza da izin veriyor. Blog’lar buna en güzel örnek. Blog yazmak, takip etmek, blog yazılarına katılımcı olmak, blogcular buluşmalarında bir araya gelmek… yeni gençliğin en büyük network araçlarından da bir tanesi aynı zamanda.  

Elbette iş dünyasına girdiğinizde, network’ünüz genişleyecek ve farklı toplantılarla farklı kişileri tanıma fırsatı da elde edeceksiniz. Bu tanışıklıklar bana kalırsa ‘ortak bir amaç’ için sürekli bir araya gelmeyi de biraz gerekli kılıyor. Kolay değildir. Herkese göre hiç değildir. Ama bu ortamlarda iyi bir intibağ kazanmak, tanışıklığı ilerletmek de önemlidir. 

Kısacası demek istediğim, ortaokul-lise yıllarınızdan itibaren dostluklarınızı kuvvetli tutun. Çünkü bu sıraları birlikte paylaştığınız insanlar sizlerle birlikte büyüyecek ve iş dünyasının önemli isimleri olma yolunda hep birlikte başarılı adımlar atacaksınız. Bugün sizler üniversite sıralarında otururken, X firmasının Pazarlama müdürü, Y firmasının IT direktörü size sanki ulaşılmaz, uzak isimler gibi geliyor olabilir. Ama unutmayın, bu kişiler ‘kendi dönemlerinin’ insanları ile en çok network içindeler. Çünkü kendi dönemlerinin insanları başarı koltuklarını tutuyor.  

Siz de benzer koltuklara oturduğunuzda, Y firmasındaki Finans müdürünü tanıyor olacak, Z firmasının Genel Müdürüyle aynı üniversitede okumuş olacaksınız. Ve işin en güzel tarafı, tanıdığınız her kişinin de kendine özgü bir network’ü olacak. Destek aradığınızda danışabileceğiniz, akıl sorabileceğiniz, yardım isteyeceğiniz kitle de böylece büyümüş olacak. 

Network çok önemli. Sadece Türkiye’de değil. Dünya’nın her yerinde. Genelde Türkiye’de network biraz da ‘torpil’ ile eş değerde tutulduğundan hafif negatif anlamlar da yüklenmiş üzerine. Ama bilin ki, network’ü korumak, network’ü edinmek kadar zordur. Bu yüzden sizi belli bir duruşta olmaya da davet eder bu çevreniz.  

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login