resim
Ana Sayfaya Dön


‘Iletişim’ kategorisi için Arşiv

Kurumsal İletişim’e Pozitif Psikolojik Yaklaşımlar

04 Aug 2017

fatitedx2017MarchPozitif psikoloji, insanların, kurumların ve toplumların yaşam kalitesini hangi faktörlerin nasıl artırdığını araştıran bir bilim dalı.

Kişisel gelişim furyasından farkı, bilimsel araştırmalara dayalı çalışmalar olmasından kaynaklanıyor. 1998 yılında American Psychology Association Başkanı Martin Seligman tarafından ortaya atıldı.

Geleneksel psikoloji bireylerin ruh sağlığı bozukluklarını iyileştirmek üzerine çalışırken, pozitif psikoloji insanların erdemleri ve karakter güçleri üzerinde odaklanıyor. Pozitif psikoloji, yaşamı değerli ve yaşamaya değer yapan konuları araştırarak, insanları yaşam sevincini artırmaya yönelik çalışmalarda bulunur.

2000 yılından bu yana Pozitif psikoloji alanında çalışan biri olarak, Türkiye’de 2013 yılında IPPA Istanbul Pozitif Psikoloji Akademisi’ni kurdum. Akademi, pozitif psikoloji biliminin verilerini ve uygulamalarını kullanarak şirketlerin iletişim, itibar ve liderliklerini güçlendirecek iletişim temelli stratejik planlama ve eğitimleri vermektedir.

Bu alanda daha fazla bilgi almak için fatmanurerdogan.com ve ippa.biz sitelerini inceleyebilirsiniz. 

 

Devamı >>

Fırsatçılık Bir Strateji Değildir

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Iletişim, Kurumsal İletişim
09 Mar 2017

Çok şükür bir bayram seyran gününü daha hayırlısıyla atlattık!

8 Mart dolayısıyla Kurumsal İletişim bölümleri ve reklam ajansları, canla başla çalışarak duygusal bir reklam filmi ile başlarımızı döndürmeye çalıştı.

Önümüzde 23 Nisan var. Sanırım benzer bir performans için şimdiden kolları sıvayacak bazıları. Zira Türkiye’nin büyük şirketlerinin kurumsal iletişimden anladığı, malesef bu tür işlerden ibaret duruyor.

Türkiye’de Kurumsal İletişim’in tam anlamıyla hangi seviyede yapıldığını gösteren kritik bir göstergedir bayram seyranda yapılan reklam filmleri, sosyal medyada paylaşılan “ay ne duygusal di mi” tadında iletişim denemeleri.

Kurumsal İletişim, günümüzün en önemli birimi halinde olmasına rağmen, bu pozisyonların vahimliği içler acısıdır. Hala, ne o pozisyonu dolduran birkaç aklı başında yönetici haricinde, bu birimin ne işe yaradığı bilinir, ne de gerçek anlamda kurumsal iletişim yapması gereken işleri yapabilir.

Bayram seyranda iletişim yaparak iş yaptığını düşünen şirketlerin fırsatçı yaklaşımları, fikir bazlı çalışanlar olduğumuzun, iletişim stratejisinden anlamayan yönetimlerin ezici bir çoğunlukta olduğunu anlamamıza yardımcı olan sebepler arasında geliyor.

Gelin birlikte bakalım, reklam filmleriyle, kurumların pratikteki hikayeleri birbiriyle örtüşüyor mu?

wallstreet

Devamı >>

Dijital Dönüşüm, Mental Dönüşümdür.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Iletişim, Sosyal Medya, Strateji, Yetenek, Yönetim
01 Mar 2016

Dijital Dönüşüme uluslararası şirketlerde “kültür değişimi” alanında liderlik etmiş bir yönetici olarak ve MIT’de yapılan çalışmaları da dikkate alarak, dijital dönüşüm gerçekleştirmek isteyen şirketler için 3 temel öncelikten bahsedebiliriz. Bunlar:

2011-nisan-15-izmir-ekonomi-universitesi-5

Izmir Ekonomi Universitesi’nde Sosyal Medya Zirvesi’nden bir kare. Dijital Dönüşüm ile ilgisi ne diye bakacak olursak, bu anı beni kisisel olarak ilgilendiriyor. Bu zirveye gelen bir grup girişimci, şu an Türkiye’de hızla büyüyen başarılı bir app’in yaratıcısı.

1-   Strateji ve Esnek Plan Oluşturmak  

2-  Kültür Değişimi Yaratmak ve Dijital Iletişim

3-  Teknolojiyi Gelişimin Ayrılmaz Bir Parçası Yapmak

Dijital Dönüşüm ajandanıza bir proje olarak girdiyse, kurum kültürünüzün hantal olduğunu söyleyebiliriz. CEO’lar yaratıcı kurum kültürü yaratmakta çuvallıyor. Burası net.  Bu 3 konuya kısaca bakalım…

Devamı >>

Iletişim Strateji İşidir. Her Konuşabilen Kuşa Bırakılmaması Gerekir.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Iletişim
12 Nov 2015

“Iletişim işi öyle basit ki, stratejiye gerek yok. Her hoşumuza giden fikri alıp uygulayabiliriz. Her canlı yapabilir!”

Böyle bir algı var ortada.

Sanırım hepimizin bir ağzı olduğu ve konuşabildiğimizden, reklam izleyip “beğendim-beğenmedim” tadında yorumlarla yetinebildiğimizden ve bilgi sahibi olmadan da fikir yürütmeyi sevmemizden olsa gerek, herkesin kolayca fikir yürütme cesaretinin olduğu bir alan iletişim.

Daha da ileri düzeyde hareket edenler, toplantıların sessiz çığlıklarına sebep oluyor genelde. Sanırım onlara “neyi bilmediğini bilmeyenler” diyoruz. Örneğin, grafik tasarımından zerre kadar anlamayanların “ben bile photoshop ile bu logoyu yaparım” yorumları görsel iletişim alanındakileri zıvanadan çıkartır. Anlamadan yorumu olanlar bir yana, iletişim alanında çalışanların da bu algının yaratılmasında büyük katkısı var elbette.

FatmanurErdogan, Istanbul Universitesi

Memlekette işsizlik var ama aynı zamanda yetenek sorunu da var.

Bir diğer sorun da herkesin müdür olmak için yeterli bilgi ve deneyime sahip olduğuna inanması! Zaten şirketlerde bir ünvan enflasyonu var: herkes bir çeşit müdür: 30 yaşına gelip de henüz müdür ünvanı almadıysanız zaten vay halinize. Aylık 3500 TL’den başlayan fiyatlarla… kapış kapışa…

Durum böyle olunca, en basitinden basın bülteni yazmayı beceremeyen kurumsal iletişim uzmanları, derin düşün(e)mediğinden yapmış olmak için üretilen toplumsal projelerin vahimliği ve değişen dünya dengelerini takip edemeyenlerin ortaya koyduğu “me-too” projeleriyle hayatını döndüren bir grup iletişim uzmanı, elbette alanın gelişimine pek de katkıda bulunmuyor. Uygulamacı bir toplum olmamızdan kaynaklanıyor olsa gerek, stratejiyi önemsemeyiz, yaratıcılığı el üstünde tutar ama yaratamayız, yaratanlara balta vururuz. Hepimiz aynı durumdan şikayet eder ama döngüyü de değiştirebilmek için gereken çabayı veremeyiz.

Stratejik yaklaşım olmadan, sadece hoşumuza gittiği için iletişim projeleri ortaya koyduğumuzda bakın neler oluyor:

Devamı >>

Yıkılan Hayaller, Yeni Ümitlere Hayat Verir

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Eğitim, Iletişim, Inovasyon, Kariyer
05 Apr 2012

Bazen hayatı ve hayatın getirilerini kabul etmek zordur. Biten aşklar, ağlatır. Ölüm sorgulatır. Varılamayan hedefler, içimizi sızlatır. Çünkü hepsinin ardında yıkılan hayallerimiz, kaybolan umutlarımız vardır.

Yıkılan hayaller hayatımızın geri kalan kısmının anlamsız ve ümitsizliklerle dolu olduğuna işaret ettiğinde, hareketsiz kalırız. Geçmişimizle olan bağımız bugünümüz ve yarınımızdan daha kuvvetli olduğunda, yıkılanın sadece hayallerimiz değil aynı zamanda hayatımızın da olduğunu sanırız.

Oysa, yıkılan hayaller, hayal kurabilme gücümüzün sona erdiğine, yaratıcılığımızın ve hayat enerjimizin dibe vurduğuna işaret eder. Yeni ümitlerin yeşermesine, hayal gücümüzün daha da derinleşmesine yıkılan hayaller hayat verir. İşte hayat ve hayatın içinde dolanan bizler, bu kontrastların varlığında güçlenerek gelişiriz.

Devamı >>

Kurum Kültürü Geleceğinize Yön Verir. Hareket Etmeye Cesaret Edin.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Iletişim, Iş arama, Kariyer
22 Sep 2011

Öğrenilmiş çaresizliğin ne demek olduğunu ilk Martin Seligman’dan duydum. Yani adı üzerinde çaresiz olmayı kendimize öğretmek ve sürekli çaresiz olduğumuzu düşündüğümüzden bir zaman sonra bunun bir davranış olarak bize döndüğünü görmek.

Mutsuz çalışanlar bulundukları ortamları iyileştirmek için pek çaba harcamıyorlar. Nasılsa değişmez…Sistem onlardan daha büyük çünkü. Burada doğruluk payı var aslında. Bazen sistem bizden büyük ve çaresizlik hissi gerçek bir his. Ama sevmediğin bir yerde kalmak, cesareti kendinde bulamamak da kendini değiştirememekle ilgili bir durum. Yani, karşımızdaki kişilerin değişmemesinden yakınırken, kendimizde benzer bir döngü içinde olduğumuzu görmüyor, görsek de kabul etmiyoruz.

Kurum kültürü bir şirketin en önemli değeridir. Bunu yıllardır konferanslarda dile getiriyorum. Sebebi, zor zamanlarda her şeyi anında kopya edebilirsiniz ama kurum kültürünü asla değiştiremezsiniz. Kültür değişimi zaman ister, emek ister, birlik ister.

Devamı >>

Uluslararası Iletişimde Kimin Kuralları Geçerlidir?

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Iletişim
25 Jun 2011

Uluslararası şirketlerde, uluslararası bir kariyer yapmak istiyorsanız, okumaya devam edin.

Yabancılarla çalışırken kim kimin kültürüne ayak uydurmalı? Hiç düşündünüz mü?

Ingiliz mi bana ayak uydurmalı ben mi Ingilize ayak uydurmalıyım? Amerikalı mı beni anlamaya çaba göstermeli ben mi onu daha çok anlamaya çaba göstermeliyim? Bulunduğum yere göre bu durum değişiklik göstermeli mi?

Bu sorunun cevabını bulmak için çok okumak ve çok insanla konuşmanın yanısıra en çok gözlem yapmaya öncelik vermekte fayda var. Gözlemin başarısı, algıların ne derece yoğun eğitildiğiyle alakalıdır.

Gözlem yeteneği çok gelişmiş olanlar ince nüans farklarını çok hızlı yakalar. Çoğu kimsenin farketmediği detayları görür. Bu da hızlı manevra yapabilmelerini sağlar. Konuşurken sohbetin seyrini yönlendirebilmelerine imkan verir. Otomatik olarak karşı tarafın iletişim tarzına ayak uydurarak güven yaratırlar.

Kültürlerarası iletişimde doğru olan yaklaşım her iki tarafın birbirine yaklaşmasıdır. Yani her iki taraf da birbirinin kültürünü anlamaya çaba gösterdiğinde başarı kaçınılmaz oluyor. Ideal olan çabanın %50-50 olmasıdır ama normal hayatta bu nadir karşımıza çıkar. Bunun için iletişim de “mikroskills” dediğimiz yöntemleri öğrenmeniz uluslararası şirketlerde çalışırken rahat etmenizi sağlar.

Devamı >>

Etkin İletişim, Kendimiz Olmaya Ne Kadar Açık Olduğumuzla İlgilidir.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Iletişim
08 Jun 2011

Yabancı şirketlerde çalışmak isteyenlerde genellikle iyi seviyede ingilizce aranmasının sebebi sürekli yabancı kültürlerle içiçe olmanızdır. Kendi dilimizi konuşanlarla bile anlaşmakta zorlanabiliyoruz zaman zaman. Bir de ikinci bir dilde konuşmayı deneyince, sorunlar bazen artıyor. Bu yüzden bir dili iyi kullanabilmek önemli. En az onun kadar önemli olan bir şey daha var: o da etrafimızla nasıl ilişkiler kurduğumuz…

Dün çok yakın bir Italyan dostumdan email aldım. Aslında ilginçtir, son iki aydır Italyanlardan “gelsek orda mısın” mesajı alıyorum. Renkli bir Haziran ayı beni bekliyor, biliyorum ve dostlukların mesafelerle sınırlı olmadığını bir kez daha düşünüyorum…

Sonra bir şey daha düşünüyorum: tanıdığım Italyanların büyük çoğunluğu müzikle ilgili. Öyle ki email atan arkadaşımın çalamadığı müzik aleti yok. Jamm session’larında araya dalmama ve ritmi tam anlamıyla “jamm” yapmama izin verecek kadar iyi bir dostum.

O aynı zamanda bir bilimadamı.

Emailini okurken yine düşünüyorum. En iyi anlaştıklarımdan gelen emailler espri kaldırıyor, gerçek duygulara yer veriyor. Yazılanlar çift taraflı önemseniyor.

Aldığım email birkaç sayfa uzunluğundaydı. Emailden çok destan diyebiliriz aslında. Destanı önemli ve okunur kılan oğluyla ilgili bir sağlık sorununu anlatma ve konuyu yorumlama biçiminde yatıyordu. Mesaj beni derinden sarsar gibi oluyor ama öyle ince esprilerle dolu ki email, böylesi güçlü bir bakış açısı olmayan birinin bilimadamı olması mümkün değil diye geçiriyorum içimden.

Anlıyorum ki, iki insan ya da iki kültür arasında ki farkları ortadan kaldıran unsurlar, mümkün olduğunca açık ve doğal olabilmekten geçiyor.

Devamı >>

Hiç Bir Karar En Iyi Karar Değildir.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Iletişim, Psikoloji
24 May 2011

Bazı günler sebebini anlamadığınız bir nedenden dolayı hüzünlendiğiniz olur mu?

Bugün benim başıma geldi. Uçak yolunda bir şiir okudum.

…öyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun…

Böyle gidiyor dizeleri. Ayşe Arman’ın yakın zamanda arka arkaya röportajlarını yaptığı bir yazardan.

Üniversite yıllarımı düşündüm sonra. Çok sevdiğim bir dostum radyo programı yapardı. Gece geç saatlerdeydi program ama öyle anlamlı ve öylesine seni senden alan bir programdı ki, yapışır kalırdım radyo’nun başına. Şiir dizelerini okurdu zaman zaman. Sonra beni arardı program bitince. Ben uykulu sesle, o heyecanla programın nasıl gittiğini öğrenmek istercesine konuşurduk saatlerce. Ertesi gün derse gitmek için uyanmanın mümkün olmadığını bilsek de…vız gelirdi bize. Hayatıma böyle güzel ve içten dostların ve dostlukların girmiş olmasını seviyorum. Dostlukları önemsiyorum.

Niye peki durup dururken aklıma geldi bu hikaye? Bu gece saat 23.30’da TRT 1’de 95.6 frekansındayım. Programın 24.00’de başlama ihtimali de varmış ama. Galiba Istanbul trafiğinde canlı yayına geç kalmanın önüne geçmek için uygulanan bir taktik bu. Doğrusu ne konuşacağımı ben de bilmiyorum ama dostumun yaptığı programın kıvamını tutturabilmek isterdim doğrusu.

Program yapımcısı Burak’tan bana ne konuşmak istediğine dair bir email atmasını istedim. Yarım saat sonra geliyor Fatmanur hanım dedi ama henüz ses seda yok Buraktan. Üstelik medya mensuplarının bizlerden en büyük ricası şudur: “Lütfen mesajlarımıza olumlu ya da olumsuz ama bir şekilde geri dönüş yapın.” Ben de bu hususa çok önem veririm ve gazeteci, muhabir dostlarıma hızlı geri dönüş yapmayı ciddiye alırım. Bu yüzden beni severler. Ama bu kadar titizlendikleri ve onlar için temel olan bir “sorunsalı” kendileri yerine getirmekte neden zorlanırlar bilmem. Hafif ironik bir durum. Burak bu yazıyı okuyorsa, programda beni sıkıştırma katsayısı da yükselebilir. O yüzden canlı yayında kendimi riske atmamayı tercih ediyorum. Susuyorum.

Devamı >>

Hollywood’da Ünlü Olabilirdim. Belki de…

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Favoriler, Iletişim, Pazarlama, Yaratıcılık, Yetenek, Yönetim
05 May 2011

Hayatımın en güzel yıllarından bazıları Santa Barbara’da geçti. Hollywood yıldızı olmayı seçseymişim, şansımı zorlayabileceğim çok şanslar da elde etmiş olabilirim. International Film Festivalinde, Sean Penn’le tanışma, bir zamanlar epey bir hayranlık duyduğum Vince Vaughn ile uzun uzun bakışma fırsatım olmuştu. Tabii ben şaşkınlığımdan bakakalmıştım ama onun hayranlığından bana baktığına inanmak da işime gelmiyor değil.

1998’de evimde arkadaşlarla Oscar törenlerini seyrederken birden arabaya atlayıp, Oscar törenlerinin yapıldığı mekanlara uzanmaya karar verdiğimiz çılgın günleri seviyorum. Santa Barbara Los Angeles arası bir buçuk saatlik bir yolculuk. Kaliforniya’da araba kullanmaksa muhteşem bir duygu…Bir kartpostalın üzerine gördüğümüz ünlüleri yazmıştık; tam rakamını hatırlamıyorum ama 50 küsür isim vardı. Bunların arasında tam yanımdan geçen ve yeni çanta markasıyla ortalıkta dolaşan sevgili Monica Lewinski’de vardı.

Başarılı filmlerle adını duyuran Joaquin Phoneix ve ayakta durmakta zorlanan Courtney Love’da gözlerimize takılanlar arasındaydı. Oradan ayrılıp bir kulübe gittik, hepsinin oraya geleceği söyleniyordu. Ayakta durmaktan yorulunca, kulübe doğru yol aldık. Sadece Jay Leno yanımızdaydı. Diğerleri bizi ekmişti…

Bazılarını da konserlerde yakalama fırsatım oldu. Chris Isaak bunlardan biriydi. Sahne performansı bu kadar başarılı olan bir de Santana vardı. Santana her ne kadar Isaac kadar yakışıklı olmasa da karizması kızların Santanayla dans etme isteklerini pek de azaltmıyordu.

Chris Isaak’in sahne performansının başarısında önemli bir etken vardı. Yeteneği, sesi, gitarı bunlar zaten severek yapabildikleriydi. Performansını etkileyen en etkili faktörün parçalar arasında seyirciyle kurduğu diyalogdu. Ilginç ama çok gerçekçi. İçten, olduğu gibi, salonunda misafirler varmışcasına sohbet ediyordu. Seyirciyle yakaladığı bağ onu daha da coşkulu dinlememize neden oluyordu.

Devamı >>

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL

KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası