İstatistiklere İnanmayın. İstatistiksiz Kalmayın.

kariyer 3 Comments »

kariyeryolculugu.com. Türkiye’de ilk kez bütün üniversiteleri kapsayan “Üniversite öğrencilerinin en beğendiği şirketler” araştırmasını Capital dergisi gerçekleştirmiş.  Raporu okumadım ama Yaprak Özer yazmış: ‘Yaşları 18-22 arasında değişen gençler, para mı yoksa kariyer vaadinin mi daha çok motive ettiğini, iş yaşamından neler beklediklerini, hangi sektör ve şirketleri kendilerine yakın hissettiklerini ortaya koydular.’

reputationRaporda şirketlerin hangi faktörlere göre tercih edildiği şöyle sıralanmış: Ücret ve kariyer olanakları (% 41); Görsel kimliği (%9); Ürün ve hizmetleri (%8); Kurum kültürü (%7); Rekabetçi konumu (%5).

Bu, son 5 yıldır İK yöneticilerinin ‘artık gençler paraya bakmıyor’ söylemini yerle bir ediyor.  Yaprak Özer demiş ki ‘Türkiye’de de artık iş arayanlar maaşın dışında faktörlere bakıyorlar.’ Bu yorumu ben bu istatistiklerden çıkartamıyorum tam olarak. Kestirmesi zor hangi yüzde ücret hangi yüzde kariyer olanaklarını gösteriyor…

Eğer yeni mezunlar şirket seçerken sadece ve ilk önce paraya bakıyorlarsa içimden ‘ıskaladıkları çok şey var’ demek geliyor.  Aynı zamanda bir bildikleri vardır herhalde demeden de edemiyorum… Kendi değerlerinin daha bir farkında olabilirler mi? Üç kuruşa geceli gündüzlü çalışmak mantıklı gelmiyor olabilir mi? Şirketlere değişmeleri gerektiğini, emeğe saygı aradıklarını söylüyor olabilirler mi?

İşe girerken şirketlerin kariyer olanaklarına baktığını söyleyen gençler acaba bu söylemden ne kastediyor? Ben derim ki, kendine ve potansiyeline güvenenler, kariyer olanaklarını kendileri yaratırlar; kariyer şirketlerin bizlere verdiği bir olanak değildir. Bir de bu yönden düşünmenizi öneririm.


Red Hot Chili Peppers – Snow [Hey Oh]


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Aradığını Bulmak mı yoksa Pes Etmek mi?

girişimcilik, kariyer, liderlik, yetenek, yönetim 1 Comment »

Son zamanlarda sıkça duyuyoruz.  Kurumsal hayatlarda iyi bir noktadayken işi bırakıp kendi işini kuranlar… Kurumsal hayatta aradığını bulamayanlar…  Kendi işini kurup huzura ve mutluluğa erenler… Gümüş tepsilerde ağzımızın suyunu akıtırcasına kaleme alınmış pürüzsüz hikayeler…

Girişimciliği teşvik ediyorum. Kendimde girişimci bir yöneticiyim.  Girişimcilik üzerine köşe yazıları yazıyorum. Daha fazla girişimci yetiştirelim istiyorum.

fatmanur erdogan, kariyeryolculugu.com retrieved from ineedmotivation.com

fatmanur erdogan, kariyeryolculugu.com

Ne var ki, son zamanlarda beni düşündüren bir konu var. O da tüm bu kurumsal hayatlardan ayrılan ve gazetelere birer huzur, mutluluk ve aradığını bulma hikayesi olarak verilen hikayelerde bir pes etme durumu söz konusu olabilir mi düşüncesi…

Kariyerde yükselmek pek de kolay değil.  Yükseldikçe sorumluluklar da artıyor. Sorumluluklarla birlikte farklı yetenekleri daha sık kullanmak, kullanmaya alışık olduğunuz diğer yetenekleri daha etkinleştirmek gerekiyor.  Daha çok cesaretli adımlar atmak, daha fazla okumak, öğrenmek, uygulamak, ilişkileri kuvvetlendirmek, daha çok emek sarfetmek gerekiyor

Bana kalırsa büyük bir kırılma yaşıyor çoğu kişi bu noktada.  Yönetim kurullarında daha az sayıda kadın yönetici olmasının bir sebebi de bu aslında.  Daha fazla sayıda kadın bir noktadan sonra pes ediyor-kırılma yaşıyor.  Benzer bir durum önümüze sayfa sayfa verilen bu ‘kariyerinin en güzel yerinde bıraktı işini kurdu’ haberlerinin arka yüzü olabilir mi?

İş dünyasında aradığımızı bulmak da kolay değil ancak diyorum ki hızlı pes etmeyin.  Zorlukların üstesinden gelmek için çaba gösterin. Yine deneyin. Yeniden deneyin. Yeni bir yöntem deneyin.  Dayanamıyorum artık dediğiniz noktada dahi kendinize bir şans daha verin. Kırılma noktasını atlattığınızda göreceksiniz ki herşey çok rahat akıyor olacak.

Zor zamanlarda istediğinizin içinde bulunduğunuz ortam olmadığını düşünmeniz çok doğal ama o noktada ne istediğinizi kendinize tam olarak itiraf etmeniz de zor.

Kendinizi kırılma noktasında hissediyorsanız, devam etme gücünü bulmak için arayışa geçin. O gücü bulamıyorsanız, hareket etmeye devam edin, çünkü o güç sizi bulacaktır.


Alanis Morissette – You Learn
. –


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Yaratıcılığın Temelinde Adaptasyon Yeteneği Yatıyor

kariyer, psikoloji, yaratıcılık 7 Comments »

Yaratıcılık dendiğinde içinden gelen ilhamla hareket eden bir grup insan algılanıyor ilk bakışta.  Sanki bu kişiler disiplinden uzak, kafasının dikine gitmeyi tercih eden, başına buyruk olmaktan hoşlanan, sıkıntıya pek gelemeyen bir topluluk gibi…

Oysa, yaratıcı bireyler, üstün adaptasyon yetenekleriyle biliniyorlar.  Psikologların yaptığı araştırmalarda yetenekli birey böyle tanımlanıyor. Ellerinde olan kaynaklarla, hedeflerine ulaşmayı başarabilen yetenekler onlar.

Girişimci kişiliklerde de aynı durum söz konusu.

Flow kitabıyla ve teorisiyle meşhur olan ünlü profesör Mihaly Csikszentmihalyi, yaratıcılık konusunda şunları diyor: ‘ Yaratıcı yanımızı ortaya çıkartmak, hayattan daha fazla zevk almamıza ve hayatı dolu dolu yaşıyor olduğumuz hissine sahip olmamıza neden oluyor.’

Yaratıcı olmak için sanatçı olmanız gerekmiyor: yaratıcılık onlara has bir durum değil. Hayatın her noktasında yaratıcı olabilirsiniz.  Yaratıcılığı körükleyen duygunun ‘tutku’ olduğuna inanıyorum.   Bu ne para tutkusu ne de başarı tutkusu… öncelikle yaptığınız işe ve alana olan tutkunuz.

Tutkulu insanlar disiplinli olmanın neden önemli olduğunun farkında.  Tutkulu insanlar çaba göstermeye devam ediyorlar zorluklar karşısında… Tutkulu insanlar yaratıcılıklarını doruğa çıkartabiliyorlar…Tutkulu insanlar, ortamlara ayak sağlayabiliyor, adaptasyonları kuvvetli oluyor çünkü bakış ve görüş açıları her daim geniş…

Sizi Mihayl C’nin harika bir konuşmasıyla başbaşa bırakıyorum.  Her ne kadar konuşma tarzı tutkulu durmasa da, o tutkusunu araştırmalarıyla bizlere veriyor. Hem Flow hem de Creativity isimli kitaplarını mutlaka okumanızı öneriyorum.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Bildiğimizi Sandığımız Bilmediklerimiz Bu Kitapta

kariyer 3 Comments »

Şaraptan tad alabilmek için şaraptan anlamak gerekiyor mu?  Yani, afilli şarap bardaklarından hangisiyle şarabı yudumlamayı bilmek, dilde bıraktığı duyunun hangi meyva veya bitkiyi hissettirdiğini anlamak gerekir mi?

untitled

Kariyerinizde yükselmek için verilen tavsiyelere hep uymanız mı gerekiyor?

Kariyer yapmak için ille de yükselmek mi gerekiyor?

Hayata ve olaylara farklı bir bakış açısından bakmak istiyorsanız Bir İktisatçı Gazete Okuyor kitabını okuyun.

Şu ana kadar okuduğunuz, öğrendiğiniz, şartlandığınız konulara ‘işin bir de bu yönü var’ gözüyle bakmak isterseniz, bu kitabı okuyun.

Kitabın yazarı Murat Çokgezen imzalı kitabı hediye olarak almak istiyorsanız, isim soyad ve adresinizi (email ve posta adresi) fatmanur@kariyeryolculugu.com adresine yollayın. Çekilişle 10 kişiye hediye ediyoruz. Konu Kısmına: Bir İktisatçı Gazete Okuyor yazanlar çekilişe dahil olabiliyor.
Son basvuru: 5 Agustos 23.00′e kadar.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Gelişmek ve Olgunlaşmak Cesaret mi İster?

kariyer 3 Comments »
Fatmanur Erdogan, Kariyer Yolculugu, Retrieved from http://tinyurl.com/293pze3

Fatmanur Erdogan, Kariyer Yolculugu, Retrieved from http://tinyurl.com/293pze3

Maslow’un ‘kendini gerçekleştirme’ dediği piramidin en üst noktasına yolculuk, bazı verilere göre toplumların %1 kadarı tarafından yapılıyormuş.

Kendini gerçekleştirmek, gelişmek ve olgunlaşmak büyük çapta kişisel bir özveri gerektiriyor bana kalırsa.  İnanıyorum ki, kendini ‘kendi kapasitesinin sınırlarını zorlamaya teşvik etmekten çekinmeyenler’, bu yolculuğa daha rahat çıkabiliyorlar. 

Geçenlerde Freud’un ‘özgür irade’ yoktur söylemiyle karşılaştım.  Ona göre şartlı refleks varmış.  İlk bakışta kabul edilmesi zor gelse de işin biraz daha derinine inince insan ‘acaba’ diye sorgulamaya başlıyor ve bu söylemde haklı noktalar olduğu kanısındayım.  Bu konuyu araştırmanızı öneririm.

Kendini gerçekleştirmek için hayatta herşeyde olduğu gibi bir öz disiplin ihtiyacı var.  Kültür dediğimiz şey nasıl oluşuyor ya da oluşamıyor bir bakın… Kırmızı ışıkta durulur örneğin.  Kırmızı ışık İstanbul’da onu kullanmayı tercih edenlerindir aynı zamanda.  Kırmızı ışıkta durmak, toplum ve birey için yararlı.  Bunun sağlanabilmesi için daha fazla sayıda sürücünün kırmızı ışıkta sürekli durması gerekiyor.

Bu basit bir örnek ama uygulaması günümüz koşullarında epey zor.

Diğer bir örnek: Bir konuda uzman olmak için o konuda sürekli kendi sınırlarınızı aşmak için ne kadar uğraş veriyorsunuz? Örneğin, sürekli bilgiyi başkalarından toplamaya alışmışken, bilgiyi bağımsız toplamaya çalışmak… yönetim tarzınızı beğenseniz dahi, yeni modelleri başarıyla uygulamak için girişimlerde bulunmak, evet efendimci bir yapıdan çıkmak için denemelerde bulunmak, hayırcı yaklaşımlara daha farklı açılardan yaklaşmak… Bu liste böyle uzar gider.

Gelişimde en önemli faktörün, daha önce hiç yapmadığınız ve deneyimlemediğiniz tecrübelere kendinizi atabilme cesaretinizin olduğunu düşünüyorum.  Bunun hemen ardından gelen de zorluklar karşısında dayanma gücünüzü artırma beceriniz.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İş Değiştirmek Güzeldir. Tadını Çıkartın.

değişim, kariyer, yönetim 4 Comments »
Y kuşağının sık sık iş değiştirmesinden müzdarip iş dünyası.  Y kuşağını yetiştiren günümüz yönetimleri bu durumu çok iyi anlıyor olmalı aslında. Çünkü yetiştirdikleri nesil onların çocukları… her şeyin en iyisini, en güzelini, en alasını almaya az da olsa şartlanmış bir nesil.  En azından üç aşağı beş yukarı durum bu.  Beklentilerini bulamayınca, arayışa devam ediyorlar elbet.  Seviyorum bu özgür görünümlü ruh halini.  Her ne kadar bir yönetici olarak bu tür durumlar bizlere ara ara zor zamanlar yaşatsa da, insan aradığını bulana ya da bulduğunu sanana kadar devam etmeli yolculuğuna… Ben destekliyorum, arayış halinde olan, aradığını bulana kadar vazgeçmeyen bu nesli…
Fatmanur Erdogan, Kariyer Yolculugu, Retrıeved from http://freshpics.blogspot.com/2009/05/hidden-forest-office-in-madrid.html
Fatmanur Erdogan, Kariyer Yolculugu, Retrieved from http://tinyurl.com/qp89p3

Bu durum iki gelişmeyi beraberinde getiriyor baktığımızda. Birincisi, şirketlerin gelişmesine ve çalışanların istediği değerlerle donatılmış bir kurum kültürünün oluşmasına neden oluyor.  İkincisi, birey her ne kadar farklı deneyimlerden geçerse, adaptasyon, öğrenme, olgunlaşma ve başarı daha yoğun oluyor.  Sonuçta tecrübelerin hepsi kişiye birşeyler katıyor.  Hiç olmazsa bir yaşanmışlık veriyor. Bir şirkette en fazla kaç yıl kalmalı diyorsanız, şuraya bir göz atın.

Her 6 ay ya da senede bir iş değiştirmediğiniz sürece, iş değiştirmek güzeldir. Tadını çıkartın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Kariyer Seçimlerimizi Yanlış Sanmak

kariyer 14 Comments »

Okuduğu bölümle ilgili bir iş yapmayan ya da kariyerini 5-10 yıl sonra değiştiren birçok kişi ‘Yanlış Kariyer Seçmişim’ diyerek ah vah ediyor. Sevdiğimiz işi yapmamız, istediğimiz bölümde okumamız önemli ancak bu gerçek, seçimlerimizin zamanla değişmeyeceği anlamına gelmiyor.

Okuduğunuz bölümle ilgili bir iş yapmayı tercih etmiyor olmanız, ille de yanlış seçim yaptığınızı göstermiyor. Psikoloji okuyan bir öğrenci, mezun olduktan sonra psikolog olmayı tercih etmeyebilir. Bir işin içine girmeden neyin bizler için doğru olup olmadığını bilmemiz her zaman mümkün değil. Psikolojiyi severek okuduysanız, bu eğitiminiz size farklı alanda kapılar da açacaktır. Kendi şirketinizi kurabilir ya da şirketlerde iletişim, pazarlama, reklam gibi bölümlerde çalışabilirsiniz. Bu seçimlerinizden bir dönem memnun kalsanız da, 7-8 sene sonra istediğinizin bu olmadığını düşünüp tekrar bir sorgulama dönemine girebilirsiniz. Bu hata yaptığınızı değil, zamanla tercihlerinizin değiştiğinin bir göstergesidir.

Sevmediğiniz bir bölümde okuyorsanız ve bölüm değiştirme şansınızın olmadığını düşünüyorsanız, üniversite eğitiminiz süresince asıl ilgi duyduğunuz alanla ilgili ortamlara katılıp, ek eğitimler alıp, bu alanı koklayabilirsiniz. Makine mühendisliği bölümünde okuyup, pazarlama alanında gönlü olanların fırsatları çok. Gönüllü organizasyonlara katılabilir, üniversite derneklerinde görev alabilir, stajlarını ajanslarda yapmayı deneyebilirler. Böylelikle istedikleri alanda çalışabilmek için gereken ön hazırlığı yapmış olurlar. İş dünyasına girdiğinizde bu alanı gerçekten sevdiğinize ve başarılı olduğunuza inanıyorsanız, 3-5 yıllık iş deneyimi arkasından eğitiminizi bu alanda devam ettirebilirsiniz. Üstelik, mühendislik ağırlıklı bir özgeçmişiniz olduğundan bu sizi rakiplerinizden ayrıştıran bir fırsat da olabilir.

15 yıl boyunca çok sevdiğinizi düşündüğünüz bir alanda çalıştıktan sonra, bu alanda daha fazla çalışmak istemediğinizi de fark edebilir yeni bir arayışa geçebilirsiniz. Hayatta doğru seçimler yapmak önemlidir. Doğru seçimler yapabilmek için bizlere sunulan araçları ve fırsatları değerlendirmemiz de gerekir. Fakat, bu imkanları değerlendirerek yapacağınız seçimlerin en mükemmel seçimler olduğunu ya da olmadığını ancak zaman gösterir.

Kurumsal hayatlarda profesyonel bir yaşam elde ettikten sonra girişimciliğe gönül verebilirsiniz.  Girişimciliği deneyip size göre olmadığını fark ettiğinizde yeniden kurumsal hayatlara dönmeyi tercih edebilirsiniz.

Zamanla birlikte beklentiler, yaşamlar ve imkanlar da değişiyor. Bundan 20 yıl önce organik tarım ve ürünleri kimsenin umurunda değilken, bugün geleceğin en popüler alanları arasında yer alıyor.  Gıda mühendisliği eğitimi görmüş bir profesyonel kişi 15 yıl kendini gıda sektöründe mühendislik ve yöneticilik yaparken bulduysa, piyasalardaki gelişmelerle birlikte artık hayatını kendi işini kurmuş, doğal ve sağlıklı yaşamı savunan bir yaşam koçu olmaya adayabilir.

Mükemmel seçimler var mıdır? Hayatta hiç kimse ve hiç bir şey mükemmel değil diyorsak, öyleyse seçimlerimiz de o gün ve şartlar altında aldığımız en ‘doğru’ kararlardır.

Peki o zaman neden kendimizi en mükemmel olanı bulmak için hata yapma korkusuna zincirliyoruz? Seçimlerimiz, onları olumlu değerlendirmeyi beceremediğimizde etkisini yitiriyor. Bill Gates, Harvard’da başlattığı Hukuk eğitimini bırakıp, bilgisayarla ilgili iş yapmaya başlıyor. Michael Dell, doktor olmak için yazıldığı University of Texas’dan, kendi işini kurmak için ayrıldı. The Body Shop’ın kurucusu Annita Roddick, bu işe soyunmadan önce restaurant işletmeciliği yapıyordu.
(28 Temmuz, 2009)


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İyilerin Kaderi

kariyer 7 Comments »

Yazan: Oktay Taftalı

Tragedya, tarih boyunca insanlık üzerinde önemli izler bırakmış bir sanattır. İyi’nin haksızlığa uğradığı ya da hiç hak etmediği zorluklara maruz kaldığı olaylar dizisini konu eden bu sanat, Antik Yunan’da toplumsal ahlâkı yönlendiren bir etkiye sahipti. İzleyiciler, adil olmayan bir dünyanın, sahnedeki yansısından acı duyarlar ve tragedya kahramanının çilesine ortak olarak, ruhsal bir arınma yaşarlardı.

Aradan ikibin yediyüz yıl geçmesine rağmen, bugün bile Antigone’nin acıları yoğun izleyici bulabiliyor, çok sonraki dönemlere ait bir klasik olan Hamlet ise sanki dün uğranmış bir haksızılığı ifade edercesine ilgi çekebiliyor. Farklı toplum ve kültürlerde de, destan, türkü, halk dansı, vb. etno-folklorik unsurlar kapsamında, iyi’nin benzer maceralarına rastlayabiliyoruz. Yani, iyi’lerin her zaman haksızlığa uğradığı ve acı çektiği kanısı, farklı toplum ve kültürlere rağmen, evrensel bir algı olarak günümüze dek çeşitli şekillerde süzülegeliyor.

Eğer insanlığın önemli bir kesiminin, ikibin yıldır Hz. İsa’nın uğradığı haksızlık ve çektiği acıyla derdi varsa, bu algının günümüzde de bir karşılığı olsa gerek. Fırsat eşitliğinin sadece siyasal bir propaganda olarak sözde kaldığı, Orta Avrupa’da bile sosyal devletin tasfiye edildiği koşullarda, güçlü ve torpilli olmak, ayrıcalıklı bir ailenin sahip olduğu, ayrıcalıklı koşullar içinde “eupadrides” yani “iyi doğmuş” olmak, hayatı iyi yaşamanın ve mutlu olmanın önkoşuluymuş gibi algılanıyor. Bunun üstüne, bir de ülkemizin mevcut medya ortamını, tüketim hazzını ve her türlü şehveti provake eden yayın politikalarını, dizileri, televole, vb. etkisini koyun… İyi olmak ve iyi kalarak hayatın üstesinden gelmek yürek ister doğrusu.

Ancak iyi’lerin kaybettiği sanısı, tarihin derinliklerinden gelen bir mesele olarak, yine tarihte birçok düşünürü de uğraştırmıştır. Romalı düşünür Seneca (İ.Ö. 1 – İ.S. 65) bu konuda en çarpıcı görüşlerden birisini dile getiriyor. Ona göre: iyi’lerin başına gelen, felaketler, zorluk ve adaletsizlikler, Kader Tanrıçası Fortuna’nın iyi’lere duyduğu yüksek ilgi ve sevginin sonucudur. Fortuna, kötü’leri insan yerine bile koymadığı, onlara asla değer vermediği için, onları kendi başına bırakmış, onlara herhangi bir kader yazmaya bile lüzüm görmeyerek, hiçbir sınava tabi tutmamıştır. Bu nedenle kötü’ler görünürde, işleri rast giden, iyi yaşayan, mutlu bir profil çizerler. Ama bu hayat tıpkı tabiattaki diğer varlıklar, bitkiler, böcekler gibi, kendiliğinden, çilesiz, sınavsız ve sonuçta anlamsız, düşük seviyeli bir hayattır. Oysa iyi’ler, her gün Fortuna’nın zorlu sınavlarından birisine göğüs gererek, acılar çekip, zorluklarla mücadele ederek, amaçlarına en sarp yollardan ulaşabilecek yetenekleri keşfetmekte ve iyi’liklerinin yanısıra, Fortuna tarafından, azim, sebat, dirayet, tok gözülük gibi yüksek niteliklerle ödüllendirilmektedirler. Yani Fortuna iyi’leri kader yazmaya değer bulmaktadır.

Kötü ise, gündelik hayat içinde kazanan gibi görünse bile, kazanımlarının hiçbirisi Fortuna tarafından sınanmadığı ve onaylanmadığı için, gerçekte ona mutluluk getirmeyecek ve o, açgözlülük, hırs, ihtiras, doyumsuzluk gibi cezalara maruz kalarak ve en önemlisi, kötü olduğunu bilerek kendi kendisini yiyip bitirecektir.

Yukarda özetlemeye çalıştığım görüşler bir bakıma züğürt tesellisi gibi gibi görünse de, bazı hakikatler içeriyor. İnsanın bugünkü direnci, düne kadar karşı koyduğu zorlukların bir sonucu değil midir? Ya da torpille veya imtiyazla ulaşılan bir imkân, o imtiyazı temin eden ortam ya da kişilere bağımlılık doğurmaz mı? Ya da bir dağın zirvesine ulaşmak üzere beraber yola çıktığımızda, size düz yol, bana ise yalçın bir kayalık denk geldiyse, zirvede karşılaştığımızda hangimizin övüncü hakikidir?

Eğer bugüne dek, hep dört ayak üstüne düştüyseniz Fortuna tarafından ciddiye alınmadınız ve sınanmaya değer bulunmadınız demektir. Öyleyse henüz vakit varken, onun ilgisini çekecek çapta bir maceraya girişmenin, onun sevgisini kazanacak bir sınavdan geçmenin zamanıdır.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Hangi Bilgiye Sahip Olmadığını Bilmemek

kariyer 6 Comments »

Hiç neyi bilmediğinin farkında olmayan biriyle tanıştınız mı?  Güçlü olmayı etrafa bildirgeler vermek sanan, yönetmeyi “ben sizden daha iyi biliyorum” demekle ama malesef bilgisinin olmadığının da farkında olmayan,  takım oyununda feci afallamalar yaşayan birini tanıdınız mı?

Dünyada bir çok insan yeteneklerinin farkında değilken, bir kısmı da yeteneklerini nasıl geliştirebileceğinin farkında değil. Zaman zaman hepimiz için geçerli bir durum bu.  Sizi, Sir Ken Robertson’ın ilham veren bir diğer konuşmasıyla baş başa bırakıyorum.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Tüm Başarılarımızın Tek Mimarı Olacak Kadar Narsist Olabilmek Mümkün mü?

kariyer 10 Comments »

Şans, tesadüf yoktur diyor danışman büyükler.  Yokmuş öyle şans diye bir şey, yarattığımız herşeyi kendimiz yaratıyormuşuz. Herşeyi. Başarılarımızın tek mimarı bizmişiz. Aklımız, yaptıklarımız, attığımız adımlar hep kendimizin eseriymiş.  Doğru şeyler yaparak, şansı kendimize çekiyormuşuz. Öyle diyor bir grup büyüğümüz…

Ben şanslı bir insan olduğumu düşünenlerdenim.  Ama her şansı kendimin yarattığını düşünmüyorum.  Önüme fırsatlar çıkıyor. Bir kısmını farkediyor, iyi yönde kullanabiliyorum.  Hayatta başardıklarımın hepsini kendi çabalarımın, çalışmalarımın, emeklerimin sonucu olduğunu düşünmek bana komik geliyor.

Hayatta tesadüflere inanıyorum. Hayatımızı tesadüflere ve şanslara bırakacak kadar geniş olmanın pek faydası olduğunu da düşünmüyorum. Fakat bu aralar merakımı cezbeden bir konu var: o da –hayatta her başarının ardında kendimiz olduğuna inanmanın, hayattaki tüm başarılarımızın tek sorumlusunun kendimiz olduğunu düşünmenin, narsist kişilikler yaratmada nasıl bir etkisi olduğu.–

Tanıdığım bir dolu başarılı insan, milyoner, milyarder, şirket sahibi kişiler hep şanslı insanlar olduklarını söylediler.  Diyorlar ki “biz çabalıyor, istediklerimizin peşinden gidiyoruz ama her başarımızın arkasındaki tek etkenin kendimiz olmadığına inanıyoruz”.  Şansım yağver gitti diyorlar.  Başarılı insanların belli bir karakteristik yapıları olduğu kuşkusuz. Richard Wiseman, şanslı kişilerin davranış modellerini incelemiş, forbes’a yazmış bunların ne olduğunu. Sizde burdan okuyun.

Birde ruhani kişisel gelişim camiası var: onlarında çoğu “yoktur tesadüf diye birşey” diyor.  Sensin diyor herşeyin sebebi.  Kişiye güç kazandırmak, psikolojisini kuvvetlendirmek ya da işinde odaklanarak performansını yükseltmek için söylenen bu sözler, insana “kontrol sende” mesajı veriyor zihinsel olarak. Çünkü beynimiz kontrolde olmayı seviyor.  Kontrolümüz dışında gelişen olaylarda tedirginlik yaşıyoruz, belirsizliklerden hoşlanmıyor beynimiz. Öyleyse, tesadüf ve şans yok demek, sorumluluğu bireye yüklemek, bir yerde işe yarıyor.

Bir de tabii dünyada kontrol edebildiğimiz olaylar var, kontrol edemediğimiz olaylar da var.  Başaramadığımız her olayda suçu kendimizde aramak, bizi ruhsal bir düşüşe sokabiliyor.  Bu zamanlarda da kontrolün elimizde olmadığı olayları farkedebilmek ve sorumluluğun kendimizde olmadığını bilmek, bizi rahatlatıyor.  Hatta öyle ki, başarılı insanların bir karakteristiği de bu: yani, başarısız oldukları her olayı kendi sorunları haline getirmemek! Ne enteresan ikilem, değil mi?

Örneğin biliyoruz ki iki insanı birbirine yakınlaştıran en önemli faktörlerin başında mekansal (fiziksel) yakınlık geliyor.  Ilkokulunuzun 3. katında okuyor olmanız, o dönemde doğmuş ve o bölgede oturanlar arasından oluşan sınıfınızdan birileriyle tanışmış olmanız, nasıl sizin başarınız oluyor? Dostluklarımızın oluşmasının tamamen kendi çabamız olmasından kaynaklanması kendimizi iyi hissettiriyor bize. Aynı katta okuyan kişilerin dostluk kurmasının daha mümkün olduğu ihtimalini düşünmek, bizi pek de memnun etmiyor tabi. Buyrun, Psychology Today’ın bu çalışmasına bir göz atın.

Örneğin, şizofreni hastalarının genelde yılın ilk 6 ayında doğduğunu biliyoruz. Şizofreni çocuğu olan anne babaları, çocuklarının doğum tarihini iyi ayarlamaları için uyarmak faydalı duruyor bu durumda, ama şizofren çocuğu olanlar sizce bu şansı hakettiklerinden dolayı mı durum böyle? Sarhoş bir sürücünün yarattığı kazaya kurban giden insan, kendi hatasının mı kurbanı her zaman?

Insanoğlu ne zaman kendini bu kadar yüce ve büyük görür oldu?

Eskiden, tanrılara inanılırdı, onlara tapılırdı ya.  Şimdi de insanoğlu kendine inanıyor, kendine tapıyor galiba.  Ah evet, bu bir tesadüf değil elbette…kendi ektiklerimizi mi biçiyoruz ne?


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in