Yabancı Dil Bilmeyene Kariyer Yok!

kariyer 6 Comments »

Epey iddialı duruyor başlık. Sizi kızdırdıysa, kükrettiyse, böyle şey olur mu dedirttiyse, yabancı dilinizi geliştirmenizin gerek şart olduğuna inanabilirsiniz.  

Eskiden lise mezunları şirketlerin her kademesinde bulunurdu. İşe girmek için lise mezunu olmak yeterliydi. Şimdi, üniversite mezunu değilseniz birçok kapı yüzünüze kapanıyor. Kariyer yolu giderek daha da zorlaşıyor. Lisans derecesi de artık yetmemeye başladığı için birçoğu iş bulabilmek için yüksek lisansa başlıyor. İleride belki sırf bu yüzden yüksek lisans/master derecesi olmayanların iş bulması daha da zorlaşacak.   

Eğitimle birlikte neredeyse parallel giden bir konu da yabancı dil. Globalleşen dünyada artık bir dil değil çift dil gerek şart aslında. İngilizce bilmek artık neredeyse dil bilmekten sayılmıyor. İngilizce bir nevi banal dillerden olmaya başladı. Az birazlarla olmuyor üstelik. Yabancı dilinizi ‘iyi’ değil ‘profesyonel’ olarak kullanabilmenin ne kadar fazla sayıda iş imkanını önünüze sereceğinizi tahmin edebiliyor musunuz? En basitinden ortalıkta o kadar çok ‘ortalama’ b’r yabanci dil bilgisiyle dolaşan varken, aradan sıyrılmak hiç de fena fikir değil! 

Dil bilmenin faydalarını saymak anlamsız. Siz benden daha çok neden üretebilirsiniz. „Dil bilmemek herşey değil“ diye de düşünebilirsiniz. Eğer yabancı dilinizi geliştirmeye ihtiyacınız varsa umuyorum hedefleriniz arasında en az 1 sene yurt dışında yaşamak ve dil öğrenmek vardır.   

Kariyerinize Hızlı Başlamak İçin İngilizce Şart 

Artık Herkes Bunu Yapıyor: Amerika’ya gitmek. Hem Çalışmak, hem Öğrenmek 

Amerika’da Hem Çalışmak Hem de Tatil Yapmak İster misiniz?  

Bir Ayağınız Yurt Dışında Olsun 

Bookmark and Share

Girişimci Ruhunuz Varsa, Bunu Izleyin

girişimcilik, kariyer 3 Comments »

Kaliforniya’ya adım atmam Guy Kawasaki’nin ”keynote speaker” olarak katıldığı Mac Summit Konferansının organizasyonu için oldu. Web, grafik tasarım ve Internet teknolojilerine ilgim ilk böyle başladı. Çok hızlı dönen bir dünyanın içine aslında pek de farkında olmadan girmiştim. İşte bu hızlı dünyanın önemli isimlerinden, Venture Capitalist olarak bilinen bu profesyonelin The Art of the Start isimli yeni bir kitabı var. Girişimci ruhlulara tavsiye ederim. Inovasyon Sanatı ismini verdiği bu konuşmasını aşağıda veriyorum. Zentation tarafından sunulan yeni bir presentasyon formatıyla sunuyorum.  

Bookmark and Share

Mutlu Olacağınız Bir İş Aramaktan Vazgeçmenizi Gerektiren 2 Neden

yönetim, kariyer 2 Comments »

Basit.

Başarı odaklı bir insansanız, mutluluk, sizi tatmin eden, zorlayan ve sonunda başarıyla sonuçlanan projelerden aldığınız anlık tatlardan gelecektir. Projeniz bittiğinde, bir adım ötesini düşünmenizi gerektiren bir işe başlamadığınız sürece, mutsuzluk, tatminsizlik ve bir dönemlik arayış yakanızda olacaktır. Malesef, her zaman her şirket her çalışana bu tür ileriye dönük imkanları sunamayabilir.

İşe mutlu olmak için gitmeyiz. İşe hayatımızdaki hedeflere ulaşmak için gideriz. Odağınız mutluluğu yakalamak değil, hedefinize ulaşmak olursa, bir taşta iki kuş vurabilirsiniz. Hedefiniz her neyse, ona ulaşmanız, mutlu olmanızı sağlayacaktır.

 

Bookmark and Share

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu

kariyer 1 Comment »

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu bölümünde bu ay sizleri “maceraperest ve aykırı” aynı zamanda “gezgin ve ögretmen” olan bir profesyonelle buluşturuyorum.

Uğur Özmen, 30 yıla yaklaşan iş hayatında 15′den fazla iş değiştirmiş; danışmanlık, deniz acenteliği, eğitim, leasing, perakende ve bankacılık sektörlerinde çalışş başarılı ve etkin bir profesyonel.

WOW, değil mi?  

Üstelik Özmen’in geçmişi ilklerle dolu:

  • ilk “banka kredili mağaza kartı” olan Polo Garage Kart’ı
  • Türkiye kredi kartı işleyişini değiştiren ilk “taksitli kredi kartı” olan TAKSİTCARD‘ı
  • şterinin tüm verimli ilişkilerini ödüllendiren yani sadece kredi kartına bağlı olmayan ilk “şteri odaklı banka puanı“nı
  • şteri tercihini gözardı eden “basılı banka puan kataloğunu” ortadan kaldıran ve herkesin kendi istediğini puanları ile alabileceği, puanlar yetersiz kaldığında kredi kartı ile tamamlayan ilk armağan programını
  • ilk defa 2 limitli (normal kredi kartı limiti ve taksitli kredi limiti olan) kredi kartı olan İdeal kart’ı
  • ilk çok bankalı + ödeme sistemine dayalı sadakat programı olan Positive kartı çıkarmıştır

Şu an Petrol Ofisi  ”Sadakat Programları Müdürü” olarak görev yapan Özmen, “Değişime Uyum Eğitimi” isimli makalesiyle bizlerle birlikte olacak.

Kaçırmayın dememe gerek var mı?!

 

Bookmark and Share

Kariyer Yapmak Zaman İster

kariyer 3 Comments »

İş bulmak ve kariyer yapmak kolay bir süreç değil.

Zeki, başarılı ve işini bilan insanların kolay iş bulduğu ve hızlı kariyer yükselişleri olduğu da bir şehir efsanesi.

Neden mi?

Başarılı insanların hikayelerine baktığınız zaman istedikleri yere gelmenin hiç de kolay olmadığını görürsünüz. Birkaç sene önce Marka konferansına Sir Bob Geldof geldi. Meşhur olmadan önce nasıl beş parasız olduğundan, Kanada’da bir müzik dergisinde editörlük yaptığından ve yasadışı yani izinsiz Kanada’da çalışğından nasıl ülkeden dışarı atıldığını ve Irlandaya dönerek hayatını yeniden kurmak zorunda kaldığını anlattı.

Acun Ilıcalı, Platin dergisine verdiği ropörtajda, lisede nasıl haylaz bir ögrenci olduğundan, iş dünyasına tanıdık vasıtasıyla şans eseri başlamasından ama 8-5 hayatında nasıl zorlandığından ve kariyerinin futbol haberleri sunarken kurduğu ilişkilerin başarılı olduğunun farkedilmesiyle başladığından bahsetti.

Steve Jobs, kurduğu şirketten atılışını ve tekrardan ayaklanışını Stanford mezuniyet töreninde yaptığı müthiş konuşmasıyla tekrar bizlere hatırlattı.

İş bulamıyorsanız, kariyerinizin ne yöne gittiğinden emin değilseniz, işinizden memnun değil ama yeni imkanların da henüz açık olmadığını düşünüyorsanız, yanlız değilsiniz. Hayatta birçok insan benzer dönemlerden geçiyor. Birkez değil, birçok kez. Yukarıda verdiğim örnekteki kişilerin başarı sahibi olmalarında birçok etken var. Bunlardan biri azimli olmaları ve istediklerini bulmak yada istediklerine ulaşmak için yılmadan hareket etmeleri. Daha iyisini başarmak için sürekli bir arayış ve gelişim içerisinde olmaları. Hayatta deneyimlere açık olmaları ve imkanları değerlendirmeleri…

Başarısına özendiğiniz birçok insanın elde ettikleri başarılar, uzun yılların çabalarına dayanıyor. Bir gün siz de kendi başarı hikayenizi anlatıyor olacaksınız ve  o hikaye bugün anlattığınızdan farklı olacak, çünkü geriye dönüp baktığınızda hayatınızı daha farklı bir gözle değerlendirebiliyor olacaksınız…

Bookmark and Share

Kariyer Panayırı’nda İş Bulmayı Hayal Edenlere

iş arama, kariyer 3 Comments »

Belki duymuşsunuzdur, 18-19 Nisan’da Harbiye Askeri Müze’de Ulusal Kariyer Panayırı’nın ikincisi düzenleniyormuş. Okuduğumda gerçekten çok güldüm. Panayır kelimesini acaba bilerek ve isteyerek mi seçmişler diye! Eğer öyleyse, sürünün bir parçası olarak gideceklerin arasında olmamanız için size önden birkaç tavsiye vermek istedim.

Öncelikle panayırın her telden her daldan insanı bir araya toplayan bir oluşum olduğunu unutmayın. Bu panayıra katılan şirketlerin verimlilik oranının oldukça düşük olacağına inanıyorum. Neden mi? Çünkü belli üniversitelerde düzenlenen kariyer günlerinden bile şirketler istedikleri verimi alamıyorlar, panayır ortamından verim alması hiç beklenemez. Bu kısım şirketlerin problemi elbette.

Panayır’da insanın kendini ayrıştırması da zor tabii. Üstelik, şirketlerini temsil etmek üzere gelmiş olanlar da kendileriyle görüşmek isteyen bir ton insanı dinlemekten inanın çok sıkılıyor olacak. Ilk bir kaç saatte henüz kafaları şişmemişken yapacağınız görüşmelerin daha etkin olma ihtimali yüksekken, iki günün sonunda eğer gerçekten yöneticilerin akıllarında kalacak bir sohbetiniz olmadıysa, sizi hatırlamama ihtimallerinin kesin olduğunu bilin. Birçok insan yediği yemeği bile unutuyor!

İş arıyorum, imkanlarınız neler?

Panayır’a katılanlar görüşmeye gideceğiniz şirketi tanıdığınızı varsayarlar—ya da öyle olması gerekir! Birinci panayır’dan görüntülere bakacak olursanız, çoğu kişinin ümitsiz bir şekilde “şirketlerden bilgi almakla”, “broşürlerine göz gezdirmekle” vakit harcadığını göreceksiniz. İşini bilen insanlar şirket hakkında bilgi almak için panayıra gitmez. Bilgi çağında yaşıyoruz, bilgiyi almak kolay onu nasıl kullanman gerektiğini bilmek önemli olan.

Dolayısıyla, size bir öneri:

  • Katılımcı şirketler içerisinde görüşmek istediğiniz birkaç şirketi belirleyin. Birkaç tane de yedek şirket belirleyin.
  • Bu listedeki şirketler hakkında iyi bilgi edinin ve öyle görüşmeye gidin.
  • Web’de yada diğer kariyer sitelerinde görüşmek istediğiniz şirketlerin açık pozisyonlarına ve size uygun olan pozisyonlarına bakın. Eğer ilgilendiğiniz pozisyon varsa, konuşmanızı bu pozisyon üzerine kurgulayabilirsiniz.

Ikinci bir öneri:

  • Üniversite öğrencisiyseniz ve projeniz varsa, bu proje hakkında şirket yetkilileriyle tartışabilmek için yetkili kişi ismi alın. 
  • Panayır’da görüşğünüz kişinin projenizi yetkili departmana sunmasında size yardımcı olmasını isteyin.
  • Görüşeceğiniz kişi IK yetkilisiyse, projenizden anlamama ihtimali var. O yüzden, projenizin şirkete ne kazandırabileceğini anlatan bir cümle hazırlayın. Detaylarına girip karşınızdaki kişiyi boğmayın.
  • CV bırakmayın. Projeniz zaten CV’niz yerine geçiyor. Ama mutlaka kendinize bir kartvizit bastırın!

Ne anlatacağım?

Panayır’da size kaç dakikalık bir sohbet süresi verilir bilemiyorum ama çok fazla olmayacağını ve 10 dakikanın bile mümkün olmama ihtimalinin yüksek olduğunu tahmin ediyorum. (2007 yılında 50 firma 6000 kişi katılmış. Yani şirket başına 120 kişi düşüyor!) Bu yüzden, kim olduğunuzu ve hangi alanda yetenekli olduğunuzu iyi düşünüp, kariyer hikayenizi iyi belirleyin. İlgi çekici bir hikayeniz yoksa ve 1 dakika’da hangi konuda neden iyi olduğunuzu anlatamıyorsanız, işiniz zor.

Kariyer Panayırına CV’nizi bırakmalı mısınız?

Eğer görüşğünüz kişinin ilgisini çektiğinize inanıyorsanız, zaten CV’nizdeki bilgileri üç aşağı beş yukarı vermiş olmanız gerek. CV’inizi tonlarca CV arasına bırakmaktansa, yöneticinin kartvizitini mutlaka alın ve Pazartesi günü iletişime geçeceğinizi söyleyin. Eğer yöneticiyle bir bağ yakalayamadıysanız, bu hareket hem agresif kaçabileceğinden ve yetkili de zaten size ilgisiz kaldığından,  geri dönüş yapmayacaktır.

Panayır ortamına CV bırakmak bana kalırsa “farkım yok benim” demek gibi…Karar sizin elbette.

Kariyer Panayırında ne yapmalı?

Panayır’ın en verimli kısmı seminerlerin olduğu bölüm bana kalırsa. Seminerleri dinleyin. Öğrenin, ardından öğrendiklerinizi uygulamaya koyun. 

Geleceğinizin panayır ortamlarına bağlı olmaması ümidiyle

 

Bookmark and Share

Tanrım! Ne Yöne Gitmem Gerektiğini Bilemiyorum. Biri Bana Yardım Etsin.

iş arama, değişim, kariyer 5 Comments »

Kariyer konulu hangi yazıyı okusak neredeyse hemen hemen hepsi “kendimizi tanımamız” ve “ne istediğimizi bilmemiz” gerektiğinden bahseder. Doğrudur doğru olmasına da sadece çoğunlukla sorunun kilit noktası da bu olduğundan bizi daha da içimize kilitler. Hermina Ibarra’nın tavsiyelerini bu yüzden seviyorum, çünkü insanın kendini tanıması ve ne istediğini bilmesi zaman alan bir süreç ve bu süreç kimimiz için oldukça uzun olabiliyor. Çünkü kendimizi tanıyabilmemiz birazda hayattaki deneyimlerimizi artırmakla mümkün…

Kaliforniya’da yaşadığım yıllarda Amerika’lı müzisyen bir ev arkadaşım vardı. O dönemlerde kariyerimin başlarında olmama rağmen bir şekilde yapmış olduğum seçimlerden memnun biriydim. Bunu nasıl başarıyordum emin değilim ama sanırım çok meraklı olmam ve herşeye burnumu sokmak istememden kaynaklanıyordu. Çok okur, çok gezer, çok dinler ve tutkulu olduğum konularda da konuşmayı severdim. Belki de bu yüzden yaptığım herşeyden zevk aldığım gibi kendimi sürekli motive edebilen de bir yapım vardı. Birgün, ev arkadaşımla oturmuş sohbet ediyoruz. Üniversite eğitimiyle ilgili bir seçim yapması gerekiyordu. “Ne yapmak istediğini nereden biliyorsun” diye sordu. Ona verebilecek bir cevabım olmadığını farkettim. İnsan ne istediğini nasıl bilebilirdi ki? Kişilik testleri, yetenek testleri ne yapmak istediğimizi anlamamıza gerçekten yardımcı oluyor muydu?

Bir gün, Amerika’nın önde gelen üniversitesinden birinde kimya profesörü olarak çalışan bir dostuma aynı soruyu sordum. “Ne yapmak istediğini nereden biliyordun?” Bana cevabı şu oldu. “Bir sürü teste girdim. Bütün testlerden en yüksek puanı aldığımı gördüm. Bu durum seçim yapmamı aslında biraz daha zorlaştırıyordu. Bir ara acaba tarih mi okusam diye düşündüm, ama sonra geriye değil ileriye bakmayı daha çok sevdiğimi farkettiğimden bilim adamı olmaya karar verdim” dedi.

Ne yapmak istediğimizi bulmak çok da kolay değil. Yaşam şartlarının güçlenmesi, insanların daha uzun saatler çalışıyor olması, statü endişesi, eğitimdeki boşluklar, ekonomik zorluklar bizlerin seçimlerini etkileyen faktörlerin arasında yer alıyor. Bir de bunun üzerine iş yerinde mutsuzluk ve tatminsizlik eklenince, durum daha vahim bir hal alıyor. Çözümsüzlük ve umutsuzluk bize değişim yapmamız gerektiğini söylüyor ama bu değişim ne tür bir değişim olmalı ki?

İş mi değiştirsek? Kariyer mi değiştirsek? Arasında ne fark var ki?

Yoksa ihtiyacımız olan sadece bir müddet dinlenmek mi?

İşinden mutlu, iş yerinden memnun olmayanların “hayatlarına yansıttıkları mutsuzluk ve huzursuzluk” ortamının sebebinin kendileri olduğuna inanıyorum. İş yerinizden memnun değilseniz ya durumu değiştirmeye çalışırsınız ya durumu kabullenir ya da kendinize yeni bir iş ararsınız. Bu o kadar kolay değil ama değil mi? Haklısınız kolay değil, çünkü karar vermenizi ve hareket tarzınızı belirlemeyi gerektiriyor. Bu da kendinizle ilgili bazı şeyleri değiştirmeniz anlamına geliyor. Neye karar vermeniz gerektiğini de bilmediğinizden, bir yerden başlamayı denemek ve “en doğru” kararı bulmayı beklememek, ulaşmak istediğiniz noktaya sağlam adımlarla ilerlemenize yardımcı olacaktır. Bu hareket “hata yapmayı” göze almayı da içinde taşısa da hatayı minimize etmek elinizde!

İş hayatında yeniyseniz, genelde iş değiştirmeniz çok kolaydır. Aynı iş yerinde 15 sene çalıştıysanız yeni bir işe başvurmak elbette korkutucu gelir insana. Yeni bir iş bulamazsanız bu da kendinize olan güvenin yıkılmasına ve sizi daha da mutsuz etmeye sürükler. Orada durur denemekten vazgeçerseniz, çaresizlik sizi ya kızgın ya da statükoyu koruyan bir çalışan haline getirir.

Bir durumdan rahatsızsanız, hareket etmeye karar vermek zorundasınız. Küçük adımlar sizi büyük sonuçlara ulaştırmakta yardımcı olur.

Bunun için, alternatiflerinizin ne olduğuna bakmanızda, yeni girişimlerde bulunmanızda ve farklı rolleri denemenizde fayda var… Algınızı açık tutmanız, önünüze tahmin etmediğiniz imkanları çıkartabilir. Bu noktada da imkanları nasıl değerlendirdiğiniz, istediğinizi bulmanızda etkin olacaktır.

Önümüzdeki ay “profesyonellerin kariyer yolculuğu” bölümümze size bir kariyer değişim hikayesi anlatıyor olacağız. Hayatının önemli bir bölümü SAP alanında uzmanlaşmakla geçirmiş bir profesyonelin sıfırdan başlayarak yeni bir hayata ve halkla ilişkiler alanında yepyeni bir kariyere merhaba deme sürecini öğreneceğiz…


Bookmark and Share

Kariyer Değiştirmek İsteyip, Nereden Başlayacağınızı Bilmiyorsanız

kariyer 5 Comments »

Her zaman hayattan ne istediğimizi biliyor muyuz?

Zannetmiyorum.

Bazen hayattan ne istediğimizi çok iyi bildiğimiz dönemler olur bazense kendimizi hayatın akışına bırakırız. Ta ki bu akış bizi biraz rahatsız etmeye başlayana kadar. Bu rahatsızlık, genellikle, değişimin gerekliği olduğunu bize hatırlatan başlangıç noktasını oluşturur.

İş dünyasında belli bir süre yoğrulmuş olanlar bilirler. Şirketlerde hemen hemen herşey hedefler doğrultusunda yapılır. (en azından profesyonel yönetilen şirketlerde) Hedefini bilmelisin ki nasıl hareket edebileceğini kestirebilesin! Oysa iş dünyasından bunaldığımızda, artık yaptığımız işten zevk almadığımızı fark ettiğimizde hafif bir sıkıntı dönemi başlar. Bu genelde yaklaşğı sezilen belirsizlikten kaynaklanır.

‘Yeni hedefim ne?’

‘Ne yapmak istiyorum?’

‘Bu iş’te ne kadar daha kalmak istiyorum?’

İstifa edersem ne yapabilirim ki?’

 …tarzı sorulara cevap aramaya başlarız, cevapsız kaldıkça ve zaman geçtikçe sıkıntımız da artmaya başlar haliyle.

Hedeflerle hareket etmeye alışğımızdan kendimize de yeni bir hedef bulmaya çalışırız. Ne zamanki yeni hedefi buluruz, o zaman eski işimizden belki istifa eder, böylece yeni işimize başlarız diye ümit ederiz… Şartlanmışız bir kere, düşünce tarzını değiştirmek kolay değil elbet.

INSEAD’ın Liderlik bölümü Prof.’larından Hermina İbarra’nın yaptığı araştırmalara hiç göz attınız mı?

Ibarra, bilinenin aksine, ‘keşfedilmeyi bekleyen bir kariyerin’ olmadığını savunuyor. Hangi kariyeri istediğimizi ilk önce bulup, sonra ona ulaşmak için çaba vermenin kariyer değişimi yapmış birçok kişinin tercih etmediği bir yöntem olduğunu söylüyor. ‘Alternatifleri değerlendirerek, deneme yanılma yöntemine başvurarak aktif yaşanan bir süreçtir kariyer değişimi. Bu sürecin sonunda hangi kariyerin kendimize daha uygun olacağını saptamaya çalışmak daha etkin bir yoldur.’

Kariyer değişimi düşünenler arasındaysanız Ibarra’nın araştırma sonuçlarına dayanarak verdiği tavsiyelere bir göz atın:

Kariyer değişimi üç süreçten geçmeyi gerekli kılıyor:

1-     Kendimizi yeni profesyonel girişimler içine atmayı

2-     Sosyal network oluşturmayı

3-     ‘ben kimim’ sorusunun cevabını yeniden keşfedene kadar hikayemizi tekrardan kurgulamayı

Kariyer değişimi sadece işimizi değiştirmek anlamına gelmiyor; kendimizi yeniden tanımlamamız gerektiğini de ifade ediyor. Çünkü bu süreç, ne yapmak istediğimizi bulmaya çabaladığımız ve kim olmak istediğimize şekil verdiğimiz bir dönem. Ibarra’nın üzerinde durduğu ve önemli olduğunu düşündüğüm diğer bir konu da, kendimizi bulma sürecinde, sadece tek bir doğru kimlik bulmaktan kaçınmaya çalışmamız. Bize uygun olabilecek birçok iş ve kariyer imkanı olabilir… Hoşumuza giden birçok kariyer alanı olabilir. Hangisi en iyisi olur diye düşünmektense, içimizi kıpır kıpır eden işlerden birini ele alıp, o konu üzerine gitmeye başlamak. Aktif olarak küçük adımlarla bu alanın bize göre olup olmadığını bulmaya çalışmak: tutmadığında diğer bir alanı denemek ve uygunluğunu tartmak. Ani bir değişim kararı vermektense, küçük adımlarla, deneyerek ve test ederek adımların bizi değişime götürmesi en ideal olanı. Ancak o zaman düşündüğümüz şeylerin gerçekten istediğimiz şeyler olup olmadığını anlama imkânı bulur, elde ettiğimiz deneyimler doğrultusunda düşüncelerimizi ve beklentilerimizi dengelemeyi öğreniriz.

Kariyer değişimi düşünüyorsanız, değişimi ‘yapsam mı yapmasam mı?’ diye bitmez tükenmez bir sorgulama içerisinde gidip geliyorsanız, bu süreci yaşamaya devam edin. Birden ani bir kararla kariyerinizi yarıda kesmektense, bir müddet limbo içerisinde olmanıza izin verin. Bu süreç bazen uzun zaman alsa da size daha sağlam karar verme zamanını tanıyacaktır.

Ve unutmayın, değişim hiçbir zaman çok kolay değildir. Sancısı her değişim yaşayan tarafından en az sizin hissettiğiniz kadar hissedilir.

Bookmark and Share

İşinize “Bağlı” mısınız yoksa “Bağımlı” mısınız?

yönetim, kariyer 19 Comments »

Şirketler yetenekli çalışanlarını ellerinden kaçırmak istemezler. Bu yüzden de şirkete bağlılığı yükseltmek için sürekli bir çabalama vardır…elbette çalışan mutluluğunun önemini idrak edebilmiş yönetimler tarafından verilen çabalardır bunlar. Çalışma ortamlarını sürekli iyileştirilmeye çalışmak gibi manevi desteklerin yanısıra maaş, araba gibi diğer maddi faydalar da çalışanları şirkete bağlı tutmanın yollarından biridir.

Peki siz şirketinize bağlı mısınız yoksa bağımlı mısınız?

Arada çok ciddi farkların olduğunu söylememiz gerek. Bir şirkette 15 sene çalışş olmak şirkete bağlılığın göstergesi olabilir mi?

Cevap hem evet hem hayır.

Eğer bu 15 sene içerisinde şirkete, kariyerinize, yaptığınız işlere bir katma değer kattıysanız, elbette çalışğınız yere bağlı olduğunuz söylenebilir.

Eğer bu 15 sene içerisinde şirkete ve kariyerinize kattığınız değer ilk birkaç yıl ile sınırlıysa, o zaman belki de şirkete artık bağımlısınızdır. Şirket değiştirmekten korkan, çalışğınız şirketten başka çalışılabilecek bir şirket olmadığını düşünen yada yeni bir yerde iş bulmanın zor olacağından çekinen bir yapıya büründüyseniz, çalışğınız yere bağımlı hale geldiğiniz söylenebilir. Bu durumda ne kendinize ne de şirketinize fazla bir hayrınız olur. Sizin yaptığınız işi başka biri de kolaylıkla yapabilir…Yaptığınız işe kendi ruhunuzdan, stilinizden, yönteminizden birşeyler katamıyorsanız, milyonlarca çalışandan biri olmaya devam edersiniz.

Çalışğınız yere bağımlı hale gelmemeniz kariyerinizin sağlıklı gelişimi için gerekli. Bağımlı insanlar kendilerine ve yeteneklerine olan güveni kaybetmiş kişilerdir. Profesyonellik bağlılığı gerektirir ama bağımlılık kariyerinizin sonu demektir.

Bağımlı hale gelmemek için üretmekten vazgeçmememiz gerekir. Yaptığınızın en iyisini ve mümkünse daha fazlasını yaratabilmek için çaba göstermenizi gerektirir. Kişiliğinizi bir pozisyona ve şirkete endekslemenizin uzun dönemde sizi bağımlı kişilik haline getireceğini belirtir. Ruhunuzu özgür bırakabilmek, kendinize olan güveninizi sağlam tutabilmek, üretken olabilmekten geçer. Bulunduğunuz ortam sizi olabileceğinizden daha fazla üretken yapamıyorsa, istediğiniz ortamı aramak sizin sorumluluğunuzda…İnanın şirketler bağımlı çalışanlardan da hoşlanmaz, çünkü bilirker ki bağımlılar genelde sorun yaratırlar. Huzurlu ve mutlu bir iş ortamı için sürekli birşeyler isterler ama şirketlerine sağladıkları fayda en minimum düzeydedir.

Harvard Business Review’da yayınlanan “Rethinking Company Loyalty” isimli makale şirkete bağlılığı “her iki tarafın fayda sağladığı birliktelik” olarak tanımlıyor. Başarılı şirketlerin çalışanlarının kariyerlerinin gelişmesine ve belli alanlarda uzmanlık kazanmasına izin veren şirketler olduğunu söylüyor. Yani gelişim çift taraflı. Bu tür ortamları yaratmak, bulmak yada tercih etmek sizin elinizde…Kariyerinizin gelişimindeki sorumluluk sadece sizindir.

Bookmark and Share