resim
Ana Sayfaya Dön


‘Kariyer’ kategorisi için Arşiv

Ingilizce Bilmiyorsanız, Geriden Takip Edersiniz

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Eğitim, Iletişim, Kariyer, Üniversite, Yetenek, Yönetim
25 Jan 2011

Su bir gerçek ki hepimiz yabancı dilde yazılan kitapları okuyoruz. Araştırma yapan ülkeler belli, inovasyonda başı çeken ülkeler belli. Yönetim tekniklerini geliştiren ve dünyaya sunanlar belli. Durum böyle olunca, yeniliklerin anlatıldığı platformlarda öncelikle Türkiye dışında oluyor.

Bugün dünya milletleri çoğunlukla ingilizce olarak birbiriyle anlaşabiliyor. Diğer dilleri bilmek de çok büyük bir avantaj, örneğin Amerika artık ikinci dil olarak Ispanyolca’yı neredeyse şart koşuyor. Cin’in yükselen önemi dolayısıyla Cince bilenler avantajlı kabul ediliyor. Singapur’da üç farklı Irk bir arada yaşıyor, ülkenin resmi dili Ingilizce. Hindistan’da 200 üzeri diyalekt olduğundan ülkenin birbiriyle anlaşabilmesi ancak ingilizce konuşarak mümkün. Internet’i takip edebilmeniz ve gelişmelerden haberdar olabilmeniz için ingilizce bilmeniz gerekiyor çünkü en fazla döküman ingilizce olarak yayınlanıyor. En azından şimdilik.

heartstrings

heartstrings9.blogspot.com

Ingilizceyi şöyle böyle bilmek de yükselmek için kesinlikle yetmiyor. Profesyonel bir ingilizce yükselmenizi sağlıyor. Bunun sebeplerinden biri kendinizi rahat ifade edebilmeniz, yabancıların sizin yanınızda kendini rahat hissetmesi, yanlış anlaşılma ya da anlaşılamama gibi sorunların ortadan kalkıyor olmasıdır.

Universiteyi ingilizce bilmeden bitirdiyseniz ve hedefleriniz arasında kurumsal ya da uluslararası bir şirkete girmek varsa, şansınızın çok düşük olduğunu bilmelisiniz. Is dünyasının içinde pişmeye başladınız ama hala ingilizce düzeyiniz düşük ise rakipler arasında hep geri planda gelme olasılığınız yüksek. Istisnalar elbette kaideyi bozmaz, ingilizce bilginiz dışında diğer yetenekleriniz sizi yükseltebilir, ama bir noktada kesileceğinize emin olabilirsiniz.

Büyük şirketlerde Ingilizce seviyesi profesyonel olmayan Müdür ya da Direktörlerin sayısı artık çok az seviyede. Onlar da şirket ortamlarında kendilerini epey kötü hissediyorlar, emin olun. Uluslararası toplantılarda söyleneni anlamıyor olmak, sürekli yanlarında bir tercümanla dolaşmak ellerini kollarını bağlıyor. Ustelik, yabancı yayınları, profesyonelleri de takip edemediklerinden ya da geç takip ettiklerinden her gün bir adım daha geriliyorlar.

Bu kişiler yakında sistem dışı kalacağı gibi, sistemin içine girebilecek kişiler de yabancı dilleri profesyonel düzeyde olanlar olacak.

Elbette tek hedef bir kuruma girebilmek değil. Kendi işini kurmak isteyenler için de ingilizce bilmek çok önemli. Global düzeyde hareket edebilmemiz için dünyanın konuştuğu dili konuşabilmeliyiz. Dil öğrenmek ve profesyonel olarak bu dili konuşabilmek çok uzun çabalar, saatler ve uzun yılları gerektirir. Oyle bir aylık NLP kurslarına giderek profesyonel ingilizce konuşmanız mümkün değil. Yıllarınızı vermeniz gerekiyor.

Ingilizcenizin yeterli düzeyde olmadığını düşünüyorsanız, hemen işe el atın. Mümkünse, bir kaç yılınızı yurt dışında geçirin ama öğrenmeden gelmeyin. Artık yabancı dil bilmeyene kariyer yok!


Devamı >>

Ilk Izlenim Herşey Değildir

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
11 Jan 2011

Genellikle yeni mezunları ürküten bir durum iş görüşmeleri oluyor.

blonde

Ne soracaklar?

Nasıl cevap vermeliyim?

Nelere dikkat etmeliyim?

Yeni mezunlarda genellikle ilk bakılan özellik, teknik bilgilerdir. Yani, hangi alanda iş bulmak istiyorsanız, o alanda bilginizin yeterli seviyede olup olmadığıdır.

Hatırlanması gereken şirketler sizi eğitmekle yükümlü kurumlar değildir. Öyleyse, iş görüşmelerinde, şirketin size nasıl eğitimler veriyor olacağını merak ediyor olmanız, kırmızı alarmdır.

Orta ve büyük ölçekli şirketler, imkanlar el verdiği sürece çalışanlarına belli eğitimler sunarlar. Fakat şirketin arayış içinde olması, en fazla bilgiye sahip olan kişiyi işe almak içindir. Dolayısıyla, iş başvurusunda bulunduğunuz konu hakkında “eğitim veriyor musunuz?” sorusunu yöneltmeniz, yeterli bir bilginizin olmadığını düşündürebilir.

Bir diğer nokta, şirketleri gözünüzd büyütmemeniz gerektiğidir. Işletmeler mükemmel değildir, işletmelerde çalışanlar da mükemmel değildir. Hepsi sizlerin geçmiş olduğu yollardan geçerek bir noktaya ulaştılar.

Iş görüşmelerinde seçim sadece bilginiz üzerinden değil ama aynı zamanda birlikte çalışacağınız yöneticinin aradığı kişiliğe uygun olup olmadığınıza da bağlıdır. Bu kısım sizing kontrolünüzde olmayan bir durum, çünkü kiminle karşılaşacağınızı, karşılaştığınız kişiyle kimyanızın tutup tutmayacağı ile de ilgili bir durum bu.

Yanlış Bildiğimiz Doğrular?

İş görüşmelerinde denir ki, ilk izlenim çok önemlidir. Yani ilk izlenim kötüyse, olay bitmiştir. Bu aslında doğru olduğu sanılan bir yanlıştır. Ilk izlenim, karşınızda ki kişinin hakkıµızda bir algı sahibi olmasına neden olur ama sonuca her zaman etki etmez.

Ilk karşılaşmada nasıl bir izlenim bıraktığınız değerli olmakla birlikte, son kararın verilmesinde sadece ilk izlenim dikkate alınmıyor. Hafiza ile ilgili yapılan çok ilginç bir medikal araştırma bunu kanıtlıyor. Peki bu ne anlama geliyor?

Bu demek oluyor ki, görüşme sürecinde gösterdiğiniz performans önemli. Bundan daha önemlisi ilk 10 saniyeniz ile görüşmeden çıkmadan once ki sohbetin nasıl geçtigi de etkin rol oynuyor. Pozitif bir izlenimle başlamadığını düşündüğünüz bir görüşmeyi, süreç içersinde doğru yönetebilirseniz ve görüşmeniz bitmenize yakın işvereni pozitif bir izlenime , insan hafızasında kalan, bu 1 saatlik görüşmenin ortalama olarak kişide bıraktığı intibağ oluyor. Öyleyse, yapmanız gereken, görüşmenin gidişatının üç aşağı beş yukarı istediğiniz tad içerisinde dönmesi için çaba göstermenizdir.

Odak Noktanızı Belirleyin.

Genellikle iş görüşmelerinde sizden tecrübelerinizi anlatmanız istenir. Bunu yaparken güçlü olduğunuza inandığınız en fazla 3 yönünüze ve bu yönlerinizin güçlü olduğunu gösteren somut örneklere odaklanın. Hayat hikayeleri güzeldir ama genellikle yeni mezunlar bu işin başında olduklarında, hikayelerini anlatmakta zorlanabiliyor. Bu öneriyi aklınızda tutun ve hikayenizi güçlü yönleriniz üzerine odaklayın.

Yorum yapmak için

Devamı >>

Annelik Kadını 2. Sınıf Kariyer Kadını Mı Yapıyor?

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
04 Jan 2011

Kadınlar profesyonel iş dünyasında yer edinebilmek için uzun çabalar verdi. Bunu yaparken, kendi tarzlarını kullanmaktansa, erkeksi davranışları modellemeyi tercih etti. Yeri geldiğinde, kadınsı özelliklerini öne çıkartmaktan da çekinmedi. Dragons’ Den isimli yarışmanın Ingiliz versiyonunu seyredenler Deborah Maeden’in konuşma tarzı, duruşu, soru sorma biçimine baktığında sert, bazen kaba, taviz vermeyen hatta narsistik kişilik özelliklerini de taşıyan bir yapıya sahip olduğunu gözlemlemektedir.

deborahmeaden_2010Işe alımlarda günümüzde hala kadınlara evli ya da bekar olup olmadıkları sorulmakta. Evli değillerse, erkek arkadaşlarının olup olmadığı, evliyseler, çocukları olup olmadığı sorgulanmakta. Erkekler bu sorgulamaları yaparken, erkeksi kadınlar da bu sorgulamaları kabul eder oldu. Kabul etmediyse, organizasyonların bu alanda gelişmesine katkı sağlayacak gücü sergilemekte yetersiz kaldı.

Bir kadın çalıştığı dönem içerisinde hamile kaldıysa, kariyer yolu ya kapatılmakta ya da yavaşlamakta. Bu durumda ki kadınlar da ister istemez işlerine istedikleri kadar zaman ve düşünce gücü ayıramadıklarından, aslında kariyerlerinin yavaşlamasının normal olduğunu bilseler de, statü endişeleri hırslarını kuvvetlice kamçılamakta.  Cocuğu her hastalandığında işten izin alan, evle ilgili durumlarda iş zamanını kullanmayı “doğal” ve “olması gereken” olarak kabul eden kadınlar, iş yerinde diğer çalışma arkadaşlarının da dikkatini olumsuz yönde çekerek “haksızlık” hissini kuvvetlendirdi. Her ne kadar anlayışlı davranmaya çalışsalar da, çocuğu olan kadına karşı içten içe rahatsızlık duyulmakta. Calışan anneler genelde çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmek istese de iş ortamından uzak kalmayı göze alamıyor.

Kariyer hırsı olan kadınlar Anneliği ikinci sınıf bir meslek olarak görüyor olabilirler mi?

Günümüzde, çocuk sahibi olan kadınların işe hiç ara vermeden çalışmaya devam etmeleri, statü endişelerinin bir parçası mı?

Kariyerleri uğruna müthiş bir çaba harcamaya razı olan kadın, çocuğu için aynı zamanı ayırmayı neden tercih etmemekte?

Bir anne çocuğuna neden kariyer için verdiği zamandan daha az zaman ayırmayı tercih etmekte?

Cevaplar genelde şöyle geliyor kariyerli annelerden: (çalışmak zorunda olmayan kadınlar dikkate alınmıştır)

1. ara verdikten sonra iş bulmakta zorluk,

2.iş hayatına ara vermek ünvan ve para kaybı demek

hatice_karadagHatice Karadağ, “Domestik Haller” isimli sergisinde, bu konuları işliyor. “Ev emeği toplumun ayakta kalmasını sağlarken, nasıl oluyor da değersizidir” diyor Karadağ.

Kadının gözünde annelik, kariyerinin yanında götürülebilecek bir durum mudur? Eğer değilse, ev kadını olmak neden hem kadınlar hem de erkekler tarafından değersizleştirilmektedir?

Kariyer, çocuk ve aileyi bir arada yaşatacağına inanan kadınlar bu üçüne gerçekten sahip midirler? Yoksa, dış dünyaya verilen bir mesaj mıdır bu?

Amerika’da yapılan bazı araştırmalar, Times dergisinin haberine göre, bekar, çocuksuz ve 30 yaşın altında ki kadınların, benzer şartlarda ki erkeklerden daha fazla para kazandığını ve kariyerlerinde yükseldiğini gösteriyor. Bu trendin dünya çapında bu şekilde olduğu da söylenmekte. Bunun da ötesinde, bu demografikten bağımsız olarak, kadınların üst düzey yöneticilik gerektiren yüksek maaşlı pozisyonlarda erkekleri geçtikleri de belirtiliyor.

economist

Kadınların yükselmeleri ayrıca artık daha fazla kadının iş dünyasında olması ve eğitim seviyelerinin erkeklerden daha yukarı olmalarından da kaynaklanıyor. Kadın tüm bu yükselişleri sağlarken, erkeğin rolünü dahi üstlenirken, erkeklerse kadının rolünü üstlenmeyi tercih etmemekte. Hem kadın hem erkeğin çalıştığı evlerde, erkek kadından daha fazla kazanıyorsa, ev işleri daha yoğun olarak kadının üzerinde kalmakta. Kadının maaşı yükseldikçe de , evlilik kurumu zorlanmakta. Bu araştırmaya göre, kadının maaşı arttıkça erkek evde yardımlaşmadan kaçınmakta ve roller geleneksel hale dönüşmekte. Durum böyle olunca, evde rol karmaşası kaçınılmaz oluyor: Türkiye’de evliliklerin %40′ı, ABD’de %50′si boşanma ile sonlanmakta. Bu rolde olan çiftlerin bu önerilere göz atmasında fayda var.

“Iş kadını-çalışan anne” mesleğini, “annelik” mesleğine tercih eden kadınların sayısının yükseliyor olması sosyal bir değişimi de beraberinde getiriyor. Zeki ve başarılı kadınların anneliği tercih etmesi toplum tarafından küçük görülmeyle sonuçlandığından, kadınların yükselen bir kısmı, kariyere daha fazla öncelik veriyor. Bu çocuk yapmayı geciktirmek şeklinde olabildiği gibi kariyer için daha uzun saatler ayırmak anlamına da geliyor.  NY Times’ın haberine göre, evliliği ve çocuk sahibi olmayı geciktirenlerin daha stres dolu yaşamlara sahip olduğunu söylüyor. Yani kadın ya aile kuramıyor ya da çalışan annenin, her ne kadar kalbi ve hormonları önce anne olduğunu söylese de, önce çalışan sonra annelik yapan durumunda hayatına devam ediyor.

Kadınlar bu hızda devam ederse, Avustralya örneği gibi, işkadını “baba” rolünü, baba ise “ev kuran” rolünü üstlenmeye başlayacak. Cünkü iş dünyası, çalışan annelere uygun ortamlar yaratmak için pek de çaba harcamıyor. Kadınların bulundukları iş ortamını (ve kendilerini) erkeksilikten dişiliğe doğru değiştirmesi, istatistiksel verilere göre erkeklerden daha iyi seviyelere gelmeye başlayan kadınlara sunulmuş bir fırsattır. Eğer bu fırsatı iyi kullanırsak, annelik günümüzdeki “2. sınıf iş kadını” nosyonundan sıyrılıp, hak ettiği övgüyü ve arzu ettiği iş-aile hayatını geri alabilecektir. Harvard gibi dünyanın en prestijli MBA okulları, başvurularında artık kadınlara öncelik vermeye başladı: Belki şirketlerin de bu az ama öz örnekten ilham almasının zamanı geldi.

Yorum yazmak için

Devamı >>

“Worried Well”: Mutluluk, Sağlık, Iyi Yaşam ile Aklımızı Bozmak!

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
10 Dec 2010

Dr. David T., Counseling Psychology Master programımın en zorlu profesörlerinden. Bir türlü yaptıklarımı beğendiremiyordum. Sürekli daha iyisi diye tutturuyordu. Iyi de oluyordu tabi. Dersimiz “Psychopathology” yani psikolojinin ruh hastalığını inceleyen dalıydı. Nöroloji, fizyoloji, anatomi, biyoloji, tıp, psikiyatri gibi farklı disiplinlerde araştırmayı gerektiren bir dal bu. Birgün Dr. David skype ile telekonferans yapmak istediğini söyledi ve sevinsem mi üzülsem mi pek emin olamadım. Görüşmemiz benim açımdan tek kelimeyle mükemmeldi ve dersi 94 puanla bitirmeyi başarmış olmaktan da gayet memnundum. Bu telekonferansın bana en büyük faydası yeni bir terimle karşılaşmak oldu aslında. “Worried Well”.

Ozellikle 30′lu ve 40′lı yaşlarında kişilerin mutluluk, iyi yaşam, sağlıklı yaşam ile kafayı bozduklarını düşünmeden edemiyorum. Bunun doğal bir döngü olduğunu da söyleyebiliriz belki…

Yaş icabı hayatta yapmak istediklerimizde geç mi kalıyoruz?

Arkadaşlarımız ve tanıdıklarımız bizden daha mı mutlu?

bahari-beach-strandseiteEt, süt, yumurta sağlıksızmış? Vejeteryan ve ciğ (modern tanımıyla “canlı”) yemekler mi yesek?

Amerika’da yaşadığım yıllarda, buradaki insanların mutluluk ve huzuru hayatlarının odak noktasına koyduğunu düşünüyordum, ama sebebi, hayatta çok fazla zorlukla uğraşmak zorunda kalmamalarıydı. Herşey mükemmel ve tıkır tıkır işliyordu. Uğraşacak tek şey fazla tıkırtı olup olmadığı, alt komşunun sigarasının dumanı üst kata hafifçe sızmış olabileceğiydi…Tüm bunlar, kişisel alanlarına, sağlıklı ve mutlu yaşamlarına bir tehdit gibiydi. Her sistemin bir yararı bir de zararı var, degil mi?

Sağlıklı ve hayatı yolunda olan insanların sürekli endişe ve korku ile kendini yiyip bitirmesi, “kendimle yarışıyorum, başkalarıyla değil” masalı ile sürekli daha fazlasına ulaşmak istemesi, işte bizleri worried well grubuna sokuyor.

Worried Well grubuna girenlerin istedikleri mutlu ve huzurlu yaşamı elde etmelerinde 2 faktörün önemli olduğunu düşünüyorum. Bu faktörler zaman zaman hepimiz için zor.

1- Karar vermek/Seçim yapmak

2-Yaptığımız seçimleri kabul etmek

Seçim yapabilmek için önce seçeneklerimiz olması gerekiyor. Seçeneklerimiz olduğunda da birini seçmek gerekiyor. Barry Schwartz’a göre fazla seçenek bizleri mutsuz ediyor çünkü seçim yapmayı gücleştiriyor. Oysa, pazarlamanın CRM bazlı olduğu günümüzde, tüm seçeneklerin kişiselleştirildiği bir dönemde, bu paradox insanın kendini bilerek veya bilmeyerek içine attığı bir durum.

Yaptığımız seçimleri kabul etmek, dönüp,”acaba diğer seçenek daha mı iyiydi” diye kendimizi yiyip bitirmemeyi beraberinde getiriyor.

Karar vermek ve aldığımız karar doğrultusunda ilerlemek her zaman kolay olmayabilir. Yine de, alınan her karar, bizim için beklediğimiz faydayı sağlamıyorsa, yol ortasında değiştirilebilir.

Takıntılı yaşam ise sanıyorum iyi yaşamın önündeki engellerden birini oluşturuyor. Sürekli mutlu olup olmadığınızı düşünmek, sürekli doğru beslenip beslenmediğiniz hakkında endişelenmek, sürekli istediğiniz hayata sahip olup olmadığınız konusunda tereddütler yaşamak yerine, hayatta “hareket etmeyi” denemek iyi bir seçim…

Sebebi ise, “pop kültür” tarzı haberleri dergi, kitap ve gazetelerde yayınlayanların en temel özelliği, önce korkuyu hissettirip, çareninse, onların size sunduğu çözümlerde olduklarına ikna ediyor olmaları.

Hareket etmekten kastım şu: hayat sadece mutluluk ve huzurdan ibaret olsaydı, hepimiz sıkılırdık. Yaptığımız işlerde gelişmemizin en büyük sebebi, sürekli bizi rahatsız eden bir konunun olması aslında. Hayatlarında rahatsızlık hissetmeyenlerin, gelişım ve değişim için fazla bir çaba göstermedikleri kesin.

Günümüzde, bir genç 32 yaşına gelmeden 9 iş değiştiriyor. Bunun mutlu olmamakla bir alakası yok, kişinin hedefleri doğrultusunda arayışnı gerçekleştirirken yaptığı yolculuğun bir yansıması. Günümüzde şirketler Y kuşağından şikayetçi “sık iş değiştirdikleri için” ancak onlar da bir şirkette 20 yıldır çalışan “mutlu verimsizler”den şikayetçiler “statükoyu korumakla meşgul oldukları için”.

Hareket etmek, aynı zamanda seçim yapabilmek için alternatifleri deneyebilmektir.

Günümüzde mutlu yaşam, istediğimiz herşeye sahip olabildiğimiz bir yaşam olarak veriliyor. Reklamlar, fotoğraflar, yazılar ve hikayeler… Oysa hayatta hiçbirimiz istediğimiz herşeye sahip değiliz. Ustelik, mutlu olmak için Maslow’un piramidinin tepesine çıkmak için insanlık son 20 yıldır sanki daha fazla uğraşıp duruyor. “Kendini gerçekleştirme” en önemli unsur olarak gösteriliyor. Bu noktaya ulaşamadıkça da mutsuzluğumuz artıp duruyor. Kendini gerçekleştirmenin ne demek olduğunu ve nasıl hesaplanacağınıysa henüz kimse tam olarak bilmiyor. Yinede bilinmeyene yolculuk sanırım “challenging” olduğu için bunu denemeye değer buluyoruz. Yani, mutlu olmak için “zorlukları aşmayı” seçiyoruz. Ilginç değil mi?

Devamı >>

Ekolojik Ayak Izinizi Azaltma Hedefiniz Var mı?

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
08 Dec 2010

Kurumsal Sosyal Sorumluluk süreçlerinden iyi anlayan şirket yönetimleri, karbon ayakizi azaltımı için hedefler koymaya ve uygulamalar yapmaya başladı bile. Bu çalışmayı en ses getirecek şekilde hayata geçirenlerden biri Akbank oldu. Az sayıda da olsa, bu tür çalışmaları başlatan şirketler mevcut.

Insanoğlu enteresan. Konu şirketler olunca, bazen acımasız olabiliyoruz. “şirketlerden beklentimiz” çok yüksek. Ozellikle şirket finansal olarak da güçlü ise, zaman zaman yerden yere vurmak için şirketin her adımından bir sorun yaratmaya hazırız. Oysa, unuttuğumuz çok önemli bir konu var: o da şirketleri yaratanların çalışanlar olduğu…yani bizler…

Kurumsal Iletişim departmanları tarafından ele alınan ve binbir zorlukla sürece konmuş olarak işletilmeye çalışılan Kurumsal Sosyal Sorumluluk çalışmaları bana kalırsa önemli bir noktayı atlıyor.

O da beklentilerin şirket faaliyetleri üzerinde olması ama bireye ucunu henüz çok da fazla dayandırmaması. Oysa, bireyin düşünce ve tutumu, şirketleri teşvik edecek en önemli unsurdur. (Artık MBA programlarında gönüllü olarak STK’larda çalışmak bir önşart.)

Yani, şirketlerin CO2 azaltımları konusunda çalışması harika elbet.

Peki, bireysel olarak ekolojik ayakizimizi azaltma konusunda neler yapıyoruz?

Iş dünyası, güçlü ve zengin olmak isteyen kariyer insanlarıyla dolu. Peki sorumlu kariyer insanları yetiştiriyor muyuz? Işe alım politikalarımız arasına adayın kişisel hayatına saldıran sorular yerine, ne derece sorumlu bireyler olduklarını öğrenme çabası gösterebiliyor muyuz? (Bu kurumsal itibarı yükseltecek önemli bir nokta)

Pazarlama ve reklam sektörüne büyük bir tutkuyla atılıyor ama yarattığımız kampanyaların sorumluluğunu hissederek hareket edebiliyor muyuz? Satış ve prim almak pahasına her yol müstahaktır mı diyoruz? Yönetimleri doğru yöne hareket etme konusunda yönlendirmeyi sorumluluğumuzun bir parçası olarak hissediyor muyuz?

Ekolojik Ayakizinizi ölçmek için WWF güzel bir test yaratmış. Ekolojik ayakizi ile ilgili detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz. Ayrıca, WWF, yapabilecekleriniz konusunda güzel bir çalışma yapmış. Buradan öğrenebilirsiniz.

Birey olarak kendi üzerimize düşeni yapabiliyorsak, şirketleri de geliştirebiliriz. Orneğin, Alphan Manas‘ın arasıra toplu taşıma araçlarını kullandığını okumuştum. Başarılı bir rol model. Liderlik dediğimiz şey sadece iş alanı yaratmakla değil, aynı zamanda örnek teşkil etmekle kazanılıyor.

Daha güçlü ve daha zengin bir dünya,  kendine ve içinde bulunduğecological_footprintu dünyaya sorumlu bireylerle mümkündür.

1999 yılında başlatılan CittaSlow akımını öğrenmek için

Slow Movement akımı ile ilgili bilgi için.

Devamı >>

Cocuk da yaparım. Kariyer de. Oops, Kocam Nerede?

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
04 Dec 2010

Günümüzün modern, eğitimli ve hırslı kadınları bu işi başardı gerçekten. Hem çocuk yapıyor hem de kariyer yapıyorlar. Hatta bazıları, çocuklar olduktan sonra 3-4 yıl ara verip, evde çocuk bakıyorlar. Işe döndüklerinde, kayıp yılların hırsını çıkarırcasına çalışmaya başlıyorlar. Eminim her iş ortamında bir örneği vardır.

Modern ve eğitimli kadınlar bunu becerdi. Ancak galiba süreçte atlanan bir durum var.

O da çocuk + kariyer – eş=?

Boşanma oranları yılda 200 binleri buldu. Evlilik oranları yılda 600 bin civarlarında.

Kişinin kendine dar açılı hedefler koymasının ve sosyal baskılara maruz kalmasının zararlarına iyi bir örnek diye düşünüyorum.

Hedefiniz olsun ama her zaman gelişmeye, değişmeye, değiştirmeye ve hedeften dönerek yeni yön çizmeye de açık olsun.

Devamı >>

Yetenekli Olanı Delicesine Arayış

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
15 Nov 2010

kariyeryolculugu.com. Televizyon programları Yetenekleri arayan programlara sıkça yer verir oldu. Iş dünyası Yetenek avı peşinde koşturup durur oldu. Insan Kaynakları uzmanları ve yöneticiler, konferanslarda, demeçlerde hep aynı lafları söyler oldu- bazen kırılmış plak hesabı…

Insanların kafası karışık. Herkes “en” yetenekli olanı arıyor. Bir insanda aradığımız herşey olsun deniyor. Donanımlı olsun isteniyor. Herseyi yapabilsin… Aynı bir bilgisayar gibi: gerektiğinde tasarlasın, gerektiğinde çarpsın bölsün, gerektiğinde kitap yazsın, gerektiğinde dans etsin, şarkıda söylerse fena olmaz tabii.

Zaman bilgili olmak zamanı. Her telden çalabilmek zamanı. Hatta kısaca biraz “entel” olmak zamanı…

Onemli bir nokta var ki, yetenek dediğiniz şey, zamanla sizi yetenekli yapıyor. Doğuştan da yetenekli olsanız, yeteneği sonradan da kazansanız, bir alanda ben uzmanım diyebilmek için sadece zamana, yani o konu hakkında yılları ve alın terini devirmeye ihtiyacınız var. Yeteneği ortaya çıkartan, üzerinde ne kadar yoğunlaştığınız ve fırsatları ne derece değerlendirdiğinizdir. Her bir yetenek için benzer zamanı verebilmek demek, çok ama çok çalışmak demektir.

Benim favori bir liderim var, yakından bildiğiniz, Steve Jobs. Jobs, mükemmelliyetçi yapısı, memnuniyetsizliği, çıtayı sürekli yukarıda tutmak çabasıyla insanları bunaltması ile bilinir.  Iyi yanlarını zaten biliyorsunuz. Jobs’ın bir dolu yeteneği var ama onu öne çıkartan, gönülden tutkuyla bağlı olduğu tasarım aşkı. Tasarımı, kullanıcı deneyimi ile birleştirebilme yeteneği ile öne çıkıyor Jobs. Farklı yeteneklerini farklı zamanlarda ve yerlerde, yeri geldiğinde kullanıyor, ama Jobs dediğinizde Apple’ı yaratması ve baştan yaratması akıllara kazınmış durumda. John Sculley’nin Jobs ile ilgili bu röportajını mutlaka okumanızı öneririm. Burada yetenek adına çok önemli ipuçları bulacaksınız.

Günümüzde nedense yetenek denince hep “teknoloji, sanat, müzik, pazarlama, satış, finans” gibi konular akla geliyor. Yetenek sadece bu düzlem üzerinde şekilleniyor. Sonra da kişilik tesleri yapılarak, adayların kişiliklerinin işe uygun olup olmadığı “güya” tespit ediliyor. Ya etik ve sorumluluk iş dünyamızda ne derece aranan nitelikler arasında yer alıyor?

Hepimiz kendimize dönüp bir bakalım.

Kişilik testi yaptırmak, bir araç ve bir iş yapıyorum demenin göstergesi günümüzde. Hangi yönetici, kurumunu sorguluyor bu uygulama ne kadar etik ve sorumlu şirket anlayışı içerisinde ele alınıyor diye? Kaçımız 20 yıl öncesinin eskimiş tekniklerini aşmış ve modern, çağdaş uygulamalarla düşünüp, davranıp bu yönde hareket edebiliyoruz?

Bir çok üniversiteli, günümüzün popüler mesleklerinden olan reklam ve pazarlama aşkı ile iş hayatına atılıyor. Tonlarca pazarlama blogu yazılıyor, hepsi birbirinden muhteşem fikirlerle dolu. Sirketler tonlarca bütçeler harcıyor bir ürün müşteriyi çeksin diye. Kaçımız yaptığımız işte toplumsal ve bireysel sorumluluklarımızı göz önünde tutuyoruz? Kaçımız kar ve pazar payı uğruna hareket ederken yönetimleri etik ve sorumluluk sahibi iş anlayışları üzerine yönlendirmeyi bir sorumluluk sayıyor, bu konuda çaba sarfediyoruz? Kaçımız kariyerimizde yükselmek pahasına, etik olmasa da yükselmek uğruna harekete devam etmekten vazgeçmiyoruz? Küresel ısınmayı önlemenin, sadece elektirikleri az yakmaktan ibaret olmadığını, projelere sponsor olmakla işin bitmediğini, konuyu yüzeyden değil, kökünden düşünerek ele almanın önemini ne derece düşünüyor, benimsiyor ve bu bağlamda hareket ediyoruz?

Yeteneklerinizi geliştirin. Zaman bilgi zamanı. Herşeyden anlamak zamanı. Sürekli gelişiyor, öğreniyor, ilerliyor olmak zamanı. Zaman, keşfetme zamanı. Hayatı, kendimizi ve dünyayı keşif sırasında, yaptıklarımız ne kadar etik, ne kadar sorumlu diye de düşünmek zamanı. Yeteneğimizi kullanırken iki kere düşünelim; ticaretimizi etik bir anlayışla, reklamımızı sorumlu bakış açısıyla, yönetimimizi “insan” olduğumuzu hatırlayan ve en önemlisi birbirimizden hiç de farkımız olmadığını görebilen bir bilinçle değerlendirerek hareket ediyormuyuz diye.

Yetenek, ancak etik değerler ve sorumlu davranışla birleştiğinde dünyaya hayat, tutkularımıza bereket katar.

Devamı >>

Geleneksel Yönetimler E-ticaret’e Karşı

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
31 Oct 2010

kariyeryolculugu.com

Henüz şirketlerin bir çoğunun e-ticaretten sınıfta kaldığını söylememiz pek de yanlış olmaz. Gözlemlediğim kadarıyla e-ticareti anlayan ve en iyi uygulayanlar gençler, genç yönetimler, ruhu genç olanlar ve trendleri takip edebilme yetisine sahip olanlar. Örneğin Nevzat Aydın bunlara güzel bir örnek. Yemeksepeti.com ile e-ticaretin dokusunu değiştirdi. Bir de geleneksel şirketlere bakalım. Örneğin Koç grubu şirketlerinden Migros’un www.kangurum.com.tr gibi ilginç bir denemesi var yıllardır dönüştürmekte geciktirdiği…strawberryLogo_fatmanur_erdogan

Sabah gazetesinde bugün kozmetik sektörünün Hong Kong merkezli Strawberrynet.com şirketine ateş püskürten açıklamaları var. Ateş püskürtmelerinin sebebi, şirketin Türkiye’den sipariş cirosunun Türkiye’nin toplam sektör cirosunu tek başına alt etmiş olması. Kurumsal Iletişim, yani kendi uzmanlık alanımdan konuya baktığımda, sektörün kendi kendisini bu PR çalışmasıyla ayağından vurduğunu söylemeden edemiyorum. Böyle ciddi bir hatanın yapılabilmesi akıl almıyor ama neden böyle bir PR’ın çıkmış olduğunu da çok iyi tahmin ediyorum. Şeref Oğuz’un yorumları ise tam yerinde.

Strawberrynet.com şirketini yerden yere vuran Tekin Acar, Erkul Kozmetik ve diğer sektör üyeleri belki de şuna dikkat etmeli:  ithal et-sat mantığından uzaklaşmanın zamanı geldi de geçiyor bile.  Sektöre yatırım sadece fiziksel dükkanlarla sınırlı değil. Sanal dünya, tüm hayat döngüsünü değiştirdi. Gelecekte, daha fazla insan ofis ortamına gitmeden çalışıyor olacak. Daha fazla insan hayatını online olarak geçiriyor. Satın alma alışkanlıkları, okuma-öğrenme alışkanlıkları, arkadaş edinme, paylaşma alışkanlıkları iletişim araçları sayesinde büyük bir dönüşüm yaşadı. Türkiye’de bu dönüşümü son 5 yıldır yakalamış durumda. Birçok sektörde aynı şeyi görüyorum. Geleneksel olana bağlılıktan kurtulamama sendromu adını veriyorum buna. Sorun üst yönetimlerin gelişen teknoljilerden uzak olması, ve ona yakın olanlardan öğrenmekte direnç göstermesi olabilir mi? Yeniliklere bu derece açık bir genç kesim ile gelişen Internet teknolojilerindeki yeniliklere daha uzak olan yönetimler Türkiye’nin inovasyon atağında öne çıkmasına engel olabilir mi?

Örneğin, Türk kozmetik sektörü son 10 yılda ne geliştirdi? Ne değiştirdi? Inovasyon bu sektör içinde geçerli mi?

Kozmetik sektörü, girişimci, yeniliklerden anlayan, eğitimli ve fırsatlar için can atan bir dolu gence ulaşmayı denese fena mı olur? Strawberrynet.com gibi şirketleri yerden yere vurmaktansa onlardan daha yenilikçi ve girişimci atılımlarla dünyaya kendini göstermeyi hedef alsa nasıl olur? Örneğin, Hong Kong gazetelerinde “Tekin Acar bizi alt ediyor” haberini görselerdi acaba sevinmezler miydi?

Bakış açımız bizi ya ilerletiyor ya da deviriyor.

Devamı >>

London Business School Facebook’da Ücretsiz MBA Sunuyor.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
30 Oct 2010

kariyeryolculugu.com

Open Courseware hareketini başlatan Massachussets Institute of Technology, lisans ve yüksek lisans programlarını tüm dünyaya açtı. Günümüzde 200’ü aşkın üniversite bu program dahilinde derslerini -online olarak- öğrenmeye gönüllü bizlere açıyor.

Şimdi bu çalışmanın bir adım ötesine geçildi. London School of Economics, Facebook üzerinden MBA programı sunuyor. Derece alabilmek için sınavlarına girmeniz gerekiyor ve başvuru yapmanız şart. Ancak üniversiteyi ve derslerini beğenip beğenmediğinizi test etmek isterseniz, işte ideal fırsat. Üniversitelerin bu noktaya gelmeleri müthiş olumlu. Bu ne kadar büyük bir özgüven, ne kadar yaratıcı ve geliştirici bir yaklaşımdır. Bu programları takip etmenizi öneririm. Su ana kadar en fazla beğenerek izlediğim dersler Stanford University’den

Artık herkes üniversite mezunu olabiliyor. Eskiden lise diploması iş kaptırırken, artık üniversite diploması dahi neredeyse yetersiz kalmaya başladı. Öyle ki, iş alabilmek için MBA’li memurlar üretmeye başladık. Yakın bir gelecekte, iş kapabilmek için PhD isteniyor olur tahmin ediyorum…fatmanur_erdogan_mba

Bu girişimlerde şunu görüyoruz: artık hangi okulda ne okuduğunuz pek de önemli olmayacak. Bilginin, üniversitelerin, profesörlerin, iş dünyasının bu kadar açık olduğu bir ortamda kim ne kadar öğrenir ve öğrendiğini ne derece uygulayabilirse, o derece değerli olacak… Bir de, üniversiteler büyük çoğunlukla şirketlere “memur” yetiştirmek üzere değil, yarattıklarıyla şirketlere hizmet sunabilecek beyinlere hitap ediyor olacak… Yaratıcılikla birleştirilmiş girişimcilik yükselecek…

Photocredits: gettyimages.com

Devamı >>

Buluş ve Yaratıcılıkla Birleştirilmiş Girişimcilik Geliyor.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer
27 Oct 2010

Girişimcilik basit bir anlatıma sahip değil. Girişimci olabilmek için sanılanın aksine mutlaka dışa dönük” olmanız gerekmiyor. Dışa dönükseniz, belki işiniz daha da kolaylaşıyor, ama gerek şart değil. Girişimcilik cesaret istiyor; yani, korksanız da konuların üzerine gidebilme azminizin olması gerekiyor. Girişimciler, inandıkları işler doğrultusunda fedakarlık yapmaktan çekinmiyor. Yoktan var edebiliyor, problem çözmede farklı bakış açıları geliştirebiliyorlar.  Düşünceleri ortalamanın dışında ve yaratıcı olduğundan, çoğunluğun görmekte zorlandığı, anlamakta direndiği, harekete geçirmekte çekindiği konuları aksiyona çevirmekten vazgeçmiyor.

sadeg_faris_fatmanur_erdoganTürkiye’de artık yükselen bir girişimcilik anlayışı var.  Buradaki girişimcilikten kastım, buluş ve yaratıcılıkla birleştirilmiş bir “girişimci” anlayışı…

Dünyaca ünlü girişimci ve mucid Dr. Sadeg Faris’i geçtiğimiz haftalarda Istanbul’da dinleme fırsatı bulanlar, konferanstan çıkıp işe dönmek için sabırsızlandı sanıyorum. Zira, 2009 yılında New York’da yılın mucidi seçilen Faris’i dinleyip etkilenmemek mümkün değildi.

Faris, bildiğiniz dogruları yıkan, ezber bozan bir kişilik.  Girişimcilerin yakındıkları bir takım sorunlar vardır ya, hani bunların en başında gelen “kapital” sorunu vardır. Yetimhane’de büyümüş olan Faris, kapitalini kendi yaratmış. “Fayda yarattığınızda, aranılan olursunuz” diyen Faris, son zamanlarda dinlediğim en önemli konuşmacılar arasında yer alıyor.  Problemlere çözüm bulurken ki yaklaşımı “Indigenous solutions to problems” olarak tanımlıyor; ben bunu “ortamın özelliğine uygun çözümler” olarak tercüme ediyorum. Beni müthiş etkiliyor bu basit cümle. Kopya-yapıştır düşünce sisteminden uzaklaştıran, yaratmaya odaklanan ve bunu yaparken içinde bulunduğun koşullara odaklanmanı öneren bu sade tanım ne kadar da can alıcı.

Değişimi ve gelişimi getiren yöneticilere baktığımızda, kesinlikle ortalamanın dışında hareket etme yetisine ve güvenine sahipler. Faris’e göre Türkiye kendi kendini kolonize etmiş bir ülke. Yaratmaktan, değiştirmekten, dönüştürmekten henüz çok uzakta.

Faris’i örnek alacak olursak, UC Berkeley’de okumak üzere kazandığı burs, hayatını bir anlamda değiştiriyor. IBM’de çalışmaya başladığında, şirketin olanaklarından faydalanarak girişimciliğini ve inovatif bakış açısını şirketin yararına kullanıyor.  Şirkete 7 adet Invention Achievement Award kazandırıyor ve Yılın Mucidi seçiliyor. Hak etmek için hizmet edin misyonuyla yol alıyor. Kendi şirketini kurma sebebini bilmesem de, yapabilecekleri konusunda daha fazla “karar sahibi” olmak istemesi sebeplerinin arasındadır diye düşünüyorum.

Türkiye ekonomik ve politik istikrarsızlıkları dolayısıyla zor zamanları sürekli bünyesinde tutma eğiliminde bir ülke. Bünyemizse alışabilme, beynimiz de adapte olabilme yeteneğine sahip. Öyleyse, buluş ve yenilikçilik doğrultusunda atabileceğimiz girişimci adımlar için ekonomik ve politik istikrarsızlıklar bir sorun değil, etrafında rahatlıkla dolaşabileceğimiz veriler olarak kalsın. Azim ve kararlılıkla ilerlerken, “acaba başarılı olacak mıyım?” sorularına kendinizi maruz bıraktığınızı farkettiğinizde, bunun doğal bir süreç olduğunu farkedin. Etrafınızda duran her başarılı insan, önemli olduğuna inandığı kararları hayata geçirirken,  hafif bir endişe, hafif soru işaretleriyle dolu zamanlardan geçer. Onların diğerlerinden en önemli 2 farkı şudur: Biri, korku ve endişelerini yaşar ama dışarıya fazla hissettirmezler, çünkü yaptıklarına olan inançları daha kuvvetlidir. Ikincisi, endişe duydukları halde ileri adım atmaya devam ederler. Adına cesaret dediğimiz şey, işte böyle oluyor.

Devamı >>

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL
E-posta
KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası