Delege Etmek, Size Zaman Kazandırır. Yaratıcılığınızı Kamçılar.

liderlik, yönetim 1 Comment »

Yöneticiyseniz ve delege etmek size bir şekilde zor geliyorsa, bir süre sonra yerinizde saymak kaçınılmaz olabilir.

Genelde şirketlerde çalışanların yöneticilerinden en büyük şikayeti, yeteri kadar “anlamlı” işin kendilerine verilmemesi dolayısıyla kariyer adımlarında yükselmelerine destek olunmamasıdır. “Büyük işleri” yönetici yapar, küçük işlerle diğerleri uğraşır diyerek hareket ediyorsanız, sadece sizinle birlikte çalışanların kariyer yolunu kapatmıyor ama aynı zamanda kendi kariyer yolunuzu da kapatıyor olursunuz. Nasıl mı?

Çalışanlarınızı bir gün sizin pozisyonunuzu alabilecek şekilde yetiştirmek, büyük bir olgunluğu ve en önemlisi kendinden emin olmayı gerektirir. Kendimize ne kadar güvenli olsak da, bu değişimi uygulamaya geçirmek zaman zaman zor gelir. Sonuçta yapmaktan zevk aldığımız işleri paslamak, sevdiğimiz birinden ayrılmak gibidir. Seven insan, sevdiğinin en iyi şartlarda yaşamasını ister. O zaman sevdiğiniz işleri emin ellere bırakmak gerek.

Delege etmek, size zaman yaratır. Yeni projeler, yeni işler, yeni konseptler üzerinde çalışmanıza imkan verir. Yerinde saymaktansa, departmanınızı daha farklı noktalara taşımanız için fırsat verir. Çalışanlara “daha yaratıcı ve yeteneklerini kullanmalarını sağlayacak” projelerin ortaya çıkmasını sağlar.

Kariyerinizde yükselmek istiyorsanız, delege etmekten korkmayın. Delege etmek, hem çalışanlarınızın kariyer yolunu açacakdır hem de sizing yolunuzu…

Bookmark and Share

Grup Harmonisi Yaratmanın Etkin Bir Yolu

liderlik, kariyer, eğitim 2 Comments »

Almanya’nın Chiemsee gölünde psikolog bir yönetim danışmanı eşliğinde bir eğitime katıldım. Network yapma amaçlı ve liderliğinizi geliştirmeye yönelik bir eğitimdi bu.

Dünyanın dört bir yanından katılmış yöneticiler vardı.

Psikoloğun bizlere tavsiye ettiği—daha doğrusu toplantının kurallarının başında sıraladığı konuların başında gruplaşmanın kesinlikle olmaması ve her bireyi aramıza içtenlikle kabul etmemiz gerektiğiydi. Bu bilginin 2 günlük eğitimin en can alıcı noktası olduğu görüşündeyim. İnsanlar ‘hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları’ kişileri seçmekte ve gruplamakta oldukça hızlıdırlar. Bu da gruplaşmanın getirdiği ayrımcılığı, dedikoduyu ve sağlıksız bir rekabet ortamını doğurabiliyor. Oysa toplantının başından bu kuralı koymuş olmamız, birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmemizi ve birbirimizden öğrenerek, birbirimize destek olarak gelişmemizi mümkün kıldı.

Bu bilgiyi paylaşmak istememin sebebi, çalışma ortamlarında, proje gruplarında kutuplaşmaların yaşanabiliyor olması. Karakter çatışmalarının işin önüne geçebiliyor olması. Proje liderliği yapanların grup harmonisini sağlamak açısından bu kuralı akıllarında tutmalarının ve aynı hedef doğrultusunda ilerleme sağlamalarını kolaylaştırmasının etkin bir yolu…

Bookmark and Share

Liderler ve Sürüler

liderlik 3 Comments »

Liderlik üzerine birçok yazı yazılıp çiziliyor.

Liderlerin tipik özellikleri arasında toplumların genelinden farklı düşünebilme ve hareket edebilme özgüvenlerinin olduğunu görüyoruz. Bu aslında o kadar da kolay bir durum değil. Büyük cesaret gerektiriyor. Herkesin “evet” dediğine, dışlanma ihtimalinize karşı “hayır” diyebilmenizi ve hareket yönünüzü büyük bir dirence karşı bile olsa değiştirebilmenizi gerektiriyor.

Tanıştığim başarılı liderlerin hepsinin hayatı ‘zorluklarla mücadele” ile geçiyor. Onlar yapabileceklerine gönülden inanıyorlar. Insanların düşüncelerine önem veriyorlar ama sürüklenmiyorlar…kendi yollarının bir şekilde diğerlerinkinden daha iyi olduğunu “biliyorlar”. Belki de bu yüzden liderlerin narsistik özelliklerinin olduğu söylenir. Kimbilir…

Bu bağlamda Yankı Yazgan’ın Akşam Gazetesine yazmış olduğu “Sürüden Ayrılma” başlıklı yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sürüden ayrılma

Ülkemizde bireysellik, bir başka deyişle, kendi değerlerine ve görüşlerine, herkesinkine pek uymasa da, sahip çıkmak pek makbul sayılmaz. Sürüden ayrılanı bir tek bizim ülkemizde kapmıyor kurtlar aslında, kendimize haksızlık yapmayayım. Diğer yandan, “sürüden ayrılsam mı acaba?” düşüncesinin hissedilmesi bile, sürünün elebaşlarını da, sürünün sizin bizim gibi “düz” üyelerini de rahatsız etmeye ve kurt yapmaya yeter. Toplumun sürüklendiği yönde gitmeme biçimindeki bireysel duruşlar, topluma ters düşmeyi doğurur. Bu tip davranışlarda bulunanlar, en iyisinden, “kendini göstermeye meraklı”, “kendini bir şey sanıyor” gibi sözlerle karşılaşırlar.

Konu siyasi (toplumun hassas olduğu konularda alışılmış kabullerden farklı hareket etmek gibi ) ya da ulusal (örneğin, milli takımımızın durumu hk hoşa gitmeyecek yorum yapmak gibi) bir anlam taşıyorsa, içimizdeki irlandalı tipi ihanet suçlamaları peydahlanır. Her durumda, “susma” yönünde telkinlerle karşılaşırlar, uygun eylemler de takip eder. Toplumun kendisine uymasını beklediği kişiye en büyük yaptırımı “dışlamak” olur. Dışlamanın en kolay yollarından birisi, “yok saymak”tır. Yok sayılanların, kuşkunun tuzağına düşmeleri, kendilerini toplumdan kopartmaları bu süreci hızlandırır. Yakınlarda yayımlanmış ve ülkemizden çıkma bir araştırmanın sonuçları da bu gözlemle paralel. Bireyselliğin önplanda olduğu toplumlarda (örn. ABD) ise, toplumla koşulsuz uyum içinde olmayı hedef seçen, bireysel duruşlarından kolayca vazgeçenler, değişik ruhsal ve sosyal sıkıntılara düşebiliyorlar. Türkiye’de ise, toplumla koşulsuz uyumda olanlar ruh sağlığı açısından rahat ederken, toplumun geneline aykırı bireysel duruşu tercih edenler, kendini karmaşık ruhsal durumların içinde buluyor ( Kaynak: Caldwell-Harris ve. Ayçiçeği, Transcultural Psychiatry. 43:331-61, 2006).

Liderlerin bu farklı duruşlarının getirdiği başarıdan besleniyor olmaları onları motive ediyor. Liderlik bu kadar kolay elde edilebilir olsaydı, “creme de la creme” yaşamak herkese mahsus olmaz mıydı?

Bookmark and Share

Takım Oyuncusu Olmayı Abarttığımız Zaman

iş görüşmesi, liderlik, yönetim 1 Comment »

Her pozisyon müthiş bir takım oyuncusu aramaz. Bazı pozisyonlar başarılı yöneticiler yetiştirmek için açılır. Bu demektir ki, iyi bir takım oyuncusu olmalısınız ama takım liderliğine daha yatkın olmalısınız! 

Her yerde bir çeşit seminer var: Nasıl daha iyi takım oyuncusu olursunuz temalı! Bakıyorum da birçok insanın neredeyse beyni sulanmış ‘iyi bir takım oyuncusu’ olmak için. Ya takım liderliği? Bazıları takım oyunculuğu nosyonuna öyle bir kaptırmış ki, yapılan her iş ‘biz’ yaptık, başarılan her konu ‘biz’ hallettik oluyor. Seminerlerde teşekkür edilecek kişilerin sayısı kitaplık doldurur nitelikte… Hepsi ‘takım oyuncusu’ olmanın abartılmış getirileri. 

Takım oyuncusu olmak harika bir özellik ve başarı için gerekli.  

Abartılmadığı sürece. 

Şirketler sadece ‘uyumlu’ insanlar aramıyorlar. Ayrıca başarılı, takımlarını yönlendiren ve yönetebilen insanlar da arıyorlar. Yani takım liderleri de arıyorlar. Dolayısıyla başvurduğunuz pozisyonda aranan nitelikleri iyi anlamanız şart.  

Liderlerin önemli özelliklerinden bir tanesi ne zaman mütevazi olup ne zaman ‘kendilerini pazarlamaları gerektiğini’ çok iyi kestirebiliyor olmalarıdır. Lider insanlar yaptıklarının farkında olan insanlardır. Her mütevazılığın altında bir nedenin yattığına emin olabilirsiniz. Liderler başarılarını ‘yalın’ olarak dile getirmekten çekinmezler. Tabii, onların birçoğumuzdan farkı, bu yalınlığı nerede ve nasıl ifade etmelerini de çok iyi bilmeleri. 

Kısacası, iş görüşmelerinizde başvurduğunuz pozisyon liderlik vasıfları gerektiriyorsa, başarılarınızı tekil ifadeyle açıklamaktan çekinmeyin. Elbette, burada ifade tonunuz ve tarzınız da etkili olacaktır. Kendini beğenmiş algılanmak pek hoş olmaz. Başarınızı başarısızlık olarak gösterebilirsiniz yanlışlıkla. Ama doğru zamanda ifade edilen kişisel başarılar, iyi hazırlanmış bir kariyer hikayeniz sizi başvurduğunuz pozisyon için doğru aday yapabilir. 

Bookmark and Share

Lider bir CEO ile Birebir Çalışmak

liderlik, yönetim, kariyer, ceo 4 Comments »

Kariyerinizin bir döneminde CEO’ya bağlı olarak çalışmaya başlarsanız, bulunduğunuz pozisyonun bir önceki pozisyonlardan çok daha fazla yetenek, bilgi ve tecrübe birikimi gerektirdiğini kısa bir sürede fark edeceksiniz.

CEO’ya bağlı çalışmak, bir müdüre yada direktöre bağlı olarak çalışmaktan çok farklı. Bunların başında gelen en önemli farklılığın “çalışma disiplini” olduğunu söyleyebilirim.

Müdürünüz yada Direktörünüz ile projelerinizi detaylı bir şekilde tartışma imkanınız her zaman varken, bir CEO’nun karşısına projeye tamamen hakim olarak çıkmak zorundasınız. O’nunla projenin detaylarından ziyade “üst düzeyi ilgilendirecek” bilgileri paylaşmanız önemlidir. Bu da bir CEO gibi düşünebilmeyi gerektirir.

Bağlı olduğunuz yöneticiniz ile kişisel konularınızı tartışabilir, onlardan destek ve bilgi alabilirsiniz, ama bir CEO ile aranızdaki iletişim her zaman bir kat daha profesyonel olmak zorundadır. Bu, CEO’ların kendilerine direk bağlı olan çalışanlarla iyi iletişim kuramadıkları anlamına gelmez. Sadece iletişimin düzeyi ve boyutu farklı seviyededir: kısacası daha profesyoneldir, çünkü CEO’lar sizin özel hayatınızı ve iş hayatınızı mükemmel bir şekilde dengeleyip, organize edebiliyor olmanızı tercih ederler. Sebebi ise basit: başarılı insanlar başarılı yöneticiler ile birlikte çalışmak isterler.

Bir CEO ile çalışabilmek, “Yüksek Özgüven” sahibi olmayı gerektirir. Sürekli karşınızdaki insanların sizi onaylamasını tercih eden, başarıyla tamamladığınız bir işin ardından “ödüllendirilmeyi” yada “tebrik edilmeyi” bekleyen bir yapınız varsa, bir CEO ile çalışmanız oldukça zor olacaktır. “Üst düzey” yönetimle çalışacak bir kişinin kendi kendini motive edebiliyor olması, sorumluluk sahibi olması, çabuk yılmayan güçlü bir kişilik olması, güvenilir olması, hayat değerleri ve ilkeleri olması, hızlı ve etkin karar alması olmazsa olmaz şartlardandır. Standartlar epey yüksek gözüküyor öğle değil mi? Doğru. Bir CEO ile çalışmak, yüksek standartlara sahip olmayı gerektirir. Çünkü CEO’lar yüksek standartlara sahip kişiliklerdir.

Kendinizi tanıyor olmanız ve yönetim tarzınızın farkında olmanız görevinizde başarılı olmanızı sağlayacak faktörlerden bir diğeri. İnsanların büyük çoğunluğu “benzer” olmayı sever, çünkü benzerlik, kişilerin sizi daha kolay “kabullenmesini” sağlar. Ama ne varki, başarılı insanların hemen hemen hepsi toplumun genelinden farklılık gösteren bireylerdir. Dolayısıyla birlikte çalışmayı tercih edecekleri kişiler de kişilikleriyle, seçimleriyle, vizyonlarıyla, tarzlarıyla benzerlikten çok uzak kişiler olacaktır. Buda sizin çoğunluktan bir şekilde farklı olduğunuz ve dolayısıyla iş dünyasında daha dikkatli savaş vermenizi gerektirecektir.

Eğer sizde benim gibi şanslı olan kişilerdenseniz ve gerçek anlamda başarılı olan, lider bir CEO ile çalışmaya başlarsanız, kariyer yolculuğunuzun en önemli noktasına geldiniz demektir. Çünkü gerçek bir lider, her gün öğrenmenize imkan tanıyan, sizi kişisel ve profesyonel gelişiminizde özgür bırakan, size güvenen, hareketi ve sözü her zaman “bir” olandır. Eger sizde bir CEO gibi düşünmeyi becerebiliyor ve bir CEO gibi hareket edebiliyorsanız, birlikte çalıştığınız CEO, yolunuzu aydınlatacak en değerli ışık olacaktır.

Bookmark and Share