resim
Ana Sayfaya Dön


‘Pazarlama’ kategorisi için Arşiv

Hollywood’da Ünlü Olabilirdim. Belki de…

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Favoriler, Iletişim, Pazarlama, Yaratıcılık, Yetenek, Yönetim
05 May 2011

Hayatımın en güzel yıllarından bazıları Santa Barbara’da geçti. Hollywood yıldızı olmayı seçseymişim, şansımı zorlayabileceğim çok şanslar da elde etmiş olabilirim. International Film Festivalinde, Sean Penn’le tanışma, bir zamanlar epey bir hayranlık duyduğum Vince Vaughn ile uzun uzun bakışma fırsatım olmuştu. Tabii ben şaşkınlığımdan bakakalmıştım ama onun hayranlığından bana baktığına inanmak da işime gelmiyor değil.

1998’de evimde arkadaşlarla Oscar törenlerini seyrederken birden arabaya atlayıp, Oscar törenlerinin yapıldığı mekanlara uzanmaya karar verdiğimiz çılgın günleri seviyorum. Santa Barbara Los Angeles arası bir buçuk saatlik bir yolculuk. Kaliforniya’da araba kullanmaksa muhteşem bir duygu…Bir kartpostalın üzerine gördüğümüz ünlüleri yazmıştık; tam rakamını hatırlamıyorum ama 50 küsür isim vardı. Bunların arasında tam yanımdan geçen ve yeni çanta markasıyla ortalıkta dolaşan sevgili Monica Lewinski’de vardı.

Başarılı filmlerle adını duyuran Joaquin Phoneix ve ayakta durmakta zorlanan Courtney Love’da gözlerimize takılanlar arasındaydı. Oradan ayrılıp bir kulübe gittik, hepsinin oraya geleceği söyleniyordu. Ayakta durmaktan yorulunca, kulübe doğru yol aldık. Sadece Jay Leno yanımızdaydı. Diğerleri bizi ekmişti…

Bazılarını da konserlerde yakalama fırsatım oldu. Chris Isaak bunlardan biriydi. Sahne performansı bu kadar başarılı olan bir de Santana vardı. Santana her ne kadar Isaac kadar yakışıklı olmasa da karizması kızların Santanayla dans etme isteklerini pek de azaltmıyordu.

Chris Isaak’in sahne performansının başarısında önemli bir etken vardı. Yeteneği, sesi, gitarı bunlar zaten severek yapabildikleriydi. Performansını etkileyen en etkili faktörün parçalar arasında seyirciyle kurduğu diyalogdu. Ilginç ama çok gerçekçi. İçten, olduğu gibi, salonunda misafirler varmışcasına sohbet ediyordu. Seyirciyle yakaladığı bağ onu daha da coşkulu dinlememize neden oluyordu.

Devamı >>

CV Hazırlama Devri Geçti Mi Dersiniz?

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : CV, Iş arama, Network, Pazarlama
01 Apr 2011

“Hayatımda hiç CV yazarak iş teklifi almadım.”

Arada bir gazetelerde ve bloglarda bu tür cümlelere rastlıyoruz. Milyonlarca iş arayan arasında CV hazırlamadan, tanıdıkları vasıtasıyla ya da şansı yağver gittiği için iş bulanların olması elbette mümkün. Ama bakın, Türkiye’nin bir numaralı “headhunter” şirketinin sahibi Şerif Kaynar bile, 43 yaşında işinden atıldığı zaman CV yazmak ve iş başvurusunda bulunmak zorunda kaldığını söylüyor. Yani, CEO’da olsanız, networkünüz çok kuvvetli de olsa, iş bulmak için çaba sarfetmek gerekiyor.

Kendi işinizi de yapsanız, iş de arasanız “CV” yazmak durumundasınız.

Neden mi? Çünkü CV yazmak, insanın kendini tanımasını sağlar. Geçmişte neler yaptığını ve bunları nasıl yaptığını hatırlamasına yardımcı olur. Hatta “CV” yazmadan iş buldum diyenler de aslında bir şekilde CV yazıyorlar: farkları CV’lerini sözlü olarak iyi ifade edebilme becerilerinden kaynaklanıyor… Bloglar, vloglar ve diğer formatlar ileriki dönemlerde daha etkin bir rol oynayacak ancak şimdilik hala şirketler detaylı bilgi girişi olan softaware’lere yatırım yapmaya devam ediyorlar…

CV yazmanın amacı iş görüşmesi kaptırmaktır.

CV yazmak önce iş arayanları kendilerini tanımaya, ne istediklerini bulmaya, yeteneklerinin nerelerde olduğunu anlamaya ve nasıl bir işte yükselmek istediklerini farketmeye yöneltir. Bu yüzden CV yazmak faydalıdır. Hiç bir zaman kullanmak zorunda kalmasanız bile…

Devamı >>

Yaptığınız Işi Zevkli Hale Getirebilmek, Heyecan Ister.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Favoriler, Marka, Pazarlama, Sosyal Medya, Teknoloji, Yaratıcılık
17 Mar 2011

Eminönünde kahve satıyor olmak büyük bir çoğunluk için pek de gelecek vaad eden bir iş olmadığı gibi heyecanlı bir iş olarak da görülmez. Sonuçta kimse kahve satmak için dünyaya gelmiyor. Üstelik kahve satarak kazanacağınız gelirin de pek yüksek olmayacağı düşüncesi olayı daha da sevimsiz bir hale getirir.

Oysa hepimiz ilham almayı severiz. Ilham geldi mi coşarız. Benim sevdiğim bir duygu bu. Sırf bu yüzden seminerleri, konferansları kaçırmamaya özen gösteriyorum. Içim coştuğu zaman aklıma gelen binbir fikri hemen, o gün, mümkünse o anda hayata geçirmek için sabırsızlanıyorum. Aynı etkiyi konuştuğum insanlardan da alabiliyorum. Özellikle heyecanını yakalayabildiğim kişileri seviyorum.

Birkaç hafta önce, dünyanın en büyük şirketlerinden birinin Kurumsal Iletişim Direktörü ile sohbet ediyordum. Etkisi altından kurtulmak mümkün değil. Bir çok sebebi var. Önce, Türkiye’de sürdürülebilirlik konusunda böylesi bir bilgi birikimi, ilişki yönetimi ve stratejik zekası olan yöneticilere rastlamak henüz pek kolay değil. Bu konuda kendi bilgi ve tecrübelerimin benchmark noktasında olduğunu düşünürüm ama karşımda duran kişi stratejik boyutta “aşmış” bir noktadaydı. Böyle ilham verenlerle bir arada olmak, onları izlemek bana heyecan veriyor.

Onu etkili bir insan yapan konuyla ilgili bilgisinin ötesinde bir durumdu. Bilgisini nasıl aktardığı ve karşısında duran kişiyle nasıl ilişki kurmayı seçtiğiydi.

“Mesela, sıcak ve dost bir yaklaşımı seçmiş olması. Kesinlikle heyecanlı bir yapısı olmasıydı. Ünvanı ve yaptığı iş kişiliğinin bütünü haline gelmemişti. Konuşurken doğal ve içten olması, yargılanırmıyım endişesi içerisinde olmamasıydı. Güvenli ve özgüvenli insanlarda gördüğümüz özellikler bunlar.”

Eminönünde kahve satmak da heyecanlı ve tahmininizden daha eğlenceli hale gelebilir. Dünya devi şirketin Kurumsal Iletişim Direktörünün yoğun iş hayatını ilişki tarzıyla ve iş yapış anlayışıyla eğlenceli hale getirdiği gibi. Iş sahibi olmak sadece para kazanmak için değil, iyi bir hayat yaşamak ve elbette toplum tarafından değer görebilmek için de. Bu düşünce size şunu kazandırır:

Devamı >>

Akademisyen Olmak Ne Zaman Daha Eğlenceli ve Kazançlı Olur?

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Eğitim, Iletişim, Pazarlama, Psikoloji, Strateji, Üniversite
24 Jan 2011

Akademisyen olmak, okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı ve gelişmeyi sevenler için çok güzel bir fırsat.

Bunları seven ama daha aktif bir hayatı tercih edenler içinse, akademi bir noktadan sonra sıkıcı hale gelebiliyor. Her ortamda olabileceği gibi, orada da işin içine politikalar, kişisel kıskançlıklar, hiç bir yayına imza atamayan profesörler ve diğer olası sorunlar çıkabiliyor.

Akademisyen olmak, mükemmel bir kariyer imkanı yaratıyor. Eğer bazı şeyleri diğerlerinden farklı yapabilirseniz. Iste size birkaç ipucu:

Yurt dışı bağlantılarınızı öğrenciyken kurun

Universitenizin 3. ve 4. yıllarında kendinize bir tez alanı bulmaya bakın. Bu konuda bir “araştırma teklifi” geliştirin ve yurt dışında bulunan üniversitelerle bağlantıya geçerek, çalışmayı yapmak için birlikte nasıl çalışabileceğinizi araştırın. Profesörlerinizden destek isteyin. Bir akademisyenin yapabileceği en büyük hata hayatını sadece Türkiye ile sınırlı tutmasıdır. Akademisyenler uluslararası düşünebilmeli, çalışabilmeli ve dünyayla entegre olabilmelidir. Her profesyonel ortamda olduğu gibi, eğer ingilizce bilmiyorsanız (ikinci diliniz gibi) o zaman işiniz çok zor. Evet, diğer dilleri bilmek de önemli ama dünya ingilizce yazıyor, çiziyor, araştırıyor. O yüzden, ingilizce dışında bir yabancı diliniz varsa, harika. Ingilizceyi öğrenmeniz daha kolay olacaktır.

Kitap Yazın

Günümüzde artık herkes bir kitap yazıyor! Bir çok yazar, sağdan soldan, diğer kitaplardan okuduğu bilgileri harmanlıyor, içine kendi bilgilerini de ekliyor ve Vola! Oysa, akademisyen dediğin araştırmayı yapan, bizzat konuya bilimsel olarak da imzasını atabilen kişilerdir. Yani, kitap yazacağınız zaman size inanma, değer verme eğilimimiz daha yüksek olacaktır.  Tabi, kitap yazmak akademik yazı yazmaya benzemez. Bu yüzden bir destek alın, editör tutun ve fikirlerinizi “pazarlanabilecek” forma getirmeye bakın. Akademik kokan kitapları okumak küçük bir kitleyi çeker, konuyu ilginç ve anlaşılır hale getirmek daha büyük kitlelere hitap eder.

Kitabınızı Konferanslarda Sunun

Kitap yazmak işin başlangıcı ama onu sunulabilir hale getirmek işin ikinci kısmı. Türk insanının en önemli sorunlarından bir tanesi bilgiyi nasıl ifade edeceğini, bir sunumu nasıl hazırlaması gerektiğini bilmemesidir. Oldukça ciddiyim bu konuda. Ister yeni mezun, ister Direktör olsun, bir konuyu sunma becerisi çoğu Türk’ün en temel kabusu! Durum aslında okadar vahim ki, resmi yazışmalarda dahi fikrimizi açık ve net bir şekilde dile getirmekte çok zorlanan bir milletiz. Hiç soru soran bir Türk’e dikkat ettiniz mi? Ilk 10 dakikası kendini açıklamakla, sonraki 5 dakikası soruyu sormakla geçmekte:) Farklılaşmak istiyorsanız, fikrinizi net ifade etmeyi ögrenin. Ogrenirken, bu alanda uzmanlaşmış kişilerden de destek alın.  Fikirlerinizi ne kadar iyi sunarsanız, hem akademik açıdan yükselir, hem de bir dolu değişik ve ilginç çalışma alanı kendinize yaratmış olursunuz.

Ben Ozyeğin Universitesinin akademisyen kadrosunu bu açıdan girişimci buluyorum. Yeni bir üniversite olmasına rağmen, büyük bir potansiyeli var. Size destek olan, uluslararası imkanları açan, özgüvenli bir kurum ve kadro.

Bakın, akademisyen olup da yukarıda saydığım tavsiyeleri uygulayanlara birkaç örnek: Dan Ariely (Behavioral Economist), Dan Gilbert (Psychologist), Asaf Savaş Akat (Ekonomist).  Iste Dan Ariely’nin Predictibly Irrational kitabı ve anlatım tarzına bir örnek.

Devamı >>

Kurum Itibarını Güçlendiren, Calışanlarıdır.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Inovasyon, Liderlik, Pazarlama, Yaratıcılık, Yönetim
11 Oct 2010

Capital dergisi 2000′lerde başlattığı Türkiye’nin En Beğenilen Sirketleri araştırmasında, 18 kritere göre şirketleri değerlendirmeye başladı. Kurum itibarı, yönetim şeffaflığından, kurumsal sorumluluk performansına kadar bir dizi konunun ölçümlenmesi sonucu belirleniyor.

Temelde itibarı oluşturan güven duygusu. Güven duyduğumuz insanlarla dost oluyoruz, güvendiğimiz ürün ve hizmetleri alıyoruz, güvendiğimiz zaman kendimizi iyi hissediyor, iyi hissettiriyoruz. Dolayısıyla, kurum itibarı da doğru yönetildiği takdirde güveni artırma temeli üzerine kurgulanıyor ki siz çaba sarfetmeden ürün, hizmet ve şirketiniz tercih edilsin.

Calışanların kurum itibarını yükseltmekte ki payının %35′lerde olduğu söylense de, bunun çok daha yukarılarda bir seviyede olduğunu düşünebiliriz. Urünün geliştirilmesinde etkisi olan, kurum hakkında elçilik yapan ve inovasyonun oluşmasında etkin rol alan yine çalışanlardır. Bu durumda herşeyin başı “etkin yönetim ve liderlik” ile “ekip anlayışıyla ilerleyen” kurum kültürü diyebiliriz.

Geçen hafta, Nestle çalışanlarından birkaç kişiyle Nescafe etkinliğinde buluşma fırsatı buldum. 2009 yılında da Türkiye’nin en beğenilen şirketleri arasında yerini alan Nestle’nin, haklı bir gururu ve itibarı olduğuna inanıyorum. Nestle’nin Nescafe marka ekibinin şirket kültürü, vizyonu, çalışanları ve iş anlayışı hakkında gönülden söyledikleri cümleler, Nestle’nin başarısının birer simgesiydi. Nescafe ile ilgili bizlere bilgi aktaran uzman ekip, hergün severek içtiğim Nescafe ve kahve ile ilgili aklımıza takılan tüm sorulara cevap verdi.

Orneğin, Kahve’nin %100 doğal olduğunu, bunun da ötesinde yeşil çay’dan %70 oranında daha fazla antioksidan içerdiğini yapılan araştırmaların kanıtladığını gördük.nescafe-lif-fatmanur-erdogan

Inovasyona önem veren şirket, yeşil kahve çekirdekleri sayesinde daha fazla antioksidana sahip Nescafe Lif-Aktif ve Nescafe Vita-Lift ürünleri ile yarattığı yeni ürün kategorisiyle de, sektöre öncü ve yenilikçi bir yaklaşım da getirmiş oldu.

%70 pazar payı ile liderliği elinde tutan Nestle‘nin sağlıklı büyümesinde şüphesiz sürdürülebilir bir yönetim anlayışı rol almakta. Türkiye’de 100 yılını doldurmuş Nestle’ye nice 100 yıllar diliyoruz.

Devamı >>

Pazarlamaya Aşık, Pazarlamasız Bir Dünya

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Pazarlama, Psikoloji
08 May 2010

Hayatımın büyük bir çoğu pazarlama üzerine okuyarak ve çalışarak geçti.

Coğu pazarlama uygulamalarının benim kişisel değerlerimle pek de uyuşmadığımı farketmem, ilk defa Singapur’da çalıştığım yıllarda oldu. İngiliz bir arkadaşla sohbet ediyordum, insanların şu “pazarlama aşkına” tüm değerleri ayaklar altına nasıl alabildiklerine hayret ediyorduk.  (O dönemde Singapur’da ilginç kampanyalar vardı. Ornegin, daha akilli Singapur nesilleri yetişsin diye üniversite mezunlarının üniversite mezunlarıyla evlenmesi teşvik ediliyordu. )

Herşey başarılı bir kampanya hazırlamak içindi. Ne sattığın ve nasıl sattığını fazla düşünmeden, tek amacı satışları artırmak olan, ya da politik çıkarlara hizmet eden, bilinci sadece bilinçsiz salt başarıya odaklanmış bir grup insandı bu pazarlama profesyonelleri sanki.

Bazen bakıyorum hayatı pazarlama olan yatıp kalkıp pazarlama ve reklam kampanyaları rüyalarında gören, pazarlamadan başka bir şey düşünemediğini söyleyen pazarlama cadılarına… Obsesif bir ruh hali sanki… Etik çalışma prensipleri hakkında hiç kafa yoruluyor mu merak ediyorum bazen. Yoksa, onlar pazarlamanın etiği olmaz diyenlerden olabilir mi?

Bugün okuduğum bir yazı bana bu eski günleri hatırlattı.

Herşey başarı, doyumsuz bir tatmin duygusu, para ya da hırs için olduğunda zararı büyük oluyor. Düşünmek gerekiyor, yaratırken sorumluluk hissetmek gerekiyor. Su aşk hali zaten hafif delilik hali biliyorsunuz:) aşkınız yaratıcılığınızı körüklesin ve bir yandan da mantığınız başarı elde ederken bu dünyaya nasıl fayda sağladığınızı da düşündürtsün. Sorumluluk dediğimiz şey bireyde başlıyor. Yarınlara güzel bir dünya mı bırakmak istiyoruz? Bunun için kampanyaya gerek yok! Yeter ki her birimiz sorumlu bir dünya vatandaşı olduğumuzu hatırlayabilelim…

Devamı >>

İletişimin Değişen Yüzü: Sosyal Medya

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Iletişim, Liderlik, Pazarlama, Sosyal Medya, Üniversite
26 May 2009

3 Haziran Çarşamba günü saat 18.00-21.00 arası Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği BÜMED’de İletişimin Değişen Yüzü: Sosyal Medya konulu panel European Association of Communication Directors derneği tarafından düzenleniyor. Panele katılım ücretsiz. 

Pazarlama, İletişim, halkla ilişkiler, gazetecilik alanlarında çalışıyor ya da bu konularla ilgileniyorsanız, bu panele katılmalısınız. Neden mi?   Çünkü geleceğin liderleri bu yeni iletişim trendlerini sadece takip edebilenler değil aynı zamanda bu araçları aktif kullanabilenler. Panel, size en yeni iletişim trendlerinden, bu araçları nasıl kullanabileceğinize ve hatta basın bültenlerini sosyal medya formatına nasıl çevrilebileceğinize kadar kapsamlı bilgiler veriyor. Bunun yanı sıra iletişimin değişen yüzüyle birlikte ‘halkla ilişkiler’ yok oluyor mu sorgulanıyor. 

Panele konuşmacı olarak, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği Başkanı ve İnternet Medya Derneği Başkan Yardımcısı Fügen Toksü, kurumsal iletişim ve itibar yönetimi alanında çalışmalar yapan Salim Kadıbeşegil, Türkiye’nin ilk PR 2.0 ajans sahibi Murat Buyurgan ve Trend Danışmanı Özgür Alaz katılacak. Katılmak için turkey@eacd-online.eu adresine email atabilirsiniz.  Panel hakkında bilgi için: http://www.eacd-online.eu/_files/events/file_4a09504a7f5f6.pdf  Panel, Adler International Learning evsahipliğinde organize edilecek.

Devamı >>

Büyüklüğün Getirdiği Körlük

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Pazarlama, Yaratıcılık
29 Aug 2008

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu

Yazan:Uğur Özmen,  Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi 

Serbay ile “Diğeri gibi düşünmek” isimli yazının yorumlarında yazışırken aklıma geldi.

Henüz 1990’a gelmemiştik. Yapı Kredi sonradan girdiği kredi kartı pazarında hemen liderliği ele geçirmişti. Sanırım liderliği sürüyor. 

Beymen “kendi mağaza kartını” (private label card) çıkarmak istedi. Banka adına görüşmeleri ben sürdürüyordum. O sıralarda günde 3 – 4 bin kişi Yapı Kredi şubelerine kredi kartı almak için başvuruyordu. Kendimizce hesapladık. Marka kartı çıkarmak için kredi kartı altyapısını ne kadar değiştirmeliydik?… Bunun maliyeti ne idi?… Burada yazabileceğimden çok daha fazla ayrıntıyı gözden geçirdik. Sonunda OLUMSUZ yanıtladık.

Bir süre sonra Adidas bizden benzer bir “marka kartı” çıkarmamızı istedi. Yanıtımız yine OLUMSUZ oldu.

Bir iki sene sonra Boyner grubu BENKAR’ı yarattı. Arkasından Cankurtaran Grubu CANKART’ı yarattı. Her ikisi de birçok markanın kartını çıkardılar. Kredi kartının taksit yapmaması da işlerini kolaylaştırdı. Yıllarca bankaların korkulu rüyası olan Advantage kartın doğmasını sağlamış olduk.

Bankalar, marka kartı işine ancak 1997’de eğildiler. Yine kişisel reklam kokacak ama, onu da ilk ben tasarladım. Şu anda Türkiye’de tüm kartlar taksitli ise, bunu başlatan Taksitcard’dır. Taksitcard fikrini de ben ortaya attım. Önemli olan nokta şu: Eğer ikibuçuk yıllık bir dönemde pazar payı %0.2 olan bir firmada çalışmasaydım ve iş hayatıma Yapı Kredi’de devam etmiş olsaydım, belki de Taksitcard’ı çıkaramazdım.

Büyük kurumlarda çalışıldığı zaman, kurumsal bakış açısı sadece iyi yönleriyle değil kötü yönleriyle de insana egemen oluyor. Kariyer Yolculuğu’nda sıkca bahsedildiği gibi, innovasyon’u bizzat kurumsal kültür engelliyor. “Böyle iyiyiz. Sektörün lideriyiz. Demek ki en doğrusunu biz yapıyoruz.” düşüncesi, en alttan en üste herkesi kavrıyor. Mevcut durumun aslında geçmişin bir yansıması olduğu, gelecek için birşeyler yapılması gerekiği konusunda üst yönetimler kolay ikna edilmiyor. (Bu duruma, tahmin modelleri eğitimi’nde “dikiz aynasına bakarak araba kullanmak” diyoruz.)

Sonra büyük kurumlar, küçük oluşumlar karşısında bile yeniliyor.

Uğur Özmen’in Diğer yazıları:

Değişime Uyum Eğitimi

İşini İyi Yapmak  

Devamı >>

Pazarlama ve Kariyer Arasindaki Iliski

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer, Pazarlama
19 Aug 2008

Seth Godin’in Ted için 2003 yılında yaptığı sunumu “Sliced Bread And Other Marketing Delights” sadece ürün pazarlama için değil, Kariyeriniz için de geçerli konseptler taşıyor.

Örneğin:

Fikirlerinizin ve yaptığınız işlerin duyulmasını, konuşulmasını sağlayın. Ne kadar çok bildiğiniz, neler yarattığınız konuşulmadıkça, yaptıklarınızla kalırsınız.

Ortalama ürünler ortalama insanlar içindir. Üstünlük farklı olmayı ve eleştirilmeyi beraberinde getirir.

Pazarlama bir probleme çözüm getirir. Kariyer başarısı, şirketin problemlerine çözüm üretebilmeyi gerektirir.

Her ürünün belli bir kullanıcısı vardır. Ürününüzü sevenler, onu yükseklere taşıyanlardır. İş ortamları da buna benzer. Bazıları sizi sever, bazıları sevmez. Sizi yükseğe çıkartan, sizin yaptıklarınızı takdir edenlerdir.

Bilineni farklı şekilde üretmek, cesaret ve yaptığının arkasında olmayı gerektirir. Ya herkes gibi olursunuz, ya da inandıklarınızın peşinden koşarark, zorlukları arkanıza alır, fark yaratırsınız.

Yenilikçi olmak her zaman kariyer başarısı getirmez. Yenilikçi girişimlerinizi ne derece anlatabildiğiniz ve ağızdan ağıza dolaşmasını sağlamanız başarı getirir. Rakibiniz sizin 10 yıl önce çıkarttığınız bir yeniliği sizden daha iyi duyuruyorsa, “ben bunu 10 sene önce yapmıştım demeniz işe yaramaz.”

Devamı >>

Digg yada Google’ın İş Ortamlarını Görüp “Niye Bizde Böyle Şirketler Yok” Diye Üzülüp, Özenenlere Atfen

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Pazarlama, Yönetim
13 Aug 2008

Digg! Harika. Teknoloji severlerin bir arada çalıştığı muhteşem bir şirket.

Çalışanların jean-shirt giyip geldiği

Eğlencenin diz boyu olduğu

Herkesin herkesle çalışmaktan zevk aldığı

CEO’nun tüm çalışanlarla birlikte şarkı söylediği

“huzurlu bir iş yeri”!! … İşte buyrun:

Seyretmesi muhteşem elbette. Ama içeride günlük olarak yaşanan rekabetin hissedilmediğini mi düşünüyorsunuz? Bu filmi seyredip, orada her daim huzur olduğunu mu sanıyorsunuz? Yoksa, pazarlamanın “mutsuzlar ordusu” yaratmak üzere kurulu olduğunun farkında değil misiniz?

İş yerinde huzur, işler iyi gittiği sürece var. 

Eti olayını bir okuyun örneğin.

Ya da Digg CEO’su Jay Adelson ile kurucu Kevin Rose’un herkesin önünde birbirine ters düşen kararlarını uygulayışlarına bir göz atın.

Sonra düşünün, neşeyle hareket eden bu zeki gençlerin, kendi “Digg” şirketerini kurmak için bir yandan canla başla çalıştıklarını hayal edin. Tıpkı Google’dan kopan yöneticilerin Cuil.com şirketini kurmak için ayrılmayı tercih etmesinde olduğu gibi.

Şimdi, dönün. Aynı video’yu tekrar izleyin.

Devamı >>

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL

KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası