İletişimin Değişen Yüzü: Sosyal Medya

değişim, iletişim, liderlik, pazarlama, üniversite 1 Comment »

3 Haziran Çarşamba günü saat 18.00-21.00 arası Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği BÜMED’de İletişimin Değişen Yüzü: Sosyal Medya konulu panel European Association of Communication Directors derneği tarafından düzenleniyor. Panele katılım ücretsiz. 

Pazarlama, İletişim, halkla ilişkiler, gazetecilik alanlarında çalışıyor ya da bu konularla ilgileniyorsanız, bu panele katılmalısınız. Neden mi?   Çünkü geleceğin liderleri bu yeni iletişim trendlerini sadece takip edebilenler değil aynı zamanda bu araçları aktif kullanabilenler. Panel, size en yeni iletişim trendlerinden, bu araçları nasıl kullanabileceğinize ve hatta basın bültenlerini sosyal medya formatına nasıl çevrilebileceğinize kadar kapsamlı bilgiler veriyor. Bunun yanı sıra iletişimin değişen yüzüyle birlikte ‘halkla ilişkiler’ yok oluyor mu sorgulanıyor. 

Panele konuşmacı olarak, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği Başkanı ve İnternet Medya Derneği Başkan Yardımcısı Fügen Toksü, kurumsal iletişim ve itibar yönetimi alanında çalışmalar yapan Salim Kadıbeşegil, Türkiye’nin ilk PR 2.0 ajans sahibi Murat Buyurgan ve Trend Danışmanı Özgür Alaz katılacak. Katılmak için turkey@eacd-online.eu adresine email atabilirsiniz.  Panel hakkında bilgi için: http://www.eacd-online.eu/_files/events/file_4a09504a7f5f6.pdf  Panel, Adler International Learning evsahipliğinde organize edilecek.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Kişisel Marka Olmak!

liderlik, pazarlama, yaratıcılık 24 Comments »

Yazar: Yasemin Sungur

Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşıyacaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artmaktadır.

Kişisel marka bilinci özellikle içinde bulunduğumuz dönemi de dikkate aldığımızda profesyonel yaşamda çeşitli görev ve amaçlarla yer alan kişinin yarattığı etki ile iz bırakma ve değer yaratma gücünü artırıyor. Markaların bile kişiye özel davranmasının söz konusu olduğu günümüzde kişisel marka çok önemlidir. Kişisel farklılıklar öne çıktıkça, kişinin başarı isteği ve azmi oldukça “kişisel marka” çalışmaları önemini artıracaktır.

Gelecek için çalışmaktır, kişisel marka.

Son yıllara kadar marka kavramı yalnız iş dünyasında konuşulur, tartışılırdı. Günümüzde toplumsal hayatın her alanında bir marka olma çabası başladı.

Marka olmak statü sağlıyor, yüksek ve istikrarlı kazanç anlamına geliyor. Seçilmek ve tercih edilmek anlamına geliyor. Kişisel marka olmak siyasette ve sivil toplum örgütlerinde de değerinizi artırıyor. Günümüzde her şey, ülkeler bile marka oluyor. Turizmde, dış ticarette başarılı ve dünya politikasında etkili olmanın yolunun ülkenin marka haline gelmesinden geçiyor. Sadece sanat, eğlence, politika ve iş dünyasında ki kişiler değil marka olmak isteyenler, birçok kişi kendi dünyalarında ve alanlarında “kişisel marka” olmak için çalışıyorlar.

Kişisel marka bugüne ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşır.

Kişisel Marka Nedir?

Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve profesyonel yaşamınıza bunu aktarmayı başarmak diyebiliriz kısaca. Kişisel Marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine/müşterisine verdiği mesaj, yarattığı fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlamasıdır. Öncelikle kendinizi ve özel farklılıklarınızı belirlemenize, sonra başarınızı bunlar üzerinden gerçekleştirmenizi sağlar.

Markanız; yeteneklerinizin, değerlerinizin ve tutkularınızın ifadesi olur. Kişisel marka, kendinize biçtiğiniz değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlenizin kendinize biçtiğiniz değeri anlamasıdır.

Nasıl kişisel marka olunur?

Prensipleriniz marka değerlerini, karakteriniz marka kimliğini, görünüm ve imajınız logoyu, isminiz ise markanızı belirleyecek.

Yani her şey “SİZ” in sorumluluğunuzda. “SİZ”i, yani markanızı ortaya koymak için kullanacağınız, algılanmasını istediğiniz kişilik, marka kişiliğinizdir. İletişimin temel ilkesi olan 5N 1K’yı kişisel markanızı yaratırken bir pusula gibi kullanmalısınız. Markanızın öz değerleri, mesajı, kişiliği ve imajı sizin tanımını çok iyi bildiğiniz ve inandığınız “SİZ” olmalıdır.

“Kendimize odaklanmalı, sahip olduğumuz kaynaklarımız, içimizden çıkardığımız, geliştirdiğimiz özelliklerimiz ile güçlendirdiğimiz bir konumlandırma ile marka olmalıyız.”

Kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak yeterli değil sadece. Başarının yolu kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp, kendinizle ilgili algıları yönetmekten geçiyor.

Odaklanın.

Sadeleşin.

Görünür, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olun.

Kendinizi bir kurumsal şirket markası olarak düşünün. Şirketin adı, sizin adınız “Ben A.Ş.”

Kendinizi nerede görüyorsunuz?

Kendinizi nerede ve nasıl görmek istiyorsunuz?

Markanızı güçlendirmek için neler yapmanız gerekiyor?

Beş yıllık bir dönem için kendinize bir kariyer/pazarlama stratejisi hazırlayın ve olası bir yol haritası çizin. Kişisel SWOT analizinizi çıkartın. Benzersiz yanlarınızı ortaya çıkartın. Uzmanlık konunuzu seçin. Kendinize yatırım yapacağınız alanları belirleyin ve planlayın. Gelişmesi gereken bilgi, beceri ve yetenekleriniz için harekete geçin. Kişisel isteklerinizi (motivasyonunuzu) besleyen kaynağı keşfedin. Kişisel ürününüz nedir? Ve ürününüzü geliştirecek yaratıcı çözüm önerileriniz nedir? Toplumsal sorumluluk alanınız nedir?

Markalaşın. Satılan değil, alınan şey markanız olsun. Yaşamda başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi bir marka olarak kabul edin ve buna göre davranın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Büyüklüğün Getirdiği Körlük

değişim, pazarlama, yaratıcılık 5 Comments »

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu

Yazan:Uğur Özmen,  Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi 

Serbay ile “Diğeri gibi düşünmek” isimli yazının yorumlarında yazışırken aklıma geldi.

Henüz 1990’a gelmemiştik. Yapı Kredi sonradan girdiği kredi kartı pazarında hemen liderliği ele geçirmişti. Sanırım liderliği sürüyor. 

Beymen “kendi mağaza kartını” (private label card) çıkarmak istedi. Banka adına görüşmeleri ben sürdürüyordum. O sıralarda günde 3 – 4 bin kişi Yapı Kredi şubelerine kredi kartı almak için başvuruyordu. Kendimizce hesapladık. Marka kartı çıkarmak için kredi kartı altyapısını ne kadar değiştirmeliydik?… Bunun maliyeti ne idi?… Burada yazabileceğimden çok daha fazla ayrıntıyı gözden geçirdik. Sonunda OLUMSUZ yanıtladık.

Bir süre sonra Adidas bizden benzer bir “marka kartı” çıkarmamızı istedi. Yanıtımız yine OLUMSUZ oldu.

Bir iki sene sonra Boyner grubu BENKAR’ı yarattı. Arkasından Cankurtaran Grubu CANKART’ı yarattı. Her ikisi de birçok markanın kartını çıkardılar. Kredi kartının taksit yapmaması da işlerini kolaylaştırdı. Yıllarca bankaların korkulu rüyası olan Advantage kartın doğmasını sağlamış olduk.

Bankalar, marka kartı işine ancak 1997’de eğildiler. Yine kişisel reklam kokacak ama, onu da ilk ben tasarladım. Şu anda Türkiye’de tüm kartlar taksitli ise, bunu başlatan Taksitcard’dır. Taksitcard fikrini de ben ortaya attım. Önemli olan nokta şu: Eğer ikibuçuk yıllık bir dönemde pazar payı %0.2 olan bir firmada çalışmasaydım ve iş hayatıma Yapı Kredi’de devam etmiş olsaydım, belki de Taksitcard’ı çıkaramazdım.

Büyük kurumlarda çalışıldığı zaman, kurumsal bakış açısı sadece iyi yönleriyle değil kötü yönleriyle de insana egemen oluyor. Kariyer Yolculuğu’nda sıkca bahsedildiği gibi, innovasyon’u bizzat kurumsal kültür engelliyor. “Böyle iyiyiz. Sektörün lideriyiz. Demek ki en doğrusunu biz yapıyoruz.” düşüncesi, en alttan en üste herkesi kavrıyor. Mevcut durumun aslında geçmişin bir yansıması olduğu, gelecek için birşeyler yapılması gerekiği konusunda üst yönetimler kolay ikna edilmiyor. (Bu duruma, tahmin modelleri eğitimi’nde “dikiz aynasına bakarak araba kullanmak” diyoruz.)

Sonra büyük kurumlar, küçük oluşumlar karşısında bile yeniliyor.

Uğur Özmen’in Diğer yazıları:

Değişime Uyum Eğitimi

İşini İyi Yapmak  


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Pazarlama ve Kariyer Arasindaki Iliski

kariyer, pazarlama 2 Comments »

Seth Godin’in Ted için 2003 yılında yaptığı sunumu “Sliced Bread And Other Marketing Delights” sadece ürün pazarlama için değil, Kariyeriniz için de geçerli konseptler taşıyor.

Örneğin:

Fikirlerinizin ve yaptığınız işlerin duyulmasını, konuşulmasını sağlayın. Ne kadar çok bildiğiniz, neler yarattığınız konuşulmadıkça, yaptıklarınızla kalırsınız.

Ortalama ürünler ortalama insanlar içindir. Üstünlük farklı olmayı ve eleştirilmeyi beraberinde getirir.

Pazarlama bir probleme çözüm getirir. Kariyer başarısı, şirketin problemlerine çözüm üretebilmeyi gerektirir.

Her ürünün belli bir kullanıcısı vardır. Ürününüzü sevenler, onu yükseklere taşıyanlardır. İş ortamları da buna benzer. Bazıları sizi sever, bazıları sevmez. Sizi yükseğe çıkartan, sizin yaptıklarınızı takdir edenlerdir.

Bilineni farklı şekilde üretmek, cesaret ve yaptığının arkasında olmayı gerektirir. Ya herkes gibi olursunuz, ya da inandıklarınızın peşinden koşarark, zorlukları arkanıza alır, fark yaratırsınız.

Yenilikçi olmak her zaman kariyer başarısı getirmez. Yenilikçi girişimlerinizi ne derece anlatabildiğiniz ve ağızdan ağıza dolaşmasını sağlamanız başarı getirir. Rakibiniz sizin 10 yıl önce çıkarttığınız bir yeniliği sizden daha iyi duyuruyorsa, “ben bunu 10 sene önce yapmıştım demeniz işe yaramaz.”


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Digg yada Google’ın İş Ortamlarını Görüp “Niye Bizde Böyle Şirketler Yok” Diye Üzülüp, Özenenlere Atfen

değişim, pazarlama, yönetim 7 Comments »

Digg! Harika. Teknoloji severlerin bir arada çalıştığı muhteşem bir şirket.

Çalışanların jean-shirt giyip geldiği

Eğlencenin diz boyu olduğu

Herkesin herkesle çalışmaktan zevk aldığı

CEO’nun tüm çalışanlarla birlikte şarkı söylediği

“huzurlu bir iş yeri”!! … İşte buyrun:

Seyretmesi muhteşem elbette. Ama içeride günlük olarak yaşanan rekabetin hissedilmediğini mi düşünüyorsunuz? Bu filmi seyredip, orada her daim huzur olduğunu mu sanıyorsunuz? Yoksa, pazarlamanın “mutsuzlar ordusu” yaratmak üzere kurulu olduğunun farkında değil misiniz?

İş yerinde huzur, işler iyi gittiği sürece var. 

Eti olayını bir okuyun örneğin.

Ya da Digg CEO’su Jay Adelson ile kurucu Kevin Rose’un herkesin önünde birbirine ters düşen kararlarını uygulayışlarına bir göz atın.

Sonra düşünün, neşeyle hareket eden bu zeki gençlerin, kendi “Digg” şirketerini kurmak için bir yandan canla başla çalıştıklarını hayal edin. Tıpkı Google’dan kopan yöneticilerin Cuil.com şirketini kurmak için ayrılmayı tercih etmesinde olduğu gibi.

Şimdi, dönün. Aynı video’yu tekrar izleyin.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Devir Web 2.0 Devri: Boşa Vakit Geçirene İş Yok!

eğitim, iletişim, pazarlama 13 Comments »

Pazarlama ve İletişim alanında bir kariyer yapmak istiyorsanız, teknolojik gelişmeleri iyi takip ediyor olmaya ve uygulamaya bakmak gerekiyor. Türkiye’deki işletmeler her ne kadar olayları bir 15 sene kadar geriden takip ediyor olsa da, bu alanda tecrübeli ve eğitimliyseniz, bugün hem aranan elemansınız hem de fiyatınız yüksek! Benden söylemesi. 

Önünüze birkaç soru atmayı istiyorum. Değerlendirmenizi kendiniz yapasınız diye… 

Düzenli olarak kaç tane dergi takip ediyorsunuz? [Dergileri takip etmek, sektörün eskilerinin neler düşündüğü, neler aradığı, neler konuştuğu ve trendlerin nerelerde olduğunu anlamak için faydalı.] 

Gelişen online iletişim araçlarının nasıl çalıştığına ne kadar hakimsiniz?  

Web 2.0 döneminde web sitelerine hala ‘Internet siteleri’ diyen gruptan mısınız?  Bloglar, vloglar cirit atarken, siz hala sadece ‘blog takip eden’ ama aktif işin içine girmeye vakti olmayanlardan mısınız? 

Online kommuniteler kurmayı hiç denediniz mi? Social media dediğimizde ne anlıyoruz? 

Affiliate marketing nedir ve nasıl işler biliyor musunuz? 

Domain name nedir ve nasıl tescil edilir hiç denediniz mi? Web hosting nedir, aldığınız domain’in üzerine nasıl web sitesi kurarsınız biliyor musunuz?  

Online pazarlama yöntemleri nelerdir? Örneğin SEO, Viral Marketing, permission marketing gibi artık eskimiş tanımlara aşina mısınız? Web’de reklam döngüsü nasıl işliyor? Altyapısı nasıldır? Biliyor ve anlıyor musunuz? 

Davranışsal hedefleme ile ilgili neler biliyorsunuz? 

İş başvurularını sürekli ‘muhteşem kurumunuzdan çok şey öğreneceğime eminim’ diye başlayan veya bitirenlerin iş dünyasına adım atmasının pek mümkün olmadığını tekrar hatırlatmak isterim. Şirketler sizi eğitebilmek, deneyim kazandırabilmek için işe alım yapmazlar. Siz kendi eğitiminizi kendiniz alırsınız, yapabileceklerinizi şirketlere ispat edersiniz. Şirketler sizde bir ışık gördüğü için, şirketlerine bir değer kazandırabileceğinize inandıkları için işe alır ve maaş verir. Yetenekli ve başarılı elemanlarının eğitimlerini destekler.  

Pazarlama ve iletişim dünyasındaki profesyonellerin bu alanlarda hem yeterli bir eğitime ve dolayısıyla da fazla bir tecrübeye sahip olmadığını bilmenizi isterim. Yani, bu alanda kalifiye eleman açığı çok büyük… Üniversiteden bunları öğrenmeden mezun olmayın. Mezunsanız, işten arta kalan zamanlarınızda kendinize yatırım yapın. Bu konularda canavar gibiyseniz, yolunuz açık. Değilseniz, bugün bir kursa yazılmanızı tavsiye ederim. Hatta mümkünse Kaliforniya’ya, internetle ilgili tüm gelişmelerin kalbinin attığı mekana yol almayı denemenizi öneririm. Bugün alacağınız cesur kararlar, yarınınızı daha sağlam şekillendirebilir.  


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Ünvan Önemli Değil Diyorsanız, Bir Daha Düşünün

değişim, pazarlama, psikoloji, yönetim 14 Comments »

Mutevazi gözükmek için, ünvan peşinde koşmadığımızı göstermek için bazen “ünvan benim için önemli değil” deriz. Ama ünvanlar işletmeler için bu kadar önemsiz olsaydı, herkez memur sıfatıyla çalışmaya devam ederdi. Ünvan, elbette önemli. Çünkü ünvanlar şirketlerin çalışma şeklini, organizasyon yapısını anlatır. Bir ünvan şirketteki yetki ve sorumluluk derecenizi belirlediği gibi, organizasyon içindeki yerinizi de gösterir. Ünvanı başarılarınız karşısında elde ettiğiniz ödül olarak adlandırabiliriz. 

Sürekli duyduğum yorumlardan bir tanesi “gerekli altyapısı olmayan kişilerin belli pozisyonlara geliyor/hak etmediği bir ünvanı taşıyor olması” yönünde. Aslında bu durum profesyonellerin de canını sıkıyor. Hemen hemen dünyanın her yerinde benzer diyaloglara şahit oluyoruz. “ Bir diş hekimi, işini yapabilmek için belli bir eğitimden geçmek zorunda. Ama bir pazarlama uzmanı, yada insan kaynakları yöneticisi her telden her dilden eğitim ve tecrübeyle bu tip pozisyonlara oturabiliyor. Bir standart getirilmeli.” deniyor. Bu söylemlere her ne kadar katılıyor olsam da, standart oluşturmanın değişimi sağlamak için yeterli olmadığını biliyorum. Dolayısıyla sizlere de tavsiyem, sizinle aynı işi yapanların sizden daha eğitimsiz yada tecrübesiz olmasına odaklanmaktansa, kendi bilgi ve tecrübelerinizle elde ettiğiniz ve edebileceğiniz başarılara odaklanmanız. Daha iyiyseniz, bunu yaptıklarınızla zaten gösterirsiniz. Haksızlıkla başarı kazananları da sadece alkışlamak gerekiyor bana kalırsa, çünkü hayat ne eşit ne de her zaman hak edene ödül sunuyor.

Yöneticinizin içinde bulunduğu konumu/ünvanı hak etmediğini düşünen bir çalışansanız yanlışşünüyorsunuz. Her kişi geldiği yere belli sebeplerden dolayı gelir. Bu sebeplerin bazıları bizim işimize gelenler —yani doğru olduğuna inandığımız sebepler— olabileceği gibi bazıları da işimize gelmeyen— yani yanlış olduğuna inandığımız— sebeplerdir. Kişilere içinde bulundukları konumlardan dolayı her zaman saygı göstermeliyiz. Gösteremiyorsak, kendimize farklı alternatifler bulmayı denemekte fayda var. Unutmayın ki, yükselmenizi sağlayacak olan bağlı olduğunuz yöneticinizdir. Dolayısıyla, yöneticiniz her ne kadar sizi tanıyıp, işinizi daha iyi yapmanız için çabalıyorsa, siz de onun çalışma tarzını öğrenip, işini kolaylaştırmak ve en iyi şekilde yapmasını sağlamak için çaba göstermelisiniz. 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Facebook ile Oynamak Yerine LinkedIn ile Network’ünüzü Sağlama Alın

iletişim, iş arama, network, pazarlama 13 Comments »

Facebook, bir üniversite ögrencisi tarafından üniversite öğrencileri için kurulmuş bir sosyal ağ olsada günümüzde genç yaşlı hepimiz aynı furyanın içine dalmış durumdayız.

Bir kere başladınız mı, psikolojik bir baskı da hissetmeye başlıyorsunuz. Dostlarımın sayısı bu kadar az olmamalı diyerek başlıyorsunuz facebook’da eş dost aramaya…

LinkedIn ise profesyonel bir sosyal ağ.

Profesyonel network’ünüzü kuvvetlendirmek ve canlı tutmak istiyorsanız, Facebook ile oynamak yerine LinkedIn ile çalışmaya başlayın.

LinkedIn’in farkı, sistem içinde profesyonel kariyerinizle yer alıyor olmanız.

Soru cevap kısmında sadece kendi network’ünüzden değil, ağ içinde bulunan profesyonellerden destek alma imkanınız da oluşmuş oluyor. Profesyonel bir ortam olduğundan insanlar abuk sabuk konularla birbirlerini rahatsız etmek, spam yollamak yerine, profesyonel alanda iş imkanları elde ediyorlar. Yeni profesyonellerle tanışıyorlar.

LinkedIn daha önceleri resim koymaya imkan vermiyordu. Bu yeni fonksiyonun eklenmesiyle daha da faydalı hale geldi.

Iş ortamınızda iş yapmaya başladığınız kişileri LinkedIn’e eklemeyi ihmal etmeyin. Sonradan kimi tanıyordum, acaba beni hatırlıyor mudur tarzı sorunlarla karşılaşmamak için network’ünüzü hızlı harekete geçirin.

Birçok profesyonel’in hala LinkedIn’i keşfetmemiş olması bir dez avantaj olsa da, size yarar sağlayan bir sosyal ağı kendi profesyonel çevrenizle de paylaşmak iki tarafa da kazanç sağlayacaktır.

Türkiye’de daha birçok platform var ama uluslararası platformlarda işlem gören ve en tanınmış sosyal ağ LinkedIn. Network’ünü sağlam tutmak isteyenlerin zaman geçirmesi gereken ortam burası.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Network’ünüzü LinkedIn ile Genişletin.

iletişim, iş arama, network, pazarlama 1 Comment »

Hayatta herkesin bir şekilde network’e ihtiyacı var. Ve en güzel network’ün tanıdığınız dostlarınız olduğunu düşünüyorum. Güven duyduğunuz dostlarınız. Bu yazıyı yazmama sebep olan, bu akşam Mavi Iletişim Grubu, Hiperaktif Internet Ajans Başkan Yardımcısı Cem Sümer ile uzun bir aradan sonra tekrardan bir araya gelişimiz oldu. Muhabbetimiz, Mavi Iletişim’in Mecidiyeköy’deki muhteşem roof-top manzarasında bir araya geldiğimiz “Italian Night” sayesinde oldu. Sohbet sohbeti açtı ve konu kısa bir süre sanal network’e geldi. Bende size severek kullandığım LinkedIn’den bahsetmek istiyorum biraz…

LinkedIn kullanıyor musunuz?

Profesyonel bir network kurmak istiyorsanız, LinkedIn sizin için en iyi araçlardan bir tanesi olabilir. Aslında ortalıkta birçok “social networking” sitesi bulunuyor. Facebook ve Myspace de bunlardan birkaçı. Ama profesyonel anlamda kullanılanların başında LinkedIn geliyor. Networking “sanal alemde olurmuymuş canım” demeyin! 21. yüzyıldasınız. Istanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanlar yada hayatı dünyanın dört bir ucunda yaşayarak geçenler için biçilmiş kaftan! Kontaklarınızı koruyabileceğiniz, tanıdığınız ama sıklıkla görme fırsatı bulamadığınız dostlarınızın sizi hatırlamasını sağlayacak harika bir platform.

Doğrusu birkaç sene önce social networking siteleri üzerinde çok fazla durmuyordum. Ama zamanla bu networking’in ne kadar başarılı bir araç olarak kullanılabileceğini gördüm.

Işte sizlerin de LinkedIn kullanması için 5 sebep:
(LinkedIn’in nasıl işlediğini az çok bildiğinizi varsayıyorum. Bilmeyenler, siteye girip detaylı bilgi alabilirler.)

1- Artık ‘eski nesil yönetici” devri kapandı! (diye ümid ediyoruz!) Teknolojiden anlayan, kendi alanında gelişmeleri takip eden, yenilikçi bir yönetici ile çalışmak istiyorsanız, sizinle ilgili bilgileri web’de araştıracağına emin olabilirsiniz. LinkedIn kendinizi ve yeteneklerinizi profesyonel bir ortamda profesyonellere tanıtacağınız mükemmel bir platform. Aynı şekilde, görüşmeye veya toplantıya gideceğiniz şirket yöneticisi hakkında bilgi bulabilirsiniz.

2- LinkedIn kullanırken önemli olan gerçekten çok iyi tanıdığınız kişilerle bağlantı kuruyor olmanız. Eğer tanımadığınız kişilerle bağlantı kurmaya çalışırsanız, reddedilme olasılığınız %99 civarı. Oysa, bazı social networking platformları ( Türk Blog Yazarları gibi) kişiyi tanısanız da tanımasanızda bağlantı kurmanıza izin vermekte. Çünkü bu platformun amaçlarından biri de yazarlar arasında bir kaynaşma ve dostluk bağı kurmak.

3- Network’ünüze bağlantı yapan kişilerin kalitesi, sizin imajınızı da etkileyecektir. Dolayısıyla, sadece network oluşturmuş olmak için önünüze gelene bağlantı teklifinde bulunmak yada size yollanan her bağlantıyı kabu etmektense, seçici olmaya özen gösterin. Iyi tanıdığınız kişilere yer vermeyi tercih edin. Networkünüz ne kadar çok olursa o kadar iyi. Ama kalitesine önem verin.

4- Iş ararken, bu networkünüzü kullanabileceğiniz aşikar. Ama işin güzel yanı, network’ünüzde bulunan her kişinin network’ünü de görme imkanınız var. Diyelim X Ajansından Ali’yi tanıyorsunuz. Ve Ali’de Y Ajansından Veli’yi tanıyor. Eğer iş görüşmesine gidiyor yada yeni bir müşteri kapmak istiyorsanız, Ali’ye sizi Veli ile tanıştırmasını rica edebilirsiniz. Böylece işe 1-0 önde başlamış olursunuz.

5- LinkedIn’de bir profilinizin olması, sizinle kontağa geçmek isteyen dostlarınızın sizi daha rahat bulmasını sağlar.

Durmayın. LinkedIn’e bağlanın! Networkünüzü yaratın. Organize edin, kendinizi her zaman hatırlanır kılın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Pazarlamadan Anlamayan Pazarlama Uzmanı Olmamak İçin

kariyer, pazarlama 3 Comments »

Beni bu yazıyı yazmaya iten nedenlerden biri Türkiye’de “ domain name ” kullanımında gördüğüm ve komedi olarak adlandırdığım uygulamalar oldu.

Eğer pazarlama alanında kariyer yapmak istiyorsanız, gelişen teknolojilerden anlamanız önemli. Henüz bir domain name’in nasıl satın alınması gerektiğini bilmeyen yada Internet teknolojilerinden anlamayan bir pazarlama yöneticisi yada adayıysanız, öğrenme sürecinizi hızlandırmanızın zamanı geldi demektir.

Eski nesil malesef teknolojiyi takip edemiyor. Eski nesil derken bugün 40’lı ve üzeri yaşlarında olan yöneticilerden bahsediyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz elbet. Alanında başarılı birçok kişi var. Ama yerinde sayan da birçok kişi var. Demek istediğim, yöneticiniz eğer teknolojiden anlamıyor ve ilgilenmiyorsa, belki de kariyeriniz açısından büyük bir fırsat elde ettiniz demektir. Nasıl mı? Eğer kendi bilgi birikiminizi genişletir ve geliştirirseniz, o zaman departmanınızın daha başarılı olmasını sağlar ve yöneticinize daha başarılı olması için imkanlar sağlıyor olursunuz. Bu da sizin öne çıkmanızı, değerli bir çalışan olarak yöneticinizin destek için size başvurmasını beraberinde getirir.

Bu komik domain uygulamalarından bir tanesi Avea’dan. Avea’nın pazarlama departmanı ve reklam ajansının satın almış olduğu ve kampanyalarında kulandıkları domain şu:

http://www.25kurustanucuzumdiyenpahalidir.com.tr

Bu tip domain’leri akılda tutmak imkansız. İnsanların billboard’larda görüp de okuyabilmesi bir başka dert (her ne kadar renk farklılıklarıyla okumayı kolaylaştırdıklarını düşünselerde). Bundan da öte, marka yönetimi açısından da hiç etkin bir kullanım değil. Oysa domain name seçmenin, tıklama oranını izlemenin, markayla daha başarılı olarak ilişiklendirmenin çok daha etkin yolları var. Bu taktikler yıllardır kullanılıyor ve uygulanıyor. Sektördeki uygulamalarda doğru mu yanlış mı bakılmaksızın diğer şirketler tarafından kopyalanıyor. Sonra sanki “standart” ve başarılı bir uygulamaymış gibi algılanmaya başlıyor. Ve herkes aynı hatayı yapar oluyor.

Pazarlama ve iletişim alanında kariyer yapmak isteyenlere, internet teknolojileri alanındaki bilgi ve tecrübelerini geliştirmelerini tavsiye ederim. Mümkünse bu alanda en etkin ve yetkin olan ülke olan Amerika’daki eğitim programlarına katılın. Yurt dışında staj yapın. Her hangi bir pazarlama uzmanından biri olmamayı ilke edinenler, “ortalama” bir çalışan olmayı reddeder.
—————–
Bazı kaynaklar:
Domain Name seçimleri ile ilgili bilgiler

Long Domain Names. How long is too long?

What is the big fuss about long domain names?


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share