Uyum ve Yaratıcılık Bir Arada Olabilir mi?

yaratıcılık, yönetim, Psikoloji 13 Comments »

İş ilanlarında adaylarda aranan tipik yetkinliklerden biri de ‘iyi iletişim’ sahibi olunmasıdır. İyi iletişim nedir? Çıkarların korunabilmesi için gösterilen diplomatik aktivitelerin toplamı?

Geçen yıl, Türkiye’nin önde gelen kurumsal holdinglerinin bir tanesinin İnsan Kaynakları Direktörüyle sohbet ediyorum. Bana şöyle diyor: ‘Benim insan ilişkilerim pek iyi değildir. İnsanlara kolay ısınamam. Bu şirkettekiler ben geldiğimde beni aralarına aldılar ve onlara ısınmamı sağladılar.’

Düşünüyorum.

Öyleyse bir insanın İnsan Kaynakları Direktörü olabilmesi için gerektiğini düşündüğümüz en önemli özelliklerden biri olan ‘iyi insan ilişkileri ve yönetimi’ belki de o kadar önemli değil! Diğer özelliklerinizin ağır basması bu eksikliğinizi kapatmaya yetebiliyor.

Düşünüyorum.

En başarılı yada yaratıcı insanların uyumlu ve iyi insan ilişkilerine sahip insanlar olduğu konusunda bir kanıt yok. Bu durum sadece takımla uyumlu çalışmayı sağlayan faktörlerden biri. Oysa ki genelde CEO düzeyindeki üst düzey yöneticilerin narsist olduğu doğrultusunda oldukça yüksek sayıda yazı ve çalışma mevcut. Narsistlerin uyumlu olduğunu söyleyebilir misiniz?

Türkiyedeki kurumların ‘uyuma’ takmış olmalarının onları inovasyon yaratmaktan oldukça uzaklaştırdığına olan inancımsa giderek kuvvetleniyor. Çünkü uyum sadece takım oyuncusu olmanın çok ötesinde, organizasyonel uyum ve bürokrasiyi beraberinde getiriyor. Kişisel görüşüm, kurumların takım oyuncusu yaratmaya yönelik workshoplar organize etmekten vazgeçip, farklı kişiliklerin tanımlanmasına ve takımların bu kişisel farklılıkları farkedip birlikte çalışabilme yollarını aramasıyla mümkün. Takım oyunu workshoplarının davranışsal değişimi sağlamadığına yönelik araştırmalar mevcut.

Dolayısıyla tavsiyem, MBTI, Kai veya benzeri bireysel ‘eğilimleri görmeyi sağlayan’ testleri daha önce almadıysanız almanız. Şirketlerinizi de motivasyon workshopları yapmaları yerine bu tip eğitsel çalışmalara teşvik etmeniz. Çalışma ortamınızı sadece uyumlu ve boyun eğen insan topluluklarıyla donatmak yerine farklılıklarla başa çıkabilen, farklılıkları kabullenebilen ve böylece yaratıcılığı öldürmeyen organizasyonlar oluşturabilesiniz.

Bookmark and Share

Ünvan Önemli Değil Diyorsanız, Bir Daha Düşünün

değişim, yönetim, Psikoloji, pazarlama 14 Comments »

Mutevazi gözükmek için, ünvan peşinde koşmadığımızı göstermek için bazen “ünvan benim için önemli değil” deriz. Ama ünvanlar işletmeler için bu kadar önemsiz olsaydı, herkez memur sıfatıyla çalışmaya devam ederdi. Ünvan, elbette önemli. Çünkü ünvanlar şirketlerin çalışma şeklini, organizasyon yapısını anlatır. Bir ünvan şirketteki yetki ve sorumluluk derecenizi belirlediği gibi, organizasyon içindeki yerinizi de gösterir. Ünvanı başarılarınız karşısında elde ettiğiniz ödül olarak adlandırabiliriz. 

Sürekli duyduğum yorumlardan bir tanesi “gerekli altyapısı olmayan kişilerin belli pozisyonlara geliyor/hak etmediği bir ünvanı taşıyor olması” yönünde. Aslında bu durum profesyonellerin de canını sıkıyor. Hemen hemen dünyanın her yerinde benzer diyaloglara şahit oluyoruz. “ Bir diş hekimi, işini yapabilmek için belli bir eğitimden geçmek zorunda. Ama bir pazarlama uzmanı, yada insan kaynakları yöneticisi her telden her dilden eğitim ve tecrübeyle bu tip pozisyonlara oturabiliyor. Bir standart getirilmeli.” deniyor. Bu söylemlere her ne kadar katılıyor olsam da, standart oluşturmanın değişimi sağlamak için yeterli olmadığını biliyorum. Dolayısıyla sizlere de tavsiyem, sizinle aynı işi yapanların sizden daha eğitimsiz yada tecrübesiz olmasına odaklanmaktansa, kendi bilgi ve tecrübelerinizle elde ettiğiniz ve edebileceğiniz başarılara odaklanmanız. Daha iyiyseniz, bunu yaptıklarınızla zaten gösterirsiniz. Haksızlıkla başarı kazananları da sadece alkışlamak gerekiyor bana kalırsa, çünkü hayat ne eşit ne de her zaman hak edene ödül sunuyor.

Yöneticinizin içinde bulunduğu konumu/ünvanı hak etmediğini düşünen bir çalışansanız yanlışşünüyorsunuz. Her kişi geldiği yere belli sebeplerden dolayı gelir. Bu sebeplerin bazıları bizim işimize gelenler —yani doğru olduğuna inandığımız sebepler— olabileceği gibi bazıları da işimize gelmeyen— yani yanlış olduğuna inandığımız— sebeplerdir. Kişilere içinde bulundukları konumlardan dolayı her zaman saygı göstermeliyiz. Gösteremiyorsak, kendimize farklı alternatifler bulmayı denemekte fayda var. Unutmayın ki, yükselmenizi sağlayacak olan bağlı olduğunuz yöneticinizdir. Dolayısıyla, yöneticiniz her ne kadar sizi tanıyıp, işinizi daha iyi yapmanız için çabalıyorsa, siz de onun çalışma tarzını öğrenip, işini kolaylaştırmak ve en iyi şekilde yapmasını sağlamak için çaba göstermelisiniz. 

Bookmark and Share

Kişisel Gelişim Ne Demektir?

değişim, Psikoloji, eğitim 9 Comments »

Günümüzün yeni jargonları arasına “yaşam koçu” “image maker” ve benzeri tanımlar yerleşti. Bunları bazen kişisel gelişim, bazen kişisel yönetim bazense yönümüzü daha iyi görebilmek için hayatımıza katıyor gibiyiz. Bu konuyu, konunun uzmanı Prof. Dr. Üstün Dökmen kisiselbasari.com web sitesine verdigi röpörtajda değerlendirmiş. Ben burada bir iki soruya verdiği cevabı sizinle de paylaşmak istiyorum, ama röpörtajın tamamı oldukça ilginç ve sorulan sorularsa oldukça başarılı. Sohbetin tamamını okumanızı öneririm.

Sizce kişisel gelişim nedir? Nasıl tanımlarsınız?Prof. Dr. Üstün Dökmen: Batı dünyasında kişisel gelişim; bireyin bireyselliğinin vurgulanması, yeteneklerinin farkına varması ve bu yetenekleri dış dünyayla bağdaştırarak dış dünyaya uygun bir şekilde geliştirmek olarak tanımlanıyor. Bu çok iyi mi? Tartışılır…

Genelde kişisel gelişimin iyi olduğu söylenir. Evet, ben de kişisel gelişim alanında çalışıyorum, ama “Küçük Şeyler 2” adını taşıyan son kitabımda bu konuyu tartışmak gerektiğini söyledim. Kişisel gelişime farklı açıdan da bakmak gerekiyor. Yanı kişisel gelişimin de kendi kendini irdeleyerek, kendine farklı bir gözle bakarak kendini değiştirmesi gerekiyor. Bireyselliği vurgularken, kişisel gelişim, aynı anda tek bir insan yaratma gibi de bir sonuca götürebilir. İnsanlar aynı seminerleri, aynı kursları alıp bir an önce rakiplerini geride bırakıp yükselsin gibi bir rol oynayabilir. Bu, iyi bir şey mi bu da tartışılır. Yani kişisel gelişim, kendi kendi ile de çelişen bir şey diye de düşünülebilir.

Kişisel gelişim, birinci olarak; bireyselliği vurguluyor, ikinci olarak; tek tip insan olmayı, daha çok kazanmayı ön plana çıkartıyor. Batının hızlı koşuşturma tarzı içerisinde kısa sürede çok iş yapma, çok para kazanma, bir an önce terfi etme dünyasına yönlendiriyor. Bir an önce terfi etmenin bir erdem olduğu dünyada kişisel gelişim gerekli olabilir, ama bu iyi mi kötü mü, işte bu tartışılır.

Kişisel gelişime, bir destek hizmeti olmanın ötesinde, bireyi tam anlamıyla yeniden kurgulamak gibi anlamlar da yüklenebiliyor. Bu doğru mu sizce? Kişisel gelişimin sınırları nerede biter?Kişisel gelişim güzel. Seni geliştiriyor, seni daha güçlü yapıyor. Bir bakıma iyi bir şey, ama bu niçin yapılıyor? Başkalarını geçmen için yapılıyor. Ama o zaman biz olmayı da engelliyoruz. Şimdi kişisel gelişim konularından birisi ekip olmak, öyle mi? Adı üzerinde kişisel gelişim, “sen kişisel gelişirsen öteki beş kişiyle nasıl ekip olacaksın?” Kendi içinde bir çelişki var. Niye top yekûn gelişmiyoruz? Karı koca, bireyselce mi gelişmeli, ailece mi gelişmeli? Kendi içinde çelişkileri de var. Niye top yekûn gelişmek değil? Niye ailenle, ülkenle top yekûn gelişmek değil? Ben kişisel gelişeyim, o da kişisel gelişsin, kim daha iyi gelişirse o müdür olsun… Ama o zaman ekip olamayız. İ

nsanlar, karakter özelliklerine göre, o karakter özelliklerini kullanarak ve onu en üst düzeye çıkararak geliştiğinde, en iyinin yapılması sağlanmış olmaz mı? Bir insanın belirli nitelikleri var ve insan, bu niteliklerini en üst düzeye çıkarmaya çalışıyor. Sahip olduğu bir niteliği fark ediyor ve bu niteliğini geliştiriyor.

Prof. Dr. Üstün Dökmen: Batı dünyası, bu dediğini karı artırmak ve üstü kapalı tek tip bir insan yetiştirmek şekline dönüştürmüş gibi görünüyor. Bu da bir görüş. Böyle düşünenler de var. Gençler üniversiteyi bitiriyorlar, işe girdikten hemen sonra saçlar briyantinli, şık kravatlı erkekler, çıta gibi kızlar, ellerinde çantalar, kıpır kıpır koşturuyorlar. Bir şirket için çalışıyorlar. Girerken bir rekabet var. Girdikten sonra da, hızlı gelişmek için… Çünkü piramit, gittikçe daralıyor. En fazla gelişen, piramitte en fazla yukarı çıkar. O zaman burada bir ekip, bir birliktelik yok.

En yakın arkadaşına kazık atabilirsin. Kişisel gelişim seminerine gittim. Konu neydi? Ekip olmak… Bu biraz komik… Çünkü ekip oluyorsan, birlikte gelişelim, ama rakip olacaksak da ekip olamayız. Farklı takımdan kişiler koşuyorlar, yarışıyorlar. Bunların hepsinin ekip olduğunu düşünür müsün? Farklı takımdan kişiler, ekip mi? Hayır. Kim iyi gelirse, o yarısı kazanır. Her ülke takım olabilir, ama farklı ülkelerden takım olmaz. O zaman birinci olmaz. Ama bir futbol takımın içindekiler rakip olmamalı, takım olmalı. Ama, beş ayrı takım oyun içine katılıyor, beşinin tek bir ekip olduğunu düşünemeyiz. İş yerinde herkes tek tek geliştiği için, ben seni güçlü görürsem ben seni ezerim. Eziyor mobbing yapıyor. Mobbing’in Türkçesi yıldırmadır.  

Seminerlerde rakibe çelme takma öğretilmez, ama gerçekten bir yere gelmek istiyorsan o zaman birilerini de çelmeleyeceksin.

Bookmark and Share

İş’te Psikoloji Konferansı

yönetim, Psikoloji No Comments »

Eğer vaktiniz varsa ve Istanbul’daysanız 11 Aralık Salı günü Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenecek olan İş’te Psikoloji konferansına katılmanızı tavsiye ederim. Ele alınan konular tipik konulardan çok farklı. Katılamayanlar için konferans arkası öğrendiklerimi sizlerle paylaşıyor olacağım. Ele alınacak konular şu şekilde:

Siyah Şapka Toplumu ve Prozac Reklamcılığı

Dayanıklılığın Psikolojisi ve Liderlik

Iktidar, Dayanışma ve Iş Hayatı

Yaratıcılığın Önündeki Engeller

Psikoloji ve Yönetici Koçluğu

Uygulamalı Felsefe: Pahalı Ödediğiniz Yanlışlar

İş Birimlerinde Performans Geliştirme

Gerçekçi Yönetişim: Yönetici/Liderlik Modeli

Türklerin Topluluk Psikolojisi Nasıl Analiz Edilir

İş Dünyasında Pozitif Psikoloji Uygulamaları

Yıldızlara Erişmek: Üstün Yeteneği Bulmak ve Yönetmek

Bookmark and Share

Yeteneklerinize Odaklanın

yönetim, kariyer, Psikoloji No Comments »

Hepimiz bir şekilde zayıf olduğumuz noktalarda kendimizi geliştirmeyi isteriz. Zaman zaman kendimizi yer bitiririz. Neden zayıf olduğumuz bir noktamız istediğimiz kadar kuvvetli bir noktamız haline dönüşmüyor diye…

Pozitif Psikoloji ile son zamanlarda oldukça ilgilenmeye başladım. Özellikle bu akımı başlatan ve yayılmasına neden olan University of Penn profesörlerinden Martin Seligman’ın kitapları ve çalışmaları üzerinde kafa yoruyorum. Martin Seligman hayatta verimlilık, başarı ve mutluluk gibi olguları anlamamızı sağlayan kısıma pozitif psikoloji adını vermiş.

Bu çalışmalardan bir tanesi ise başarılı olmak için kuvvetli olduğunuza inandığınız yönlerinizi ve yeteneklerinizi daha çok kullanıyor ve geliştiriyor olmanız gerektiğidir. Oysa yöneticiler genellikle çalışanların zayıf olduğu konularda kendilerini geliştirmelerini sağlamaya çalışır. İnsan Kaynakları uzmanları geliştirilmesi gereken alanlarda eğitim programları düzenler. Yani yeteneğimizin fazla olmadığı alanlarda güçlenmek için akıntıya kürek çekmeye çalışmak gibi bir şey bu. Ya da resim yapmaya yeteneği olmayan bir kişiye yağlı boya resim yaptırmak istemek gibi…

Geçenlerde çok yetenekli bir genç bana ‘geliştirmem gereken alanlar nelerdir?’ diye sordu. Kendisinin yeteri kadar başarılı olmadığına inanıyordu. Oysa gelecek vaad eden, tutkulu, enerji dolu, bilgili ve kapasitesi yüksek bir gençti. Tek yapması gereken daha fazla tecrübe sahibi olmaktı. Buda ancak zamanla mümkündü.

Bana kalırsa kişinin başarılı olmak istediği alanda eğitim ve bilgi eksiği varsa, bu açığı kapatmasının en önemli yolu okumak, eğitim almak ve öğrenmekten geçer. Daha sonra bu öğrendiklerini uygulamaya koymadaki başarısı onu kariyerinde daha yüksek noktalara ulaştıracaktır.

Güçlü yanlarınızın ne olduğunu bilmiyorsanız ve öğrenmek isterseniz, ekteki VIA Signature Strengths Questionnaire size bu konuda yardımcı olacaktır. 240 soruluk bir test ama yaklaşık 15-20 dakikadan fazla zamanınızı almayacaktır. Kısaca insanın güçlü yanlarını anlaması için ‘Hayatta beni ne heyecanlandırır?’ sorusuna verilen cevabın önemli olduğunu söylüyor Seligman.

İş yerinizde yetenekli olduğunuz konularda her gün biraz daha fazla işler yapmayı deneyin. Ama bu yaptıklarınızın birbirinin aynısı değil sizi her gün biraz daha limitlerinizi zorlamaya teşvik edecek nitelikte olmasına önem verin.

Zayıf olduğunuzu düşündüğünüz yönlerinizi geliştirme çabasının olumlu olacağı muhakkak ama bu konularda kendinizi yiyip bitirmek yerine, kendinize fazla hoşlanmadığınız bu konularda daha yavaş hareket ettiğiniz için kızmamayı deneyin. Bir sene boyunca yeteneğiniz olan konularda daha çok çalışın. Sene sonunda neler hissettiğinizi düşünün ve nasıl gelişme gösterdiğinize bakın. Fark göreceğinize inanıyorum.

Bana kalırsa, bu metod bir alanda uzmanlaşmanıza da yardımcı olacağından, yükselen bir başarı grafiği çizmenize katkıda bulunacaktır.

Bookmark and Share

‘Nasıl Bir İşte Çalışmak İstediğimi Bilemiyorum’ Diyenlere…

kariyer, Psikoloji, eğitim 2 Comments »

Kariyer Planlama Uzmanları, kariyer planlamasına başlayabilmek için ilk önce kendimizi tanımamız daha sonra da nasıl bir iş ortamında çalışmak isteyebileceğimizi tanımlamamızı tavsiye ediyorlar. Kim olduğumuzu, ihtiyaçlarımızın ve isteklerimizin neler olduğunu anlamak , ilgi alanlarımızın ve yeteneklerimizin neler olduğunu bilmek kariyer planlamasının ilk adımı…

Üniversiteden yeni mezun olduysanız ve nasıl bir işte çalışmak istediğinizi henüz bilmiyorsanız, atabileceğiniz adımlardan bir tanesi de kişiliğinizi ve yatkın olduğunuz konuları daha iyi anlamanıza imkan veren birkaç testi uygulamak. Bu testlerden bir tanesi, en yaygın olarak bilinen Myers-Briggs Type Indicator testi. Myers-Briggs, size kişiliğiniz ve hangi kariyerlere daha yatkın olabileceğinize dair bazı ipuçları verecektir.

Bu testleri genelde İnsan Kaynakları danışmanlık şirketleri uyguluyor olacaktır. Benim web’de bulabildiğim ve bu testi almanıza yardımcı olabileceğini düşündüğüm birkaç şirkete link verdim. Bu şirketlerin hiçbirini tanımadığımdan dolayı referans olarak veremiyorum. Sadece size fikir vermesi açısından birkaç tanesine link veriyorum. Siz kendi araştırmanızı yapabilirsiniz.

The Princeton Review tarafından verilen bu ücretsiz kariyer testi de size nasıl bir kariyere daha yatkın olduğunuz konusunda size ipuçları verecektir.

Çalışma tarzınızın nasıl olduğunu anlayabilmek içinse bu testi uygulamayı deneyebilirsiniz.

Bookmark and Share

Dedikodularla Nasıl Başa Çıkılır?

yönetim, Psikoloji No Comments »

Business Week Türkiye dergisini üniversite öğrencilerinin ve iş dünyasının dikkatle takip etmesini öneririm.

BusinessWeek Türkiye’nin 15-28 Temmuz 2007 sayısında ‘Dedikodularla Nasıl Başa Çıkılır’ konulu bir yazısı bulunuyor. Fortune 500 şirketleriyle kurumsal psikolog olarak çalışan Kerry Sulkowicz İş dünyasında da sosyal hayatta olduğu gibi dedikodu vazgeçilmezlerden diyor. Business Week dergisinde yer alan bu yazının dedikoduyu yönetmek açısından faydalı olacağını düşünüyorum:

New York’tan bir okuyucu: Dedikodularla nasıl başa çıkılır? Bir yönetici olarak bazen gizli bilgi yada haberler alıyorum. Ardından hiç bir şey söylemediğim halde çalışanlar arasında konuların konuşulduğunu duyuyorum. Çoğunlukla çarpıtılmış yada yarı doğru oluyor. Bu durumda çalışanlara bildiklerimi söylemek zorunda mıyım? Herkes işten çıkartmalar yada yeniden yapılandırma konusunda gerginken gizli bilgiye sahip olmak beni rahatsız ediyor.

K. Sulkowicz: Sırlar, yetki alanınız büyüdükçe gelir. Bunlar iş hayatının bir parçası. Bu yüzden diğerlerinin bilmediğini siz biliyorsunuz diye suçlu hissetmeyin. Yönetim size güvenip bunları saklamanızı beklerken, kendinizi duyduğunuz yalan yanlış dedikoduları düzeltmek zorunda hissetmeyin.

Biliyorsunuz, dedikodular da iş hayatının bir parçası. Sonuçta küçük düşürücü bir yanı olduğunu düşünmezsek, onlarda sözlü iletişimin kanallarından biri ve çoğunlukla ya yalan ya da yanlış çıkıyorlar. Bu yüzden de şirket içindeki nabzı yoklamak için bu tip dedikodulara kulak kesmek iyi bir fikir olabilir. Aslında en üst pozisyondaki yöneticiler mevkileri gereği bu tip olaylardan izole kalabildiklerinden şirket içindeki tedirginliği patronunuzun öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

Sizin bu hassasiyetinizi, çalışanlarınızın hayatını etkileyecek büyük değişimler söz konusu olduğunda anlayabiliyorum. CEO’lara danışmanlık veren bir kişi olarak başka kimseyle paylaşılmayacak önemli konularda hassas konuşmalar yapıyorum. Öğrendiğim sırların geniş kapsamlı etkileri var ve konuştuğum kişi tarafından kişiselse, bunları ifşa etmek- yanlış söylenenleri düzeltmek bile olsa- benim güvenilirliğime zarar verebilir.

Siz de bir yönetici olarak aynı soumluluğu taşıyorsunuz. Benim tavsiyem biri size dedikodu ile ilgili soru sorarsa, pozisyonunuzun gereğini yerine getirin. ‘ Bu tip konuşmalara dahil oldum ve biliyorum ki böyle bir belirsizlik içinde işe odaklanmak zor. Ama ben bu konularda konuşmaya yetkili değilim’. Bu cevap herhangi bir şey söylemekten daha iyi. Çünkü gerçeği söylediğinizde de size inanmayabilirler.

Konuyu bilmeyenlerin sizin sözlerinizin satır aralarını okumaya çalışmaları ya da yaptıklarınıza anlam yüklemeye çabalaması anlaşılabilir bir şey. Siz de kafanızı okumaya çalışanlara empati ile bakmaya çalışın.

Bookmark and Share

Yaptığımız İşte Mutlu Olmak, Hayatımızın Daha Mutlu Olmasını Sağlar mı?

yönetim, Psikoloji 2 Comments »

Zaman zaman duyarız.

Sevdiğim bir işte çalışmak istiyorum deriz. Çünkü sevdiğimiz bir işte çalışmanın bize tatmin sağlayacaği ve tatmin olduğumuz bir işte çalışmanın da bize mutluluk getireceğine inanırız.

Araştırmalar ise bu olgunun yanlış olduğunu gösteriyor.

Insanın sevdiği (yada tatmin olduğu) işte çalışmasının kişiye mutluluk verdiği konusunda bir kanıt olmamakla birlikte, “mutlu insanların” yaptıkları işlerden daha çok tatmin olduklarını araştırmalar kanıtlıyor. Yine araştırma sonuçlarına göre, mutlu olan insanlar daha üretken olabiliyor ve gelir seviyelerini daha yukarıda tutabiliyorlar. 272 çalışan üzerinde “pozitif duygu” üzerine yapılan testlerde 18 aylık dönemde kişilerin iş performansları inceleniyor. Genelde daha mutlu duygulara sahip olan insanların iş performanslarının mutsuz olan çalışanlara oranla yöneticileri tarafından daha yüksek değerlendirildiği saptanıyor.

Mutluluğu yaptığımız işin bize vermesini beklemek yerine hayatımıza “mutluluk veren, pozitif duyguları katmak” daha doğru bir yol gibi gözüküyor.

İş dünyası enteresan ortamlar. Şirket yönetimleri olarak hep bir çalışan mutluluğundan bahsediyor; ödül sistemleri, motivasyon seminerleri sunuyoruz…Hepsi çalışanların daha motive, daha mutlu bir ortamda iş yapmasını teşvik etmek için. Ama diğer taraftan çalışanların şirkete geliş gidiş saatlerini müthiş bir sistemle kontrol ediyoruz. 52 haftalık yıllık çalışma programı içerisinde işgören 2 haftalık tatili bir seferde almak istediğinde “mümkün olamayacağını söylüyor” ve bir haftalık izni zar zor veriyoruz.

İş dünyası böyle bir ortam. Tıpkı hayatın kendisi gibi!

Eğer böyle bir döngüde takılıp kalıyorsanız, belkide dış etkenlerin sizi motive yada demotive etmesini bir kenara bırakıp, olan herşeyi olduğu gibi kabul etmeye başlayabilirsiniz. (Bu kabullenme, değişim yapmamak anlamına gelmediği gibi bir kişiyi yada olayı kabul etmemiz de ona onay verdiğimiz anlamına gelmiyor.)

Harvard Üniversitesi iş ortamında başarının, hayatta mutlu olmak ve pozitif duygulara sahip olmak ile daha bir mümkün olacağını anlamış ki, geçen yıl “daha tatminkar ve dolu dolu” bir hayat yaşamayı anlatan “Positive Psychology” isimli dersi, en fazla ögrenci kaydı alan ders olmuş! Pozitif Psikoloji dersinin, ögrencilerin “kendilerini ve hayata bakış açılarını” değiştirebildiği, dolayısıyla olumlu bakış açışını teşvik ettiğini söyleyen profesörleri ciddiyetle dinlemekte fayda var.

Harvard Üniversitesi”nde “Positive Psychology” dersi veren Ben Shar, The Boston Globe ile yaptığı görüşmede okurlara mutlu olmak için birkaç ipucu veriyor.

İş hayatımızdan zevk almak istiyorsak, iş dışında mutlu bir hayatımız olmasına özen göstermeli, temelde pozitif duygularımızı ön plana çıkartabilmeliyiz. Memnuniyet veya memnuniyetsizlik kendimizle başlıyor. Ancak Dr. Seligman, kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmenin de gerekli olduğundan bahsediyor.

Hayata daha mutlu bakabilmenin yollarını ögrenmek için ise size Pozitif Psikoloji’nin kurucusu ve yaygınlaşmasına önderlik eden Martin Seligman’ın Authentic Happiness isimli kitabını öneririm.

Daha mutlu bir hayat yaşamak için Dr. Seligman’ın önerilerinden bir tanesi de “güçlü olduğunuz yanları” bulmak ve bu güçlü yanlarınızı iş ve sosyal ortamlarda sıkça kullanmanız. Bunu yaparsak, hayatta daha mutlu bir insan olacağımızı söylüyor. Genelde hep “zayıf olan yönlerimizi geliştirmekten” bahsederiz, ama güçlü olan yanlarımızı daha çok kullanmaktan pek söz etmeyiz.

Güçlü yanlarınızın neler olduğunu bilmiyorsanız, yada emin olup olmadığınızı gözden geçirmek istiyorsaniz, VIP Signature Strengths Test ‘i almanızı tavsiye ederim. Bu test, size güçlü yanlarınızı gösterecektir.

Bookmark and Share

Başarılı Bir İş Görüşmesi İçin İpuçları (2): Algılar CV’nizi Alt Edebilir.

iş görüşmesi, öğrenci, iş arama, kariyer, Psikoloji, üniversite No Comments »

Nasıl göründüğümüz önemli.

Nasıl davrandığımız önemli.

Karşımızdaki insanda nasıl bir izlenim bıraktığımız önemli.

Yapılan bazı araştırmalar, algının ilk 10 saniye içinde oluştuğunu gösteriyor.Buda demektirki, iş görüşmesi için kapıdan adımınızı attığınız ilk adımdan itibaren yüzünüzdeki ifadenin, kılık kıyafetinizin ve ses tonunuzun karşınızdaki kişinin sizin hakkınızda bir izlenim elde etmesine neden olacağı…

Genelde duyduğum şikayetlerden bir tanesi, ilk mülakatı yapacak olan IK yöneticisinin tecrübesizliği oluyor. Size tavsiyem, IK yöneticisinin tecrübesiz yada itici olmasına bakmaksızın, mülakatınızın başarıyla sonuçlanması için elinizden geleni yapın. O kişi, sizi refere edecek kişidir. Dolayısıyla aranızda iyi bir diyalog geçmesine çalışın. Sizin için önemli olan CV’nizin sizi işe alacak olan departman yöneticisine yönlendirilmesidir.İş görüşmenizde en önemli kural, bu ilk birkaç saniye içerisinde karşınızdaki yönetici ile iyi bir iletişim içerisinde olmaya çalışmanız ve aranızda pozitif bir elektriğin oluşması için elinizden geleni yapmanız. CV’niz her ne kadar çok başarılarla dolu olursa da olsun, son karar genelde “gut feeling” dediğimiz ve “içimizin ısındığı” kişiler doğrultusunda olacaktır.

Kullanabileceğiniz 5 yol…

Kendinize güvenli olun ama aşırı güvenden kaçının. Kapıdan içeri girerken, el sıkışırken, konuşurken güven telkin edin.

Pozitif bir ruh hali yansıtın. Bu tavsiye, ne sürekli gülmek anlamında ne de her konuda karşınızdaki kişiyle aynı fikirde olma anlamında. Örneğin, çalıştığınız şirketten şikayetçiyseniz, bunladıysanız ve bir kaçış arıyorsanız, enerjinizin nasıl olduğunun farkında olun. Genelde bu tip durumlarda insanlar negatif enerjilerini yayabiliyorlar. Kafanızı ve ruhunuzu temizleyerek iş görüşmesine gitmeyi deneyin. Iş bulmak kolay değil ve zahmetli bir süreç. Hatta insanı umtsuzluğa itebilir. Bu gibi durumlarda duygularınızın farkında olmaya çalışın.

 

Temiz ve şık giyinmek her zaman faydalı. Doğru seçilmiş bir kiyafet pozitif algının oluşmasındaki en hassas faktörlerden. Ütüsüz gömlek pek hoş kaçmayacaktır! Özellikle karşınızdaki kişi 40’larında ise, bu kişinin dikkat edeceği konularla 20’li yaşlardaki kişilerin dikkat edecekleri konular farklıdır.

Geç kalmamaya bakın. Özellikle İstanbul’da trafik bahanesi verilmesi gereken en son bahane olmalı. Görüşmeniz varsa, randevunuza erken gelmeyi ögrenmelisiniz. Birçok insan bekletilmekten hiç hoşlanmaz.

 

Göz temasınızı karşınızdaki kişiyle yakınlık kurmak için kullanın.

Bookmark and Share

Başarılı Bir İş Görüşmesi İçin İpuçları: Göz Teması

iş görüşmesi, iş arama, kariyer, Psikoloji, iletişim No Comments »

Artık herkes biliyor: işgörüşmelerinde göz teması önemli.

Karşınızdaki kişiyle iletişim kurarken oluşturduğunuz göz teması, kendinize olan güveninizin ve doğruluğunuzun bir sembolü. Ancak lütfen vur deyince öldürenlerden olmayın! Göz teması elbette gerekli ama gözünüzü kırpmadan yada bir saniye bile gözünüzü karşınızdaki kişiden ayırmadan konuşuyorsanız, kendinizi gerçeklikten ve doğallıktan uzaklaştırıyorsunuz demektir.

Böyle bir durum, sizi işe alacak kişiyi rahatsız edecektir. Normalde insanlar konuşurken, arada bir sağa veya sola bakıyor olurlar. Göz temasının önemli olduğunu öğrendiniz diye doğallığınızdan kaybetmeyin. Konuşurken, her 5 yada 10 saniyede bir gözleri farklı noktalara çevirmek doğal olandır. Eğer iş görüşmelerinde vucut dilinizi nasıl kullandığınızı bilmiyorsanız , bir arkadaşınızla mülakat egzersizi yapabilirsiniz. Ufak bir video kamerasıyla yada cep telefonuyla kendinizi arkadaşınızla yapacağınız mülakat sırasında görüntüleyin ve hareketlerinizi izleyin. Bazı kişiler sadece dinlerken göz temasında bulunurken, konuşma sırasında göz temasını kullanamayabilmektedir. Karşınızdaki kişiyi dinlerken göz temasınızın daha kuvvetli olması, iyi bir dinleyici olduğunuza işarettir.

Göz teması doğru kullanıldığında size başarı getireceği gibi, yanlış kullanıldığında karşınızdaki kişiyle iyi bir iletişim kurmanıza engel teşkil edecektir.

Bookmark and Share