‘Yaratıcılık’ kategorisi için Arşiv
Sanat Hayattır. Iskalamayın.
Istanbul bu haftasonundan itibaren 12. Istanbul Bienali ile sallanıyor.
Artbeat temasıyla gerçekten kalplerimizi sanatla çarptırıyor.
Dünyanın en önemli üç bienali arasında gösteren Istanbul bienali (Viena ve Sao Paolo diğerleri) birbirinden eşsiz eserlerle yaratıcılığın sınır tanımadığını gözler önüne seriyor.
Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen bienal 5 karma sergi ve 50’den fazla kişisel sunuma yer veriyor. Sanatçıların arasında Haluk Akakçe de yer alıyor.
Yaratıcılığını kamçılamak isteyenler, ilham almak isteyenler, hayatlarının sıkıcı ve tek düze olmaya başladığını hissedenler bu bienali kaçırmamalı.
Enerjisi yüksek olanlar, daha yüksek performans sergilemek isteyenler, fikirlerini coşturmak niyetinde olanlar, bu biyenalde hayat bulacaklar.
Devamı >>Kariyer Endişesiyle Değil, Tutkularınızın Ateşiyle Ilerleyin.
Kariyer diye birşeye inanmadığımı söylediğimde şaşıranların sayısının yüksek olduğunu söylemeliyim.
“Ama nasıl olur. Kariyer Yolculuğu isimli bloğunda rehberlik yapıyorsun bizlere!” deniyor. Genellikle.
Kariyer kelimesi bir alanda yükselmeyi ve başarı sağlamayı ifade ediyor aslında. Kariyer yapmaksa doğası gereği endişeli bir ruh halini beraberinde taşımayı gerektiriyor.
Ben kariyerle uğraşmıyorum.
Tutkular, heyecanlar, idealler ve emeller arkasından koşturmayı destekliyorum. Yükselme endişesiyle değil hayallerinizi gerçeğe çevirme azmiyle hareket etmenizi öneriyorum.
Devamı >>Dinlenemeyen Beyin Çalışmaz. Nokta.
İş dünyasının düşünce transformasyonuna ihtiyacı var.
Bunu hepimiz biliyoruz ve istiyoruz ama değişimi getirmeye cesaretli olanların sayısı, böyle gelmiş böyle gider diyenlerin sayısından çok daha az. Bu yüzden kaplumbağa hızında ilerliyoruz. Ne ironiktir, oysa teknoloji ışık hızında ilerliyor. Gelişiyoruz, büyüyoruz, zenginleşiyoruz. Aynı zamanda iklim kriziyle, su kriziyle, enerji kriziyle uğraşıyoruz. Birşeyleri belli ki yanlış yapıyoruz, çünkü beynimizi yeteri kadar dinlendirmek yerine 24 saat çalışmaya zorluyoruz.
Bu yüzden bugün size iki video seyrettirmek istiyorum.
Devamı >>Bilinmeyene Yolculuk Hayata Tatlı Keşifler Katar
Tahminimce bu yazıyı okuyanların %99’u A.J. Jacobs ismini daha önce duymamıştır. Duyan %1’lik kısım içindeyseniz, harika. Değilseniz, tanışma zamanınız gelmiş demektir.
Sıradışı hayat yaşayanlara ve kabul görmüş tarzların dışına çıkabilme cesaretinde olanlara büyük bir saygı duyuyorum.
A.J. Jacobs, sıradışı bir çalışma anlayışına sahip. Jacobs, dünyanın en önemli dergilerinden olan Esquire’ın Genel Yayın Yönetmeni. Aynı zamanda üç birbirinden farklı kitabın yazarı. “A Year of Living Biblically” kitabını yazabilmek için bir yıl boyunca Incil’de yazıldığı gibi bir hayat yaşayarak bir fenomen haline gelmiş biri o. “My Life As An Experiment” de hayatını deneylerle yaşamaya kalktığı bir diğer kitabı.
A.J.Jacobs’ı sevmemi sağlayan, tüm bu sıradışılıklarının yanısıra, yazdığı bir makale oldu. Sanıyorum hiç bir makaleye “My Outsourced Life” makalesine güldüğüm kadar gülmedim. (Makaleyi okuyabilirsiniz ancak makaleyi tam olarak anlayabilmeniz için Amerikan ve Hint kültürlerini, insanlarını ve kullandıkları dili çok iyi biliyor olmanız gerekiyor. Yoksa aynı etkiyi almanız pek mümkün değil.)
Neden durup dururken A.J. Jacobs’ı yazıyorum derseniz, kendime “Profesyonel Yardımcı/Asistan” tutmayı düşünüyorum epey bir zamandır. A.J.Jacobs’ın yurt dışında Hintli call center vari yardımcılara delege ettiği işleri gibi ben de işlerimi delege etmek niyetindeyim. Peki ne yapar bu profesyonel asistan?
Kısaca iş yerinde yönetici asistanları ne yapıyorsa onu yapar. Farkı özel işlerinizi hallediyor olmaları. Yani hayatınızda ki ufak işleri organize eder. Yollanacak mesajlara cevap verir, koordinasyonu sağlar, organizasyon işlerini halleder, yollanması gereken postaları yollar ve yöneticinin günlük hayatını düzene sokar.
Devamı >>Hollywood’da Ünlü Olabilirdim. Belki de…
Hayatımın en güzel yıllarından bazıları Santa Barbara’da geçti. Hollywood yıldızı olmayı seçseymişim, şansımı zorlayabileceğim çok şanslar da elde etmiş olabilirim. International Film Festivali’nde, Sean Penn’le tanışma, bir zamanlar epey bir hayranlık duyduğum Vince Vaughn ile uzun uzun bakışma fırsatım olmuştu. Tabii ben şaşkınlığımdan bakakalmıştım ama onun hayranlığından bana baktığına inanmak da işime gelmiyor değil.
1998’de evimde arkadaşlarla Oscar törenlerini seyrederken birden arabaya atlayıp, Oscar törenlerinin yapıldığı mekanlara uzanmaya karar verdiğimiz çılgın günleri seviyorum. Santa Barbara Los Angeles arası bir buçuk saatlik bir yolculuk. Kaliforniya’da araba kullanmaksa muhteşem bir duygu…Bir kartpostalın üzerine gördüğümüz ünlüleri yazmıştık; tam rakamını hatırlamıyorum ama 50 küsür isim vardı. Bunların arasında tam yanımdan geçen ve yeni çanta markasıyla ortalıkta dolaşan sevgili Monica Lewinski’de vardı.
Başarılı filmlerle adını duyuran Joaquin Phoneix ve ayakta durmakta zorlanan Courtney Love’da gözlerimize takılanlar arasındaydı. Oradan ayrılıp bir kulübe gittik, hepsinin oraya geleceği söyleniyordu. Ayakta durmaktan yorulunca, kulübe doğru yol aldık. Sadece Jay Leno yanımızdaydı. Diğerleri bizi ekmişti…
Bazılarını da konserlerde yakalama fırsatım oldu. Chris Isaak bunlardan biriydi. Sahne performansı bu kadar başarılı olan bir de Santana vardı. Santana her ne kadar Isaac kadar yakışıklı olmasa da karizması kızların Santanayla dans etme isteklerini pek de azaltmıyordu.
Chris Isaak’in sahne performansının başarısında önemli bir etken vardı. Yeteneği, sesi, gitarı bunlar zaten severek yapabildikleriydi. Performansını etkileyen en etkili faktörün parçalar arasında seyirciyle kurduğu diyalogdu. Ilginç ama çok gerçekçi. İçten, olduğu gibi, salonunda misafirler varmışcasına sohbet ediyordu. Seyirciyle yakaladığı bağ onu daha da coşkulu dinlememize neden oluyordu.
Devamı >>Daha Başarılı Olmak İçin, Mutluluk Eşiğinizi Artırın.
“Daha çok ama daha çok çalışırsam başarıya ulaşırım. Daha çok iş yapar, sürekli başarıya odaklanırsam, başarılı olurum. Bu da beni mutlu bir insan yapar.”
Etrafınıza bakın. En son ne zaman istediğiniz dostlarınızla bir araya gelebildiniz? Ne zaman rahat bir uyku çekebildiniz? Kaç zamandır günde 10 saatin altında bir çalışma temposuna sahipsiniz?
Günümüzde liderlik ve yönetim anlayışımız değişmek zorunda. Zannediyoruz ki insanların her saniyelerini karlılığı artırabilmek için kullanabilmek mümkün. Zannediyoruz ki başarılı şirket olabilmek için sıkı kurallar ve suyunu çıkarttığımız, beyaz yakalı köleler yetiştirmek bizleri daha karlı ve başarılı yapacak.
Yanılıyoruz çünkü pozitif psikoloji alanında yaptığımız çalışmalar durumun tam tersini gösteriyor. Başarıyı getiren mutlu ruh halimiz, sağlıklı düşüncelerimiz ve olumlu bakış açılarımız. Yani, başarı için önce mutluluk eşiğimizi yukarı çekebilen bireyler olmayı başarmamız gerekiyor. Başarı sonradan geliyor. Yani mutlu olmak için başarı değil, başarılı olmak için mutluluk gerekiyor.
Bu yüzden toksik iş ortamlarını verimli iş ortamları haline getirmek için çaba sarfetmeliyiz. Eğer iş ortamı düzelmiyorsa, o ortamdan mutlaka kaçmalıyız. Başarı stres ve kaygının yüksek olduğu ve teşvik edildiği ortamlarda değil, mutlu bireylerin, yeteneklerini her gün kullanabilen çalışanların bulunduğu ortamlarda yeşerir.
Devamı >>Yaptığınız Işi Zevkli Hale Getirebilmek, Heyecan Ister.
Eminönünde kahve satıyor olmak büyük bir çoğunluk için pek de gelecek vaad eden bir iş olmadığı gibi heyecanlı bir iş olarak da görülmez. Sonuçta kimse kahve satmak için dünyaya gelmiyor. Üstelik kahve satarak kazanacağınız gelirin de pek yüksek olmayacağı düşüncesi olayı daha da sevimsiz bir hale getirir.
Oysa hepimiz ilham almayı severiz. Ilham geldi mi coşarız. Benim sevdiğim bir duygu bu. Sırf bu yüzden seminerleri, konferansları kaçırmamaya özen gösteriyorum. Içim coştuğu zaman aklıma gelen binbir fikri hemen, o gün, mümkünse o anda hayata geçirmek için sabırsızlanıyorum. Aynı etkiyi konuştuğum insanlardan da alabiliyorum. Özellikle heyecanını yakalayabildiğim kişileri seviyorum.
Birkaç hafta önce, dünyanın en büyük şirketlerinden birinin Kurumsal Iletişim Direktörü ile sohbet ediyordum. Etkisi altından kurtulmak mümkün değil. Bir çok sebebi var. Önce, Türkiye’de sürdürülebilirlik konusunda böylesi bir bilgi birikimi, ilişki yönetimi ve stratejik zekası olan yöneticilere rastlamak henüz pek kolay değil. Bu konuda kendi bilgi ve tecrübelerimin benchmark noktasında olduğunu düşünürüm ama karşımda duran kişi stratejik boyutta “aşmış” bir noktadaydı. Böyle ilham verenlerle bir arada olmak, onları izlemek bana heyecan veriyor.
Onu etkili bir insan yapan konuyla ilgili bilgisinin ötesinde bir durumdu. Bilgisini nasıl aktardığı ve karşısında duran kişiyle nasıl ilişki kurmayı seçtiğiydi.
“Mesela, sıcak ve dost bir yaklaşımı seçmiş olması. Kesinlikle heyecanlı bir yapısı olmasıydı. Ünvanı ve yaptığı iş kişiliğinin bütünü haline gelmemişti. Konuşurken doğal ve içten olması, yargılanırmıyım endişesi içerisinde olmamasıydı. Güvenli ve özgüvenli insanlarda gördüğümüz özellikler bunlar.”
Eminönünde kahve satmak da heyecanlı ve tahmininizden daha eğlenceli hale gelebilir. Dünya devi şirketin Kurumsal Iletişim Direktörünün yoğun iş hayatını ilişki tarzıyla ve iş yapış anlayışıyla eğlenceli hale getirdiği gibi. Iş sahibi olmak sadece para kazanmak için değil, iyi bir hayat yaşamak ve elbette toplum tarafından değer görebilmek için de. Bu düşünce size şunu kazandırır:
Devamı >>Zorla Eğitim Yerine, Merak Uyandırmayı Deneyin.
Üniversite de okumadığım hiç bir zamanı hatırlamıyorum. Benden muhteşem bir akademisyen olurdu! Kendimi bildim bileli sürekli yeni birşeyler öğreniyorum. Meraklıyım, içten gelen bir durum bu. Hülya Koçyiğit, kızı Gülşah için “hala okula gidiyor, elinde defter kitapla dolaşıyor, inanamıyorum” diyordu dün. Böyleyiz bazımız. Bize “eğitim al, şunu öğren” diyen olmuyor. Zaten meraktan, ilerlemeyi ve gelişmeyi tercih ettiğimizden her daim bir “kendimizi yenileme” sürecindeyiz.
Bir de şanslıyım, her çalıştığım şirketin hep bir eğitim programı vardı. Genellikle katılımcıların sıkıldığı, zoraki geldiği, zaten bildiğimiz şeyi söylüyorlar yine vakit kaybı denen şu eğitimler! Çok da haksız değil bunca çalışan. Sorun eğitimde ya da eğitimciden de kaynaklanmıyor. Kurumsal eğitimler “zoraki” yani “almak zorunda olduğunuz” almazsanız cezası olan durumlar. Şimdi bir düşünün hanginiz istemediğiniz ama zorla yapılması koşulu getirilen işlerden hoşlandınız?
Sorun, kelimenin kendisinde başlıyor. Eğitim.
Çalışanlar eğitilmek istemiyor.
Çalışanlar heyecanlarının kamçılanmasını, ilham almayı, meraklanmayı ve ardından öğrenmeyi kendileri başlatmak istiyor. Bir dolu insanın gönlünde başka heyecanlar yatıyor. Çoğu sadece para kazanmak için bir kurumda çalışıyor. Çalıştığınız ortamda sessiz, fazla tatlıya tuzluya dokunmayanlar varsa, içlerinde ve hayatlarında büyük cevherler vardır. Bu cevherler genelde şirketlerin pek de umursamadığı cevherler olduğundan, bu kişilerin ruhu kurur iş yerlerinde. Gönüllü aktivite kulüpleri bu yüzden önemlidir. Ruhların, yaratıcılığın yeniden fışkırmasını sağlar. En önemlisi nedir biliyor musunuz? O unuttuğunuz, ünvanı düşük arkadaşların “tanınması” ve esas kimliklerinin ortaya çıkmasını sağlar. Muhasebe departmanında yok olmuş biri, tiyatro çalışmalarını iş arkadaşlarına sunduğunda, alkışları duyduğunda, ertesi gün yataktan kalkması için değerleriyle uyumlu bir hayata merhaba deme sebebi olur.
Şirketler sadece ögrenmeyi ve yenilenmeyi körükleyen “itici güç” olduğunda, öğrenme işlemini başlatan ve ilerleten çalışan olur. Zorla katıldığınız ve dolayısıyla verim alamadığınız eğitimler, yerini gelişmeye ve daha verimli ortamlara bırakır.
Sonuçta pozitif yönetimin temeli de zaten budur.
Pozitif psikoloji akımını başlangıçından bu yana onu yakından takip ediyorum. Bu yıl ikincisi yapılacak olan Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine de Temmuz ayında katılıyorum. Pozitif Psikoloji akımının kurucusu olarak bilinen Martin Seligman’ın yeni çalışmalarını duymak ve uygulamaya koymak için sabırsızlanıyorum. Ben, Amerika’da yapılacak olan kongreye katılıyorum. Avrupa’da eş zamanlı yapılan kongreye kayıtlar uzun süredir kapalı halde. Ilgiyi siz düşünün artık.
Geçtiğimiz haftalarda Elma Yayınevi’nden Mine Egbatan bana yeni bir kitap yolladı. Elma Yayınevi’nin yayınlarını beğeniyorum, sebebi Mine hanım’ın yaklaşım tarzını beğenmem sanıyorum. Pozitif Yönetim, Idil Türkmenoğlu tarafından kaleme alınmış. Idil hanımı şahsen tanımıyorum ama geçen sene bir iş dolayısıyla bana bir dosya yollamıştı. Telefonda biraz sohbet ettik. Sonra kitabı okurken, onun da benim gibi Kadıköy Anadolu Lisesi (KAL) mezunu olduğunu öğrendim. KAL mezunlarına “martı” denir. Gerçekten de öyleyizdir, martı gibi hepimiz hayatın içinde ve dünyanın dört bir yanında gezeriz.
Pozitif Yönetimin temelinde insanı sevmek ve ona güven var.
Türkiye’de sosyo-ekonomik şartlar bireyleri “öğrenilmiş çaresizliğe”, bireyselliğe ve güvensizliğe sürüklüyor. Türk insanının birbirine karşı ne kadar güvensiz olduğunu her yıl araştırmalar da yüzümüze vuruyor. Bu gayet doğal. Bireylerin tek başına girişimleri sonuç vermekte yetersizdir, çünkü tepeden gelen ve yaygınlaştırılmış bir sistem, düzeni sağlar. Insanoğlu özgürlüğünü sonsuz kullanmak üzere kurgulanmış—anayasaların oluşturulması da bu özgürlüğe bir anlamda medeni bir düzen sağlamak üzere kurulmuş. EDS’ler konulduğundan beri, emniyet şeridine geçmeye yeltenenlerin sayısı, evlere ulaşan trafik cezası arttıkça, nedense, öğrenme sürecimizi hızlandırıyor. Bir müddet sonra alışılmış otomatik davranış halini almaması imkansız.
Iş hayatında beni şaşırtan bir durum yönetsel kararların çoğununun hata yapmış bir kısım azınlığın davranışlarının yaygınlaşmasından korkulduğu için alınması. 5000 kişilik bir şirket düşünün 3 kişinin tutumu, 4997 kişinin hayatını değiştiriyor. Korku, liderleri paralize ediyor.
Bu mantık bankaların online sistemlerinde de çok net görülebiliyor. Bir grup müşteri memnuniyetini ikinci planda tutan (hatta o ne? diyebilen) IT uzmanı, teknolojiye uzak yöneticilere sistem öneriyorlar. Sonra karşınıza her 3 ayda bir şifre değiştirmenizi isteyen, cep teliniz ve secereniz yanınızda yoksa işlem yaptırmayan sistemler çıkıyor. Müşteri eziyet anketi yapılsa ve sonuçları yönetimlere sunulsa, fena olmazdı değil mi? Bankalar “güvenliğiniz” için diyor ama müşterinin hayatını kolaylaştıran “güvenlik” sistemleri kurmak da mümkün. Tecrübeyle sabittir.
Örnekler o kadar bol ki, Idil Türkmenoğlu’nun gözüne takılanlar şahane: Okullar demir parmaklıklarla çevrilidir öğrenci kaçmasın diye, Mobil çalışmaya olumlu bakılmaz, eleman evde uyur, çalışmaz yeterince diye.
Düşünce ve davranış değişimi zordur. Hepimiz için. Olumlu sorgulama yöntemi bana kalırsa sadece gelişmeyi, yenilikçiliği değil aynı zaman da güven oluşturmayı da teşvik eden güzel bir yöntem. Şu ana kadar denememiş olanlar bir göz atsınlar. Yöneticiler, olumlu sorgulama yöntemiyle yetenek yönetimini güçlendirebilir, bu sistemi kullanarak şirketler yenilikçiliği yakalayabilir.
Idil Türkmenoğlu’nun Pozitif Yönetim kitabı, konuları çok iyi ele almış, örnekler yerli yabancı karışımı ve işlenen konular takdire şayan. Rahat okunan, akılda kalan bir kitap.
Elma kitabevi’ni seviyorum diyorum, çünkü beni kırmayıp, sizlere de kitap dağıtmama imkan veriyorlar. Bu konuyla ilgilenen iki kişiye çekilişle Pozitif Yönetim kitabını veriyorum. Mutlaka okunması gereken bir kitap. Çekilişe katılmak için “pozitif yönetim ne demek olabilir?” sorusuna cevaplarınızı yorum bölümüne ya da facebook.com/fatierdogan’a bekliyorum.
Devamı >>Itibar Etmediğimiz Meslekler Hayat Değiştiriyor
Mimar bir anne “ingiliz dili ve edebiyatı” okumak isteyen kızına “Ne var yani, öğretmen mi olacaksın?” diyerek kızını öğretmen olmaktan ve istediği bölümde okuma fikrinden caydırdı. Mimar anneye göre öğretmenlik statüsü düşük, kızının toplumda itibar sahibi olabileceği bir meslek değildi. Zengin olabileceği bir meslek hiç değildi. Orta sınıf bir ailesi olan mimarın üst sınıfa geçebilme hırsı pek kuvvetliydi.
Orta ve orta üst sınıf ailelerde meslek seçimi büyük bir meseledir. Cünkü kaybedecekleri ve korumaları gereken çok şey vardır. Yapılan çalışmalar da özellikle üst orta sınıfta olanların statü endişelerinin diğerlerine nazaran çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Sir Ken Robinson’ın eğitim ve yaratıcılık alanında görüşlerini bilenler, eğitim sistemimiz ve değerlerimizi gelişmeye değil toptan dönüştürmeye ihtiyacımız olduğunu bilir. 15 yıl önce yukarıda bizzat şahit olduğum mimar anne’nin diyaloğuna benzer bir hikayeyi Ken Robinson’un muhteşem sunumunu dinleyerek hatırlayalım.
Günümüzde insanları “marka olmak” için eğitir olduk. Kendini gelecek nesilleri yetiştirmekle sorumlu hissedenler, “marka nasıl olunur” eğitimleri vermenin bir şekilde faydalı olduğunu düşünüyor. Bu konuda ki düşüncelerim bu profesyonellerden farklılaşıyor. Marka olmaktan önce insan olmayı, meşhur olmaktan önce etik değerlere sahip birer birey olmayı, zengin olmadan önce dürüst ve faydalı bir insan olabilmeyi de önermeyi tercih edeceğimiz günlerin geliyor olmasını ümid ediyorum. Başarı, ün, ünvan, zenginlik, bireyin kendi alanında yapacağı disiplinli çabalarının bir sonucudur…
Oğretmen olmanın tercih edilmediği ama her anne babanın çocuğunu en iyi öğretmenlerin eline bırakmayı tercih ederek, bu uğurda tonlarca fiyat ödemeyi göze aldığı bir çağda ne kadım bir tezattır hayatımız…
Subat ayında yapılan TedxReset’in ayakta alkışlanan tek konuşmacısı, Hacı Ormanoğlu oldu. O bir öğretmen. Coğumuzun artık çocuğumuza önermediği o mesleğe güç katan, gururla öğretmen olmaktan haz duyan bir toplum gönüllüsü Hacı Ormanoğlu. Elazığ’da yaptığı çalışmalar ve Goncalar Solmasın ismini verdiği dernek sayesinde 100′ün üzerinde çocuğa kitap okumayı ve mahalle arkadaşlığını aşılayan Ormanoğlu, elinde ki imkanların azlığından yakınmadan, kaynakları doğru amaçlar için kullanabilen bir öğretmen. Oğrencilerine resim yapmayı öğretebilmek için televizyon’dan resim derslerini dinleyerek öğrenmiş ve çocuklara öğretmiş bir öğretmen.
Siz sıradan saydığınız bir işi sıradışı yapabiliyor musunuz?
Kısaca Hacı Ormanoğlu’nu bir seyredelim.
Hacı Ormanoğlu gibi bir öğretmen mi olmak istersiniz? Mimar olmuş ama hayata at gözlüklerle bakan bir anne mi?
Fark Yaratmaktan bahsedip duruyoruz sürekli. Sirketler “fark yarat ya da öl” diyor. Bireyler “farklı olmak” için bir dolu takla atıyor. Oysa ben Hacı Ormanoğlu’nun TedxReset’de ki konuşmasında gördüm ki farklı olmak için takla atmaya gerek yok. Gereken, insan olduğumuzu hatırlamak, insanı ve hayatı sevmek, bildiğimizi paylaşmak ve içinde yaşadığımız topluma fayda yaratabilmek… Ve bunları yaparken, ünlü olmak, zengin olmak kaygısı taşımaksızın hareket edebilmek….
Devamı >>Tek Rol’de Görünen Hayatlar
Kurumsal hayatlar zevklidir. Kimisi için hayatında hiç göremeyeceği ortamları sunar, imkanları verir. Bunun üstüne güzel ünvanlar ve cebinize bol sıfırlı maaşlar, yanınıza araba ve diğer benzeri avantajlar koyar. Sanslıysanız, liderlik vasıfları yüksek olanlarla birlikte çalışmanızı sağlar. Bazen güzel dostlukların kapısını açar. Iyi bir okul olur, birçok şeyi öğrenmenizi ve gözünüzün açılmasını sağlar.
Madalyonun öbür yüzü de var.
Hayatta oturup iki sohbet etmek istemeyeceğiniz insanlarla bir arada çalışmak zorunda kalabilirsiniz, sabrınızın yükselmesini sağlar. Kurallar üzerine kurallar arasında boğulup kalabilirsiniz, yaratıcılığınız ve ruhunuz verimsiz işlemeye başlar ama diğer avantajlar yüksek olduğundan görmemekte direnirsiniz. Insanların yaşlarını aldıkça, rahatlığın ve statükoyu korumalarının ne kadar ağır bastığını farkedersiniz. Eğer siz bu ağırlığa kapılmayanlardansanız, ömrünüzden ömür alınmış gibi hissedersiniz…Dünya bir yana giderken, ayakta uyuyanlar hayatı ıskalamış olduklarını bilseler mutsuz olurlar mıydı diye düşünürsünüz.
Kurumsal şırketlerin çoğunun başarmakta zorlandığı konu, çalışanları tek bir rol’e indirgemesi, çalışanların da birbirlerini tek bir rol’den dışarı çıkarmakta zorlanması.
Gelecek teorilerim arasında şirketlerin ve markaların en temel sorununun “bağlılık ve bağımlılık” arasında ki ayrışımı yapamaması ve “bağlılık” yaratma konusunda bitmez tükenmez ısrarı olmasıdır. Kökleşmiş yapıların ve kalıpların kırılabilmesi için jenerasyon değişiminin şart olduğuna inanıyorum. Ya da vizyoner liderlerin sayısının artırılması da bir çözüm.
Ben, kurumsal girişimcilik kültürünün önümüzde ki dönemde, şirketlerin yakalamak zorunda olduğu bir anlayış olması gerektiğine inanıyorum. Rekabet avantajı getirecek anlayış budur.
Elbette, Türkiye’de henüz kurumsal yönetim ilkeleri ile idare edilen kurum sayısı yüzdesi nedir diye bakarsak, burada bir kırılma olduğunu görürüz. Kurumsal girişimcilik kültürünün yayılabilmesi için yönetim anlayışlarının geliştirilmesi de gerekiyor.
Bundan neden bahsediyorum?
Cünkü, inanıyorum ki, insanlar çok farklı yeteneklere sahipler. Zannediyoruz ki, her çalışan yükselmek istiyor, kariyer yapmak istiyor, bir binada 8-6 çalışmak istiyor. Oysa, çoğu kişi memnuniyetsiz bu zorunluluktan, 8-6 çalışmasının tek sebebi, geçim kaynağı olması. Kurumların bu anlayışı farketmesi ve değer vermeye başlaması, çalışanların “Tek Rol’e Indirgenmiş Bireyler” olmaktan uzaklaşmasına sebep olacaktır. Gönlünde müzisyen olmak yatan birinin kuruma sağlayacağı fayda call center’da anlamsız metinler okumaktan çıkıp, farklı bir boyut alacaktır. Bireyi, call center elemanı olarak göstermek birincil değil, ikincil özellik olarak duyurulduğunda, bireyleri kalplerinden fethetmiş olursunuz. Bu kişiyi call center’a bağlamak belki imkansız ama zaten hedefiniz de olmamalı. Hedefiniz, çalışanınıza orada bulunduğu süre içerisinde değerli bir birey olduğunu hissettirmek ve bunun getirisi olarak da işinden verim elde edebilmektir.
Düşünce sistematiğini değiştirmek, değiştirebilmek çok önemli bir yeti.
Günümüzde alınan kararlara baktığınızda çoğunun korumacı ve kuralcı düşüncelerin birer getirisi olduğunu farketmemeniz içten bile değil.
Insanlar hayatta birden fazla roller üstleniyorlar. Anne, baba, iş insanı, müzisyen, fotoğraf ustası, balerin, sporcu. Nasıl sadece işiniz hayatınızın bütününü tanımlamıyorsa, “bağlı” insanlar yetiştirmek için uğraş vermek o derece anlamsız.
Hepimiz belli seviyelerde özgürlük istiyoruz. Oyleyse, birbirimize özgürlük vermekten neden bu kadar çekiniyoruz?
Bakış açınıza dikkat edin, farklı görebiliyorsanız, liderliğe yürüyebilirsiniz. Her alanda. Seçiminiz her ne olursa olsun.
Devamı >>- CEO (1)
- CV (28)
- Değişim (87)
- Eğitim (58)
- Favoriler (8)
- Finansal Kazanç (6)
- Girişimcilik (29)
- Iletişim (53)
- Inovasyon (8)
- Iş arama (60)
- Iş görüşmesi (31)
- Kadın (3)
- Kariyer (174)
- Liderlik (30)
- Maaş (9)
- Marka (1)
- Network (10)
- Öğrenci (17)
- Önyazı (3)
- Pazarlama (15)
- Pazarlık (2)
- Popüler Yazılar (7)
- Psikoloji (64)
- Sosyal Medya (27)
- Staj (5)
- Strateji (9)
- Teknoloji (3)
- Üniversite (26)
- Y ve X kuşağı (3)
- Yaratıcılık (22)
- Yetenek (23)
- Yönetim (108)
- Gelişebilmek İçin Bırakıp Gidebilmek Üzerine…
- Üst Düzey Yöneticiler İş Arıyor
- Kişilik Testi Yapmadan İşe Almak Pek Demode Oldu
- Kariyerinizde Yükseldikçe, İş Aramak Daha Fazla Planlama Gerektirir
- İş Görüşmesine Çağrılmıyorsanız, Kötü bir CV’niz olduğundandır.
- Boş CV yollamadım. Neden kimse aramıyor ki?
- Telefonda İş Görüşmesi Daha Güçlü Bir İletişim Kurmanızı Gerektirir
- Vurucu bir Önyazı, Karar Sürecini Etkiler
- Itibar Etmediğimiz Meslekler Hayat Değiştiriyor
- Aradığını Bulmak mı yoksa Pes Etmek mi?
- Girişimci İnsanı Girişimci Yapan Sebepler
- Girisimciler Icimizdeki Vizyon Sahibi Kisilerdir
- Kariyer Yapmanın Bir Diğer Yolu: Girişimcilik
- Girişimci Ruhunuz Varsa, Bunu Izleyin
- Büyük Başarılar Küçük Adımlarla Başlar
- Özgürlük, Sorumluluk Taşıyabilmektir.
- Daha Başarılı Olmak İçin, Mutluluk Eşiğinizi Artırın.
- Fark Yaratmak, Hislerinize Kulak Vererek Adım Atmaktır
- Olgunlaşmak, Mental Bir Disiplin Gerektirir.
- Pozitif Psikoloji Ne Değildir?
- Şu Yetenek Dediğimiz, Bulunmaz Hint Kumaşı mıdır?
- İşten Çıkarılmak, Kariyerinizi Sekteye Uğratıyor mu?
- Bizdeki Y Jenerasyonu Duyduğunuz, Bildiğinizden Farklı Olursa









