Aradığını Bulmak mı yoksa Pes Etmek mi?

girişimcilik, kariyer, liderlik, yetenek, yönetim 1 Comment »

Son zamanlarda sıkça duyuyoruz.  Kurumsal hayatlarda iyi bir noktadayken işi bırakıp kendi işini kuranlar… Kurumsal hayatta aradığını bulamayanlar…  Kendi işini kurup huzura ve mutluluğa erenler… Gümüş tepsilerde ağzımızın suyunu akıtırcasına kaleme alınmış pürüzsüz hikayeler…

Girişimciliği teşvik ediyorum. Kendimde girişimci bir yöneticiyim.  Girişimcilik üzerine köşe yazıları yazıyorum. Daha fazla girişimci yetiştirelim istiyorum.

fatmanur erdogan, kariyeryolculugu.com retrieved from ineedmotivation.com

fatmanur erdogan, kariyeryolculugu.com

Ne var ki, son zamanlarda beni düşündüren bir konu var. O da tüm bu kurumsal hayatlardan ayrılan ve gazetelere birer huzur, mutluluk ve aradığını bulma hikayesi olarak verilen hikayelerde bir pes etme durumu söz konusu olabilir mi düşüncesi…

Kariyerde yükselmek pek de kolay değil.  Yükseldikçe sorumluluklar da artıyor. Sorumluluklarla birlikte farklı yetenekleri daha sık kullanmak, kullanmaya alışık olduğunuz diğer yetenekleri daha etkinleştirmek gerekiyor.  Daha çok cesaretli adımlar atmak, daha fazla okumak, öğrenmek, uygulamak, ilişkileri kuvvetlendirmek, daha çok emek sarfetmek gerekiyor

Bana kalırsa büyük bir kırılma yaşıyor çoğu kişi bu noktada.  Yönetim kurullarında daha az sayıda kadın yönetici olmasının bir sebebi de bu aslında.  Daha fazla sayıda kadın bir noktadan sonra pes ediyor-kırılma yaşıyor.  Benzer bir durum önümüze sayfa sayfa verilen bu ‘kariyerinin en güzel yerinde bıraktı işini kurdu’ haberlerinin arka yüzü olabilir mi?

İş dünyasında aradığımızı bulmak da kolay değil ancak diyorum ki hızlı pes etmeyin.  Zorlukların üstesinden gelmek için çaba gösterin. Yine deneyin. Yeniden deneyin. Yeni bir yöntem deneyin.  Dayanamıyorum artık dediğiniz noktada dahi kendinize bir şans daha verin. Kırılma noktasını atlattığınızda göreceksiniz ki herşey çok rahat akıyor olacak.

Zor zamanlarda istediğinizin içinde bulunduğunuz ortam olmadığını düşünmeniz çok doğal ama o noktada ne istediğinizi kendinize tam olarak itiraf etmeniz de zor.

Kendinizi kırılma noktasında hissediyorsanız, devam etme gücünü bulmak için arayışa geçin. O gücü bulamıyorsanız, hareket etmeye devam edin, çünkü o güç sizi bulacaktır.


Alanis Morissette – You Learn
. –


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İş Değiştirmek Güzeldir. Tadını Çıkartın.

değişim, kariyer, yönetim 4 Comments »
Y kuşağının sık sık iş değiştirmesinden müzdarip iş dünyası.  Y kuşağını yetiştiren günümüz yönetimleri bu durumu çok iyi anlıyor olmalı aslında. Çünkü yetiştirdikleri nesil onların çocukları… her şeyin en iyisini, en güzelini, en alasını almaya az da olsa şartlanmış bir nesil.  En azından üç aşağı beş yukarı durum bu.  Beklentilerini bulamayınca, arayışa devam ediyorlar elbet.  Seviyorum bu özgür görünümlü ruh halini.  Her ne kadar bir yönetici olarak bu tür durumlar bizlere ara ara zor zamanlar yaşatsa da, insan aradığını bulana ya da bulduğunu sanana kadar devam etmeli yolculuğuna… Ben destekliyorum, arayış halinde olan, aradığını bulana kadar vazgeçmeyen bu nesli…
Fatmanur Erdogan, Kariyer Yolculugu, Retrıeved from http://freshpics.blogspot.com/2009/05/hidden-forest-office-in-madrid.html
Fatmanur Erdogan, Kariyer Yolculugu, Retrieved from http://tinyurl.com/qp89p3

Bu durum iki gelişmeyi beraberinde getiriyor baktığımızda. Birincisi, şirketlerin gelişmesine ve çalışanların istediği değerlerle donatılmış bir kurum kültürünün oluşmasına neden oluyor.  İkincisi, birey her ne kadar farklı deneyimlerden geçerse, adaptasyon, öğrenme, olgunlaşma ve başarı daha yoğun oluyor.  Sonuçta tecrübelerin hepsi kişiye birşeyler katıyor.  Hiç olmazsa bir yaşanmışlık veriyor. Bir şirkette en fazla kaç yıl kalmalı diyorsanız, şuraya bir göz atın.

Her 6 ay ya da senede bir iş değiştirmediğiniz sürece, iş değiştirmek güzeldir. Tadını çıkartın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Istanbul’dan bir Thomas Friedman Geçti

Teknoloji, değişim, eğitim, girişimcilik, inovasyon, liderlik, strateji, yaratıcılık, yönetim 1 Comment »

The New York Times’ın Pulitzer Ödüllü köşe yazarı Thomas Friedman, Istanbul’da bizleri koltuğumuza bağladı.

Hot, Flat and Crowded isimli son kitabının ismine benzer bir ortamda bir araya geldik.  Sıcak, düz ve kalabalık bir odada…

Ufuk Tarhan, konuşmasını güzel özetlemiş, bir göz atmakta yarar var derim.

Friedman, uluslararası politika yazarı. Istanbul’da Özyeğin Üniversite’sinin research@ozyegin lansmanında, birçok mesajı çok güçlü bir şekilde vermeyi başardı.  Ben bu mesajlardan tek birine değinmek istiyorum..

Sorumlu girişimcilik.

Dünyayı içinde bulunduğumuz durumdan; yani küresel ısınma’dan, herkesin birbirinin aynısı olma yolunda devam eden “düz” mantıktan ve çoğalan insan sayısıyla birlikte daha fazlasını, daha iyisini arayarak tükettiğimiz enerji kaynaklarının kökünü kurutmanın tek bir yolu var.

Sorumlu inovatif girişimcilik.

Yaptıklarımızın farkında olarak, isteklerimizin, yarattıklarımızın, tükettiklerimizin farkında olarak hareket etmek.  Geniş açıda düşünebilmek.  Tercihlerimizi daha bilinçli yapabilmek, istediğimiz gibi bir hayat, dünya ve gelecek için düşünerek adım atmak.  Sorumluluk almak.

Bunu her günlük olaylara aktarabiliriz:

Değişimi karşıdan değil, kendimizden beklemeyi denemek…

Kendi değerlerimizi anlamak, özümsemek ve o doğrultuda hareket etmeyi denemek…

Bulunduğumuz ortamları istediğimiz gelecek yaşamlara hazırlamak…

Sevgiyle yaklaşmayı hatırlamak…

Her insana insan gibi davranabilmeyi denemek…karşılığını beklemeksizin iyi bir insan olmak

Bilgimizi, tecrübemizi, merakımızı ve yeteneklerimizi daha güzel gelecekler yaratmak için harekete geçirmek.

Bilinçsiz üretkenlikten, bilinçli üretkenliğe geçebilmek…

Sorumluluk almak.

Sorumlu olmak.

Alternatifler yaratmak.

Girişimci olmak.

Hayatın her alanında, hareket ederken, sorumlu bir birey olabilmeye gayret etmek.

Sıcak, düz ve kalabalık dünyamıza yeniden şekil verebilmek için, hepbirlikte, elele bir bütün olarak hareket edebilmek.

Thomas Friedman’ın 2005 yılında MIT’de yaptığı “The World Is Flat” konuşmasıyla başbaşa bırakıyorum. (Ozyegin Universitesi Thomas Friedman’ın konuşmasını canlı yayınladı ancak henüz kaydını yayınlamadı. Bekliyoruz:)


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Yaratıcı Yeteneklerle Baş Edebilmek Zordur

yaratıcılık, yetenek, yönetim 12 Comments »

Birkaç gün önce Yasemin Sungur, friendfeed’de bir soru sormuş: Anlamlı iş ne demek?

Bana göre anlamlı iş, yaratıcılığınızı mümkün olan en yüksek seviyede kullanabilmeniz ve bu sebeple de yaptığınız işten tatmin duymanız anlamına geliyor. Yaratıcılığı kullanmak, sürekli kolay ve yapabileceğimiz işlerin içerisinde kalmadan, bizi zorlayan işlere el atma sorumluluğunu üstlenme cesareti gerekiyor.

Bir yönetici olarak üzerimize düşen görevlerden biri de bireylerin yaratıcı/yetenekli oldukları alanları belirleyerek, onların bu yeteneklerini daha fazla kullanmalarını sağlayabilmek.  Bu konuda üstün başarılı olduğunu düşündüğüm birkaç yönetici ile çalışma ve onları yakından gözlemleme fırsatım olduğu için kendimi şanslı hissediyorum.  Kitaplardan da okuyarak öğrenebiliriz elbet ama önünüzde ideal rol modellerin olması çok büyük bir avantaj.  Size de gözlem yapmanızı öneririm—yönetsel farklılıkları anlamanıza ve böylece işinizi daha etkin yapmanız adına sizlere kazandıracağı fayda açısından…

Yaratıcı yeteneklerle baş edebilmek pek de kolay değil aslındaKendine güvenli ve yeteneğinin farkında olan ancak henüz kariyerinin başlarında ki bireylerin beklentileri bazen yönetimlerin verebileğinden daha yüksek olabiliyor.

Yeteneklerden bahsedildiğinde Gen Y akla geliyor nedense. Oysa bu her kuşak için geçerli bir kavram. Bu bağlamda Gen Y hakkında oldukça negatif yazılar olmasını da üzücü buluyorum, çünkü bu kuşak iş dünyasında istenen değişimi getirme cesaretine sahip.  Hangi dergiyi açsam, Gen Y’ların hızlı kariyer basamaklarını çıkmak istemesinin yarattığı sorunlardan, sık sık iş değiştiriyor olmalarının zararlarından, her işi yapmaktan kaçındıkları için yaşanan problemlerden yorgun bir dille söz ediliyor.

Kariyer basamaklarını hızlı çıkmak istemekte bir sakınca yok. Birey bulunduğu pozisyon için hazır değil ama bunu istiyorsa yönetimlerin yılgınlığı doğrudur. Bunun ötesinde yükselme isteği bir motivasyondur ve doğru yönlendirildiğinde harikalar yaratır.

Evet, belki diğer kuşaklar daha sabırlıydı, ne denirse onu yaptı, bekledi, sabretti.  Ancak bakın günümüz çocuklarını yetiştirenlere… artık 2 yaşındaki çocuklara müzik dersleri verilmeye başlanıyor, ritim duygusu ve zekası gelişsin diye… bir iki aktivite değil, birkaç aktiviteyi birlikte yapıyorlar 5-6 yaşına geldiklerinde: yüzme, bale, at binme, koro… ve daha neler neler.

Bu devir ayrıca hız devri. Beklentileri yanlış ya da korkutucu değil Gen Y’in. Zamana uygun beklentiler içinde olduklarını söylemek yanlış olmaz, değil mi? Değişime ayak uydurması gereken kuşak belki de onların ki değil?

Sık sık iş değiştirdikleri de doğru ama Gen X ya da Baby Boomer kuşakları farklı mı?

Arada istisnalar her zaman olmakla birlikte çoğunun ortalama her 3 yılda bir iş değiştirdiğini görebilirsiniz. Öyleyse, Gen Y yeni bir keşif yapmıyor. Kendi çıkarları doğrultusunda atılması gereken en doğru adımları atıyor.  Hepimizin istisnasız her gün yaptığı gibi… Yaptığımız her seçim, kendimiz için en doğru olduğuna inandığımız seçimdir.

Her işi yapmaktan kaçındıkları da doğru. Bu durum şirketlere sorun getiriyor gibi gözükse de aslında mesleki uzmanlaşmaya geçişi netleştiriyor.  Web tasarımcısından hem içerik hazırlaması, hem tasarım yapması hem de program kodlaması istenirse, böyle bir yeteneği bulmak çok zor.  Bulduğunuzdaysa fiyatı doğal olarak yüksek oluyor ama bunu da her şirket ödeyemiyor. Her işin bir ustası olması güzel bir durum! Bu zaman zarfında da yönetimlerin sancılar çekiyor olması kaçınılmaz. Ama bu sancılar gerekli ve daha efektif bir yönetimi de beraberinde getirecektir.

Her insan yaratıcıdır. Her insan yaratıcı yeteneğini ne derece kullanmak istediğine dair bir eğilim gösterir. Yaratıcılık beğenilen bir reklam kampanyasına imza atmakla sınırlı da değil. Yaratıcılık, aynı zamanda işletmesel sorunları görebilme ve bu sorunlara çözüm bulabilmek için bir dizi girişimleri ele alabilme özgürlüğüdür. Özgürlük diyorum, çünkü sorunları fark edebilme ve onları değiştirebilmek için heyecan duymak bu yönde bir güdüdür. Genelde iki durum söz konusu olur, ya sorunlar görülmez ya da görülen sorunlar bir şekilde ele alınmaz.  Eğer sorunları fark ediyorsanız ve onları çözebileceğinize güvenciniz tamsa zaten bir adım öndesiniz.

Sorunları çözebilme girişimi ise zorlu bir süreçtir. Bazen uzun zaman ister, sabır ister, şirketin o sorunu çözebilmek için gerekli olgunluğa (yönetsel-stratejik ve kaynak bakımından) sahip olmasını ister. Yaratıcı yeteneklerle baş edebilmek işte bu yüzden zorludur, çünkü şirketi geliştirmek için sadece fikir değil ayrıca çözüm önerisi de sunarlar. Boş vermektense sistemleri geliştirmek için ikna yöntemleri ararlar. Hantal ortamlarda nefes almakta zorlanırlar.

En güzeli de, yaratıcılıklarını her daim kullanabilecekleri platformlar keşfederler.  Bilirler ki, anlamlı bir iş için tek bir noktadan tatmin beklemek anlamsızdır zira hayatlarının her noktasında yaratıcılıklarını pekiştirdikleri üretkenlik kırıntıları vardır.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Değişimi Kabul Edemeyen Yöneticiler Neden Hala Yöneticiler?

değişim, liderlik, yönetim 25 Comments »

Dünya değişiyor, çalışma alışkanlıkları değişiyor, şirkete bağlılık gibi kavramlar artık anlamsız. Bu değişim dün kapımızı çalmış da değil hani. Türk iş dünyasının bir kısmı hala değişime direniyor. Bunlardan bazıları, Sabah Gazetesinden Burçak Güven’in konuştuğu yöneticiler ve İK uzmanları. Bu haberde Güven şöyle diyor:

İş hayatına yeni yeni girmekte olan genç jenerasyonun davranış kalıpları, beklentileri, farklı bakış açıları uzunca zamandır iş dünyasında tartışma konusu.

Konuştuğum yöneticilerle ve İK uzmanlarının önemli bir kısmı, gençlerin işe bakışından ve davranışlarından ciddi şekilde şikayetçi. En sık duyduğum eleştiriler fazla cefa çekmeden hızla sefa sürmek istedikleri, yani kariyer basamaklarını çıkarken geçilmesi gereken meşakkatli yollara tahammülleri olmadığı yönünde. Bunu şu şikayetler izliyor:

Kolayca terfi etmek istiyorlar, uzun çalışma saatleri ve iş için özveride bulunma konusunda isteksizlikler, sebat etmiyorlar, çabuk sıkılıp hızla değişiklik arayışına giriyorlar, şirket sadakati geliştiremedikleri için güvenilmezler, aşırı alıngan ve hassas oldukları için eleştiriye, zorlamaya kötü tepki verip ‘pire için yorgan’ yakıyorlar, sürekli pohpohlanmaya ihtiyaç duyuyor, beğenilmemeye tahammül edemiyorlar…”

Değişime ayak uyduramayan yöneticiler koltuklarında oturdukça, “şirkete bağlılık” ayaklarıyla koltuklarına sarıldıkça, elbette yukarıdaki cümleleri duymak doğal olur.  Bir yöneticiden beklenen “yönetmek ve liderlik etmek” ise, değişime direnen bu tür yöneticilerin ne yönettiğini ne de liderlik ettiğini söyleyebiliriz.

Şirkete bağlılık yaratmanın anlamsız olduğunu savunuyorum. İşine ve hedeflerine bağlı çalışmayı tercih edenlerin asıl “yetenekli” çalışanlar olduğuna inanıyorum.   Yetenekleri elde tutmak da kolay değil elbet. Şirketiniz 5 yıl öncesinin teknolojisini kullanıyorsa, iletişim araçlarından korktuğundan çalışanlarına kullanımı kapatıyorsa, yöneticileri hala ısrarla kendi dönemlerinin tarzlarını uygulamakta ısrarcıysa, elbette yetenekli, yenilikçi insanları elde tutmak zor olacaktır.  Şirketinizi ve kendinizi değişen dengelere uyum sağlayacak hale getirmezseniz, gelişen teknolojilerin getirdiği yeni çalışma ve yaşam alışkanlıklarına uyum sağlayamazsanız, işiniz gerçekten zor. Pozisyonunuz da sallantıda demektir!

Devir hız devri. Şirketler çalışanlarından performans bekliyorsa, çalışanlar da şirketlerinden “zamana ayak uydurabilme” becerisi bekliyor. Zamana ayak uyduramayan ortamlarda yeteneklerinin yok olup gideceğini çok iyi biliyor Gen Y.  “Kriz var, ucuza yeteneği kapatırım” ya da “ Bu ortamda işin olduğuna dua et” tarzı dönemler geride kalıyor. Bir gerçek var ki yetenekli ve güvenli insanlar, hedefleri ile şirketin hedefleri birleşmediği sürece, hiç bir zaman tek bir şirkete bağlı olmazlar.  Bu ne bugün böyle ne de dün böyleydi.

Şirketler, istedikleri zaman, istedikleri sebeple, kriz olsun olmasın, reorganizasyon olsun olmasın, şirketine bağlı çalışanları bir hamlede işten çıkartabiliyorsa, çalışanlarda, kendi değerleriyle şirketin değerleri uyuşmadığında, ayrılma hakkına sahiptir. (Üstelik onlar size 45 gün süre vermek zorunda, siz ansızın bir Cuma akşamı kapıya koyabilirken.)  Eskiden çalışanlar bu gücü kendilerinde görmediğinden, şirketler kırbaçlarını istediği gibi savurabiliyordu.  Galiba güç artık çalışana geçiyor.  Şirketlerin öğrenme zamanı başlıyor. Hayırlı olsun. Bana kalırsa muhteşem bir dönüşüm yaşanıyor.

Şirket sadakatı geliştiremedikleri için Gen Y’nin güvenilmez olduklarını söyleyen yöneticilerin, sebep-sonuç ilişkilerine hayranlığım bir kez daha artıyor!şünüyorum da, yapılan bir dolu araştırmaları okuyup gençlere fetva veren yöneticiler, söylediklerini işitmiyor belki de.  Gen Y müthiş bir bilgi birikimi, özgüveni, cesareti ve paylaşımcı yapısıyla yanınızda.  Dönün kendinize bir bakın.  Şirketinizi bugünün şartlarına uyduramadığınızdan, bir yönetici olarak trendleri ve teknolojik gelişmeleri takip edemediğinizden dolayı, bugün sudan çıkmış balığa döndüyseniz, sorun kimde?

Değişimi anlamakta zorluk çekenlere, yukarıda Burçak Güven’in tariff ettiği cümleleri yeniden anlamlandırmalarını öneriyorum. Gelin birlikte yapalım bu işi:

Kolayca terfi etmek istiyorlar: Kariyer yollarını görmek istiyorlar.

(Uyduruktan kurmuş olduğunuz kariyer havuzlarının kağıtta değil, aksiyonda olup olmadığını görmek istiyorlar. Siz sunamıyorsanız, arayışlarına devam ediyorlar. Onlar doğru olanı yapıyorlar. Ya siz üzerinize düşeni yapıyor musunuz?)

Uzun çalışma saatleri ve iş için özveride bulunma konusunda isteksizlikler:  Kariyer ve Özel hayatlarında dengeyi tercih ediyorlar.

(Baby boomer jenerasyonu gibi 7/24 ofiste veresiye çalışmayı tercih etmiyorlar. Haftada 45 saatlik iş için maaş alıyorlarsa, buna saygı göstermenizi bekliyorlar. Daha fazla çalışmalarını istiyorsanız, izinlerini almanızı ve gereken ek ödemeyi yapmanızı rica ediyorlar. Hayatları işlerinden ibaret değil, özel hayatlarına da önem veriyorlar. Sizin süreçleriniz doğru işlemiyor, planlı çalışamıyorsunuz diye, onların her istediğinizde gece gündüz çalışmalarını beklemenizi garip bir “anlaşma” olarak görüyorlar. Süreçlerinizi daha düzenli ve işlerinizi planlı mı yapmak istiyorsunuz? Onlardan destek almayı deneyin, inanın teknolojiyi sizden daha iyi kullanıyor, sizden daha efektif çalışmayı beceriyorlar. Çoğu orta düzey ve üst düzey yönetici hala emaillerini yönetmeyi beceremediği gibi, yüz yüze olmazsa, iş yapamıyor! Siz de onlardan olmayasınız?

Sebat etmiyorlar, çabuk sıkılıp hızla değişiklik arayışına giriyorlar: Bulundukları ortamda değişimi gerçekleştirebilme imkanlarını değerlendiriyorlar, ümit göremeyince ayrılıyorlar.

(Siz çalışanlarınızdan sürekli daha fazla verim ve kazanç bekliyorsunuz. Onlar da sizden. Basit değil mi? )

Şirket sadakati geliştiremedikleri için güvenilmezler: Şirkete bağlılık değil, işlere ve hedeflere bağlılık gösteriyorlar. Güvenilirler.

(Doğru. Şirkete sadakat diye bir beklentileri yok. Sizin her bir çalışanınıza sadakatiniz var mı? Olması mümkün değil. Beklenemez de. Onlar da aynısını yapıyor. Hani liderlik eğitimlerinde anlatıyoruz ya, herşey para değil, kişisel tatmin, gelişme, geliştirme daha önemli diye. Işte burada ondan bahsediyoruz. Lafta kalmasın, uygulamaya koyalım.)

Aşırı alıngan ve hassas oldukları için eleştiriye, zorlamaya kötü tepki verip ‘pire için yorgan’ yakıyorlar, sürekli pohpohlanmaya ihtiyaç duyuyor, beğenilmemeye tahammül edemiyorlar: Kendinizi tarif etmiş olmayasınız?

(Zorlamaya kötü tepki veriyorlar demek! Yoruma gerek duymuyorum.)


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Genç Bir Türkün Girişimcilik Öyküsü

girişimcilik, kariyer, yönetim 21 Comments »

Bihter Sabanoğlu,   http://www.lajoviale.com

Paris’e 2004 yılının Ekim ayında Sorbonne’da edebiyat master’ı yapmak üzere geldim. İlk sene aklımda ticarete hele hele kozmetiğe dair hiçbir düşünce yoktu. Daha çok hayatım ev-okul arasında geçiyordu. Zamanla tabi ki yeni insanlarla tanıştım, çevrem gelişmeye başladı. O yıllarda tanışğım ve kozmetik sektöründe deneyimi olan arkadaşlarımın ileride ortaklarım olacağını hayal bile edemezdim tabi ki.

2007’de Fransız arkadaşlarımla çıktığım bir Uzakdoğu seyahati sırasında üst düzey bir güzellik salonunda değişik türde bir kozmetik maskesi gördüm. Daha önce kullandığım maskelere hiç benzemeyen bu ürün çok dikkatimi çekti. Hemen uygulattırdım; sonuçtan da çok memnun kaldım. Kozmetik işinde o zamanlar benden daha deneyimli arkadaşlarım da ürünün çok yenilikçi, etkili ve kaliteli olduğunu onayladılar. Burada geçirdiğim yıllar sırasında maaşlı bir işin bana göre olmadığını anlamıştım ve aklımda kendi işimi kurmak vardı ama ne yapacağıma tam olarak karar veremiyordum. Birbirimize baktık ve gayet spontane bir şekilde “Neden bu ürün üzerinde çalışmıyoruz” dedik.

Paris’e döndüğümüzde hepimiz çok heyecanlıydık; bu ürünü onlar Fransa’ya ben ise Türkiye’ye getirecektim. İki piyasada da ortak çalışmaya karar vermiştik. Tabi ki ilk aşamada zihnimde çok fazla soru işareti vardı: “Acaba bu sektörü yeterince tanıyor muyum? Ya başarısız olursam? Çevremdekiler ne düşünür? Çok fazla sermaye gerekir mi? Kendi işimin başına geçecek donanıma sahip miyim?”. Tüm bu sorular bir süre boyunca birbirini kovaladı. Ama çocukluğumdan beri her zaman kendime inandım ve risk almaktan korkmadım. Cesaret ve kendine güvenin insanın hayatta en değerli hazinesi olduğuna inanırım. O yüzden, bir anda, tüm sorgulamaları geride bırakıp işe atılmaya karar verdim. Bu konuda elimden geleni yapacağıma, çok çalışacağıma dair kendime söz verdim.

Sonrasında hemen İstanbul’a geldim; burada epey uzun bir süre kalarak çok geniş kapsamlı bir piyasa araştırması yaptım. Gerçekten salon salon, depo depo dolaşarak bilgi topladım. Aynı anda birçok kadınla konuşarak kozmetik alanında ne tarz yeniliklere açık olduklarını, ürün konusunda tercihlerinin ne olduğunu saptadım. Şimdi geriye baktığımda hazırlık sürecinin çok önemli olduğunu söyleyebilirim çünkü iyi bir market araştırması piyasaya sunulacak ürünün seçiminden ürünün ambalajına kadar her şeyi etkiliyor. Fransa’ya tekrar döndüğümde ortaklarımla Türk kozmetik piyasasıyla ilgili öğrendiğim tüm bilgileri paylaştım.

Ürün Türkiye’ye gelmek üzere hazır olduğunda ikinci ve gözümü en çok korkutan aşama beni bekliyordu: Dağıtım ve Pazarlama. Bu konuda da insana en çok yardımcı olan yine kendine güveni. Tabi ki ürünün kalitesi ve etkisinden emindim ama insanları kendi inandığıma inandırmak ayrı bir misyondu. Her görüşmeye, her randevuya bizzat giderek her şeyin gerektiği gibi yapıldığından emin oldum. Çekinmeden her seferinde gittim, ürünü tanıttım, projemi anlattım. Çok çalıştık ve kısa zamanda İstanbul’un en kaliteli güzellik klinikleri ve estetik merkezlerinde ürünümüzü sattırmayı başardık. Şu anda sadece İstanbul’da 50’den fazla satış noktamız var ve krize rağmen gayet iyi performans alıyoruz.

Kendi işini kurmak isteyenlere en başta önereceğim kendilerine güven duymalarıdır. Morallerini bozacak yorumlar duyacaklar, her şeyi bilen insanlardan negatif tepkiler alacaklar. Olsun, asla yılmasınlar ve değerine inandıkları bir projeyi hayata geçirme konusunda asla tereddüt etmesinler. Bana ailem ve yakın arkadaşlarım bu yolda çok destek oldular ama asıl gereken enerjiyi kendi içimde buldum. Hayatta başarılı olmak için mucizevi reçeteler gerekmiyor bence. Sadece 2 faktör var rol oynayan: Kendine güvenmek ve çalışmak!


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Fortune 500, İş Arayışınızı Nasıl Güçlendirir?

finansal kazanç, yönetim 1 Comment »

Fortune Temmuz sayısı, Fortune 500 şirketini açıklamış. Çalışğım şirket, BSH, Türkiye’nin ilk 35. şirketi olarak yer almış. ISO verilerine göre de BSH, Türkiye’nin 7. büyük yabancı şirketi. Gurur duydum, hem şirketin liderlik koltuğunda oturanlardan, hem de böylesi güçlü bir şirketin yönetiminin bir parçası olmaktan.

Listede birinci sırayı Tüpraş alıyor. Onu sırasıyla TEDAŞ, Petrol Ofisi, Türk Telekom ve Shell takip ediyor.

Şu aralar iş arayışında olanlar, birer Fortune alsınlar. Dergi, listeye giren şirketlerin bir kısmıyla röpörtaj yapmış. Listelerini eleman sayılarına, karlılıklarına, cirolarına ve satışlarına göre de sıralamış. Alın size nefis bir “çalışılabilecek” şirketler listesi. Buradaki firmaları inceleyin. Örneğin beni şaşırtan ve listenin ilk 50’sinde yer alan “Goldaş” oldu. Goldaş’ın bu listeye girmesi, 2008 yılında birşeyleri rakiplerinden daha farklı, daha iyi yaptıklarını gösteriyor. Bu şirketler gücü olan, etkin çalışmayı başarabilen şirketler. Krizlerden ciddi oranda etkilenmeden döngüyü sürdürebilen şirketler.

Listede 243 şirket Istanbuldan. 48 şirket Ankara’dan. 40 şirket Izmir’den. 28 şirket Bursa’dan. Bursa organize sanayi bölgesini gezeniniz var mı bilemiyorum, ama Istanbul’daki organize sanayiler yanında “bataklık” gibi kalıyor. Kayseri’den 15, Gaziantep’den de 13 şirket listede.

“Nerede olursa olsun yeterki iş olsun” anlayışından sıyrılmak isteyenlere, harika bir rehber bu sayı. Okuyun, araştırın, öğrenin. Iş görüşmelerinizde faydası olacaktır. 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Heyecan Hayattır. Hareket Getirir.

değişim, yönetim 1 Comment »

Başbakanlık yatırım ve destek ajansı başkanı Alpaslan Korkmaz’ın konumunu dolduran bir iş adamı olduğunu yaptığı çalışmalarda görüyoruz. Inanıyorum ki biz özel sektör iş dünyasının yöneticilerinin Alpaslan Korkmaz’dan alması gereken önemli bir özellik var. Heyecanı ve heyecanını göstermekten çekinmeyen yapısı.

Birkaç sene önce bir konferansta Alpaslan Korkmazı dinlediğimde heyecanını yansıtan konuşması, hareketleri ve tarzı bizlere de “hadi kalkın birşeyler yapın” heyecanını kattı. Yaptığı işten bahsederken gözleri parlıyor ve siz oturduğunuz masadan bu parıltıyı görebiliyorsunuz. Türkiye’de yönetici anlayışına hakim algının “sakin, heyecanını sıkı kontrolde tutan, ağır adımlar atan” olduğu bir ortamda, Alpaslan Korkmaz kalıpların dışında duruabilmiş başarılı kişilerden.

Heyecanınızı ancak belli bir başarıyı kazandıktan sonra gösterebilmeniz mümkün elbette, ama yükselme aşamalarında “olgun’ oturaklı” algısı yaratmak daha etkili malesef. Katılmıyor olabilirsiniz, ama bu söylediklerimi kulak arkası etmek yerine, etrafınızdaki yöneticilerin davranışlarını bir gözlemleyin. Giyim tarzlarından, oturuş, kalkış, konuşma ve ses tonuna kadar bir benzerlik gösterirler. Sizin de uyum sağlamanız beklenir. Oyunun kuralı bu. Seçim her zaman sizin.

Yeditepe Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, eskiden başarılı yönetici tanımı şöyleymiş:

 “atılgan, konuşkan, kavgacı, baskın, rekabetçi, mantıklı, ayağını yere basan, kolay kolay etkilenmeyen”

Yeni yönetici tipinin özellikleriyse şöyle belirlenmiş:

 “zarif olmak, narin olmak, empati kurmak, dinleme yeteneğine sahip olmak”

Bu tanımlamaların ne kadar yeterli olduğu sorgulanabilir. Ancak her iki tanım içerisinde de heyecan’ın önemli bir özellik olarak görülmemesi üzücü. İşe yeni gelen elemandan “heyecanlı, hevesli” olması beklenir ki üretken olsun. Ancak yükseldikçe bu özelliğin geçerliliğini yitiriyor olması ve yerini durgunluğa bırakması çalışanlarını motive edemeyen yöneticilerden tutun da, statükoyu korumayı tercih eden anlayışların ve müşteriyi çileden çıkartan uygulamaların korunmasının da sebebidir.

Heyecan “mütevaziliği” de beraberinde taşır. Belki de pozisyon bize güç verdiğinden, bu gücü elde tutmak ve belirginleştirmek hoşumuza gidiyordur. En azından power distance index, Türkiye’nin böyle bir toplum olduğunu söylüyor.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Davranış Bozuklukları

değişim, iş arama, iş görüşmesi, yönetim 55 Comments »

Yalanlarla dolu bir CV hazırlamak hiç de akıl karı değil. Okumadığınız bir okuldan diploma almış gibi yapmak, çalışmadığınız şirketlerde çalışş gibi göstermek… Bunlar insanın kendisine zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Adaylar bir dolu hatalar yapıyor olabilir, ama ya işverenlerin akıl almaz önyargılı hataları?

İşverenlerin, özellikle Insan Kaynakları bölümünde çalışanların ya da danışmanlık şirketlerinin de üzerlerine büyük sorumluluklar düşüyor. Özellikle işe alma işlemi deneyimsiz, tecrübesiz, yetkinliği olmayan kişilere bırakıldığında, danışmanlık şirketi sahibi olmak, iki test ve database’ini doldurmak için yapılan bir eylem olarak görüldüğünde işler karışıyor.

Vatan Bilgisayarın İK müdürü diyor ki adaylar “maaşlarını abartıyor”. Şirketler adaylara maaş bilgisi sorabilir ancak aday bu soruya cevap vermek zorunda değildir. Şirketler adaylara pozisyonlar için ayırdıkları maaş bütçesini söyler mi? Hayır, söylemez, çünkü pazarlıkta güç sahibi olmak ister. Sorma cesaretini gösterirseniz de zaten afallar, amatör tavırlar sergilerler. (Alanında profesyonel biriyseniz, bu tavrı göstermiyorsunuzdur). Öyleyse, adaylara “size muhtaç insanlar” gibi davranmayı bırakmak asıldır. Bunun çift taraflı bir seçim olduğunu farkedip, ona göre kendinizi yetiştirin. Eğer siz açıkça adaya bütçenizi söyleyemiyorsanız, adaydan da zorla bu bilgiyi talep etmeyin. Aldığınız cevapla yetinmek zorundasınız. Siz dürüst olursanız, karşınızdaki de dürüst olur. Hayat böyle işler. En fazla adaydan beklentisini öğrenebilirsiniz. Bu sorunun cevabını da iş görüşmesinin başında istediğinizden, cevap almamayı kabullenmelisiniz. İş ilanında yazan 3 satırlık iş tanımı ile kişiden maaş beklentisi almak, doğru işe doğru insan felsefesine aykırıdır. Bir düşünün bakalım.

HP IK Müdürü Adnan Erdoğmuş diyor ki “Ünvan bonkörlüğü” var. Kesinlikle katılıyorum bu söyleme. Suç adaylarda mı yoksa şirketlerde mi, peki? Bunu dönüp hepimiz kendimize soralım. Şirketler kendi organizasyonlarını oturtturamadığından, her yıl değişen ünvan sistemlerinden, krizlerde her işe bakabilecek eleman arandığından, çalışanların kariyerlerinin dalgalanmasına sebep olan bu yapılanmaların sorumlusu kimdir? Bir düşünelim. Ünvan boklörlüğü için Ülker’in Genel Müdürlerini saymanız yeterli! Her bölümden sorumlu bir genel müdür bulabilirsiniz! Hem de tek bir şirket içinde. Organizasyonel bir sorun olduğu düşüncesi yaratan bu tür ünvan bonkörlüğünü adaylara mal etmek ne derece doğru olur?

Adaylardan mülakatlarda ingilizce yeterlilik aranıyor, ancak, Türkiye’de profesyonel iş ingilizcesi ile konuşabilen ve yazabilen profesyonel sayısı belki %2’dir. Siz, işe alan yönetici olarak, bu %2’nin içinde misiniz? Değilseniz, karşınızdaki kişiye “CV’de yalan söylemiş” gözüyle bakmaktansa, bu kişi ingilizcesini geliştirebilme istek ve yetisine sahip mi?” bunu araştırmayı deneyin. Çünkü eğer %2’nin içindeyseniz, bunun ne derece önemli olduğunu bilirsiniz.

İnsaflı olalım. Adaylara profesyonel davranmayı öğrenelim. Sadece genel müdür görüşmelerinizde, “ünvanın getirdiği saygıyı” göstermektense, her bir adaya eş saygı göstermeyi ihmal etmeyelim. Kişi şirketinize uygun değilse, bu görüşme yaptığınız adayın yeteneğini başka hiç bir yerde gösteremeyeceği anlamına gelmez. Siz de koltuğunuza yapışmadığınız takdirde, bir gün siz de iş arayan pozisyonunda olacağınızı unutmayın. Nasıl saygı bekliyorsanız, aynısını adaylarınıza gösterin.

Şirketler işe alım politikalarının ne derece başarılı olduğunu ölçmek istiyorsa, yapılan başvurular arasından görüşmeye katılanların hepsinin gerbildirimini almayı denesin. Yüzde kaçi deneyiminden memnun olduğunu söyleyecek, bunu araştırsın. Yoksa, kaç kişiye red cevabı yolladığınızı ölçmekle ilerlemek zordur.

İnsaflı olalım. Özellikle yeni yeni iş dünyasına katılan arkadaşları mülakata alırken, kişisel egolarımızı kenara bırakma olgunluğunu gösterelim. Yeni gençlerin öğrenme süreçlerini cehennem azabına çevirmeyelim. Şirket çıkarlarını korumak objektif olmayı gerektirir. Tek kazananın şirket olmasını beklemek, şirketi zarara uğratır. Şirketinizin itibarını yükselten bir konumdasınız, bunu hatırlayın. Şirketinize artan değer katabilmek için adaylarla görüşmelere girerken, yalan yanlış bulma dedektifliği rolünü üstlenmekten vazgeçin. Adaylara “bu işi bilmiyorsun” edasıyla yaklaşmaktansa “bu işi ögrenebilecek yetenek ve istekte mi?” sorusuna cevap aramayı deneyelim.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Döngüyü Kırabilmek

değişim, eğitim, girişimcilik, yönetim 12 Comments »

Kimisini Amerika’nın büyüklüğü ve kaynaklarının bol olması çeker, kimisini Çin’in iş imkanları.  Kimisi Hindistan’a daha dingin bir hayata sahip olmak için gider, kimisi Afrika’ya insanlara yardım etmek için. Kimi İngiltere’de okumak, kimi Almanya’da dil öğrenmek için koyulur yollara. Farklı ülkelere gidiş sebepleri değişik olsa da, kişiden kişiye deneyimler farklılaşsa da ortak olan bir nokta var atılan her adımda: keşfetmek deniyor adına. 

İster yeni mezun olun, isterse deneyimli bir profesyonel, ister evli olun isterse çoluk çocuklu… Keşfetmek hepimizin içinde var. Kimimiz sürekli keşfediyor, kimimizse o ihtiyacı içinde uyutup yok ediyor. Diyorum ki, içinde bulunduğumuz dünyadan arada bir kafamızı kaldırmayı deneyelim; kendimizi yepyeni bir dünyanın içine atma cesaretini gösterip, hayatımıza yeni heyecanlar, görüşlerimize yeni perspektifler katalım. İnanıyorum ki, farklı hayatları tatmak, daha duyarlı nesillerin yetişmesine de neden olur.   

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki neredeyse yaptığımız şeylerin çoğu kariyerimizde daha da ileriye gitmek için sanki. Aldığımız dersler, okuduğumuz kitaplar, katıldığımız ortamlar… İnsan ruhuna iyi gelen her şey güzel tabii. Peki, sadece istediğiniz için, ucunda ki tek ödülün keşfetmek olması için hareket etmeyi denediniz mi hiç? Çoğumuz için zor değil mi? Ya ‘para nerde?’ soruları, ya ‘çoluk çocuk’ işleri, ya ‘çalışıyorum, kariyerimi bölemem’ naraları… Hep ama hep bir engel bulmayı beceririz! Korkularımız bedenimizden öyle bir yükseliyor ki bazen, hareket alanımızı daralttığımızı fark bile edemiyoruz.  Yeni insanlar, yeni ortamlar, yeni yaşamlar keşfetmek insana mutluluk veriyor.  Aklınızda kariyer olmadan hareket etmekse sanki kontrolden çıkıyormuş hissi yaratıyor. İş ortamından ayrılırsak iş bulamamaktan korkmak, iyi bir pozisyondayız diye yerimizi kaptırmaktan endişe etmek, daha iyisini bulamamaktan ürkmek, ekonomik kriz var diye gelecekten korkmak bizleri ne kadar hareketsiz hale getirebiliyor.  Hiç düşündünüz mü? 

Oysa, bildiğimiz işleri, tanıdık işyerlerini, rahat ettiğimiz dostları kısa bir süreliğine oldukları yerde bıraksak, kendimizi yepyeni bir hayata açsak kim bilir önümüze ne kadar çok beklenmedik fırsat çıkacak… Gittiğimiz yepyeni yerlerin havasını koklasak, yaşamlarına dahil olsak,  belki sadece dinlemek, gözlemlemek, keyif almak ve günü yaşamak için kendimize küçük bir kaçamak yapsak, kim bilir hangi tahmini mümkün olmayan imkanlar karşımızda baş gösterecek? Belki bugün ne istediğimizi bilmeden giriştiğimiz bu yolculuk bize hayattan ne istediğimizi bulmamıza yarayacak… Ama bunları yapmak için, konfor alanımızı terk etmek, bilinmeyene yolculuğa olumlu bakmak gerek. 

Pembe Candaner, Sabah gazetesindeki yazısında diyor ki, artık belirsizliklerle yaşamayı öğrenmeliyiz. Ben de diyorum ki, belirsizlik hayatın her anında, her köşesinde, her zaman saklı. Ekonomiler olmasın sizi belirsizliklerle yaşamaya alıştıran, kendi yaşam tarzınız, seçimleriniz, cesaretiniz olsun belirsizlikleri kucaklamanıza yardımcı olan.  

Aslında hepimiz hayatımızı nasıl şekillendirmek istediğimiz hakkında her gün bazı seçimler yapıyoruz. Seçim yapmakta değil, arada bir seçimlerimizi değiştirebilmekteyse zorlanıyoruz. Kaybetmekten öyle çok korkuyoruz ki, kaybetmemek için sürekli güvenli olanı tercih etmeyi benimsiyoruz. Ve sonra, çok sonra bir zaman geliyor, güvenli tercihler artık bizlerle öyle bütünleşmiş oluyor ki, ya ‘keşke’ diyoruz, ya artık başka bir hayat düşünemiyoruz ya da, ekonomiler alt üst olduğunda, bir panikle, sanki hayatımıza ilk defa belirsizlik girmişçesine korku dolu yaşantımıza biraz daha korku ekleyerek hayatımıza devam ediyoruz. 

Oysa, bir kez de olsa, zor olanı seçebilmek de gerek hayatta. 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Log in