<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kariyer Yolculuğu</title>
	<atom:link href="http://kariyeryolculugu.com/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kariyeryolculugu.com/blog</link>
	<description>Kariyer ve Yaşam Dengesi Üzerine Profesyonel Rehberlik</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 15:00:56 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kendimize Ara Sıra Meydan Okumak, Gelişmenin En Iyi Yolu</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/03/10/kendimize-ara-sira-meydan-okumak-gelismenin-en-iyi-yolu/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/03/10/kendimize-ara-sira-meydan-okumak-gelismenin-en-iyi-yolu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 15:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=592</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta gelişmek için çeşitli araçlardan yararlanıyoruz.  Okuyor, öğreniyoruz. Gözlemliyor, fikir ediniyoruz.  Konuşuyor, farklılıklarımızı farkediyoruz.  Paylaşıyor, hayatı büyütüyoruz.  Geziyor, yeni insanlar tanıyor, yeni kültürlerle etkileşiyor, keşfediyoruz.  Döngüyü böyle sürdürüp gidiyoruz.
Aslında hepimiz bir adım öteye gitmemizi, yaptığımız işi daha iyi yapabilmemizi, gelişmemizi sağlayacak arayışlar peşindeyiz.  Dünyada “ben gelişmek istemiyorum” diyen biri varmıdır sizce? Bana kalırsa, yok.  Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatta gelişmek için çeşitli araçlardan yararlanıyoruz.  Okuyor, öğreniyoruz. Gözlemliyor, fikir ediniyoruz.  Konuşuyor, farklılıklarımızı farkediyoruz.  Paylaşıyor, hayatı büyütüyoruz.  Geziyor, yeni insanlar tanıyor, yeni kültürlerle etkileşiyor, keşfediyoruz.  Döngüyü böyle sürdürüp gidiyoruz.</p>
<p>Aslında hepimiz bir adım öteye gitmemizi, yaptığımız işi daha iyi yapabilmemizi, gelişmemizi sağlayacak arayışlar peşindeyiz.  Dünyada “ben gelişmek istemiyorum” diyen biri varmıdır sizce? Bana kalırsa, yok.  Her birimizin en az bir konuda biraz daha iyi birşeyler yapma azmi var.</p>
<p>Biliyoruz ki, gelişmek için, sadece birşeyi istemek yetmiyor.  Istediğimizi elde etmek için çok çalışmak, uzun saatler uğraş vermek de gerekiyor.  Tecrübe işte böyle geliyor.</p>
<p>Tek bir konuda bilgi sahibi olmak ve tecrübe edinmek de günümüzde yetmiyor. Birden fazla alanda uzmanlık artık kaçınılmaz.  Bu yüzden hayatı takip etmek, gelişmelere açık olmak önem kazanıyor.</p>
<p>Ben önce işletme, sonra pazarlama eğitimi aldım.  Bundan 15 yıl önce Kaliforniya’da Grafik ve Web Tasarım eğitimine başladığımda tanıdığım biri “Daldan dala atlıyorsun. Oturda mesleğin olan pazarlamayla ilgilen” dedi.  Oysa ben, tasarım okumaya ve e-ticaret üzerine eğilmeye karar verirken, çalıştığım ortamda alanında lider olan kişileri gözlemlediğim, organizasyonunu üstlendiğim ABD’nin en önemli tasarım kongresinde gördüklerimin kalbimi harekete geçirdiğini farkettiğim için giriştim.  Amacım bir tasarımcı olmak değildi. Bugün teknolojiyi çoğu kişiden daha iyi anlıyor ve kullanıyorsam, o dönem attığım adımların teknolojiyi sonradan değil, başından yakalamama imkan vermesindendir.</p>
<p>Gelişme süreklilik de istiyor.  Bazen ek bilgi ve tecrübe elde etmek için farklı bir yönümüzü ortaya çıkarmamız gerekiyor.   Galiba bunun da kısa ve kolay bir yolu yok ancak önemli bir etken maddesi var: <strong>ismi cesaret.</strong></p>
<p>Profesyonel ve kişisel anlamda en iyi gelişme, yapmayı bildiğimiz şeyleri sürekli yapmaya devam ederek değil, daha önce hiç yapmadığımız işleri üstelenebilme cesaretini de gösterebilmekle mümkün.  Yani, <a href="../2010/02/14/bir-tirmanis%C2%A0asla-zirvede-bitmez/">işin özü gelişim için kişinin kendine ara sıra meydan okuması kaçınılmaz oluyor.</a></p>
<p>Araştırmalar da kişinin yeteneklerini zaman zaman zorlamasının hem gelişmeyi hem de mutluluğu artırdığını gösteriyor.</p>
<p>Diyeceğim o ki, gelişmek için, <strong>daha önce yapmadığınız bir işe el atma cesaretini ara ara göstermeyi deneyin. </strong>Düşünün<strong>, </strong>hiç bir CEO, o koltuğa oturmadan önce CEO’luk yapmamıştır.  O yetkinlik ve tecrübe, pozisyona oturduktan sonra geliyor.  O noktaya kadar kişinin elinde olan sadece daha önceki bilgi ve tecrübeleridir.  Kolay değil, çünkü bu, rahat bir ortamdan, bir dönem rahatsız olabileceğiniz, stresinizin zaman zaman tavan yapacağı ortamlara geçmeniz demek. Zorluklarla başa çıkabilme becerisi de aslında böyle geliyor.</p>
<p>Yolculuğunuzda önünüze bir dolu engel çıkar. Hiç birimize deneyim ve başarı zembille yukarıdan inmiyor.  Hepimiz belli aşamalardan geçerek ögreniyoruz.</p>
<p>Cesaret nasıl kazanılır, bu belki başka bir yazının konusu ama şu kadarını söyleyebilirim.  Bazen, olayların içine kendinizi bir şekilde atmanız, ve neyi nasıl yapacağınızı sonradan bulacak yetkinliğinizin olduğuna inanmanız ve belirsizliği kabul etmeniz başlangıç için bir yöntem.</p>
<p><strong>Öylese kendinize bilmediğinizi öğrenme, inandığınızda risk alabilme cesaretini yani ileri doğru hareket etme özgürlüğünü tanımayı tercih etmeniz ümidiyle…</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/03/10/kendimize-ara-sira-meydan-okumak-gelismenin-en-iyi-yolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Tırmanış Asla Zirvede Bitmez</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/14/bir-tirmanis%c2%a0asla-zirvede-bitmez/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/14/bir-tirmanis%c2%a0asla-zirvede-bitmez/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 11:06:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=569</guid>
		<description><![CDATA[Ilk bakışta biraz soğuk ve mesafeli.

Kendinden emin ve bir o kadar da özgüvenli.
Neredeyse çıkmadığı dağ kalmamış.
Everest&#8217;e tırmanan ilk Türk o. 8000 metreden yüksek K2 dağlarına oksijen desteksiz tırmanan dünyanın ender kişilerinden.
Ne mütevazi bir kişi ne de böbürlü başarılarından dolayı. Ince bir çizgisi var, karşısındakinde saygı uyandıran. 
Buluştrend toplantısının ilk bir saatinde hiç tebessüm etmeyen biri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ilk bakışta biraz soğuk ve mesafeli.<br />
</strong><br />
<strong>Kendinden emin ve bir o kadar da özgüvenli.</strong></p>
<p><strong>Neredeyse çıkmadığı dağ kalmamış.</strong></p>
<p><strong>Everest&#8217;e tırmanan ilk Türk o. 8000 metreden yüksek K2 dağlarına oksijen desteksiz tırmanan dünyanın ender kişilerinden.</strong></p>
<p><strong>Ne mütevazi bir kişi ne de böbürlü başarılarından dolayı. Ince bir çizgisi var, karşısındakinde saygı uyandıran. </strong></p>
<p>Buluştrend toplantısının ilk bir saatinde hiç tebessüm etmeyen biri o&#8230;taa ki arka sıralardan bir arkadaş &#8220;hiç mi üşenmiyorsunuz bu dağlara çıkmaya&#8221; sorusunu patlatana kadar.</p>
<p>O zaman buzlar eriyor. Gülümsüyor.</p>
<p><strong>Hedef odaklı, kararlı, ne istediğini bilen <a title="nasuh mahruki, akut, arama kurtarma" href="http://www.nasuhmahruki.com" target="_blank">Nasuh Mahruki</a>, yaptığı işe öyle adanmış ki, o gülümseme, bu her daim hayatı ciddiye alırmışcasına duran mesafeyi bir anda yok ediyor.<br />
</strong><br />
Etkileyici bir kişilik. Kitaplarını okumanız yetmez, tanışmanız gerekir. <a title="akut, nasuh mahruki, fatmanur erdogan" href="http://www.akut.org.tr/" target="_blank">AKUT&#8217;a ayak atmanız gerekir</a>&#8211; ne bu yazı ne de bir başkası onun sesinin verdiği etkiyi, sözlerinin dağıttığı kuvvetli ruhu yansıtmaya yetmez.</p>
<p>AKUT&#8217;un çalışmalarını bilsem de, Nasuh Mahruki&#8217;yi dinleyince, neden topluma bu derece faydalı olmayı başarabildiklerini çok net görebiliyorum. Bana kalırsa, insana güç veren bir yanı var. Kimisine hafif ürkütücü gelebilecek bir yanı da olduğunu sezinleyebiliyorum, çünkü boş işlere, boş konuşmalara pek de tahammülü yok. Ne istediğini bilenlere sesleniyor. Kendi gibi karşısındaki kişinin de kendinden emin olmasını bekliyor&#8230;<strong>&#8220;gönüllü bir iş yapacaksanız, adı üstünde, motivasyonunuz içinizden gelmeli</strong>&#8221; diyor. Öz disiplini yüksek bir kişilik olması enerjisini hedeflerine yönlendirebilmesinde şüphesiz büyük etken. Durmadan ileriye adım atabilmesinin arkasındaki itici güç&#8230;<strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Benim gibi insanlar kendini çok iyi tanıyan ve hedeflerini çok iyi bilen kişilerdir. Neyi ne zaman nasıl yapabileceklerini iyi bilirler. Duygularını karıştırmadan nesnel gerçeklik neyi gerektiriyorsa onu yapabilen kişilerdir.&#8221; </strong>diyor Mahruki.</p>
<div>Dağcılıkta bilinen bir söz varmış: &#8216;<strong>Bir tırmanış asla zirvede bitmez&#8217; diye.  &#8217;Oradan inmeyi de bilmek lazım&#8217; diye ekliyor. &#8216;Aksi takdirde, yok olursun.&#8217;</strong></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<div>Hayat dersi gibi bir söz, değil mi? Hepimiz düşünelim bunu; zirvenin şehvetine kapılmak, aşağı inmeyi imkansız kılıyorsa, hedefe gerçekten ulaşmış oluyor muyuz acaba?</div>
<p>Meraklı gençler sormaya devam ediyor liderlik üzerine <a title="rol modeliniz kim, nasuh mahruki, akut, fatmanur erdogan" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/13/rol-modeliniz-kim/" target="_self">&#8216;Ya rol modeliniz kim?&#8217;</a></p>
<p>Aslında odadakiler bekliyorlar ki bir kaç kişinin adını versin. Oysa o hepsini şaşırtıyor.<strong> </strong></p>
<div><strong>&#8216;Ben istedim ve karar verdim bu işi yapmaya. Kimseyi rol model almadım. İnsanlardan etkilenerek hareket etmem. İnsan kendine özgüdür&#8230; Önemli olan ne istediğinizi ortaya çıkaracak farkındalığa sahip olmanızdır. &#8216; </strong></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<div><strong>Birine benzemek değil amacı, içselleştirmiş olduğu bir işi yapıyor Mahruki. Onu güdüleyen de bir lider olma isteği değil, topluma değer katma arzusu&#8230; </strong><a title="marka olmak icin caba harcamayin, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/08/31/marka-olmak-icin-caba-harcamayin/" target="_self">Aklıma geliyor birden insanları markalaştırmaya çalışan akımlar&#8230; ve bu konuda düşündüklerim.</a></div>
<p>Mahruki&#8217;nin her ağzından çıkan söz bir değer katıyor yaşama. &#8220;Tek taraflı kazanmak devri kapandı.  Sadece etkileşim içerisinde olan iki tarafın kazandığı bir dünya da yetersiz artık. <strong>Hedefimiz &#8220;Kazan-kazan-kazandır&#8221; olmalı. &#8221; diyor ve ekliyor: &#8220;Hayatı sıfır toplamlı bir oyun haline getirirsen, ya sen kazanırsın ya ben. Oysa kendi değerinin farkında, diğerleriyle ortak bir hayat yaşadığının farkında bir hayat yaşamak da mümkün. Bu yöne doğru yol almalıyız. </strong></p>
<div>
<p>Mahruki&#8217;yi gözlemlemek ilginç oldu benim için.  Toplantının sonlarına doğru, bir şey daha yakaladım onunla ilgili. Biliyoruz ki başarılı insanlar, fırsatlara, olanaklara açık kişilikler.  Mahruki bu toplantıya kendini davet eden Buluştrend&#8217;in fikir babası <a href="http://www.omerekinci.com">Ömer Ekinci&#8217;nin</a> teklifini kabul ediyor. Bizi AKUT&#8217;da ağırlıyor. Bize yakın, olabildiğince isteklerimize cevap vermeye çalışıyor. Toplantının bitimine yakın, katılımcılardan birinin bilişim alanında yapılabilecek çok daha fazla şeyler olduğunu söylemesi ve gönüllü olarak bu konularda yardım edebileceğini ifade etmesi üzerine konu farklı bir alana gidiyor.</p>
<p>Öğreniyoruz ki AKUT&#8217;un bu alanda desteğe çok ihtiyacı var. Bir anda sohbet grubun isteğiyle AKUT&#8217;a nasıl destek olabileceğimize doğru ilerliyor ve Nasuh Mahruki&#8217;nin ağzından şöyle bir söz çıkıyor, kısık sesle ve kendinle konuşurcasına söylenmiş: &#8220;Evet&#8217; demek ki bugün burada hepbirlikte olmamızın sebebi buymuş.&#8221;  Fark ediyorum ki Mahruki, kapılarını hiç tanımadığı, ne yaptıklarını dahi tam olarak bilmediği bir grup insana açmakla, sadece gruptan gelen isteğe olumlu cevap vererek, onları mutlu etmiyor. Aynı zamanda farklı ortamlara kendini açık tutarak, hayatın neler getirebileceğini görmeye de ƒırsat tanıyor.  <strong>Tam da bu noktada sanki biraz önce söyledikleri gerçek oluyor.  Nasuh Mahruki bizimle birlikte olmayi kabul ettiğinde, biz onu ve AKUT&#8217;u tanıma fırsatı yakaladık. Kazanımlarımız yüksek. O, AKUT&#8217;u biraz daha fazla insana birebir anlatabilme imkanı bularak güzel kazanımlar elde ediyor. </strong></div>
<div><strong>Hepbirlikte geçirdiğimiz 2 saatlik bir toplantı arkasında AKUT&#8217;un misyonuna daha fazla nasıl destek olabileceğimiz konusunda bir alan bulduk kendimize. Simdi sıra bir Cumartesi günü geçirdiğimiz keyifli dakikaların, Türkiye&#8217;ye fayda katması için neler yapabileceğimizi ortaya dökmekte. Şimdi zaman topluma değer katma, paylaşma ve içinde bulunduğumuz ortamlara bilgi ve tecrübemizle fayda yaratma, yani onların da kazanmasını sağlama zamanıdır.</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/14/bir-tirmanis%c2%a0asla-zirvede-bitmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birey Olmak, Önemli Olmak</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/07/birey-olmak-onemli-olmak/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/07/birey-olmak-onemli-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 08:21:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Oktay Taftalı
Doğum ve ölüm, insanın olabilecek en bireysel iki eylemidir. Başkalarıyla eş zamanlı doğsak veya başkalarıyla eş zamanlı ölsek bile, hepimiz sadece kendi doğumumuzu ve kendi ölümümüzü “yaşarız”. Ancak doğum ve ölüm arasında geçen zaman; yani “ömür” başkalarıyla paylaşılan, başkalarıyla birlikte ve kimi zaman başkalarına rağmen birlikte sürdürülen bir eylemdir.
Bu nedenle Aristoteles insanı “toplumsal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazan: <a title="oktay taftali, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu, birey olmak, onemli olmak" href="http://www.oktaytaftali.com" target="_blank">Oktay Taftalı</a></p>
<p>Doğum ve ölüm, insanın olabilecek en bireysel iki eylemidir. Başkalarıyla eş zamanlı doğsak veya başkalarıyla eş zamanlı ölsek bile, hepimiz sadece kendi doğumumuzu ve kendi ölümümüzü “yaşarız”. Ancak doğum ve ölüm arasında geçen zaman; yani “ömür” başkalarıyla paylaşılan, başkalarıyla birlikte ve kimi zaman başkalarına rağmen birlikte sürdürülen bir eylemdir.</p>
<p>Bu nedenle Aristoteles insanı “toplumsal bir hayvan” (zoon politikon) olarak tanımlıyordu. Tabiatta, kartal, sırtlan vb. yalnız yaşayan hayvanlar olduğu gibi, arılar, karıncalar, maymunlar gibi koloniler halinde yaşayan ve kendi aralarında toplumsal bir düzen ve hiyerarşi tesis edebilen hayvanların da varolduğunu biliyoruz. Dolayısıyla insanın toplumsal bir varlık olması onun tabiatına ilişkin bir veri olarak düşünülebilir. Eğer biz “münzevi”nin sıradışı ruh haline sahip değilseniz, Erciyes’in zirvesinde veya Istranca’ların derinliklerinde yalnız yaşayamazsınız.<strong> </strong><strong>İ</strong><strong>nsanı sevmeseniz bile, ona mecbursunuz.</strong></p>
<p>Genetik psişik verileri uzmanlarına bırakırsak, hepimiz, aileden itibaren, okul, mahalle, askerlik, iş hayatı, vb. toplumsal çevrelerin uzun yıllar boyu bize yaptığı katkılar sayesinde belli bir kimlik ve kişilik ediniriz. Yine bu bağlamda Marks, insanı “toplumsal ilişkilerinin bir bileşkesi” şeklinde tanımlıyor. <strong>E</strong><strong>ğ</strong><strong>er bizi biz yapan </strong><strong>ş</strong><strong>ey toplumsal ili</strong><strong>ş</strong><strong>kilerimizin bile</strong><strong>ş</strong><strong>kesiyse, içinde bulundu</strong><strong>ğ</strong><strong>umuz toplumsal çevrenin bizim için önemi tartı</strong><strong>ş</strong><strong>ılmazdır.</strong></p>
<p>Bugün, insana kapsayıcı bir bakışla yöneldiğimizde, onun “biyo-psiko-sosyo-kültürel ve tarihsel” bir varlık olduğunu söyleyebiliyoruz. Ancak ne yazık ki, modernizmin belirlediği gündelik hayat içerisinde, <a title="fatmanur erdogan, gelecegi tasarlamak, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/28/yukselme-kaygilari-hayal-edince-olur-mu-gelecek-tasarlamak-zorunlu-mu/" target="_self">ne kendimizi ne de başkalarını, bu zengin niteliklere sahip birer varlık olarak algılamaktan hayli uzağız</a>. <strong>Ço</strong><strong>ğ</strong><strong>unlukla kar</strong><strong>ş</strong><strong>ımızdaki insanın, sosyo-kültürel nitelikleri, biyo-psiko yetenekleri ve bireysel tarihi, yani hayat deneyimi hakkında fazla dü</strong><strong>ş</strong><strong>ünecek zamanımız yoktur. Modern gündelik ya</strong><strong>ş</strong><strong>amın hızı ve basitli</strong><strong>ğ</strong><strong>i, gerek kendimiz, gerekse ba</strong><strong>ş</strong><strong>kaları hakkındaki yargı ve de</strong><strong>ğ</strong><strong>erlendirmelerimizi basit ve çabucak yerine getirmeye zorluyor.</strong> <strong>Hızdan kaynaklanan basitlik ya da bir ba</strong><strong>ş</strong><strong>ka deyi</strong><strong>ş</strong><strong>le “üstünkörü”lük modern zamanların henüz yeterince yüzle</strong><strong>ş</strong><strong>emedi</strong><strong>ğ</strong><strong>i olumsuz bir veri olarak, insanı ait oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>u hakiki niteliklerine göre de</strong><strong>ğ</strong><strong>erlendirmemizi engelliyor.</strong></p>
<p>Bizzat kendimiz toplumsal bir varlık olarak, başkalarına ne denli ihtiyaç duyuyoruz? İhtiyaç duymadığımızı varsaysak bile, başkaları toplum hayatının devamı açısından ne önem arzediyor? Modern insanın çoğu kez bunu sorgulamaya fazla zamanı ve isteği olmadığı durumlarda, kendisini, <strong>sıkça ba</strong><strong>ş</strong><strong>kalarından daha önemli, daha seçkin, daha lâyık hissetmek gibi bir “vehim”e kapıldı</strong><strong>ğ</strong><strong>ına tanık oluyoruz. Oysa ba</strong><strong>ş</strong><strong>kalarını önemsemedi</strong><strong>ğ</strong><strong>iniz sürece, kendinizi önemsemenizin hazzı ve anlamı yoktur.</strong> <strong>İ</strong><strong>nsanın kendisini önemli sayması ba</strong><strong>ş</strong><strong>kalarını küçümsemesini gerektirmedi</strong><strong>ğ</strong><strong>i gibi, insana haz ve gurur veren </strong><strong>ş</strong><strong>ey: önemsiz insanlar arasında önemli olmak de</strong><strong>ğ</strong><strong>il, tam tersine önemli insanlar arasında önemli olabilmektir. Ba</strong><strong>ş</strong><strong>kaları hakkında yapıcı ve olumlu dü</strong><strong>ş</strong><strong>ünmek, onların sizin için önemini artırdı</strong><strong>ğ</strong><strong>ında, sizin de kendinizi önemli varsaymanız me</strong><strong>ş</strong><strong>ruiyet kazanacaktır.</strong></p>
<p>Beri yanda, sizin kendisine atfettiğiniz öneme karşın, <strong>sordu</strong><strong>ğ</strong><strong>unuz soruya adeta karnından konu</strong><strong>ş</strong><strong>arak cevap veren ya da elleri cebinde kar</strong><strong>ş</strong><strong>ınızda hafif salınırcasına dikilirken, ba</strong><strong>ş</strong><strong>ını belli belirsiz ters yana e</strong><strong>ğ</strong><strong>ip, <a title="alain de botton, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/08/04/kariyer-endisesiyle-dolu-yasamlar/" target="_self">sizi dinlemeyerek, size önemsiz oldu</a></strong><a title="alain de botton, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/08/04/kariyer-endisesiyle-dolu-yasamlar/" target="_self"><strong>ğ</strong><strong>unuz hissini vermeye çalı</strong><strong>ş</strong></a><strong><a title="alain de botton, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/08/04/kariyer-endisesiyle-dolu-yasamlar/" target="_self">an tanıdıklarınız</a>, ona verdi</strong><strong>ğ</strong><strong>iniz önemin yerini öfkeye bırakmasına neden olabilirler.</strong> Ancak öfkeden mutluluk çıkmadığı gibi, vehimli insana öfkelenmek de anlamsızdır. <strong>Bu gibi durumlar ne denli sinir bozucu olsa bile üzerinde durmaya gerek yoktur. Çünkü, kendisini gerçekle</strong><strong>ş</strong><strong>tirmi</strong><strong>ş</strong><strong> ba</strong><strong>ş</strong><strong>arılı bir birey olmaktan kaynaklanan özgüven ile küstahlı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı birbirine karı</strong><strong>ş</strong><strong>tıran, aslında henüz kendisini gerçekle</strong><strong>ş</strong><strong>tiremi</strong><strong>ş</strong><strong> demektir.</strong></p>
<p>Söz konusu vehim, <strong>son yıllarda “birey olmak”, “kimli</strong><strong>ğ</strong><strong>ini bulmak”,”seçkin olmak” vb. ifadelerle me</strong><strong>ş</strong><strong>ruiyet kazanmı</strong><strong>ş</strong><strong> gibi görünse bile, insanın toplumsallı</strong><strong>ğ</strong><strong>ıyla çeli</strong><strong>ş</strong><strong>en di</strong><strong>ğ</strong><strong>er vehim ve vesveseler gibi, gerçekte bir mutsuzluk nedenidir.</strong> Kendisini seçkinlik vehmine kaptıranların, toplumsal ilişkilerde, demokrasi, adalet, içtenlik gibi mutluluk veren uygulamaları talep etmeleri de böylece anlamını yitirir. <strong>Çünkü, kendini hem ayrıcalıklı saymak, hem adil olmak, hem de yeri gedi</strong><strong>ğ</strong><strong>inde ba</strong><strong>ş</strong><strong>kalarından adalet talep etmek mümkün de</strong><strong>ğ</strong><strong>ildir.</strong></p>
<p>Bütün bunlardan, insanın kendi kendisini küçümsemesi, bireysel insiyatifini ve özgüvenini hiçe sayması ya da “alçak gönüllülük” (yüce gönüllülük) erdeminden kuşkuya düşmesi gibi anlamlar çıkartılmamalıdır. Yine tam tersine, <strong>ba</strong><strong>ş</strong><strong>kalarına, toplumsal bir varlık olmanın gere</strong><strong>ğ</strong><strong>i olarak, hak ettikleri önemi vermek ve bu sayede onlara sıkıntısızca yakla</strong><strong>ş</strong><strong>mak, artan özgüven belirtisidir. Sıkıntısız yakla</strong><strong>ş</strong><strong>tı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınız insanlar ço</strong><strong>ğ</strong><strong>unlukla sizi önemser ve güven duyarlar. <a title="fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://www.kariyeryolculugu.com" target="_self">Güvenilmek azımsanmayacak bir mutluluk nedenidir.</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/07/birey-olmak-onemli-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl bir kariyer arayışı?</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/03/nasil-bir-kariyer-arayisi/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/03/nasil-bir-kariyer-arayisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 18:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=561</guid>
		<description><![CDATA[Bu kısa ve öz bir not olacak.  Cünkü işin özü basit.
Yetkinliklerinizi ve yeteneklerinizi artırmak istiyorsanız, yeteneklerinizi, yetkinliklerinizi zorlamalısınız.  Yani, sürekli hep yaptığınız ve yapabildiğiniz işlerin arkasından koşarsanız, yeni tecrübeler edinemezsiniz. Sadece bir şirkette olan yıllarınıza yenilerini eklersiniz.
İş yerinizde bu imkanı bulamıyorsanız, arayışınızı dışarı yönlendirin.  Yani, iş dışındaki hayatınıza renk katın, kendinizi geliştirin, ögrenin, farkli sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu kısa ve öz bir not olacak.  Cünkü işin özü basit.</p>
<p>Yetkinliklerinizi ve yeteneklerinizi artırmak istiyorsanız, yeteneklerinizi, yetkinliklerinizi zorlamalısınız.  Yani, sürekli hep yaptığınız ve yapabildiğiniz işlerin arkasından koşarsanız, yeni tecrübeler edinemezsiniz. Sadece bir şirkette olan yıllarınıza yenilerini eklersiniz.</p>
<p>İş yerinizde bu imkanı bulamıyorsanız, arayışınızı dışarı yönlendirin.  Yani, iş dışındaki hayatınıza renk katın, kendinizi geliştirin, ögrenin, farkli sosyal kuruluşlarda ya da tercih ettiğiniz platformlarda tecrübe edinin.  Yaratın istediğiniz ortamları.  Bunu nasıl yaratacağınızı bulmak zaman alır, sıkıntılı dönemleri yanında getirebilir, ama geçin bu süreçlerden. Ta ki aradığınızı bulana kadar. Bakın göreceksiniz, işinizde daha etkin, hayatınızdan daha memnun ve tatminkar olacaksınız.</p>
<p>Sizi kitaplarını okumaktan büyük keyif aldığım <a title="alain de botton" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/08/04/kariyer-endisesiyle-dolu-yasamlar/" target="_self">Alain de Botton&#8217;la baş başa bırakıyorum.</a> Mutlaka seyredin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/02/03/nasil-bir-kariyer-arayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yükselme Kaygıları: Hayal Edince Olur mu?, Gelecek Tasarlamak Zorunlu mu?</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/28/yukselme-kaygilari-hayal-edince-olur-mu-gelecek-tasarlamak-zorunlu-mu/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/28/yukselme-kaygilari-hayal-edince-olur-mu-gelecek-tasarlamak-zorunlu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 19:53:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek tasarlamak]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yukselme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=548</guid>
		<description><![CDATA[Yükselme kaygınız varsa, yaptığınız işe odaklanmaktan vazgeçmiş olabileceğinizi hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz, şimdi bu konuda kafa yorma zamanı.
Yaptığınız işte çok iyi hatta en iyi olduğunuzu düşündüğünüzde hala yükselememekten yakınıyorsanız, o zaman bunun neden kaynaklandığına bir bakmak lazım.  Burada gerçekçi olmak esas.  Yani, doğrularınız nelerdir, biliyor musunuz? Biliyorsanız, çözüm yollarını üretmeye başlarsınız.
Yaptığınız işte başarılı olduğunuza inanıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yükselme kaygınız varsa, yaptı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınız i</strong><strong>ş</strong><strong>e odaklanmaktan vazgeçmi</strong><strong>ş</strong><strong> olabilece</strong><strong>ğ</strong><strong>inizi hiç dü</strong><strong>ş</strong><strong>ündünüz mü? </strong><strong><a title="marka olmak icin caba harcamayin, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/08/31/marka-olmak-icin-caba-harcamayin/">Düşünmediyseniz, şimdi bu konuda kafa yorma zamanı.</a></strong></p>
<p>Yaptığınız işte çok iyi hatta en iyi olduğunuzu düşündüğünüzde hala yükselememekten yakınıyorsanız, o zaman bunun neden kaynaklandığına bir bakmak lazım.  Burada gerçekçi olmak esas.  Yani, doğrularınız nelerdir, biliyor musunuz? Biliyorsanız, çözüm yollarını üretmeye başlarsınız.</p>
<p><strong>Yaptı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınız i</strong><strong>ş</strong><strong>te ba</strong><strong>ş</strong><strong>arılı oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>unuza inanıyor ve i</strong><strong>ş</strong><strong>inizi seviyorsanız, </strong><a title="pozitif psikoloji ne degildir, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/10/pozitif-psikoloji-ne-degildir/" target="_self"><strong>ruhunuz da özgürdür aslında</strong><strong>.</strong></a> Yetenekli olduğunuzun bilincinde, yapabileceklerinizin ve gücünüzün farkındaysanız, zincirlere bağlı hissetmezsiniz.  Çünkü sizi iten güç yükselme tutkusu değil, yaptığınız işin daha iyisini yapabilme arzusudur.</p>
<p>Hayal ile başlıyor bazı şeyler aslında. Bu doğru, ama <strong><a title="is arama surecinde aklimizda tutalim, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/09/is-arama-surecinde-akilda-tutalim/" target="_self">hayal etmek yeterli olmuyor.</a></strong> Daha iyisini yapmak için tutkulu olmak da gerekiyor. Bu tutkuyla hareket, hayalleri gerçeğe çeviriyor. <strong>Üstelik her insanın hayal gücü de yüksek olmayabiliyor.  Hayal gücünüz yüksek de</strong><strong>ğ</strong><strong>il diye tutkusuz oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>unuzu sanmayın.  Hayal etmeden de istedi</strong><strong>ğ</strong><strong>iniz yolda ilerlemek mümkün.</strong> Geleceğinizi bugünden tasarlamak zorunda değilsiniz.</p>
<p><strong><a title="gelecegi tasarlamak, fatmanur erdogan, oktay taftali, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/26/uretim-ve-kitlesel-uretim/">Geleceği tasarlamak </a>harika bir</strong><strong>ş</strong><strong>ey.</strong> Bunu yapabilenleri alkışlıyor, ilgiyle izliyoruz.  Bizlere yol gösteriyor, olabilecekleri, hayal dahi edemeyeceğimiz dünyaları bugünden görmemizi, her zaman anlamasak da bilgilenmemizi sağlıyorlar.  Bizleri heyecanlandırıyorlar.  Ama siz bu gruptan değilseniz, rahat olun. Strese sıkıntıya girmeye gerek yok. Hepimiz aynı yolda yürümek zorunda değiliz, çünkü her birimiz birbirimizden farklıyız.</p>
<p><strong>Hepimiz gelece</strong><strong>ğ</strong><strong>i ya da kendi gelece</strong><strong>ğ</strong><strong>imizi tasarlayarak ilerlemek durumunda değiliz</strong><strong>.</strong> Her birimizin yetenekleri, ilgileri, istekleri farklı derecede ve düzeyde.  <strong>Bazen gelece</strong><strong>ğ</strong><strong>imiz günün getirilerini do</strong><strong>ğ</strong><strong>ru de</strong><strong>ğ</strong><strong>erlendirebilmekle, bazense hayatın akı</strong><strong>ş</strong><strong>ının bir neticesi olarak önümüze geliyor.  Tam olarak nereye gitti</strong><strong>ğ</strong><strong>imizi bilmesek de, içimizdeki bir güç bizleri harekete geçiriyor.  Bir de bakıyoruz ki gelece</strong><strong>ğ</strong><strong>imiz </strong><strong>ş</strong><strong>ekillenmi</strong><strong>ş</strong><strong>! Bizse onu ancak geri dönüp baktı</strong><strong>ğ</strong><strong>ımızda anlamlandırabiliyoruz. </strong>Yani zaman içerisinde geleceğimizi şekillendirip, tutkularımıza kuvvet veriyoruz.<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bunu niye yazıyorum?  Ortalıkda dolaşan tonlarca “ideal” tavsiyeleri dinleyip, bu yetkinliklerin sizde olmadığını düşünerek, kendinizi daha çok strese sokmayın diye. Her şey bir zaman, bir süreç.  Başarılı olmak aynı olmak değil.  <a title="hayati akisina birakmak, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/01/24/hayati-akisina-birakmak-ve-hayata-guvenmek/">Kendi başarı kriterlerinizi kendiniz seçmeyi ihmal etmeyin diye&#8230;</a></p>
<p><!--copy and paste--><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="446" height="326" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="bgColor" value="#ffffff" /><param name="flashvars" value="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/BillDavenhall_2009P-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/BillDavenhall-2009P.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=748&amp;introDuration=16500&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=2000&amp;adKeys=talk=bill_davenhall_your_health_depends_on_where_you_live;year=2009;theme=the_power_of_cities;theme=design_like_you_give_a_damn;theme=what_s_next_in_tech;theme=medicine_without_borders;theme=new_on_ted_com;event=TEDMED+2009;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;" /><param name="src" value="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" /><param name="bgcolor" value="#ffffff" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="446" height="326" src="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" flashvars="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/BillDavenhall_2009P-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/BillDavenhall-2009P.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=748&amp;introDuration=16500&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=2000&amp;adKeys=talk=bill_davenhall_your_health_depends_on_where_you_live;year=2009;theme=the_power_of_cities;theme=design_like_you_give_a_damn;theme=what_s_next_in_tech;theme=medicine_without_borders;theme=new_on_ted_com;event=TEDMED+2009;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/28/yukselme-kaygilari-hayal-edince-olur-mu-gelecek-tasarlamak-zorunlu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden Ben?</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/24/neden-ben/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/24/neden-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 22:28:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[fatmanur erdogan]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=543</guid>
		<description><![CDATA[Zor dönemlerden geçerken sorar mısınız &#8220;Neden Ben?&#8221; diye&#8230;
İş arama süreciniz uzadığında, umutlar kırıldığında, bu gidişle kariyerim ne olacak diye sorgulandığında, birliktelikler yok olduğunda, &#8220;Neden Ben?&#8221; dermisiniz ara ara?
Diyorsanız, benim cevabım, çünkü yaşanması gerektiği içindir aslında&#8230;
Siz bakmayın ortalıkta dolaşan &#8220;mutluluk&#8221; saçan ve her daim mutlu mesutmuş gibi duranlara&#8230; Facebook&#8217;da gidilen yerlerin gülen fotoğrafları, twitter&#8217;da yenen pastaların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zor dönemlerden geçerken sorar mısınız &#8220;Neden Ben?&#8221; diye&#8230;</strong></p>
<p>İş arama süreciniz uzadığında, umutlar kırıldığında, bu gidişle kariyerim ne olacak diye sorgulandığında, birliktelikler yok olduğunda, &#8220;Neden Ben?&#8221; dermisiniz ara ara?</p>
<p><strong>Diyorsanız, benim cevabım, çünkü yaşanması gerektiği içindir aslında&#8230;</strong></p>
<p>Siz bakmayın ortalıkta dolaşan &#8220;mutluluk&#8221; saçan ve her daim mutlu mesutmuş gibi duranlara&#8230; Facebook&#8217;da gidilen yerlerin gülen fotoğrafları, twitter&#8217;da yenen pastaların duyruları, web&#8217;de huzur saçan iyilik perilerinin lafları aldatmasın sizleri. Bunlara bakıp da hayatlar hep böyle geçiyor sanmayın. Hayatta hep pozitif duygular yaşanması gerektiği gibi bir yanılgıya kapılıyorsanız, bilin ki bu istek insan doğasıyla uyumlu değil. Uyumlu olan, yaşadıklarınızı, hissettiklerinizi kabul etmek ve aynı zamanda onlarla nasıl başa çıkmanız gerektiği konusuna el atmak.</p>
<p><strong>Fotoğraflarımızda mutlu anlarımızı karelere koyarız. Koyarız ki, bir kaç hafta sonra oldu ki üzüldük ve süzüldük, bakıp mutlu olduğumuz anları hatırlayarak bilincimizi kontrolde tutalım. </strong>Ağlarken, kızgınken, kendinden geçmişken fotoğraflarımızı ne çekmek ne de herkesin göreceği şekilde sosyal medya ortamlarına atmayı tercih etmiyoruz gibi duruyor. Ben pek denk gelmiyorum, ya siz? <strong>Dolayısıyla, kendi durumunuzla diğerlerinin durumunu karşılaştırma gibi bir ruh haline girerseniz, yaptığınız karşılaştırmanın tüm gerçeği yansıtmama ihtimali olduğunu hatırlayın.</strong></p>
<p>Hayat hikayelerimizi bile başarılı olduktan sonra yeniden yazıyoruz. Sonradan dönüp olaya bakan gözlerle anlatırız olanları. Içinden geçilen zorlu zamanları en hafif haliyle hatırlamayı tercih eder beynimiz&#8230;ki böylece tekrardan kendimizi toparlayabilelim.</p>
<p>&#8220;Neden Ben?&#8221; diye soruyorsanız, sorunuzu değiştirerek sormanızı öneririm. Sizi harekete geçirecek, bugünkü beni yarın olmasını istediğiniz &#8220;Ben&#8221;e yaklaştıracak şekilde&#8230;Deneyin derim.</p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="365" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/x9gm79&amp;related=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="365" src="http://www.dailymotion.com/swf/x9gm79&amp;related=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/24/neden-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutluluğu Aramaktan Vazgeçerseniz, Mutluluğu Bulursunuz. Nasıl mı?</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/16/mutlulugu-aramaktan-vazgecerseniz-mutlulugu-bulursunuz-nasil-mi/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/16/mutlulugu-aramaktan-vazgecerseniz-mutlulugu-bulursunuz-nasil-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 13:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=539</guid>
		<description><![CDATA[Odak noktanız sürekli mutsuz olduğunuzu düşünmek ve mutlu olmak için çaba sarfetmekse, mutluluğu bulmak sıkıntılı bir sürece dönüşür. Onu yakalar mısınız, orası da belli değil. Yakalanır bir şey de değil mutluluk.  Hayat da öyle toz pembe değil her gün.
Herşeyi istemek, herşeye sahip olmak ve istediklerimizin hepsine aynı zamanda sahip olmak&#8230;  Bununla birlikte diğer bir durum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Odak noktanız sürekli mutsuz olduğunuzu düşünmek ve mutlu olmak için çaba sarfetmekse, <a title="pozitif psikoloji, mutluluk, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/10/pozitif-psikoloji-ne-degildir/" target="_self">mutluluğu bulmak sıkıntılı bir sürece dönüşür</a>. Onu yakalar mısınız, orası da belli değil. Yakalanır bir şey de değil mutluluk.  Hayat da öyle toz pembe değil her gün.</strong></p>
<p>Herşeyi istemek, herşeye sahip olmak ve istediklerimizin hepsine aynı zamanda sahip olmak&#8230;  Bununla birlikte diğer bir durum da sürekli kendimizi yetersiz hissetmeye başlamış olmak.</p>
<p>Sürekli yetersizlik hissi elbette bireyi pek mutlu eden bir durum olmuyor.  Sürekli istemek ve herşeye aynı anda sahip olmak arzusu da bireyi pek mutlu etmeye katkı sağlamıyor.</p>
<p>Örneğin Istanbul’da yaşayan ve çalışanlar – 30 ve üstü – Istanbul’un trafiğinden muzdarip. Yolda geçen saatler ev ve sosyal hayata pek de vakit tanımıyor. Çalışma saatleri uzun ve yoğun. Kariyer sahibi bir kadın düşünün. İş sorumluluğu yüksek.  Aynı zamanda anne ve çocuğuyla daha fazla vakit geçirmek istiyor.  Iki tarafa da eş yoğunlukta adanmak mümkün olmuyor elbette.  Bu sefer bir yetersizlik hissi çöküyor. Bir seçim yapmak ve durumu kabul etmekse çok zor geliyor.  Çünkü vazgeçmek istemiyor.  Her ikisini de aynı anda, aynı hızda, aynı yoğunlukta istiyor.  Öyleyse, içinde bulunduğumuz yoğunlukla, yorgunlukla ve zamansızlıkla uyumlu olmaya bakması ideal olan, çünkü yaptığı seçim bu durumla uyumlu olmayı kabul etmesini gerektiriyor.  Sorun kabul etmekte olduğundan, elbette bu durumu da kabul edemeyen kadın, mutsuz ve umutsuz olarak günlerini geçiriyor.</p>
<p>Cesaret kolay iş değil galiba. Kolay olsaydı, daha fazla oranda zincirlerinden kurtulan bireyler ortalıkta olurdu. Bu yüzden çoğumuzun yapamadığını yapan biri çıktığında o kişiyi göklere çıkartıyoruz.</p>
<p>Aynı durum kariyer için de geçerli.  <a title="mutluluk, is arama, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu, girisimci" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/09/is-arama-surecinde-akilda-tutalim/" target="_self">İşinden memnun olmadığını söyleyenler </a>memnuniyetsizliklerini şirketlere, yönetimlere, sistemlere ve hak ettiklerini onlara vermeyenlere bağlıyorlar.  İşimizden memnun değilsek, memnuniyetsiz olduğumuz durumları geliştirmek, değiştirmek için çaba sarfederiz.  Baktık değişmiyor, gelişmiyor ve istediğimiz noktaya gelmesi için oldukça uzun yıllar geçmesi gerekiyor, o zaman kendimiz için doğru olan seçimleri yapmak bize düşer.  Seçim yapamıyorsak, durumu kabul etmek – bir müddet de olsa – kaçınılmaz.</p>
<p>Çalışanların, özellikle gençlerin kariyerlerini Insan Kaynakları departmanlarının eline bırakıyor olmalarını görmek beni “acaba neden” diye düşündürüyor.  Bu beklentinin en güzel yanı, yönetimlerin, çalışanlarının önlerini açmak için onları belli bir çabaya sürüklüyor olması. Bu anlamda harika.  Fakat şu da bir gerçek ki, bu tür “genele yönelik” programlar, size yönelik değildir. Size özel hazırlanmamıştır.  Size özel planları ve hedefleri ancak siz kendiniz için hazırlarsınız.</p>
<p><strong>Ve yaptığınız işte mutlu olmak istiyorsanız, zaten yaptığınız ve yapabildiğiniz işlerin aynısını yapacağınız işlerin peşinden değil, yeteneklerinizi hafif zorlayacak, daha da gelişmenizi sağlayacak yeni ufuklara yelken açmaya bakın.   O zaman “peki, benim kariyerim ne olacak?” sorusunu yöneltmektense karşı tarafa, o yönde adım attığınızdan emin olacağınız soruları kendinize sorar, sorunuzun cevabını da kendiniz vermeye bakarsınız.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/16/mutlulugu-aramaktan-vazgecerseniz-mutlulugu-bulursunuz-nasil-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pozitif Psikoloji Ne Değildir?</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/10/pozitif-psikoloji-ne-degildir/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/10/pozitif-psikoloji-ne-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 16:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[Büyük şehirlerin hayat şartları ağırlaştı.  Trafik derken, çoluk çocuk derken, iş dünyasının çalışma saatleri, iş ortamlarının iş ve kariyer dengesini oluşturmayı zorlaması ve belki daha bir dolu sebeplerden dolayı bir arayışa girilmiş durumda.
İş yaşamlarında belli bir noktaya gelen bazı profesyoneller bakıyorsunuz, işten ayrılmayı seçiyorlar.  Daha fazla katlanılamaz bir hayattan sonunda kurtulmanın hazzını yaşarcasına yeni bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük şehirlerin hayat şartları ağırlaştı.  Trafik derken, çoluk çocuk derken, iş dünyasının çalışma saatleri, iş ortamlarının iş ve kariyer dengesini oluşturmayı zorlaması ve belki daha bir dolu sebeplerden dolayı bir arayışa girilmiş durumda.</p>
<p>İş yaşamlarında belli bir noktaya gelen bazı profesyoneller bakıyorsunuz, işten ayrılmayı seçiyorlar.  Daha fazla katlanılamaz bir hayattan sonunda kurtulmanın hazzını yaşarcasına yeni bir hayata merhaba diyorlar. Kimisi kariyerinde bir nokta tutturamıyor ama bir nokta bulmak da istiyor oluyor.  Son zamanların iyi yaşam ve sağlıklı yaşam konuları ve holistic çalışmalar, bir grup kimseye arayışına nokta koyma imkanını tanıdı.</p>
<p>Kızgınlık, üzüntü ve korkulardan uzak bir hayat yaşamak sanki pozitif psikolojinin temeli gibi algılanır oldu.   “Dileyin olsun”, “olumlu düşünün olumsuzdan uzaklaşın” “Negatif düşüncelerden kurtulun, kızmayın, sinirlenmeyin” tarzı popüler, 3-5 kitaptan ya da seminerden duyulan bilgilerle elde edilen anlayışlar haliyle garip bir kavram kargaşası yaratıyor.  Kızmak olmaması gereken bir duygu, üzülmek anlamsız bir olgu gibi lanse ediliyor.</p>
<p>Sevdiğinizi kaybettiğinizde üzülmüyorsanız bu doğal değil pek.  Evinize hırsız giriyor, sevdiklerinizi incitiyorsa hiç kızgınlık duymamanız da doğamızda değil.  Silahla tehdit eden biri karşısında hiç korku duymuyorsanız, bu da doğamızla çok uyumlu değil.</p>
<p>Kısacası, pozitif olmak demek duygularımızdan kaçınmamız anlamına gelmiyor.  Herşeyin hep olumlu, hep güzel, hep sakin olmasını gerektirmiyor pozitife odaklanmak. Çünkü hayatın kendisi problemleri çözmemiz üzerine kurulmuş.  Hayatta herşey her daim güzel ve olumlu değil.  Iyisi ve kötüsü bir arada.  Pozitif psikoloji, aksine, her tür duyguyu kabul etmemizi ve onlarla nasıl başa çıkmamız gerektiğini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.</p>
<p>Bir çocuk düşünün, annesinden ayrılırken üzülüyor, ağlıyor.  Korktuğunda titriyor.  Sevindiğinde gülüyor.  Arkadaşı elinden oyuncağı izni olmadan çekip aldığında, kızıyor, bağırıyor.  Bunların hepsi insana ait duygular.</p>
<p>Öyleyse, hedef kızgınlığı tamamen sistemimizden çıkarmak değil, kızdığımızda nasıl davranmamız gerektiği konusunda kendimizi eğitmek.  Üzüldüğümüzde ağlamamak değil, üzüntümüzü hafifletmek için ruhumuzu hafif tutmaya çalışmak. Korktuğumuzda hiç korkmamış gibi yapmak değil, titremekten kaçınmadan, korkumuzun hafiflemesi için neler yapmamız gerektiği konusunda gelişmek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/10/pozitif-psikoloji-ne-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş Arama Sürecinde Akılda Tutalım</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/09/is-arama-surecinde-akilda-tutalim/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/09/is-arama-surecinde-akilda-tutalim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 21:41:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[iş arama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=533</guid>
		<description><![CDATA[İş arama süreci garip duyguları içinde barındırıyor.  Süreç uzadıkça tedirginlikler artıyor ve bazılarımız için bir nokta geliyor ki hiç birşey yapamaz oluyor hayatları.  Tıkandıkları, tükendikleri bir döneme giriyorlar.
Bu dönemde yapılabilecek en faydalı çalışmalardan biri iş aramayı hedef olmaktan çıkarmak, birkaç gün boyunca, sevdiğiniz, ilgi duyduğunuz alanlara kendinizi atıp, kaybolmak.  Tükenmiş hissettiğiniz noktada kendinizi tekrardan yukarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İş arama süreci garip duyguları içinde barındırıyor.  Süreç uzadıkça tedirginlikler artıyor ve bazılarımız için bir nokta geliyor ki hiç birşey yapamaz oluyor hayatları.  Tıkandıkları, tükendikleri bir döneme giriyorlar.</p>
<p>Bu dönemde yapılabilecek en faydalı çalışmalardan biri iş aramayı hedef olmaktan çıkarmak, birkaç gün boyunca, sevdiğiniz, ilgi duyduğunuz alanlara kendinizi atıp, kaybolmak.  Tükenmiş hissettiğiniz noktada kendinizi tekrardan yukarı çıkartabilmek kolay değil belki ama biraz çabayla mümkün.</p>
<p>Kitap okumak genelde insanların zamanı unuttukları en güzel aktivitelerden biri.  Hem öğrendiğiniz hem de kendinizi rahat hissettiğiniz anlardan.</p>
<p>Puzzle yapmaktan hoşlanıyorsanız, seviyenizi hafif zorlayacak bir puzzle alıp, kendinizi bu sevdiğiniz aktivite içine bırakabilirsiniz.</p>
<p>Burada önemli olan, yaptığınız aktivite her ne ise, kendinizi çok hafif zorlayacak olmasına özen göstermeniz.  Yürüyorsanız, hızınızı ve temponuzu hafif zorlayacak şekilde denemeniz.</p>
<p>Göreceksiniz, daha rahatlamış ve kendinizi yaptığınız işten tatmin olmuş ve başarıyla ayrılmış hissedeceksiniz.</p>
<p>Birkaç günlük bu aradan sonra tekrardan iş arama sürecinizi başlatabilirsiniz. Gününüzün içine sevdiğiniz bir aktivite için mutlaka bir kaç saat ayırmayı da denerseniz, kendinize daha güvenli ve hedeflerinize ulaşmada daha güçlü hissedersiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2010/01/09/is-arama-surecinde-akilda-tutalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üretim ve Kitlesel Üretim</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/26/uretim-ve-kitlesel-uretim/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/26/uretim-ve-kitlesel-uretim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 03:31:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=528</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Oktay Taftalı
 
İnsanın, yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan temel ihtiyaçlar, onun yeryüzüne ayak bastığı günden bugüne dek değişmemiştir. Güvenlik, barınma, beslenme, temiz ve sağlıklı bir çevre olarak dört başlık altında toplayabileceğimiz, yaşam için temel ihtiyaçlar arasında, sadece temiz ve sağlıklı çevre tabiatın kendiliğinden sunduğu bir imkân/dır/dı.
Güvenlik, beslenme ve barınma için, insanın bizzat kendisinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="oktay taftali, fatmanur erdogan, kariyer yolculugu, uretim ve kitlesel uretim" href="http://www.oktaytaftali.com">Yazan: Oktay Taftalı</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İnsanın, yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan <strong>temel ihtiyaçlar</strong>, onun yeryüzüne ayak bastığı günden bugüne dek değişmemiştir. <strong>Güvenlik, barınma, beslenme, temiz ve sa</strong><strong>ğ</strong><strong>lıklı bir çevre olarak dört ba</strong><strong>ş</strong><strong>lık altında toplayabilece</strong><strong>ğ</strong><strong>imiz, ya</strong><strong>ş</strong><strong>am için temel ihtiyaçlar arasında, sadece temiz ve sa</strong><strong>ğ</strong><strong>lıklı çevre tabiatın kendili</strong><strong>ğ</strong><strong>inden sundu</strong><strong>ğ</strong><strong>u bir imkân/dır/dı.</strong></p>
<p>Güvenlik, beslenme ve barınma için, insanın bizzat kendisinin çaba sarfetmesi, yaşamını sürdürmek amacıyla, bir taşı bir başka taşın üzerine koyması, bir ağacın dalına uzanarak bir meyveyi kopartması, onu bir yerden bir yere taşıyarak biriktirmek, paylaşmak veya bir başka ihtiyaç unsuruyla değiş tokuş etmek için, bir emek harcaması gerekiyordu. Kısaca: harcanan bir miktar emeğin karşılığında, elde edilen ihtiyaç unsurları, bugün modern ifadeyle “ürün” dediğimiz nesneleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Tabiat ko</strong><strong>ş</strong><strong>ullarının içerdi</strong><strong>ğ</strong><strong>i çe</strong><strong>ş</strong><strong>itli tehditler kar</strong><strong>ş</strong><strong>ısında, insanın varolu</strong><strong>ş</strong><strong>unu, binbir emek ve çabayla temin etmesi, onun aynı zamanda tabiata kar</strong><strong>ş</strong><strong>ı kazandı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı bir zafer olarak, haz ve mutluluk kayna</strong><strong>ğ</strong><strong>ıdır.</strong> <strong>Dolayısıyla çalı</strong><strong>ş</strong><strong>mak, emek harcayarak tabiatın ba</strong><strong>ğ</strong><strong>rından bir </strong><strong>ş</strong><strong>ey; bir ürün elde etmek, insanın yeryüzü macerasında ilk mutluluk eylemlerinden birisidir.</strong> İnsanın çalışıp, üreterek tabiat karşısında özgür ve mutlu olacağı fikri, yakın zamanlarda kimi ideolojiler tarafından istismar edilmiş olsa bile, değişmez bir hakikattir.</p>
<p>Tarih boyunca üretim teknikleri ve ilişkileri çok çeşitli aşamalardan geçmiştir ve bu ayrı bir araştırma konusudur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ancak <strong>günümüze gelindi</strong><strong>ğ</strong><strong>inde çalı</strong><strong>ş</strong><strong>manın, üretmenin, haz ve mutluluktan ziyade, yer yer bir yorgunluk ve stres kayna</strong><strong>ğ</strong><strong>ı </strong><strong>ş</strong><strong>eklinde algılandı</strong><strong>ğ</strong><strong>ına tanık oluyoruz.</strong></p>
<p><strong>Yanısıra birçok insan, mevcut i</strong><strong>ş</strong><strong>inden memnun olmadı</strong><strong>ğ</strong><strong>ını, hayalindeki mesle</strong><strong>ğ</strong><strong>i, arzuladı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı i</strong><strong>ş</strong><strong>i yapamadı</strong><strong>ğ</strong><strong>ını ifade ediyor, vb. Ancak bu gerekçe pek do</strong><strong>ğ</strong><strong>ru sayılmaz, çünkü insan yaptı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı her türlü üretimle mutlu olmu</strong><strong>ş</strong><strong>tur ve olabilir, burada i</strong><strong>ş</strong><strong>in türünden ziyade asıl gerekçe, insanın çalı</strong><strong>ş</strong><strong>masıyla ortaya koydu</strong><strong>ğ</strong><strong>u ürün arasında yabancıla</strong><strong>ş</strong><strong>maya yol açan “aracı süreç ve unsurlar”dır.</strong> <strong>Öyleki sonuçta ortaya çıkan ürünün sizin yaptı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınız i</strong><strong>ş</strong><strong>le ilgisini kendiniz bile anlamakta güçlük çekersiniz.</strong> <strong>Bu yabancıla</strong><strong>ş</strong><strong>ma “pazar için kitlesel üretim”in (mass production) bir sonucudur. </strong></p>
<p>Ford bandında hava tabancasıyla ve zamanla yarışarak günde birkaç bin cıvata sıkan, otomatik kaynakta bin puntel vuran ya da önündeki bilgisayarda günde birkaç bin data işleyen bir insanın, depoya, stok ambarına ya da fabrikanın bahçesine çıkmadan ne ürettiğini anlaması mümkün değildir.</p>
<p>Modern yüzyıllarda ortaya çıkan “finans kapital”in, sürekli büyüme ve sürekli kâr artırma zorunluluğu, pazara sürekli ve giderek artan miktarlarda yeni ürün sunmayı kaçınılmaz kılıyor. <strong><em>“Zamanın, mekanın ve maddenin teknik denetimi, artık rastlantısal bireysel bulu</em></strong><strong><em>ş</em></strong><strong><em>larla de</em></strong><strong><em>ğ</em></strong><strong><em>il, bilakis bulu</em></strong><strong><em>ş</em></strong><strong><em>un kendisinin zorunlu ve metodik oldu</em></strong><strong><em>ğ</em></strong><strong><em>u panlı çalı</em></strong><strong><em>ş</em></strong><strong><em>malarla öngörülemez </em></strong><strong><em>ş</em></strong><strong><em>ekilde geli</em></strong><strong><em>ş</em></strong><strong><em>iyor.”</em></strong> <strong>Dolayısıyla ilk bakı</strong><strong>ş</strong><strong>ta olumlu bir ça</strong><strong>ğ</strong><strong>rı</strong><strong>ş</strong><strong>ım yapan “ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırma-geli</strong><strong>ş</strong><strong>tirme” faaliyetleri, giderek insanın mevcut ihtiyaçlarından ziyade, olmayan ihtiyacı do</strong><strong>ğ</strong><strong>urmak ve kitlesel üretimin talebi olan sürekli yeni “meta” üretimine katkı sunmak amacına yönelmi</strong><strong>ş</strong><strong>tir.</strong></p>
<p>“Ekonomik büyüme”nin bir zorunluluk olarak dayatıldığı modern zamanlarda, sürekli yeni ihtiyaçlar icat etmek ve o ihtiyaçlara uygun yeni ürünler geliştirerek, kitlesel biçimde tüketime sunmak, bireysel mutluluğun yönünü de tersine çevirmiştir. <strong>“Kitlesel üretim” çarkının irili ufaklı di</strong><strong>ş</strong><strong>lilerinden birisi olarak, sürekli “accord” artırma ve daha verimli olma stresiyle, üretim gününü mutsuz geçiren modern birey, mesai çıkı</strong><strong>ş</strong><strong>ında, alı</strong><strong>ş</strong><strong> veri</strong><strong>ş</strong><strong>; yani tüketim yaparak mutlu olmaya çalı</strong><strong>ş</strong><strong>maktadır. Oysa ba</strong><strong>ş</strong><strong>a dönecek olursak: insan tüketerek de</strong><strong>ğ</strong><strong>il, üreterek mutlu olan bir varlıktır. Fakat bu nasıl bir üretim olmalıdır?</strong></p>
<p><strong>İş</strong><strong>te bu noktadan sonra, yaptı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı i</strong><strong>ş</strong><strong>ten mutlu olmayan insanlara, hayalindeki i</strong><strong>ş</strong><strong>i sordu</strong><strong>ğ</strong><strong>unuzda, muhatabınızın “</strong><strong>ş</strong><strong>öyle küçücük&#8230;” diye ba</strong><strong>ş</strong><strong>layan bir cümle kurması büyük bir olasılıktır.</strong> <strong>“</strong><strong>Ş</strong><strong>öyle küçücük bir atölye, bir pastahane, butique bir i</strong><strong>ş</strong><strong>letme, deniz kenarında bir pansiyon, vb&#8230;”</strong> İronik olarak, belki: “Hayalimdeki meslek, bin kişinin çalıştığı bir lastik fabrikasında, uçak lastiği üretim bölümüne şef olmak” diyen birisi de çıkabilir, ama bence bu hayli düşük bir olasılıktır.</p>
<p>Yapılan işe ilişkin özlenen ve dile getirilmekte zorlanılan şey, aslında işin türü, mesleğin çeşidi değil, bilakis insanın ürettiği şeyi, sonunda beş duyusuyla kavrayabilme, onun üzerinde irade ve tasarruf sahibi olabilme talebidir. <strong>Arzulanan </strong><strong>ş</strong><strong>ey:</strong> <strong>gözünün tutmadı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı mü</strong><strong>ş</strong><strong>teriye, elbise dikmeyen sanatkâr bir eski zaman terzisinin özgürlü</strong><strong>ğ</strong><strong>ü ve kendi ürünü üzerindeki iradesidir.</strong></p>
<p>Kadim meslekler arasında, kumaşa, cama, ahşaba, demire, deriye, altın ve gümüşe, yapı taşına, kendine özgü bir emek veren ve müşterisini bizzat kendisi seçen sanatkârların duyduğu hazzı ve tatmini, benzer ürünleri “kitlesel” olarak üreten işletmelerde çalışanların duyması mümkün müdür? <strong>Bir yörenin en iyi mobilyacısı olmanın hazzı ile, herhangi bir ikea merkezinde ustaba</strong><strong>ş</strong><strong>ı olmanın hazzı kar</strong><strong>ş</strong><strong>ıla</strong><strong>ş</strong><strong>tırılabilir mi?</strong> Üstüne üstlük, “kitlesel üretim”e son yıllarda egemen olan “Çin tarzı”, insanın tabiat karşısındaki duruşunu, bir “şey” üretmenin anlam ve ahlâkını yerle bir etmiştir. Bireye satın alma gücü hakkında düşünme fırsatı tanımaksızın, <strong>her istedi</strong><strong>ğ</strong><strong>ine, istedi</strong><strong>ğ</strong><strong>i zamanda ve istedi</strong><strong>ğ</strong><strong>i miktarda sahip olabilece</strong><strong>ğ</strong><strong>i yanılsamasını sunan bu tür bir üretim ve onu borçla destekleyen finans kurumları, olası bir “tüketim hazzı”nın da sonunu getirmek üzeredir. </strong></p>
<p>Dünyada bu gidişatın kaçınılmaz olduğunu iddia edenler, kendi çalışma ve üretme koşullarından kaynaklanan mutsuzlukları katlanılabilir kılmak içgüdüsüyle bu ve benzer ifadeleri dile getirebilirler. Kuşkusuz bu meşru bir söylemdir. Ancak meselenin öte yanından tüketici konumunda bir birey olarak, tüketim kültürü ve tercihi açısından, “kitlesel üretim” unsurlarına karşı olabildiğince direnmek de bir haz imkândır.</p>
<p><strong>İ</strong><strong>htiyaçları temin ederken, kimsenin bilmedi</strong><strong>ğ</strong><strong>i küçük atölyeleri, ustasının özeninden ba</strong><strong>ş</strong><strong>ka hiçbir markası olmayan ki</strong><strong>ş</strong><strong>iye özel ürünleri, e</strong><strong>ş</strong><strong> dost tavsiyesiyle bulunan adreslerdeki küçük ve yerli üreticileri tercih etmek, bu anlamda kimi can çeki</strong><strong>ş</strong><strong>en zenaatlara destek çıkmak, haz verici oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>u kadar ahlâki bir tavır olsa gerektir. Üstelik yakın veya orta gelecekte “kitlesel üretim ve tüketimden” yorgun dü</strong><strong>ş</strong><strong>en insanların, böylesi arayı</strong><strong>ş</strong><strong>lara yönelerek, süreci tam tersi istikamete çevirmeyeceklerini kim iddia edebilir?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/26/uretim-ve-kitlesel-uretim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rol Modeliniz Kim?</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/13/rol-modeliniz-kim/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/13/rol-modeliniz-kim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 23:48:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Ana haber bültenlerini seyredipte gerçekten haber izlediğini düşünenler kimler diye sorsak, nasıl bir sonuç çıkar acaba?
Televizyonların ana haber bültenlerinde haberlerin okunuş tarzı, demogojisi, ses tonlaması, korku dolu fon müziği tamamen kişinin duygularını kabartmak, zekasını uyuşturmak ve günlük hayatına korku salmak üzere kurgulanmış. Halk öyle istiyor olduğundan elbette! Sonuçta her verileni almak zorunda değiliz öyle değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ana haber bültenlerini seyredipte gerçekten haber izlediğini düşünenler kimler diye sorsak, nasıl bir sonuç çıkar acaba?</p>
<p>Televizyonların ana haber bültenlerinde haberlerin okunuş tarzı, demogojisi, ses tonlaması, korku dolu fon müziği tamamen kişinin duygularını kabartmak, zekasını uyuşturmak ve günlük hayatına korku salmak üzere kurgulanmış. Halk öyle istiyor olduğundan elbette! Sonuçta her verileni almak zorunda değiliz öyle değil mi?</p>
<p><strong>Peki ya önümüzde rol model teşkil etmesi gereken başarılı yöneticilerin üzerine düşen sorumluluklar nedir? Hayatımızdaki tek değer ne pahasına olursa olsun istediklerimizi elde etmek olmalı mı? Halk belki habere benzeyen bu programları seyrediyor. Demek ki eğitimli, görgülü, kültür seviyesi yüksek kariyerinde başarılı olarak toplumda yer edinmeyi başarabilmiş bu şanslı azınlık tercihleriyle halka değer katmaktansa yerinde saydırmayı ve gerektiğinde geriye adım attırmayı göze alabiliyor. Bir çeşit kişisel çıkar çatışması&#8230;</strong></p>
<p>Gazetelerin köşe yazılarına baktığımızda, <a title="hıncal uluç, fatmanur erdogan, hürriyet" href="http://sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2009/12/08/hasoyla_tartismanin_keyfi" target="_blank">birbirlerine köşelerinden cevap yazanlar</a>, sürekli birbirine saldıranlar, özel işleri ile profesyonelliği ayıramayanlar&#8230; Ardından, gazeteciliğin nasıl olması gerektiği konusunda nutuklananlar&#8230; İyi ile iyi olmaya çalışan aynı platforma&#8230;</p>
<p>İş dünyasında belli bir koltukta oturduğu için saygı bekleyenlerden şikayet edenlerle, henüz belli bir koltuğa oturamadığı halde karşısındakine saygı gösteremeyenler de aynı platformda&#8230;</p>
<p>Hayatın bir parçası mı bu döngü?</p>
<p><strong>İnsanlar davranışları modelleyerek öğreniyorlar.</strong></p>
<p><strong>Kariyerimizde bir yere gelebilmek için bizden önce o noktalara gelmiş kişilerin davranışlarını, tarzlarını, tercihlerini gözlemler ve benzerlikler göstermek eğiliminde oluruz.</strong> Pazarlama ile ilgilenenler bunu iyi bilirler.  Örneğin reklamlarda bir &#8216;celebrity&#8217; kullanmak bu nedenledir.  Hülya Avşar&#8217;ın giydiği marka pantalonu giymek benzer bir eğilimdir.</p>
<p>Etrafımızda her zaman iyi rol modelleri olmuyor elbet.  Her yükselen, etik davrandığı, çok çalıştığı, adil olduğu, profesyonelliği ilke edindiği, yetenekli olduğu için bir yerlere gelmiyor.  Hayatın her aşamasında olduğu gibi iş dünyasında da artılar ve eksiler elele&#8230;</p>
<p>Çoğunluk yanlış davranıyor diye, bunun &#8216;kabul gören&#8217; davranış olduğunu düşünmek bazen kaçınılmaz.  Bu yüzden hayatta belli değerlere ve hayat prensiplerine sahip olmamız önem taşıyor.  <a title="ayşe arman, fatmanur erdoğan, fatmanur erdogan, hürriyet" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/13/prensipler-nezaket-ve-profesyonellik-uclusu/" target="_self">Prensip sahibi olmanız</a> bazı insanların sizi sert, geçinilmesi zor, uyumsuz olarak adlandırmasına neden olsa bile&#8230;</p>
<p><strong>Grup psikolojisi her zaman olumlu sonuçlar oluşturmuyor. </strong> Biliyoruz ki, iş ortamlarında <a title="fatmanur erdogan, grup psikolojisi" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2008/07/21/is-yerinde-sorun-yasamak-sizin-kisiliginizi-tanimlamaya-yetmez/" target="_self">grupla uyumlu olabilmek</a> için alınan yanlış kararların sayısı bir dolu.  Geliştirmek istediğimiz yönlerimizi geliştirmekte ısrarcı olmakla birlikte, prensiplerimiz doğrultusunda kararlı adımlar atmamız pozitif değişimi getiriyor.</p>
<p>Geçtiğimiz aylarda Sevim Gözay&#8217;ın bir programında Serdar Akınan&#8217;ın meşhur <a title="serdar akınan, hepimiz su samuruyuz, akşam, fatmanur erdogan" href="http://www.aksam.com.tr/2009/09/18/yazar/14358/serdar_akinan/hepimiz_su_samuruyuz___.html" target="_blank">&#8216;Hepimiz Su Samuruyuz&#8217;</a> yazısı tartışıldı. Yükselebilmek için değerlerimizden ödün vermek durumunda kalanların çoğunlukta olduğunu anlatan bir yazı ve tartışmaydı bu<strong>.</strong></p>
<p><strong>Söylediklerimizle yaptıklarımız arasında bir boşluk olduğunda güvenilirliğimiz sarsılıyor</strong>.  İş başkalarını yargılamaya geldiğinde canavar kesilen bizler, iş savunduklarımızı uygulamaya geldiğinde nedense sınıfta kalabiliyoruz. Ya da ileride bizim de başımıza gelirse insanlar bizi de yaptığımız yanlışlardan dolayı yargılamasın diye, yanlışları normalleştirebiliyoruz.</p>
<p><strong>İş yaşamımızda başarılı olmak için rol modellerimizi iyi seçebilmek gerekiyor.  Yeri geldiğinde yerlerine başkalarını koyabilmek gerekiyor.  Her önümüze sunulanın başarısı var diye kendi süzgeçimizden geçirmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Eğer ortada rol model yoksa, değişimin öncüsü olmak gerekiyor.</strong></p>
<input id="gwProxy" type="hidden" />
<input id="jsProxy" onclick="jsCall();" type="hidden" />
<input id="gwProxy" type="hidden" />
<input id="jsProxy" onclick="jsCall();" type="hidden" />
<input id="gwProxy" type="hidden" />
<input id="jsProxy" onclick="jsCall();" type="hidden" />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/12/13/rol-modeliniz-kim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutluluk Arayarak Bulunmuyor. Mutluluk Üretken Zamanlarınızın Hafızanıza Kaydedilmiş Anlarıdır.</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/29/mutluluk-arayarak-bulunmuyor-mutluluk-uretken-zamanlarinizin-hafizaniza-kaydedilmis-anlaridir/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/29/mutluluk-arayarak-bulunmuyor-mutluluk-uretken-zamanlarinizin-hafizaniza-kaydedilmis-anlaridir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 16:52:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzün en moda işi.  Mutluluk arayışı.  Haldır haldır onu arıyoruz.  Kimisi diyor nefes almayı öğrenin, mucizeler sizinle olsun.  Kimisi diyor enerjinizi yenileyin, chakralarınızı açın istediğiniz olsun. Kimisi diyor daha çok çalışın, herşey sizin kontrolünüz altında, ne isterseniz o olur.  Liste uzayıp gidiyor. 
Türkiye&#8217;nin iş ortamlarına bakıyorum.  Bir ünvan telaşı.  Kariyer yapmak ünvan sahibi olmakla eş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzün en moda işi.  Mutluluk arayışı.  Haldır haldır onu arıyoruz.  Kimisi diyor nefes almayı öğrenin, mucizeler sizinle olsun.  Kimisi diyor enerjinizi yenileyin, chakralarınızı açın istediğiniz olsun. Kimisi diyor daha çok çalışın, herşey sizin kontrolünüz altında, ne isterseniz o olur.  Liste uzayıp gidiyor. </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin iş ortamlarına bakıyorum.  Bir ünvan telaşı.  Kariyer yapmak ünvan sahibi olmakla eş değer bu diyarlarda sanki.  Ünvan kötü birşey değil tabi.  Bol para, yetki ve yeterlilik anlamına geliyor.  Benim dikkatimi çeken farklı bir konu.  İnsanların hedefleri ünvan sahibi olmak olmuş gibi.   Memur müdür olma telaşında. Müdür, direktör olma çabasında.  Direktör de ya hali vaktinden memnun ya da CEO koltuğu lobisinde bir yerlerde&#8230; Mutluluk bu arayışların elde edilmesiyle geliyor olmuş kimisine.</p>
<p>Bakıyorum da, değişim getirmek, birşeyler yaratmak, üretken olmak, yeteneklerimi zorlayacak alanlara girmek ve hayatı deneyimlemek içimdeki en güçlü güdü olmuş hep.  Bu yüzden hayatım <a title="fatmanur erdogan, kariyer yolculugu" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/fatmanur-erdogan/" target="_self">dünyanın dört bir ucunda yaşayarak</a> geçti.  Üretkenliğimi kamçılayacak, yeteneklerimi zorlayacak, yaratıcı ve dinamik ruhumu kullanabileceğim ortamlar beni cezbetti.  Gördüm ki ne zaman bu ortamlarda zorlu bir konu üzerinde çalışıyorum, o zaman en mutlu olduğum zamanlar. Yanlış anlamayın, bu zamanlar öyle herşeyin süt liman olduğu cicili bicili saatlerden oluşmuyor.  Zorlu işlerin üstesinden gelmek sancılı dakikaları da beraberinde taşıyor.  Ama üretiyor, yaratıyor ve çabalıyor olduğunuzu hissetmek, saatlerin farkına varmadan yaptığınız işe kaptırıp gitmek ne büyük bir hazdır. En büyük mutluluk bu değil mi aslında? Öyleyse mutluluk iyi nefes aldığımız, yoga yaptığımız, chakralarımızı açtığımız, durağan kaldığımız zamanlarda hissedilmiyor.</p>
<p><a title="fatmanur erdogan, kariyer yolculugu, lider bir ceo ile çalışmak" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/category/ceo/" target="_self">CEO yetiştiren okullar</a> var Türkiye&#8217;de.  Bir çocuğa küçük yaşta hedefin CEO koltuğu olduğunu gösteren eğitim kurumları bunlar. CEO demek bol para ve güç anlamına geliyor. Her eve bir CEO istiyor anne babalar. Devir bu değerleri kıymetli yapınca kurumlardaki ünvan savaşlarına şaşmamak gerek. Oysa benim gözlemlerim gösteriyor ki <a title="fatmanur erdogan, kariyer yolculugu, marka, kişisel marka" href="http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/08/31/marka-olmak-icin-caba-harcamayin/" target="_self">koltuk sahibi olanların koltuk arayışları yok.</a> Onlar üretmekten, yaratmaktan, değiştirmekten yanalar. Denemekten, hata yapmaktan, gelişmekten korkmuyorlar.  Durum böyle olunca alçak gönüllü kalmayı başarıyorlar, çünkü biliyorlar ki yukarı tırmanmak için arada bir tökezlemek kaçınılmaz.</p>
<p><strong>Sizlere ünvan sahibi olma hırsınızı törpülemenizin faydalı olduğunu söylemiyorum. Ünvan iyidir. Başarınızı semboller. Diyorum ki, içinizdeki ruhu -üretmek, yaratmak, geliştirmek, daha iyi şeyler hayata geçirmek için kullanırsanız- ve bunu yaparken yeteneklerinizi hafif zorlayarak kendinizi kaptırırsanız, mutluluğu aramanıza gerek kalmaz, ünvan peşinde koşmanıza neden olmaz.</strong></p>
<input id="gwProxy" type="hidden" />
<input id="jsProxy" onclick="jsCall();" type="hidden" />
<input id="gwProxy" type="hidden" />
<input id="jsProxy" onclick="jsCall();" type="hidden" />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/29/mutluluk-arayarak-bulunmuyor-mutluluk-uretken-zamanlarinizin-hafizaniza-kaydedilmis-anlaridir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyum Sağlamakta Zorlanan Kim?</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/20/uyum-saglamakta-zorlanan-kim/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/20/uyum-saglamakta-zorlanan-kim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 00:04:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Bugünün ve geleceğin en önemli unsurları arasında değişime açıklık ve uyum yeteneği geliyor.
Yeni bir kavram değil.  Yıllardır duyduğumuz bir kavram.  Şimdi biraz daha önem kazandı.  Teknoloji, takip edebildiğimizden daha hızlı ilerliyor.  Bu değişimle birlikte hayat da değişiyor.  İş yapma biçimlerimiz, yaşam tarzlarımız, alışkanlıklarımız, düşünce ve davranışlarımız farklılaşıyor.  Bu gelişmeleri takip edebilen ve değişimin yönünü çizebilenler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünün ve geleceğin en önemli unsurları arasında <strong>değişime açıklık ve uyum yeteneği </strong>geliyor.</p>
<p>Yeni bir kavram değil.  Yıllardır duyduğumuz bir kavram.  Şimdi biraz daha önem kazandı.  Teknoloji, takip edebildiğimizden daha hızlı ilerliyor.  Bu değişimle birlikte hayat da değişiyor.  İş yapma biçimlerimiz, yaşam tarzlarımız, alışkanlıklarımız, düşünce ve davranışlarımız farklılaşıyor.  <strong>Bu gelişmeleri takip edebilen ve değişimin yönünü çizebilenler, geleceği şekillendiriyor.</strong></p>
<p>Y kuşağı işte böyle bir kuşak.  Kendine güvenli, ne istediğini bilen.  Teknolojiyle içiçe. Yaratıyor, yeniliyor.  Gelişiyor, geliştiriyor.  Geleceği şekillendiriyor.</p>
<p>Y kuşagı hakkında endişe duyan yöneticiler, onlarla nasıl başa çıkmaları konusunda tereddütte olanlar, giyim kuşamlarından dolayı dert yananlar, <a href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=whats-with-kids-these-days-2009-11-05">bugün işe giren yarın CEO olmayı beklediğini düşünen</a> yönetimler… Değişmeye hazır mısınız?</p>
<p>Şirket eğitimlerinizde dizi dizi aldığınız liderlik eğitimlerinden hatırlayacaksınız: hani “değişime açıklık” faktörü vardı ya.  İşte o.  <strong>Şimdi öğrendiklerimizi hayata geçirme zamanı. Uygulamaya geçmeye var mısınız? </strong></p>
<p><strong>İş görüşmelerinde nevrinizi döndürüyor şu y kuşağı denen 20’likler, değil mi?</strong></p>
<p>Siz yetenekli eleman arıyorken, onlar da sizin yeteneklerinizi test ediyorlar. Hem de hiç utanmadan.  Demek ki işe alım tek taraflı olmuyor artık.  Aday kendini şirkete gösterirken, şirkette adaya kendini göstermek zorunda kalıyor.  Yetenekli ve güvenli olanlar, her kapıyı açana gitmiyor.</p>
<p><strong>Onları işe aldığınızda, hemen kariyerlerine yön belirlemek, önlerini görmek istiyorlar, öyle değil mi? </strong></p>
<p>Oysa siz oturduğunuz koltuğa gelmek için 15 yıl beklemiştiniz. Onlar da beklemeli diye düşünüyorsunuz haliyle.  Demek ki artık sadece şirketinizin ürün ve hizmetinin “kariyer yolculuğunu” belirlemeniz yetmiyor, çalışanların da kariyer yollarını açmanız, netleştirmeniz gerekiyor.  Sadece kağıt üzerinde planlar artık yeterli olmuyor.</p>
<p>Siz bir konuda uzmanken, onlar bir çok konuda uzmanlar. Bu ne bilmişlik, öyle değil mi? Her konuda fikir sahibi olunmaz ki üstelik yarım yamalak bilgiyle!  Şu internetten çok şey okuyor ama hep bölük pörçük bilgiler bunlar diye düşünüyor musunuz? Yani araştırmalar internette her gün vakit geçirenlerin,<a href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=keeping-up-with-the-times-2009-10-22"> beyin aktivitelerinde “karar alma” ve “komplex düşünebilme” bölgelerini daha fazla kullandıklarını</a> gösterse bile…</p>
<p>Ellerinde bir iphone, sürekli email ya da sosyal medya araçlarıyla meşgul gibiler.  Diyorsunuz ki kendilerini gösterme halindeler!  Peki, neden etraf kişisel marka yaratma uzmanlarıyla cirit atıyor dersiniz? Eskiler yenilere neden daha iyi ve daha fazla görünürlük elde etmenin yollarını anlatıyorlar? Pek farklı değil miyiz yoksa?</p>
<p>Siz yüz yüze ya da telefonla konuşmanın çok daha faydalı olduğuna inanmışken onlar bilgisayar başında… Sanki kendilerine çok düşkünler, yanlızlar gibi geliyor size hafiften değil mi? “Ben” jenerasyonu boşuna denmiyor onlara diye düşünüyor musunuz? Profesörler araştırmış ve <a href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=whats-with-kids-these-days-2009-11-05">30 yıldır gençlerin düşünce ve davranışlarında çok az bir farklılık olduğunu görmüşler</a>. Yani aslında pek de fark yokmuş.  “Nasıl olur?” diye iç geçiriyor olabilir misiniz?</p>
<p>Bu liste daha uzar gider&#8230;</p>
<p>Kısacası soralım kendimize.  Değişime ayak uydurması gereken kim diye.  Kim kime daha fazla uyum sağlamalı diye.  Önümüzdeki <a href="http://www.alcatel-lucent.com/enrich/v2i12008/article_c1a4.html">30 yılı şekillendirecek en güçlü kitle</a> olan Y kuşağı mı? Yoksa, eski düzeni devam ettirme eğiliminde olanlar mı?</p>
<p><strong>Y kuşağı henüz yolun çok başında. </strong></p>
<p>Onlar öğrenmeye, gelişmeye, yönlendirilmeye açık.</p>
<p>Onlar sizleri dinlemeye, gözlemlemeye, hata yapmaya ve yeniden hata yapıp öğrenmeye açık.  Korkmuyor.</p>
<p>Elbette bugün işe girip yarın CEO olmaları gerçekçi değil.  Onlar da bunu istemiyor zaten.  Planlamaya dayalı hareket eden iş dünyası onların isteklerini çok iyi anlayabilir.  Y kuşağı, sadece para ve bir kaç tane de iş hedefi verdiğiniz için size minnettar değil.  İş hayatlarından tatmin, vizyonlarıyla örtüşen çalışma anlayışı ve duyarlılık arıyorlar.</p>
<p>İş dünyasında pişmelerini sağlamak, biraz da bizlerin işi.  Onların henüz tecrübe etmediklerini görmelerini sağlamak, stil farklarını paylaşmak, onlara koçluk etmek biz yöneticilerin görevi.</p>
<p>Üstelik koçluk sadece Y kuşağı için değil, değişime direnen yöneticiler için de kritik bir konu.  Yeni nesli yönlendirmek, bilgiye açık oldukları için biraz daha kolay.  Peki, değişime direnenlere eski bildiklerinizi unutun, yenisi geldi demek ne kadar kolaydır dersiniz?  Bakın, <a href="http://goliath.ecnext.com/coms2/gi_0198-358544/The-coach-approach-career-counseling.html">Deloitte US</a>, 2002 yılından beri şirketinde kariyer koçları ile çalışıyor.  Peki ya siz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/20/uyum-saglamakta-zorlanan-kim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günü Yakalayan İşletme Anlayışı, Günü Yakalayan Çalışanlarla Mümkün</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/15/gunu-yakalayan-isletme-anlayisi-gunu-yakalayan-calisanlarla-mumkun/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/15/gunu-yakalayan-isletme-anlayisi-gunu-yakalayan-calisanlarla-mumkun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 18:25:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=496</guid>
		<description><![CDATA[Her nesil kendine göre özeldir.
Her nesil bir öncekinden farklıdır.
Gen Y’nin diğer nesillerden çok farklı olduğu da doğru değil.&#160; Bu hissi her nesil bir sonraki için düşünür.
Gen Y ile çalışmakta zorlananlar, genelde günü yakalamakta zorlananlar oluyor. En fazla şikayeti onlardan alıyoruz.
Teknolojiyi kullanmakta zorlanan kişiler, günümüzde doğal olarak değişimi fark edemeyen, izleyemeyen ve hissedemeyenler oluyor.
Teknoloji hızlı geliştiğinden, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><b>Her nesil kendine göre özeldir.</b></p>
<p><b>Her nesil bir öncekinden farklıdır.</b></p>
<p>Gen Y’nin diğer nesillerden çok farklı olduğu da doğru değil.&nbsp; Bu hissi her nesil bir sonraki için düşünür.</p>
<p><a title="hurriyet, hürriyet, turkish daily news, entrepreneur, fatmanur erdogan, fatmanur erdoğan, millenials, gen y, working with millenials" mce_href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=working-with-millenials-2009-11-12" href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=working-with-millenials-2009-11-12">Gen Y ile çalışmakta zorlananlar,</a> genelde günü yakalamakta zorlananlar oluyor. <a target="_self" title="hurriyet, fatmanur erdogan, fatmanur erdoğan, what's up with kids these days, millenials, gen y, turkish daily news" mce_href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=whats-with-kids-these-days-2009-11-05" href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=whats-with-kids-these-days-2009-11-05">En fazla şikayeti onlardan alıyoruz</a>.</p>
<p><b>Teknolojiyi kullanmakta zorlanan kişiler, günümüzde doğal olarak değişimi fark edemeyen, izleyemeyen ve hissedemeyenler oluyor.</b></p>
<p>Teknoloji hızlı geliştiğinden, bu dönüşümü takip edemeyenler kendilerince teoriler de üretiyor: örneğin teknoloji başında zaman harcayanlar bilgiyi yarım yamalak alıyormuş! Oysa araştırmalar hiçte öyle söylemiyor.&nbsp; Algılar gerçekliğimizdir diye düşünürüz ama algıları eğitmeden onlara güvenmek fayda getirmez.</p>
<p>Peki, Interneti her gün kullananların<a target="_blank" title="hurriyet, fatmanur erdogan, fatmanur erdoğan, hürriyet, turkish daily news, gen y, millenials, entrepreneur" mce_href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=keeping-up-with-the-times-2009-10-22" href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=keeping-up-with-the-times-2009-10-22"> “karar alma” ve “komplex düşünme”den sorumlu beyin aktivitelerinin, Internet kullanmayanlara oranla iki kat daha fazla olduğunu biliyor muydunuz</a>?</p>
<p>Değişime ayak uyduramayan, 20 sene öncesinin sistemleri ve yöntemleriyle çalışmakta ısrar eden yöneticilerin önümüzdeki 10 yıl içinde yerlerini korumasının mümkün olmadığını düşünüyorum.&nbsp; Elbette, hala şirkete sadakatı ön planda tutan, şirkette kaç yıl çalıştığına bakarak her 10, 20, 30 yılda bir plaket sunmayı ilke edinmiş eski-model şirketler de kendilerini yenilemek, yeni-nesil çalışma sistem ve alışkanlıklarına adapte olmak zorunda kalacak.&nbsp; Bu da eski model çalışanların değişmesini zorunlu tutacak&#8230;Er ya da geç…</p>
<p>Günü takip edebilen ve hatta geleceği şekillendirenler, değişime ayak uydurmakta direnen kişilerle çalışmayı da öğrenmek durumunda. Bu geçmişe sarılmış kişiler, nesil ayrımı yapmaksızın, genellikle şu özellikleri gösteriyor:</p>
<p>-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teknolojiyle sadece google’da arama yapmak ve email check etmek kadar yakın olan</p>
<p>-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Email’lere pek cevap vermeyen, onun yerine kendisini telefonla yakalamanızı ya da yanına gidip cevap almanızı bekleyen</p>
<p>-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şirketlere “vefa borcu” olduğunu düşünen</p>
<p>-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aynı şirkette 15 yıl ve üstü kalmış olan, mezun olduktan sonra hala girdiği ilk şirkette çalışıyor olan</p>
<p>-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sizin çözümlerinizi ve uzmanlığınızı anlamadığından, size genç ve tecrübesiz gözüyle bakarak, kendi bildiği yol ve yordamdan ayrılmayan</p>
<p>-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Beğenilme, yükselme kaygısı olduğundan değişim ve gelişimle uğraşmayan</p>
<p>-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ünvan kaybetmemek için düşüncelerini söyleyemektense, ortama uyum sağlamayı yeğleyen</p>
<p><b>Bu tür çalışanların yoğun olduğu ortamlar değişim yaratmak çabasında olanlar için oldukça sıkıcı ve çekilmez olur. Bu ortamlardan kendinizi kurtarmanız bir çözüm olabileceği gibi, bağlı olduğunuz yöneticilere koçluk da yapabilirsiniz. Sizden koçluk almayı kabul edebilecek olgunluk ve görüşteki yöneticilerin sizi daha iyi anlamak için çaba gösterdiğini göreceksiniz.</b></p>
<p>Gelecek değişimi takip edebilen, onu şekillendirebilen ve yönetebilenlerin olacaktır.&nbsp; Öyleyse, değişime direnci olanlar, değişmeye mecbur olacaklardır. Er ya da geç…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/15/gunu-yakalayan-isletme-anlayisi-gunu-yakalayan-calisanlarla-mumkun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prensipler, Nezaket ve Profesyonellik Üçlüsü</title>
		<link>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/13/prensipler-nezaket-ve-profesyonellik-uclusu/</link>
		<comments>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/13/prensipler-nezaket-ve-profesyonellik-uclusu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 08:50:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatmanur Erdogan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kariyeryolculugu.com/blog/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Ayşe Arman köşesinde, Nergis Öztürk ile olan röportajına, yakın dostu Nalan Apa’nın annesinin rahatsızlığı nedeniyle gidememesini anlatıyor.
Zeki Demirkubuz, Nergis Öztürk’ün oynadığı filmin yönetmeni.  O da Milliyet’e verdiği bir demeçte, Ayşe Arman’ın yaptığı bu hareketten dolayı kendisine ağzında kuş tutsa röpörtaj vermeyeceğini söylüyor.
Ayşe Arman kızgın. Olayın Demirkubuz’la ilgisi dahi yok diyor. Onu kibirlilikle suçluyor.
Anlaşılan Nergis [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün <a title="ayse arman, nergis ozturk, zeki demirkubuz, hurriyet, fatmanur erdogan" href="Prensipler, Nezaket ve Profesyonellik" target="_blank">Ayşe Arman köşesinde, Nergis Öztürk ile olan röportajına</a>, yakın dostu Nalan Apa’nın annesinin rahatsızlığı nedeniyle gidememesini anlatıyor.</p>
<p>Zeki Demirkubuz, Nergis Öztürk’ün oynadığı filmin yönetmeni.  O da Milliyet’e verdiği bir demeçte, Ayşe Arman’ın yaptığı bu hareketten dolayı kendisine ağzında kuş tutsa röpörtaj vermeyeceğini söylüyor.</p>
<p>Ayşe Arman kızgın. Olayın Demirkubuz’la ilgisi dahi yok diyor. Onu kibirlilikle suçluyor.</p>
<p>Anlaşılan Nergis Öztürk’te kırılmış. O da pek pas vermiyor.</p>
<p>Kısaca Ayşe Arman’ın yazısında herkes herkese hafif kırgın gibi duruyor. Kimse birbirini de pek anlama çabasında değilmiş gibi bir izlenim var…</p>
<p><strong>Profesyonellik, iki ünlü ve başarılı insanın birbiri ile bire-bir konuşabilmesini gerektirir.  Ayşe Arman’ın çok acil bir işi çıktıysa, Nergis Öztürk’ü kendisinin arayıp neden gelemeyeceğini o anda haber vermesi önemlidir.  Bu ayrıca bir nezaket gereğidir.  Sonuçta, Ayşe Arman ofisini arayıp durumu anlatmak için belli bir zaman kullanıyor.  Bu zamanı, Nergis Öztürk ile konuşarak kullanması gerekirdi.  Bu kısmı çok önemli.</strong></p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü Ayşe Arman samimiyetini, içtenliğini ve durumun zorluğunu o anda bizzat kişinin kendisine verebilirdi.  Nergis Öztürk’ün Ayşe Arman’ı dinledikten sonra ona sempati ile bakması, samimiyetine inanmaması tahmin ediyorum mümkün olmazdı.</p>
<p>Araya danışmanlar koymak, onların üzerinden mesaj iletmek böyle bir durumda uygun değildir.  Hem nezaket hem de profesyonellik böyle bir durumda samimi bir sohbeti gerektirir.</p>
<p>Zeki Demirkubuz, profesyonelliği herşeyin üzerinde tutan bir değere sahip gibi duruyor.  Bu durumda, Ayşe Arman’ın davranışını hoş görmesi beklenemez.  Ayşe Arman’ın Demirkubuz’u araması harika bir davranış. Ilk ağızdan olayı anlatması profesyonel bir yaklaşım. Zeki bey’in röportajı kabul etmemesi prensipleri ile uyuşmadığından dolayıdır diye düşünüyorum.  Prensipler, anlamı gereği serttir.</p>
<p>İş dünyasında bu üç konu bizi etkiliyor.  Nezaket ve profesyonellik, biraz da karşımızdaki kişinin değerlerini ve prensiplerini anlamaktan geçiyor.</p>
<p>Grey’s Anatomy dizisini seyredenler hatırlar:  Seattle Grey Hastanesine Amerika’nın önde gelen bir kalp cerrahı gelir.  Cerrah, ortak bilince (common sense) fazla değer vermeyen, hastane kural ve prensiplerini önde tutan biridir.  Hastane şefi, kritik bir durumda “ortak bilince” göre hareket etmeyeceğini anladığı cerrah’ın doğru kararı alabilmesini sağlamak için yönetimden “ek karar” çıkarmasını ister.</p>
<p>Burada dikkatinizi çekmek istediğim şudur: Şef, beyin cerrahının prensiplerine “gıcık” olduğu halde, kişiyi değiştirmeye değil, kişinin doğru kararları alabilmesi için değer verdiği prensiplerle hareket etmeyi tercih eder.</p>
<p>Şimdi kendimize dönüp bakalım.</p>
<p><strong>Kendi kişilik, değer ve prensiplerimiz neyse, karşımızdakinin de aynı davranması için kişiyi değişmeye mi zorluyoruz, yoksa, işin en etkin şekilde yapılması için karşımızdakinin değer ve prensipleri doğrultusunda çözümler geliştirerek hareket edebiliyor muyuz?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kariyeryolculugu.com/blog/2009/11/13/prensipler-nezaket-ve-profesyonellik-uclusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
