Küresel iş gücü piyasalarında yapay zekâ ve otomasyon eksenli “işin geleceği” tartışmaları, Türkiye söz konusu olduğunda kaçınılmaz olarak kendine has yapısal krizlerle çakışmakta. Türkiye, geleneksel gelişmiş Batı toplumlarının aksine, demografik dönüşümünü ekonomik zenginleşemeden tamamlayan, yani “zenginleşmeden yaşlanan” bir toplum paradoksuyla karşı karşıya. Bu durum; çalışma sosyolojisi, emeklilik rejimleri ve gelir adaleti üçgeninde derin bir toplumsal yarılmaya işaret etmekte.
Demografik Saatli Bomba ve Aktüeryal Tıkanma
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Türkiye Sigorta’nın “Uzun Yaşam Ekonomisi” verilerine göre Türkiye, tarihinin en kritik demografik dönüşümlerinden birini yaşıyor. Ülkede şu an her emekliye karşılık sadece 1,6 çalışan düşmekte. Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği için ideal kabul edilen 4 aktif/1 pasif oranının çok uzağında olan bu tablo, aktüeryal dengeleri tamamen felç etmekte. Geleneksel refah devletinin yaşlılığı kurumsal bir güvence dönemi olarak tasarlayan paradigması, yerini belirsizliğin kurumsallaştığı bir döneme bırakmakta.
Sosyolog Philipson’ın vurguladığı “yaşam seyrinin parçalanması” teorisi, Türkiye pratiklerinde “kesintisiz emeklilik sonrası çalışma” mecburiyetine dönüşüyor. Emeklilik aylıklarının asgari yaşam maliyetinin çok altında kalması, bireyleri yaşlılık döneminde de kayıt dışı veya güvencesiz hizmet sektöründe çalışmaya itmekte. Bu bağlamda emeklilik, bir “dinlenme hakkı” olmaktan çıkıp, yaşam boyu süren prekaryalaşma döngüsünün yeni bir aşaması gibi.
Gelir Adaletsizliği ve Dijital Kutuplaşma
OECD’nin “Bir Bakışta Emeklilik” raporuna göre Türkiye, 65 yaş üstü nüfustaki harcanabilir gelir adaletsizliğinde üye ülkeler arasında en kötü 5. ülke konumunda. İşin geleceğinde yer alan “güvenceli esneklik” ve yeni nesil çalışma modelleri, Türkiye’nin yapısal iş gücü piyasasında yeni bir tabakalaşmaya yol açıyor. Bir tarafta dijital ekonomiye entegre olabilen beyaz yakalı elit, diğer tarafta ise hiçbir teknolojik dönüşümün kurtaramayacağı, asgari ücrete sıkışmış devasa bir kitle…
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve yerel istihdam stratejilerine göre Türkiye’deki mevcut becerilerin neredeyse yarısı önümüzdeki dönemde risk altında. Bu risk, özellikle kadın istihdamının %34,7 gibi kronik biçimde düşük olduğu bir yapıda, hanehalkı düzeyindeki gelir kutuplaşmasını daha da derinleştirmektedir.
Özgün Bir Sosyolojik Risk
Sonuç olarak Türkiye’de işin geleceği; sadece robotların işleri elinden alması değil, “kronik güvencesizliğin yapay zekâ ve yaşlanan nüfusla evlenmesi” hikayesidir. Eğer sosyal koruma kalkanları ve bütüncül makro istihdam stratejileri acilen hayata geçirilmezse, geleceğin Türkiye’si; gençlerin geleceksizlik, yaşlıların ise güvencesiz emeklilik kıskacında sıkıştığı derin bir sınıfsal ve nesiller arası çatışma sahasına dönüşme riski taşımaktadır.