Türkiye, demografik geçiş teorilerinin öngördüğü tarihsel ritmin çok ötesinde, yapısal bir hızla yaşlanıyor. TÜİK’in son verilerine göre 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfustaki oranı %11,1’e ulaşarak tarihi bir zirve yaptı. Ne var ki bu demografik kırılma, gelişmiş Batı ülkelerindeki gibi kurumsallaşmış bir sosyal refah mimarisiyle değil; güvencesiz emeklilik, düşük hanehalkı gelirleri ve akut bir bakım krizi dalgasıyla karşı karşıya.
Ev İçi Emeğin Prekaryalaşması ve Bakım Açığı
Yaşlı bakımının Türkiye’deki güncel tablosu, kamusal destek mekanizmalarının yetersizliği sebebiyle tamamen aile içi görünmez emeğin sırtında. Sosyolog Bryceson’ın “bakım zincirleri” kavramsallaştırmasının Türkiye yansıması, çalışan genç ve orta kuşak kadının omuzlarında çifte bir sömürü mekanizması gibi. Bir taraftan iş gücüne katılımı %34,7 civarında sıkışan kadın nüfusu, diğer taraftan yaşlı bakım sorumluluğu nedeniyle kadın istihdam piyasasının tamamen dışına itilmekte veya esnek-güvencesiz çalışma biçimlerine mahkûm edilmekte. Bakımın kurumsal bir hak olmaktan çıkarılıp “ailevi bir lütuf” olarak kültürelleştirilmesi, çalışan kesimin sırtındaki sosyo-ekonomik kamburu her geçen gün büyüterek kuşaklar arası bir yoksulluk sarmalı ürettiğini söyleyebiliriz.
Gümüş Ekonomi Anlayışı
Tam da bu kriz evresinde ana akım literatür tarafından parlatılan “Gümüş Ekonomi” (Silver Economy)kavramı, neo-liberal kapitalizmin yaşlılığı metalaştırma çabasından başka bir şey olabilir mi? Yaşlıları sömürülecek yeni bir tüketici nişi veya pazar aktörü olarak kodlayan bu yaklaşım, yaşlı bireyin varoluşsal değerini yalnızca “satın alma gücü” veya “üretkenlik rasyonalitesi” üzerinden meşrulaştırıyor. Bireyi sadece ekonomik getiri sağladığı ya da tükettiği ölçüde “değerli ve aktif” kabul eden bir sistem, sistemin dışına düşen, yani harcanabilir geliri olmayan yoksul yaşlıları doğrudan “ıskarta nüfus” ilan etmez mi?.
Türkiye gibi yaşlı nüfusunun büyük kısmı asgari geçim sınırının altında yaşayan bir ülkede, yaşlılığı “gümüş turizm, geronteknoloji ve finansal yatırımlar” ambalajıyla sunmak, derin bir sınıfsal körlük olarak düşünülebilir. Gümüş ekonomi söylemi; yaşlı bakımını evrensel bir insan hakkı olmaktan çıkarıp, parası olanın satın alabileceği lüks bir hizmet sektörüne dönüştürerek sosyal adaletsizliği rasyonalize mi ediyor? Bir insanın onuru ve bakım ihtiyacı, piyasa mekanizmalarının ve tüketim indekslerinin insafına bırakılabilir mi? Yaşlılığın metalaştırılması, insanı hayatın sonunda bir kez daha üretim-tüketim çarkında öğütmek demektir.