resim
Ana Sayfaya Dön


Şirketlerde Anlam Yaratma Çabası Üzerine Bir Deneme

15 May 2016

Garip bir döngü bizimkisi.

Insan kendi yaşamının anlamsızlığa düşmesini önlemek için büyük bir çaba veriyor.

Boşluğa düşmemek için çabalıyoruz.

Şanslıysak, yeteneklerimizi her gün kullanabildiğimiz bir işi yapıyoruz.

Artık, çalıştığımız yerlerin bize bir anlam ifade etmesini istiyoruz.

Aslında böyle istiyoruz da, anlam yaratmasa bile 20 yılı aynı yerde aynı döngüde, hiç fark yaratmadan, düzenli bir rutinde geçirebiliyoruz. Geçerli bir sebebimiz ve bu yolu seçmemizin de bir anlamı vardır elbette.

Artık istiyoruz ki çalışacağımız şirketin bir duruşu olsun, biz de bu amaç için emek verelim.

Öyle ya, artık sadece para kazanmak için işe gitmediğimize inandığımız bir anlayıştayız.

Çalışmanın da ulvi bir anlamı olsun istiyoruz.

Hem Freud hayatın anlamının üretmek ve sevmek olduğunu söylemiş ya. Bizler sevmek ile üretmek arasına “veya” koymuş olsak da, anlamı kaybettiğimiz dakikalarda, onun yerine hızlıca “ve” koyabiliyoruz.

Anlam arayışı bir nevi beklenti içine sokuyor insanı.

Ve her karşılanmayan beklenti ümitsizlik ve mutsuzluk yaratıyor içimizde.

Ve her mutsuzluk hissi “düzeltilmesi gereken bir ruh hali” olarak çarpıyor yüzümüze. Belki Viktor Frankl’in “hayatın bir anlamı varsa, acı çekmenin de bir anlamı var” önermesini daha fazla dikkate almalıyız.

Mutluluk Aşısı

Karşılanmayan beklentiler mutsuzluk yaratınca, herkes mutluluğun anahtarını arayıp duruyor.

Hiç düşündünüz mü, bolluk içinde yaşıyoruz. Hiç olmadığı kadar fazla imkana sahip olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz.

Bizi eğlendirecek, güldürecek, düşündürecek, yollara düşürecek, meşgul edecek “şeylerin” sayısı o kadar fazla ki. Yine de bir şekilde “sıkıldım” demekten vazgeçmiyor, can sıkıntısı ile başedemiyor, aksiliklerin, karşılanmayan beklentilerin, hayatımıza anında “mutsuzum” damgası vurmasına izin veriyoruz.

Biraz bu yüzden olsa gerek, şirketlerin en fazla talep ettikleri seminerler arasında mutluluk geliyor.

Çalışanlarını mutlu etmek için dışardan aşı vermek istiyorlar.

Mutluluk ve başarı arasındaki ilişkiyi bilmek istiyorlar.

Mutsuz olmaları bu merakın bir sebebi. Diğer sebebi de mutlu çalışanların daha verimli olduğunu gösteren ciddi araştırmalar olması …

Evet, mutlu insanlar daha başarılı olmaya eğilimli oluyorlar. Araştırmalar öyle söylüyor. Sebepleri arasında fırsatlara daha açık ve olumlu bir yapıları olması geliyor.

Fakat bir de Mark Twain var mesela.

Manik depresif bir kişilik. Diğer bir ifadeyle bipolar. Uçlarda yaşayan bir kişilik.

Ya da Leonard Cohen.

Yaklaşık 50 yaşına kadar depresyonla yaşamış. Başarısına bu karanlığın negatif bir etki ettiğini söylemek ne kadar doğru olur, bilemiyorum. Depresif olmasaydı böyle başarılı olur muydu? Onu da bilemiyoruz.

Depresyonun Cohen’in yaşam kalitesine negatif bir etki ettiğini söylemek belki de daha doğru olur. Mutlu olmayı başarıya tercih eder miydi bilemiyorum ama mutlu olabilmek için Budhist monklarla üç yıl yaşamayı seçmek, mutluluğu kaybeden biri için mutluluğun ne kadar değerli olduğunu görmemize yardımcı oluyor.

Mutlu olabilmek için bizleri koşullara bağlamış bir sistemde, pazarlama-reklam-medya dünyasının insanın mutsuzluğu ve yetersizliği üzerine kurgulandığı bir düzende, mutlu insan ancak kendi iradesini yönetebilecek güce ve cesarete sahip olandır diye bir önermede bulunmak istiyorum.

Mesela, şirketler pozitif organizasyonlar yaratmak için büyük emek sarfediyor ve “great place to work” ödüllerini almak için yola koyuluyorlar.

Çalışılması muhteşem bir şirket olmanın kriterlerinden biri güvene dayalı ilişkilerin olduğu bir iş ortamı yaratmaktır. Birçok şirket aynı zamanda markalarını güven üzerine kurgulamaya çalışıyor.

Türkiye Insani Kalkınma Endeksine göre, başkasına güvenimiz %8 seviyesinde. Bu endekse bakarsak, memlekette kimse kimseye güvenmiyor. Ama ne oluyorsa oluyor, bizler kurumlarımızdan içeri girdiğimizde güvenli ilişkiler kurabiliyoruz. Bir mucize yaratabiliyoruz demek ki!

Kendimizi kandırmak her zaman rahatlatıcı bir güven veriyor ya insana…onun gibi birşey.

Insan olumlu düşünmek istiyor elbet.

Belki güvenli ilişkilere dayalı şirketlerin olduğuna inanmamızın (ya da inanıyor gibi yapmamızın) bir sebebi, akıllı insanların başkalarına daha çok güvenmesidir. Yani, akıllı organizasyonlardan bahsediyor olabiliriz. Çok iyimser bir bakış açısıyla yaklaştığımın farkındayım. Üzerinde daha derin düşünmeyi size bırakıyorum.

Şirketlerin anlam yaratmayı istemesinin en önemli sebebi rekabette yer almaya devam edebilme çabasıdır. Anlam yaratan şirket olabilmek öyle kolay değil elbet. Önce samimiyet gerektiriyor— kendi çıkarından önce müşterilerinin çıkarını gözetmesi gerekiyor. Nedenlerinden bir tanesine gelince: madem mutlu çalışanlarla doldurmak istiyoruz ortalığı, o zaman onların yarattığı işletmeler daha farklı olacaktır. Çünkü mutlu insanlar başkalarına yardım ettiklerinde, diğerlerine fayda sağladıklarında mutlu oluyor. Onlar, sevdikleri insanlarla daha fazla vakit geçirdiklerinde iyi hissediyorlar. Biz de kurumları böyle mutlu insanlarla doldurma çabasında değil miyiz?

Rekabette yer almaya devam edebilmek için önce örneğin müşteriyi düşünmek, bir kuruma güven kazandırır. Güveni çok farklı boyutlarda işleyebiliriz. Burada işletme modelleri üzerinden gitmek istiyorum. Örneğin, Blockbusters gibi, müşterinin zaaflıklarına dayalı işletme modelleri (videoyu kiraladığında, zamanında geri götürmemek üzerinden elde edilen ana gelir) ya da HP gibi 60 TL’ye kartuşunu aldığınız aksesuar üzerinden ana geliri elde etmek için 99 TL’ye printer satma anlayışları, yerlerini Netflix ya da Epson gibi mürekkebi bitmeyen müşteriyi en basit anlatımıyla “aldatmayan” ya da “aptal” yerine koymayan iş modellerine doğru değiştirdi.

Elbette mantık bu kadar basit ve düz değil.

Farklı bir açıdan bakacak olursak, araştırmalar anlamlı bir iş vaadinin yetenekli insanı kuruma çektiğini söylüyor. Bizler de bu datayı alıp, anlamlı marka yaratmayı kar maximizasyonu için kullandığımızda, bir müddet sonra Blockbusters’ın düştüğü konuma düşeceğiz. Anlamlı marka yarattım diye düşük ücret politikaları uyguladığımızda, anlam bir noktada sorgulanmaya başlayacaktır. Tesla ve SpaceX anlamlı bir iş vaad ediyor ama teknoloji şirketleri arasındaki en düşük ücretleri veriyor. Türünün tek örneği ise, piyasa buna izin verebilir ama uzun vadede her zaman sorgular ve rakiplerini çıkartır. Aradaki zaman elbette yanınıza kardır!

Mutlu ve işlerinde anlam bulan çalışanlarını, piyasa raicinden daha düşük ücretlerle çalıştırmayı tercih eden, müşteriyi değil kendi çıkarını düşünerek hareket eden şirketlerin erdemli bir yönetim anlayışına sahip olduğunu düşünebilir miyiz?

FullSizeRender (1)


Share

YORUMLAR
16 May 2016 - 11:21 am

Bir dizi yoruma ulasmak icin
https://www.facebook.com/fatierdogan/posts/10154231244388573

17 May 2016 - 5:25 pm

Düşünemeyiz. Peki nasıl ayakta kalıyorlar?

21 May 2016 - 8:09 pm

Çok güzel bir değerlendirme olmuş, teşekkürler.

20 Jul 2016 - 9:37 pm

Aynen yazdığınız gibi oluyor.. Kâr maksimizasyonu için müşteri güvenide çalışan güvenide bir kenara atılıyor..

09 Aug 2016 - 9:35 pm

@fulya Ayakta kalamiyor bir cogu. Fortune 500 icindeki sirketlerin yuzde 52′si yok oldu 15 yilda… Digerleri nasil ayakta kaliyor calismak lazim, bir sebebi, donguyu korumak icin isbirlikci calisanlarin olmaya devam etmesi olabilir.

Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
E-posta
Web Sitesi
Yorum

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL

KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası