1990’larda yükselen orta sınıfı “arsızlar” olarak tanımlayabilir miyiz?
Garip bir orta sınıf oluştu bu dönem. Alt sınıflardan orta sınıfa geçenler, orta sınıftan ort üste kayanlar, orta üstte takılanlar diye düşünelim bu sınıfı.
Davranış kalıbı olarak üstten bakan ve oldukça bencil bir yapıya sahip.
Aynı zamanda elindekiyle yetinmeyen, daha çoğunun ona ait olmasının hakkı olduğunu düşünen ve sürekli diğerinden daha kültürlü, demokrat ve üstün olduğuna inanan bir sınıf bu.
Mesela apartmanların en üst katlarına hiç bakar mısınız? Hep bir çakma çıkma kat vardır. Yetinemez bu sınıf.
Mesela bir site düşünün. Sitenin ortak alanları olsun. Bu ortak alanda kat sahiplerinin arabalarını istediği ortak alana park etmesi gerektiğini düşünün. Bu garip orta sınıf insanı, evinin yanındaki park yerine başka bir kat malikinin park etme hakkı olmadığını düşünür. Evinin yanındaki park yeri ona ait olmalıdır. Bu yüzden kendisinin “hissettiği” park alanına park eden olursa, arkasına park eder ki rahatsızlık versin. Ya kavga çıksın ya da park edeni bunaltsın ki bir daha oraya başkası park etmesin. Kendini üstün gören tanrı sendromlu orta sınıf insanı. Kısıtlı düşünebilme biçimine sahiptir bu sınıf. Başka insanların hakları, ihtiyaçları ve önceliklerini umursamaz. Kendi ihtiyaçları herkesten daha önemlidir. Defacto’nun “I love me” kampanyası gibiler. Sadece kendini seven, kendine aşık arsız orta sınıflar.
Ya da yine bir site düşünün. Bahçesi ortak alan olsun ama komşuların kedi gibi alan çizdiği “ortak” yerine “benim alanım” diyerek bencil tutumunu ortaya koyduğu bir arsız orta sınıf insanı.
Bencil.
Duyarsız.
Hak iddia eden.
Tanrı sendromlu.
Kendine aşık.
Bu orta sınıf aslında pek de kültürlü değil. Orta sınıfa geçmiş olmanın ya da o sınıfta olmanın verdiği parasal özgüveni kültürle karıştıran bir kitle bu. Şarap içebiliyor olması, kahve çeşitlerini öğrenmiş olması, iş için bir kaç ülke gezebilmiş olması, üniversite mezunu olmuş olması bu kitleye bir özgüven aşılamış.
Özbilgisi düşük bir özgüvenli kitle bu.
Bu nedenle herkese doğrunun ne olduğunu gösteren ama kendindeki yanlışı bir türlü idrak edemeyen bir garip orta sınıf.
2000’lerde başlayan aktivizm üzerinden kimlik bulma çabası ile de birleşince, bu sınıf iyice kendini herkesten üstün görmeye başladı. Hayvan sevgisi insan sevgisinin önüne geçti. Evinde beslediği köpeğine gösterdiği duyarlılığı komşusuna gösteremeyen agresif ve küstah bir insan oluştu. Bu orta sınıf, kaba agresifliğinin verdiği acıyı ancak hayvanlara gösterdiği sevgiyle dindirebiliyor. Herhangi bir konunun aktivisti olabilir, çünkü içindeki boşluğu başka türlü dolduramıyor. Kadın konusunda çalışıyor olabilir ama diğer kadınlara karşı kıskanç. Demokrasi diye bağırıyordur ama kendinden başka demokrat insan olmadığından yakınır. Bir nevi psikoz hali.
Kişisel gelişim furyası da cabası.
Kişisel gelişimin insanı merkeze koyması, bencilliği de körükledi. Kendini değersiz ve mutsuz hisseden, sorunların üstesinden kendini yüceltmeyi öğrenerek çıkan insan, kendine hayranlık duymaya başladı. Bu salt kendine hayran insan, toplum bilinci düşük ve ortak bir yaşamın ne anlama geldiğini de bilmez oldu.
Özbilgisi düşük ama özgüvenli.
Agresif ve kaba ama kendini bilmez acınası bir ruh halli.
Mal mülk sahibi olmuş ama kaybetme korkusu çok yüksek.
Bu garip orta sınıf, dünyayı kurtarmaya soyunmuştur ama herkesle ve öncelikle kendiyle kavgalıdır. Haklı haksız hak iddia ettiği herşey için öyle bir kavgası vardır ki, dünyayı kurtarma girişimi, bu vahşi kişiliğini ara ara unutup, kendinin harika bir insan olduğunu düşünmesini sağlar. Eric Hoffer’in dediği gibi “insanlığı sevmek kolay da komşunu seviyor musun?”
Arsız Orta Sınıflar karşısındakine sen der. Hemşire hastaya sen der, doktor hastaya sen der, spiker konuğa sen der. Ünvan ve makam sahibi olup, görgü ve kültür sahibi olamamıştır bu garip orta sınıf.
Kendini herşeyden üstün gören bu garip orta sınıf insanı oldukça da dışlayıcıdır bu bağlamda. Kendinden olmayanı dışlar. Hor görür. Kendinden zayıf olana iyi davranamaz. İnsana karşı gösteremediği her hoşgörüyü dünyayı kurtarma çabasıyla kompanse etmeye devam eder.
Arsız orta sınıflar bu arsızlığa öyle alıştı ki, elindekini kaybetme korkusu, ekonominin böylesine zayıf olduğu bir dönemde onları daha da arsızlaştıracak. Kabalık, küstahlık, agresyon, bu korku ile körüklenerek, müthiş bir sevgisizliğe yol açacak. Dünyayı kurtarmaya soyunanlar çoğalacak ama kendilerini içine düştükleri bu -huzursuz ve arsız insan- girdabından kurtarmaya yetmeyecek.
2 Comments
Scientist
Merhabalar, yazınızı okurken aklımı okuduğunuzu düşündüm biliyor musunuz? Yaşadığım çevrede cizdiginiz profilde öyle çok insan var ki..Sohbet ortamlarında “işte böyle bir sınıf türedi toplumda “demek bile zor iken , siz tüm detaylariyla bir portre çizmişsiniz.Bu konuda yalnız kalan bir güruhta olduğumu düşünüyordum.yazınız ve blogunuz çok iyi geldi.emeginize fikrinize sağlık.
Fatmanur Erdogan
teşekkürlerimle…