MBA Başvurularında “Essay” Hazırlamada Bir İpucu

eğitim 3 Comments »

Yurt dışında MBA yapmak isteyenlerden birkaç soruya cevap vermesi ve bunu bir çesit kompozisyon tarzında hazırlaması istenir. Başvuru sürecindeki bu bölüme “essay” deniyor. Başvurunuzun en can alıcı kriterlerinden birini de bu essay’ler oluşturur.

Bu süreç içerisinde olanlara “essay” yazımı hakkında birkaç profesyonel tavsiye:

Önemli olan sürekli, hatta çocukluğunuzdan beri ne kadar “mükemmel” bir insan olduğunuzu anlatmak değildir. Genelde başvurularını hazırlayanların yaptığı temel sorunlardan bir tanesi üniversiteleri “her açıdan mükemmel” bir insan olduklarına inandırma çabasıdır.

Kişilerde aranan özelliklerden bir tanesi, adayın “öğrenmeye ne kadar yatkın” bir kişi olduğunu anlamaktır. Hayatınız hep başarılarla dolu geçtiyse, “doğallıktan uzak” olmakla kalmayıp, hayattan hiç bir şey öğrenmediğiniz gibi yanlış bir algı yaratabilirsiniz.

Essay’lere cevap verirken amacınız “essay”inizi okuyacak kişileri kendinize hayran bıraktırmak olmamalı. Amaç kendinizi, olduğunuz gibi ama etkin bir dille ifade edebilmektir. Unutmayın ki, MBA başvurusunda bulunan tonlarca insane var. Çoğu azimli, hırslı ve kabul edilmek için birçok dil döken hatta inanılmaz ilginç iş geçmişine de sahip olan kişiler… Abartılı bir yazım dilinden uzak olmakta fayda var. 7 yaşınızda insanlık için ne kadar muazzam işler yaptığınızı anlatmanız, “muazzam” olarak algılanmayacak işlerse, belki de 7 yaşınızda yaptığınız hatalarınızdan çıkarttığınız derslerin neler olduğuna odaklanmanız daha faydalı olabilir.

2-3 tane essay sorusu cevaplamanız gerekiyorsa, yanıtlarınızın birbirini tekrarlamamasına dikkat edin.

Unutmayın ki, üniversitelere tonlarca başvuru yapılıyor. Bunların içerisinden hızla ayıklanan olmamak için kısa, öz ve mesajını net veren essay’ler her zaman daha etkindir.

Bookmark and Share

Fırsatları Zamanında Görüp Değerlendirebilmek (2)

kariyer 7 Comments »

Yazar: Didem Gürgam Gürsel
Holdiay Inn, Houston, US– Satış Müdürü

Amerika’ya ilk gidişimdi.

Yer, Houston, Texas.

Daha önce hiç yurt dışında yaşamamıştım.

Ne Amerikan kültürünü biliyordum ne de çalışma tarzlarını.

Burada hayat “online” geçiyordu. Herşey Internet’le vardı.

Birçok otel’e satış müdürü pozisyonu için başvurdum. Hemen hemen hepsi o veya bu sebepten dolayı beni işe kabul etmedi. Her başvurduğum yerden “red” cevabı almak pek de motive edici bir duygu değildi! Anladım ki satış müdürü olabilmek için iyi bir portföye gerek vardı. Bende ise bu portföy henüz yoktu.

Durum böyle olunca, satış asistanlığı pozisyonlarına başvurmaya başladım. Bazılarınız için bu kariyer yolculuğumda “geri adım” atmak anlamına geliyor olabilir…Ama bir yerden başlamak zorundaydım.

Bu sefer de “red” cevapları alıyordum. Oteller asistanlık pozisyonu için tecrübemin çok fazla olduğunu söylüyorlardı. Dolayısıyla işe alınırsam bir süre sonra başka iş aramaya yöneleceğime inanıyorlardı. Haksız sayılmazlardı.

Şaşkın ve ne yapacağımı bilmez bir haldeydim.

Bu arada hemen hemen tüm otellere başvurduğumdan şimdide başvuracak otel bulamıyordum!

Fark ettim ki en büyük eksikliğim;
1-İş görüşmesi tecrübemin olmaması
2-İngilizce mülakat konusunda çok tecrübesiz olmam ve kendimi ingilizce olarak ifade edememem

İş görüşmesi deneyimi elde edebilmek için çalışmayı düşünmediğim sektörlere iş başvurusunda bulundum. Bu görüşmelerde sorulan sorulara ve verdiğim cevaplara dikkat ederek iş görüşmesi deneyimi elde ettim. Üstelik çalışmak istemediğiniz bir yerle görüşme yapmak eğlenceli bile geliyordu!

Deneyim kazanma amaçlı iş ilanı ararken dünyaca ünlü mücevher mağazası Tiffany & Company’nin sezonluk eleman aradığını gördüm. Hiç bir beklentim olmayan bu işe alındığımda, hayatımın en iyi satış eğitimini de almış oldum.

Amerika’da gerçek “müşteri memnuniyeti” anlayışı:

Size Tiffany & Co’nun satışta müşteri memnuniyetini nasıl sağladığını anlatmak isterim. Ben hayran kaldım!

-Sezondan 2 ay kadar önce “job fair” düzenliyor ve 15 satış elemanını işe alıyor.

-İşe alınan kişiler 1 hafta boyunca günde 8 saat yoğun bir ürün eğitimi alıyor.

-Her satış elemanı, kadrolu elemanların yanında satış tekniklerini görmesi ve kendi stilini belirlemesi için bulunuyor. Bir hafta sonra satışa başlıyor.

-Yeni satış elemanlarının sorularını cevaplamak üzere tüm müdürler, insan kaynakları da dahil olmak üzere, 1 hafta boyunca satış elemanlarıyla birlikte mağazada görev alıyor.

-Her müdürün odasında satışcıları ve müşterileri görebilecekleri kameralar bulunuyor.

-Müdürler işlerinin yanısıra sürekli olarak bu kameralardan mağazayı izliyorlar. Satış elemanının mimiklerini, müşterinin ifadesini, memnuniyetsizlik durumlarını gözlüyorlar.

-En ufak bir memnuniyetsizlikte, müdürler satış elemanının yanına destek vermeye geliyor.

-Bu kameralarla ayrıca müşteri akışı da kontrol ediliyordu. Müşterinin yoğun, elemanların az olduğu noktalarda tüm yöneticiler mağazaya satışa iniyor.

-Yoğun sezon sonunda satış elemanlarından 5’ine 2 ay daha kalması için teklif veriliyor. Bu 2 ayın sonunda da kadrolu eleman olma teklifi yapılıyordu.

-Her ay sonunda yöneticiniz ile durum değerlendirmesi yapılıyor.

-Şubenin başarılı olduğu zamanlarda tüm ekip ödüllendiriliyor.

Tiffany’de bir yılın ardından otelciligi cok özledigimi farkettim. Holiday Inn Satış Müdürlüğü ilanını görünce işe başvurdum. Çok severek çalıştığım Tiffany & Co’dan ayrılarak Holiday Inn’e geçtim.

Holiday Inn ile görüşmemden önce Amerika’da bir yıl çalışmış olmam kendime güven sağlamıştı. Hala bir satış portföyüm yoktu. Ama kendimi ifade etme yeteneğim çok kuvvetlenmişti. Kim olduğum ve neden başarılı olacağım konusunda ikna ediciydim.

“ Dünya karşılaştığın fırtınalarla değil gemiyi limana yanaştırıp yanaştıramayacağınla ilgilenir.”

Boş bir masa ve yabancı olmamdan dolayı çalışma arkadaşlarımın bana güvensiz olduğu bir ortamda yeni görevime başladım. Yöneticilerimin bana “iş vermesini” beklemeden kendi işimi kendim yarattım. Bir iki haftalık yoğun bir çalışmanın arkasından küçük ama kuvvetli bir portföy kazandırmayı ve iş arkadaşlarıma fayda yaratmayı başardım. Güven kolay kazanılmaz. Bunu çok iyi biliyorum. Güven kaybedildiğinde geri kazanılmasının çok daha zor olduğunu da biliyorum. Bu yüzden önümde çetin bir dönemin olduğunun farkındayım…Önümdeki geleceği kucaklıyorum.

Biliyorum ki tüm bu tecrübeler bana yeni hedefler verdi: kendi şirketimi kurmak. Böylece, yaratacağım ürünleri satmanın hayali ile kariyer yolculuğuma devam ediyorum.

Hepinize kendi “kariyer yolculuğunuz”da başarılar diliyorum.

Bookmark and Share

Fırsatları Zamanında Görüp Değerlendirebilmek

kariyer 19 Comments »

Yazar: Didem Gürgam Gürsel 
Holiday Inn, Houston, USA — Satış Müdürü

Kariyer yolculuğum hiç de kolay olmadı!

Hayal kırıklığına uğradım. Güvenim ve iyi niyetim kötüye kullanıldı.

O zamanlar beni ağlatan bu dramlar, güçlü olmamı ve hayatın dinamiklerini görmemi sağladı.

Ben Didem Gürgam Gürsel.

İşletme mezunuyum.

Üniversite’de “iyi bir finanscı” olmak isterdim. Uluslararası bir banka ya da borsa’da çalışmak için can atardım. Bu benim “kariyer hedefimdi”.

Uluslararası organizasyonlarda geçen aktif bir öğrencilik döneminin arkasından profesyonel iş hayatıma bir seyahat acentasında başladım. Ilk işim bir fuar organizasyonu oldu.

Öğrendim ki iş dünyasında başarı, sistemli bir çalışmayı gerektiriyordu. Proje ve fikir üretebilmek önemliydi. Bundan da öte bir proje bittikten sonra, yaptığınız işin sonuçlarını “iyi pazarlayabilmek” gerekiyordu. “Takdir” dediğimiz şey biraz da yapılanları nasıl paketlediğimize bağlıydı! Takdir, insanların ne yaptığınızı “görmesini ve algılamasını” ne derece başarıyla yönettiğinizle ilgiliydi.

Kariyer planlanabilir mi?
Finans alanında uzmanlaşmayı planlarken, tecrübelerim finansın bana göre olmadığını satışınsa biçilmiş kaftan olduğunu gösterdi. Okul devam ediyordu ve ben kadrolu bir iş teklifi almıştım…oysa okulunu dereceyle bitiren bir takım kişi iş bulmakla uğraşıyorken…
 
Yükselmek nasıl mümkün olur?
Mezun olduktan bir sene sonra, bu küçük patron şirketinden Istanbul’da 5 yıldızlı bir otelin, The Marmara’nın satış bölümüne geçtim.

İlk yılım satışı öğrenerek geçti. Satış ekibi ofiste olmadığında onların telefonlarına cevap veriyor, acil teklifleri alıyor, onlar gelmeden gönderiyor, satış müdürüne ay sonu raporlarında yardım ediyordum. Burada sergilediğim çalışma disiplinim sayesinde “satış temsilcisi” oldum.

İşin en altından yetiştiğimden, konuma çok hakimdim. 3 ay sonra “satış yetkilisi” olarak terfi oldum.

Hayat hep istediğimiz gibi gitmiyor.
Terfimden bir yıl sonra, otelin genel müdürü, satış direktörü ve satış müdürü değişti. Bu, satış organizasyonunun da dağılmasına neden oldu. Benim de önüme çok güzel teklifler geldi. Aynı işi farklı yöneticilerle nasıl yapabileceğimi görmeyi tercih ettiğimden, ben kalanlardan oldum. Bu kariyerim adına verdiğim en önemli kararlardan biriydi.

Yeni yönetim “karlılığa” daha önem veriyordu. İki farklı yönetim anlayışı ile çalışmak bana farklı yetkinlikler kazandırdı.

Başarılı bir satıcıydım! Diğer satış elemanlarından daha iyi olduğum için kendimi çok başarılı hissediyordum. Öğrendim ki grubun içinde bir numara olmak değil, yaptığın işte en iyisi olmak her zaman daha önemliydi.

Kariyerime Grup Satış Yetkilisi olarak devam ettim. Bu departmana geçişimle bir kaç istifa yaşandı. Bir ben birde stajer bir arkadaşımız kalmıştık. Gördüm ki başarılı bir yönetim kişilere bağlı olmamalıydı. Takımdan birini çektiğiniz zaman süreçler işlemeye devam etmeliydi.

Wish Me More Enemies, It is A Sign Of Success
Bir hafta içinde, koca organizasyon akışını tekrardan düzenledik. Sorun bitmiyordu…Farklı departmanların yaşadığı sorunlar benim departmanıma da yansıyordu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum artık. Enerjimin tükendiğini hissediyordum ki direktörüm  “Wish Me More Enemies, It is A Sign Of Success” (Bana daha fazla düşman dile, bu başarılı olduğumun göstergesidir) yazılı bir panoyu duvarıma asmak için odama girdi. Kalbimin tekrardan atmaya başladığını hissettiğim andı bu…

Ögrendim ki başarılı bir yönetici elemanlarının her zaman yanında olan, onların eksiklerini fark edip tamamlamaları için destek olan, başarılarını destekleyen ve teşvik eden kişiydi. İyi bir yönetici olmak, işini altında çalışan herkesten daha iyi biliyor olmaktı. Çünkü bu saygıyı beraberinde getiriyordu.

Grup satış müdürlüğüne terfi ettiğimde, İstanbul’un en başarılı satış ekibi haline de gelmiştik.

Büyük kararlar, bazen en iyi sonucu vermez.
The Marmara Otellerindeki 8,5 yıllık çalışma hayatımı Divan Otellerinin merkez ofislerini kurmak üzere noktaladım. Küçük bir ekip olarak yeni iş yerimize geçiş yaptık. Divan’da 10-15 yıldır aynı şirkette çalışan, kemikleşmiş bir kadro bulunuyordu. Yeniliklere kapalı, bulundukları konumdan oldukça memnun bir kitle vardı. Biz ise değişim yapmaya gelen bir grup yöneticiydik. İşimiz zordu!

Bu sırada hayat beni hayal etmediğim bir dünyanın içine aldı. Ani bir kararla evlendim. Çok sevdiğim Istanbul’u ve kariyerimi bırakarak yepyeni bir hayata yelken açtım. Artık yeni yaşantım, Amerika’da devam edecekti.

Didem Gürgam Gürsel’in kariyer yolculuğu’nun devamını yarın okuyabilirsiniz.

Bookmark and Share

İş Görüşmesine Çağrılmıyorsanız, Kötü bir CV’niz olduğundandır.

CV 1 Comment »

CV yazmanın temel sebebi beni iş görüşmesine çağırındemektir.

İş görüşmesine çağrılmıyor olmanızın çeşitli sebebi olabilir, bunların bazılarının sizin bilgi ve tecrübelerinizle hiç bir alakası olmayabilir. Eğer CV’niz kötü hazırlanmışsa, iş görüşmesine çağrılmama ihtimalinizi oldukça yükseltmiş olduğunuzun garantisini verebilirim.

İstatistiki bir araştırma yok bu konuda ama bu zamana kadar çeşitli ortamlarda gözden geçirdiğim CV’lere baktığım zaman çok rahatlıkla şunu söyleyebilirim. 100 adet özgeçmişten en fazla 5 tanesi profesyonel olarak hazırlanmış çıkıyor. Geri kalan 95 tanesi ilk 7 saniyede çöp kutusuna giden nitelikte.

İş görüşmesine çağrılmak istiyorsanız, sizi anlatan bu en önemli dökümanı hazırlamasını öğrenin.

İnanın, vurucu bir CV hazırladığınızda işe çağrılmamanız imkansıza yakındır. Bana kalırsa bunun en büyük sebeplerinin başında “ortalıkta işe yaramayan” bir dolu CV olması gelir. İş verenler bazen kötü arasından iyi bir CV seçip görüşmeye çağırır. Bu da görüşmeye “önyargılı” başlanmasına sebep olur. Yani baştan kaybetmiş olarak görüşmeye girersiniz. Işe alacak yönetici de CV’nizden edindiği izlenimin doğru olduğunu “konfirme etmenin” sevincini yaşar.

Başarılı bir CV için 3 öneri:

1-CV hazırlamaya önem verin: CV sizi anlatan en önemli pazarlama aracı. CV hazırlamaya önem nasıl verilir? Oturup üzerinde düşünülür. Benim güçlü yanlarım nelerdir? Nasıl bir işe girmek istiyorum? Bu iş için hangi bilgi ve tecrübelere sahibim? Kendimi doğru nasıl ifade edebilirim? Bu soruları kendinize sorun ve 2 saatte CV hazırlamayı bitireceğinizi de hiç sanmayın. CV’nizi hazırlamaya gereken önemi vermiyorsanız, iş becerebilen biri olduğunuzu işverenlere nasıl anlatmayı düşünüyorsunuz? İş görüşmelerine çağrılmıyorsanız, CV’nizi bir profesyonelle hazırlamanızda fayda var.

2-İçi boş CV hazırlamayın: İş deneyiminiz varsa, sadece çalıştığınız şirket ismini ve bulunduğunuz pozisyonu CV’nize yazmanız hiç birşey ifade etmez. Boş bir CV yollamaktan farksızdır bu.

Yöneticiler çalıştığınız firmaya bakıp sizin o şirkette ne yaptığınızı, hangi başarılar elde ettiğinizi bilemez. Hazırlamış olduğunuz CV’de iş tecrübeleri kısmında sadece böyle bir bilgi bulunuyorsa, resmi olarak CV hazırlamaktan anlamadığınızı bilmenizde fayda var. Tavsiyem, CV’nizin hazırlanması için profesyonel destek almanız.

Bu arada profesyonel destek almak demek, sizin yerinize işlerin yapılacağı anlamına gelmiyor. CV’nin içini dolduracak olan sizsiniz. Bu yüzden, oturup iş deneyimleriniz kısmına “iş tanımınızı” yazarak başlamanız, daha sonra bu şirkette elde ettiğiniz başarıları sıralamanız, ardından güçlü yanlarınızı düşünüp, bu konularda uzman olduğunuzu CV’ye yansıtmanız, başarılı bir CV hazırlama yolunda atacağınız önemli adımlardan olacaktır.

3-Kişisel Bilgiler kısmını abartmayın : CV’nizin ilk 1/4 kısmını bekar olup olmadığınız, askerlik yapmış olup olmadığınız, 4 farklı email adresi ve 3 adet telefon numarası ile doldurduysanız, önceliklerinizi belirleyemeyen bir kişi olduğunuz varsayımında bulunabiliriz. Kişisel bilgilerinizi isminizin altına, 2 satırı geçmeyecek bir şekilde yazın. Sizinle kontağa geçilebilmesi için ilk önce “aranan insan” olduğunuzu ispatlamanız gerekiyor. Bu her zaman ilk önceliğiniz olmalı. Ancak o zaman sizinle irtibata geçileceğini hatırlayın.

Başarılı bir CV kapıları açar. Başarısız bir CV ya yerinizde saydırır yada geri adım atmanıza neden olur.

Bookmark and Share

İş ve Özel Yaşam Dengesi Profesyonelliği Pekiştirir

yönetim 1 Comment »

Profesyonelik bir anlamda iş ve özel yaşam dengesi gerektirir.

Özel yaşamımızda gelişen olayları iş yaşantımıza taşımamaya özen gösterme disiplinini edinmemiz bizi daha profesyonel hale getiriyor. İş’teki sorunları da eve taşımamamız sanırım mutlu bir aile ortamı yaratmayı sağlıyor!`

İnsanlar duygusal varlıklar.

O zaman duygularımızı işe yansıtmamamız mümkün değil diye düşünüyor olabilirsiniz.

Haklısınız.

Özellikle hayat “dönemlerden” oluşuyor. Çok mutlu ve başarılı dönemlerimiz olduğu gibi, motivasyonumuzun düştüğü, herşeyin allak bullak olduğu dönemlerde yaşıyoruz hayatımızda.

Bunları biliyoruz da konumuz iş ortamı olduğu zaman ahkam kesen profesyoneller olarak birden bu düşüncelerimizi “unutuveriyoruz.” Beklentilerimiz işin içine giriyor. Başarı kriterlerimiz doğrultusunda çalışanların davranışlarını hemen değerlendirmeye başlıyoruz. Algılarımız, söylediklerimiz yada savunduklarımızla örtüşmemeye başlıyor. Duygusal olmak, özel hayatı iş yaşantısına yansıtıyor olmak belki kaçınılmaz ama…

…aslında algılarımızı dikkate alacak olursak, özel sorunlarımızı ne derece işimize yansıttığımızı iyi düşünmemizde fayda var.

Profesyonellik dediğimiz şey, her ne kadar sadece iş ve özel yaşam dengesi değilse de ve belki de bir yaşam biçimi olsa da algılarımız tercihlerimize yön veriyor.

İşe duyguları karıştırmamak zor ama karıştırdığınız zaman bakın neler olabiliyor:

“Ben ondan daha iyiydim. Ama adam aile problemlerini anlattı diye terfiyi o aldı.”

“Yani bekar olmak ceza mı? Kadının evde çocuğu var diye işten erken çıkıyor, sürekli onun işlerini biz yapmak zorunda kalıyoruz. Patronda buna göz yumuyor.”

“Patronu sevmiyordu Hakan’ı. İşine son verdi. Oysa zehir gibi çocuktu.”

Geçen yıl yurt dışında düzenlenen ve üst düzey yöneticilerin katıldığı bir eğitim programında, yöneticilerden biri şöyle bir yorum yaptı:

“Elemanlarımdan bir tanesi boşandı. Kadın kendini tamamen saldı. Sigarayı bıraktı ama acaip kilo almaya başladı. Morali sürekli bir iniyor bir çıkıyor. Daha fazla bu duruma dayanamıyorum. İşten çıkartmayı düşünüyorum. Bir yandan da empati kurmaya çalışıyorum ama uzarsa dayanabileceğimi sanmıyorum.”

İş ve özel hayatın birbirine girmesinin getireceği sonuçları çok net anlatan durumlara bir örnek bu.

Evet, hepimiz insanız.

Duygularımız var.

Belli bir hayat yaşıyoruz hepimiz…bazen inişli ve çıkışlı. Ne var ki profesyonel ortamlar bunu nadiren kaldırabiliyor. Kaldırsa bile hakkınızda oluşan algıları sonradan silmek çok ama çok zor oluyor.!

Dolayısıyla, iş hayatınıza özel hayatınızda ki çalkantıları mümkün olduğunca az yansıtmaya bakın. Profesyonel bir yaşam tarzını benimsemek istiyorsanız, bu önerileri yabana atmayın.

Bookmark and Share

Artık Bunu Herkes Yapıyor: Amerika’ya Gitmek, Hem Çalışmak Hem Öğrenmek

eğitim 6 Comments »

H2B diye bir vize var. Artık Türkler de kullanabiliyor!

10 ay süreyle Amerika’da sezonluk bir işte çalışmak istiyorsanız, H2B vizesi için başvurabilirsiniz. İşveren ve çalışan anlaşırsa, bu vize 2 yıl daha uzatılabiliyor.

Bu vizeyle Amerika’da çalışmak isterseniz, 18-40 yaşları arasında olmanız gerekiyor. Ancak Türkiye’de birçok firma yaş sınırını 18-35 olarak belirlemiş.

İngilizce düzeyinin en az orta düzeyde olması.

Erkeklerin askerliklerini tamamlamış olması.

En az lise mezunu olunması aranan şartlar arasında…

Gitmeden önce size iş de ayarlayan şirketler var. Yani oraya vardığınızda ne iş yapıyor olacağınızı biliyor oluyorsunuz. Türkiye’deki aracı kurumlardan hizmet almak isterseniz $2500 civarında bir ücret talep ediliyor. Ingiltere’deki aracı kurumlar bu tip bir hizmet için $1000 talep ediyor ama sanırım Türkiye’de daha “değerli” bir hizmet olması fiyatları oldukça yukarı çektirmiş!

Genellikle turizm sektöründe, eğlence parkları, casino, alışveriş merkezleri gibi yerlerde çalışma imkanı buluyorsunuz. Saat başına gelir $7-12 arasında değişiyor. Haftada çalışma süresi genelde 40 saat.

H2B ile yapabileceğiniz işe örnek olarak şu ilana bir göz atabilirsiniz. Hatta başvurabilirsiniz! Londra’da bir otel yabancı eleman arıyor. İngilizceniz yeterli düzeydeyse, bu gibi işleri kendiniz de bulup, direk başvuruda bulunabilirsiniz. Ya da bir aracı kuruma işleri devredip, onların uğraşmasını tercih edebilirsiniz. Size de uçak biletinizi alıp, rahat rahat işinize başlayacağınız günü heyecanla beklemek kalır…

H2B vizesi ile çalışmak herkese göre değildir tahmin ediyorum ama yine de elde edeceğiniz deneyime değecektir diye düşünüyorum.

Örneğin Yellow Stone National Park bu ilanında uluslararası öğrencilere iş imkanı tanıyor. Ayrıca birçok işverenle sizleri buluşturan bu kuruluşların isimleri ve linkleri de verilmiş. Göz atın derim.

Ayrıca 18-19-20 Ocak tarihlerinde CIEE iş fuarı İstanbul’da yapılıyor. Yani yurt dışında çalışmak isteyenlerle birebir görüşmeler yapılıyor ve iş imkanları hakkında bilgi veriliyor. Yer ve saatleri henüz belirlenmemiş. Fırsatlara bir göz atmanızda fayda olabilir.

Bookmark and Share

“Yaptığım İşten Artık Tatmin Olmuyorum” Diye Düşünenlere

kariyer No Comments »

İş tatmininin iş performansını yükselttiğini gösteren bir araştırma henüz yok.

İş tatmininin performansa negatif etkisi olduğunu gösteren bulgularsa mevcut! Enteresan değil mi? Yine de hepimiz işimizden tatmin olmak isteriz. Yaptığımız iş bizi üretken hissettirmiyorsa, büyük bir hedefin parçası olduğumuzu düşündürmüyorsa, işe gitme isteği de düşmeye başlıyor.

Bana kalırsa kişi işinden tatmin değilse bunu farkeder, test yapmaya gerek yoktur. Ama yine de eğer iş tatminim acaba ne düzeyde diye merak ediyorsanız ve iş tatminini içeren konuların neler olabileceğini görmek istiyorsanız, işte size güzel bir test!…

Bookmark and Share

IT Alanında Olanlara Yeni İş İmkanı

girişimcilik 7 Comments »

Bazen Türkiye’de yaşamanın en büyük zorluklarından birinin bir sorunu gidermek için harcamak zorunda kaldığınız inanılmaz çaba ve zaman olduğunu düşünüyorum. Bu zaman ve çabanın da sadece “bazen” sonuç getiriyor olması ve çoğunlukla verilen servislerin yetersizliğinin vermiş olduğu bezmişlik insanı psikolojik olarak yoruyor.

Amerika’da yaşadığım yıllarda DSL servisimi bağlattığımda, hayret edilecek kadar başarılı bir kitapçık size ne yapmanız gerektiğini anlatıyordu. Müthiş hızlı bir bağlantım vardı. O zamanlar Türkiye’de henüz DSL falan yoktu elbet. Türkiyede ki arkadaşlar bağlantımı nasıl sürekli açık bırakabildiğime şaşıyordu. Bağlantı hızımdan sonra beni memnun eden diğer bir konunun bağlantı ile ilgili hiç bir sorun yaşamamış olmam olduğunu yeni farkediyorum.

İstanbul’da sunulan en hızlı DSL bağlantısına sahibim. Yani Türk Telekom öyle söylüyor. Ben de karşılığında bir ücret ödüyorum. Ama bağlantım eskiden “arada bir giderdi” tolere edebiliyordum, fakat özellikle son aylarda hemen hemen hiç yok gibi. Türk Telekoma karşı artık sabrım kalmadı.

Benimde aklıma şöyle bir fikir geldi.

Eminim ben bu yaşadıklarımda tek değilim. Dolayısıyla benim gibi teknik servislerinde sorun yaşayan ve bu sorunlarla uğraşmak için zaman harcamaya vakti ve sabrı kalmayan birçok kişi olduğuna eminim. Örneğin, Freelance bir IT uzmanı “IT Destek Servis” hizmeti sunsa ve deseki “tüm bilgisayar, DSL vs” tarzı teknik sorunlarınızla kişisel olarak ilgileniyor, sorunlarınızı sizin yerinize biz çözüyoruz. Servisimiz 24/7”. Ben böyle bir hizmet için ücret ödemeye hazırım. Bağlıntısı olmayan bir DSL hizmetine ayda X TL veriyorsam, verdiği servisi işe yarayan bir freelance teknik danışmana sorun çözme başına 2 x X TL vermeye razıyım.

Bu tür hizmetleri Amerika’da genelde yaşlı ve teknolojiden anlamayanlara ama torunlarıyla, çocuklarıyla görüşebilmek için Internet bağlantısına ihtiyacı olanlara ve sosyal platformları kolaylıkla kullanabilmelerini sağlamak için hizmet veren arkadaşlarım vardı. Çok da iyi kazançları vardı.

Diyelim ki üniversite öğrencisisiniz, teknik bilginiz “süper” ve “hizmet anlayışınız”a güveniyorsunuz. İşte size 8 saatte masa başında oturup da kazanamayacağınız bir iş imkanı!

Bookmark and Share

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu

kariyer No Comments »

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu bölümümüzde Holdiay Inn, Houston Satış ve Pazarlama Müdürü Didem Gürgam Gürsel haftaya bizlerle…

Didem Gürgam Gürsel’in kariyer hikayesi sizleri heyecanlandıracak ve cesaretlendirecek. Belki de biraz düşündürecek…herşeyi planlayarak mı hareket etmeli yoksa bazen akışına mı bırakmalı dedirtecek. Risk almanın ve belki de bazen hayatı akışına bırakmanın güzelliğini ve tedirginliğini yaşatacak…

Bookmark and Share

Önyazı Kaç Sayfadan Oluşur?

önyazı 3 Comments »

Cevabı 3- maximum 4- paragraf olmalı.

İşte size önyazı hazırlarken yapılan 3 hata:

1- Hayat hikayesi yazıyor olmak: Bir iki sayfalık önyazı yazdıysanız, ne kendinizi tanıyorsunuz ne de belli bir alanda uzmanlaşabilmişiniz demektir. Ayrıca, önyazınızı eline alan kişi, sizin kafanızın biraz karışık olduğu fikrine de kapılabilir. Destan okumaya vakit yok. Herkes her zaman çok meşgul. Bu bilgiyi unutmayın. Önyazınızı okumaya devam edip etmeme kararı ilk 5 saniyede oluşur.

2- Kendimi geliştirmek istiyorum: Hayatın acı gerçekleriyle yüz yüze kalmak zor. İşe alım, şirkete bilgi ve tecrübenizle, yeteneklerinizle, kişiliğinizle birşeyler kazandırabilmeniz için yapılır. İşe girdikten sonra elbet kişisel gelişiminiz için eğitim alırsınız yada yöneticinizden çok şey öğrenebilirsiniz ama ilk olarak “sizin şırkete kazandıracaklarınız” önem taşır. Management Trainee pozisyonu için bile baş vursanız, durum böyle.

3- İyi olduğunuzu “düşündüğünüz” yada “hissettiğiniz” konuları sıralamak: Eğer birşey söylüyorsanız, bunu destekleyebilmelisiniz. Eylem ve söylem birleştiği zaman güven kazanılır, değil mi? O zaman, “iletişimim iyidir” demek yerine, iyi bir iletişim yaptığınızı anlatan bir cümle yazmayı tercih edin. Örneğin: Online olarak başlattığımız yeni iletişim çalışmaları, dergi üyeliğimizin artmasını sağladı.

Şunu da bilmenizi isterim ki iyi bir CV hazırlayabilen, başarılı bir önyazı yazabilen o kadar az sayıda kişi var ki, inanması zor! Eğer vurucu bir önyazı ve “beni iş görüşmesine çağırın” diye bağıran bir CV hazırlarsanız, “neden şirketler beni aramıyor” derdinden kurtulacağınızı garanti ederim.

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login