Steve Ballmer ve Yaz Stajı

staj, kariyer No Comments »

Microsoft şirketinin CEO’su Steve Ballmer,ekteki video’da Stanford University MBA programını neden yarıda bıraktığını, karar sürecini, kariyer seçimini nasıl yaptığını ve yaz stajını nasıl bulduğunu anlatıyor.

PROFESYONELLERİN KARİYER YOLCULUĞU
Yarın, Ekonomist Dergisi, Yazı İşleri Müdürü Asım Aslan bizlerle birlikte olacak.
Kaçırmayın!

Bookmark and Share

İçi Boş CV Hazırlamayın

iş arama, CV No Comments »

Özellikle bazı yeni mezunlar CV hazırlarken çok büyük zorluk çekiyor. Bunun sebebi ise, üniversite yıllarını sadece derslerine çalışarak geçirmeleri, dolayısıyla ekstra aktiviteler ve projelerle uğraşmamaları.

Üniversite yıllarınızı çok verimli geçirmelisiniz.

Projeler üretmeli, sosyal kulüplere üye olmalı ve aktif bir üniversite dönemi geçirmeye bakmalısınız. Yaz dönemlerinizi staj yaparak geçirmeye çalışmalısınız.

Hayat giderek daha da rekabetçi bir hal alıyor. Siz kendinizi iş dünyasına nasıl hazırlıyorsunuz?

Şunu söylemeliyim ki, bazı yeni mezunların CV’lerine baktığım zaman kişinin üniversiteden mezun olmak dışında yaptığı birçok aktiviteyi, projeyi ve aldığı kişisel gelişim eğitimlerini gördüğümde, kişinin ne kadar azimli olduğunu görüyorum. Mutlu oluyorum. Bana sizlerden gelen emaillerde çoğunuzun zamanınızı ne kadar dolu ve verimli geçirdiğini görüyorum. Genelde en önemli sorunlardan bir tanesi, bu bilgi ve deneyimleri kağıda dökmenizde yaşanan zorluklar oluyor.

Eğer CV’nizi nasıl hazırlamanız gerektiğinden emin değilseniz, yada CV’nizi ikinci bir gözün görmesini istiyorsanız, profesyonel destek almanızı öneririm. Kimden destek alacağınızı bilemiyorsanız, arkadaşınız, aileniz, yada iş dünyasından tanıdığınız ve destek olabilecegıne inandıgınız birinden yardım isteyin. CV hazırlamak kolay gibi gözüksede , zahmetli bir iş. Bazen kişiler yetenekleri ve başarılı çalışmaları olduğu halde bunları CV’lerine eklemiyorlar. Ekleyenler de destan yazabiliyor.

Bu arada örnek bir önyazı yazmam yada CV hazırlamam ve yayınlamam konusunda talepler de geliyor. Her insanın eğitimi, deneyimi ve yetenekleri farklı. Her insanın kariyer beklentisi de farklı. Bu yüzden “örnek” yazılarla uğraşmıyorum. Bu konuda web’de birçok hazır örnekler var. Bu kaynaklardan yararlanabilirsiniz.

Ağustos 2007 sonuna kadar “ingilizce önyazı” hazırlığında destek olmamı isteyenler önyazı ile birlikte CV’sini bana yollayabilir.

Benden destek isteyen arkadaşlara bir not: Kişisel prensip olarak kimse adına ne CV yazıyor nede Önyazı hazırlıyorum. Ben sizin adınıza CV’nizi hazırlamıyorum. Önyazı da yazmıyorum. Bu çalışmayı siz yapıyorsunuz. Dolayısıyla, iş başvuru süreçlerinde yardımcı olmamı isteyenler, word dökümanı olarak hazırlanmış CV ve Önyazılarını kariyeryolculugu (at) gmail (nokta) com adresine yollayabilirler.

Bookmark and Share

PROFESYONELLERİN KARİYER YOLCULUĞU

kariyer 7 Comments »

Ağustos ayından itibaren sizleri ara ara farklı sektörlerden profesyonel kişiler ile buluşturuyor olacağım. Başarılı bir kariyere sahip olan bu profesyoneller, bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşıyor olacak. Bu değerli konuklarımızın kişisel gelişimimize ve kariyer yolculuğumuzda attığımız adımlara yön vermede katkıları olacağına inanıyorum.

Kaçırmayın!

AĞUSTOS 2007
Asım Aslan, Ekonomist Dergi, Yazı İşleri Müdürü (www.ekonomist.com.tr)

EYLÜL 2007
Şeniz Tarımcan Schmiede, Omron Finans Direktörü (www.omron-industrial.com)

EKİM 2007
Prof. Dr. Yılmaz Aslan, ACT Istanbul İcra Kurulu Başkanı (www.actistanbul.com)

Bookmark and Share

Staj Yapmak Sadece Fotokopi Yapmaktan İbaret Değildir!

staj, kariyer No Comments »

Bazı okullar stajı zorunlu kılıyor. Bazı ögrenciler, zorunlu olmadığı halde kariyerlerine diğer ögrencilerden bir adım önde başlayabilmek için staj yapmayı tercih ediyor. Bazıları da stajı gereksiz bir külfet olarak görüyor.

Staj aslında insana çok şey öğretiyor.

Eğer şanslıysanız, elinize iyi bir proje verilir ve iyi bir yöneticiyle çalışma imkanı bulursunuz. Deneyiminiz harika olur. Siz öğrenirsiniz, çalıştığınız şirket kazanır.

Ben, prensip olarak “balon staj” vermeyen bir yöneticiyim. Benimle birlikte çalışmak için gelmiş olan kişiye “fotokopi” stajı yaptırmayı kendime ve karşımdakine saygısızlık olarak görüyorum. Bugüne kadar benim yanımda staj yapmış olan arkadaşların işi “staj” olarak geçsede ciddi “iş tecrübeleri” kazandıklarına inanıyorum. Projelerde çalışmaktan aldıkları tatmini, bana yolladıkları emaillerden, telefon görüşmelerimizden, proje sırasında duydukları heyecan ve gösterdikleri azimden ve ayrıca yüzüme söyledikleri içimi parlatan kelimelerden biliyorum. Onlarla gurur duyuyorum ve kariyer basamaklarında en ufak bir yardımım dokunabiliyorsa, ne mutlu bana…

Hayat bize her zaman istediğimiz imkanları vermeyebiliyor. Bazen, elimizde olan en kötü imkanı bile iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Üniversite eğitimi elbette önemli, ama iş dünyasını koklayabilmek, üniversite sıralarında fazla kazanamayacağınız bir tecrübe.

Eğer istediğiniz gibi bir staj bulamadıysanız, üzülüp, moralinizi bozmayın. Bu gibi bir durumda, şirketi incelemeyi deneyin. Organizasyon nasıl işliyor? İnsanlar nasıl çalışıyor? Fotokopi makinası günde kaç kere bozuluyor? Bu durum verimliliği ve çalışan motivasyonunu nasıl etkiliyor? Şirket kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin ileride çalışmak istediğiniz bir iş anlayışına ve kültüre sahip mi?

Tüm bu sorular belki de stajınızla hiç ilgili değildir! Ama her biri, size kariyer yolculuğunuzda ne istediğinizi bulmanıza yardımcı olacak önemli noktalara işaret ediyor. Ayrıca daha üniversite sıralarındayken network yapmanıza imkan veriyor. Sadece çalıştığınız departmanlar değil, diğer departman yöneticileriyle de tanışabilme ve kendinizi tanıtabileceğiniz ortamı sağlıyor.

Yöneticiler staj vasıtasıyla tanıma imkanı bulduğu ögrencileri işe almayı daha çok tercih eder oldu. Bunu aklınızda tutun ve yaz dönemlerinizi iyi değerlendirin. Çünkü artık staj bulmak bile hafife alınmayacak kadar zor olmaya başladı! Fırsatlarınızı en iyi şekilde değerlendirmeniz size uzun dönemli kazançlar sağlayacaktır…

Bookmark and Share

Pazarlamadan Anlamayan Pazarlama Uzmanı Olmamak İçin

kariyer, pazarlama No Comments »

Beni bu yazıyı yazmaya iten nedenlerden biri Türkiye’de “ domain name ” kullanımında gördüğüm ve komedi olarak adlandırdığım uygulamalar oldu.

Eğer pazarlama alanında kariyer yapmak istiyorsanız, gelişen teknolojilerden anlamanız önemli. Henüz bir domain name’in nasıl satın alınması gerektiğini bilmeyen yada Internet teknolojilerinden anlamayan bir pazarlama yöneticisi yada adayıysanız, öğrenme sürecinizi hızlandırmanızın zamanı geldi demektir.

Eski nesil malesef teknolojiyi takip edemiyor. Eski nesil derken bugün 40’lı ve üzeri yaşlarında olan yöneticilerden bahsediyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz elbet. Alanında başarılı birçok kişi var. Ama yerinde sayan da birçok kişi var. Demek istediğim, yöneticiniz eğer teknolojiden anlamıyor ve ilgilenmiyorsa, belki de kariyeriniz açısından büyük bir fırsat elde ettiniz demektir. Nasıl mı? Eğer kendi bilgi birikiminizi genişletir ve geliştirirseniz, o zaman departmanınızın daha başarılı olmasını sağlar ve yöneticinize daha başarılı olması için imkanlar sağlıyor olursunuz. Bu da sizin öne çıkmanızı, değerli bir çalışan olarak yöneticinizin destek için size başvurmasını beraberinde getirir.

Bu komik domain uygulamalarından bir tanesi Avea’dan. Avea’nın pazarlama departmanı ve reklam ajansının satın almış olduğu ve kampanyalarında kulandıkları domain şu:

http://www.25kurustanucuzumdiyenpahalidir.com.tr

Bu tip domain’leri akılda tutmak imkansız. İnsanların billboard’larda görüp de okuyabilmesi bir başka dert (her ne kadar renk farklılıklarıyla okumayı kolaylaştırdıklarını düşünselerde). Bundan da öte, marka yönetimi açısından da hiç etkin bir kullanım değil. Oysa domain name seçmenin, tıklama oranını izlemenin, markayla daha başarılı olarak ilişiklendirmenin çok daha etkin yolları var. Bu taktikler yıllardır kullanılıyor ve uygulanıyor. Sektördeki uygulamalarda doğru mu yanlış mı bakılmaksızın diğer şirketler tarafından kopyalanıyor. Sonra sanki “standart” ve başarılı bir uygulamaymış gibi algılanmaya başlıyor. Ve herkes aynı hatayı yapar oluyor.

Pazarlama ve iletişim alanında kariyer yapmak isteyenlere, internet teknolojileri alanındaki bilgi ve tecrübelerini geliştirmelerini tavsiye ederim. Mümkünse bu alanda en etkin ve yetkin olan ülke olan Amerika’daki eğitim programlarına katılın. Yurt dışında staj yapın. Her hangi bir pazarlama uzmanından biri olmamayı ilke edinenler, “ortalama” bir çalışan olmayı reddeder.
—————–
Bazı kaynaklar:
Domain Name seçimleri ile ilgili bilgiler

Long Domain Names. How long is too long?

What is the big fuss about long domain names?

Bookmark and Share

Fotoğrafınız ve CV

iş arama No Comments »

Türkiye’de CV üzerine fotoğraf eklemek genelde tavsiye edilir. Aslında mümkünse fotoğrafsız CV yollamayı deneyin derim, çünkü iş görüşmesine çağrılma şansınızı artırabilir!

Fotoğrafınızın iş görüşmesine çağrılma olasılığınızı artırmasıda elbette söz konusu. CV’nize fotoğraf eklemeyi tercih ediyorsanız, ekleyeceğiniz fotoğrafınızın başvuracağınız pozisyona uygun bir görüntü veriyor olması önemli. Eğer CV’nize fotoğraf eklemeyi düşünüyorsanız, kameraya nasıl baktığınız, üzerinizde ne renk olduğu, duruşunuz yada gülüşünüz CV’nizi eline alan yöneticiyi “etkileyecek ilk faktör” olacaktır.

Nasıl olur bu demeyin. Ingiltere, Amerika gibi batılı ülkelerde CV’ye fotoğraf eklenmemesinin geçerli bir sebebi var. Bu sebeplerden bir tanesi de fotoğraftaki görüntünüz yönetici tarafından pozitif karşılanmadıysa, CV’nizin çöp kutusuna gitme ihtimalinin olmasından dolayı.

Ekleyeceğiniz fotoğrafın karşınızdaki kişide nasıl bir imaj bırakacağını düşünerek ekleyin. Plaj, tatil, spor ortamlarında çekilmiş resimler koymamayı akıl edebiliyoruz genelde. Ancak örneğin yaratıcılık gerektiren pozisyonlar için yada devlet dairesi gibi yönetilmeyen şirketler için daha sakin, huzurlu, hafif gülümseyen ve profesyonel duruşlu bir fotoğrafı tercih edebilirsiniz. Kullanmamanızı tavsiye edeceğim fotoğrafların başında, vize başvuruları için çektirdiğiniz vesikalık resimler geliyor.

Bookmark and Share

‘Nasıl Bir İşte Çalışmak İstediğimi Bilemiyorum’ Diyenlere…

kariyer, Psikoloji, eğitim 2 Comments »

Kariyer Planlama Uzmanları, kariyer planlamasına başlayabilmek için ilk önce kendimizi tanımamız daha sonra da nasıl bir iş ortamında çalışmak isteyebileceğimizi tanımlamamızı tavsiye ediyorlar. Kim olduğumuzu, ihtiyaçlarımızın ve isteklerimizin neler olduğunu anlamak , ilgi alanlarımızın ve yeteneklerimizin neler olduğunu bilmek kariyer planlamasının ilk adımı…

Üniversiteden yeni mezun olduysanız ve nasıl bir işte çalışmak istediğinizi henüz bilmiyorsanız, atabileceğiniz adımlardan bir tanesi de kişiliğinizi ve yatkın olduğunuz konuları daha iyi anlamanıza imkan veren birkaç testi uygulamak. Bu testlerden bir tanesi, en yaygın olarak bilinen Myers-Briggs Type Indicator testi. Myers-Briggs, size kişiliğiniz ve hangi kariyerlere daha yatkın olabileceğinize dair bazı ipuçları verecektir.

Bu testleri genelde İnsan Kaynakları danışmanlık şirketleri uyguluyor olacaktır. Benim web’de bulabildiğim ve bu testi almanıza yardımcı olabileceğini düşündüğüm birkaç şirkete link verdim. Bu şirketlerin hiçbirini tanımadığımdan dolayı referans olarak veremiyorum. Sadece size fikir vermesi açısından birkaç tanesine link veriyorum. Siz kendi araştırmanızı yapabilirsiniz.

The Princeton Review tarafından verilen bu ücretsiz kariyer testi de size nasıl bir kariyere daha yatkın olduğunuz konusunda size ipuçları verecektir.

Çalışma tarzınızın nasıl olduğunu anlayabilmek içinse bu testi uygulamayı deneyebilirsiniz.

Bookmark and Share

Dedikodularla Nasıl Başa Çıkılır?

yönetim, Psikoloji No Comments »

Business Week Türkiye dergisini üniversite öğrencilerinin ve iş dünyasının dikkatle takip etmesini öneririm.

BusinessWeek Türkiye’nin 15-28 Temmuz 2007 sayısında ‘Dedikodularla Nasıl Başa Çıkılır’ konulu bir yazısı bulunuyor. Fortune 500 şirketleriyle kurumsal psikolog olarak çalışan Kerry Sulkowicz İş dünyasında da sosyal hayatta olduğu gibi dedikodu vazgeçilmezlerden diyor. Business Week dergisinde yer alan bu yazının dedikoduyu yönetmek açısından faydalı olacağını düşünüyorum:

New York’tan bir okuyucu: Dedikodularla nasıl başa çıkılır? Bir yönetici olarak bazen gizli bilgi yada haberler alıyorum. Ardından hiç bir şey söylemediğim halde çalışanlar arasında konuların konuşulduğunu duyuyorum. Çoğunlukla çarpıtılmış yada yarı doğru oluyor. Bu durumda çalışanlara bildiklerimi söylemek zorunda mıyım? Herkes işten çıkartmalar yada yeniden yapılandırma konusunda gerginken gizli bilgiye sahip olmak beni rahatsız ediyor.

K. Sulkowicz: Sırlar, yetki alanınız büyüdükçe gelir. Bunlar iş hayatının bir parçası. Bu yüzden diğerlerinin bilmediğini siz biliyorsunuz diye suçlu hissetmeyin. Yönetim size güvenip bunları saklamanızı beklerken, kendinizi duyduğunuz yalan yanlış dedikoduları düzeltmek zorunda hissetmeyin.

Biliyorsunuz, dedikodular da iş hayatının bir parçası. Sonuçta küçük düşürücü bir yanı olduğunu düşünmezsek, onlarda sözlü iletişimin kanallarından biri ve çoğunlukla ya yalan ya da yanlış çıkıyorlar. Bu yüzden de şirket içindeki nabzı yoklamak için bu tip dedikodulara kulak kesmek iyi bir fikir olabilir. Aslında en üst pozisyondaki yöneticiler mevkileri gereği bu tip olaylardan izole kalabildiklerinden şirket içindeki tedirginliği patronunuzun öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

Sizin bu hassasiyetinizi, çalışanlarınızın hayatını etkileyecek büyük değişimler söz konusu olduğunda anlayabiliyorum. CEO’lara danışmanlık veren bir kişi olarak başka kimseyle paylaşılmayacak önemli konularda hassas konuşmalar yapıyorum. Öğrendiğim sırların geniş kapsamlı etkileri var ve konuştuğum kişi tarafından kişiselse, bunları ifşa etmek- yanlış söylenenleri düzeltmek bile olsa- benim güvenilirliğime zarar verebilir.

Siz de bir yönetici olarak aynı soumluluğu taşıyorsunuz. Benim tavsiyem biri size dedikodu ile ilgili soru sorarsa, pozisyonunuzun gereğini yerine getirin. ‘ Bu tip konuşmalara dahil oldum ve biliyorum ki böyle bir belirsizlik içinde işe odaklanmak zor. Ama ben bu konularda konuşmaya yetkili değilim’. Bu cevap herhangi bir şey söylemekten daha iyi. Çünkü gerçeği söylediğinizde de size inanmayabilirler.

Konuyu bilmeyenlerin sizin sözlerinizin satır aralarını okumaya çalışmaları ya da yaptıklarınıza anlam yüklemeye çabalaması anlaşılabilir bir şey. Siz de kafanızı okumaya çalışanlara empati ile bakmaya çalışın.

Bookmark and Share

Üniversitede Ne Okumak İstediğine Karar Vermemiş Olanlara

eğitim 3 Comments »

Üniversite sistemi bazen bizlerin istediğimiz bölümde okumasına olanak tanımıyor. Yanlış seçilmiş meslekler ve eğitim, birçoğumuzu pek de hoşlanmadığımız alanlarda çalışmaya zorluyor.

Sabancı Üniversitesi bu ve benzeri sorunlara bir çözüm getiriyor. Avrupa ve Amerika’da yaygın olan bu sistemin Türkiye’de de uygulanmaya başlaması güzel bir haber.

Sabancı üniversitesinde uygulanan bu sisteme göre öğrenciler 2 yıl boyunca bir bölüm seçmek zorunda bırakılmaksızın istediği alanda ders alma imkanına sahip. Böylece farklı alanları tanıma ve hangi konuya daha yatkın ve ilgili olduklarını öğrenme imkanına sahip oluyorlar. 2. sınıf sonunda öğrenciler tercihlerini yaparak istedikleri alanda uzmanlaşıyorlar.

Konuyla ilgili haberi hazırlamış olan Ozgür Oran ayrıca Sabancı Üniversitesinde her 100 kişiden 36’sının burslu olduğuna dikkat çekiyor.

Hangi üniversitede okursanız okuyun, eğitim alternatiflerinizden bir tanesi de yaz dönemlerini yurt dışında okuyarak geçirebilme imkanınız! Yurt dışında ‘summer school’ adı verilen üniversitelerin yazın verilen derslerine katılabiliyorsunuz. Yurt dışındaki bu üniversitelerden aldığınız ders kredilerini de daha sonra Türkiye’deki üniversitenize transfer ederek, aynı dersleri tekrardan okumak zorunda kalmıyorsunuz. Burada aklınızda tutmanız gereken tek konu, gitmeyi düşündüğünüz üniversitenin ve derslerin Türkiye’deki üniversiteniz tarafından onaylanıp onaylanmayacağını (yani kredi transferinizi kabul edip etmeyeceklerini) check etmeniz.

Summer School programlarına katıldığınızda, dünyanın en tanınmış üniversitelerinde okuma imkanı elde etme şansınızın olduğu. Bu derslere katılabilmeniz için sizden istenen sadece TOEFL notu ve üniversitede okuduğunuza dair belge. Böyle bir şansınız varken, değerlendirin. Hayatınıza farklı bir bakış açısı sağlayacaktır.

Bookmark and Share

Yaptığımız İşte Mutlu Olmak, Hayatımızın Daha Mutlu Olmasını Sağlar mı?

yönetim, Psikoloji 2 Comments »

Zaman zaman duyarız.

Sevdiğim bir işte çalışmak istiyorum deriz. Çünkü sevdiğimiz bir işte çalışmanın bize tatmin sağlayacaği ve tatmin olduğumuz bir işte çalışmanın da bize mutluluk getireceğine inanırız.

Araştırmalar ise bu olgunun yanlış olduğunu gösteriyor.

Insanın sevdiği (yada tatmin olduğu) işte çalışmasının kişiye mutluluk verdiği konusunda bir kanıt olmamakla birlikte, “mutlu insanların” yaptıkları işlerden daha çok tatmin olduklarını araştırmalar kanıtlıyor. Yine araştırma sonuçlarına göre, mutlu olan insanlar daha üretken olabiliyor ve gelir seviyelerini daha yukarıda tutabiliyorlar. 272 çalışan üzerinde “pozitif duygu” üzerine yapılan testlerde 18 aylık dönemde kişilerin iş performansları inceleniyor. Genelde daha mutlu duygulara sahip olan insanların iş performanslarının mutsuz olan çalışanlara oranla yöneticileri tarafından daha yüksek değerlendirildiği saptanıyor.

Mutluluğu yaptığımız işin bize vermesini beklemek yerine hayatımıza “mutluluk veren, pozitif duyguları katmak” daha doğru bir yol gibi gözüküyor.

İş dünyası enteresan ortamlar. Şirket yönetimleri olarak hep bir çalışan mutluluğundan bahsediyor; ödül sistemleri, motivasyon seminerleri sunuyoruz…Hepsi çalışanların daha motive, daha mutlu bir ortamda iş yapmasını teşvik etmek için. Ama diğer taraftan çalışanların şirkete geliş gidiş saatlerini müthiş bir sistemle kontrol ediyoruz. 52 haftalık yıllık çalışma programı içerisinde işgören 2 haftalık tatili bir seferde almak istediğinde “mümkün olamayacağını söylüyor” ve bir haftalık izni zar zor veriyoruz.

İş dünyası böyle bir ortam. Tıpkı hayatın kendisi gibi!

Eğer böyle bir döngüde takılıp kalıyorsanız, belkide dış etkenlerin sizi motive yada demotive etmesini bir kenara bırakıp, olan herşeyi olduğu gibi kabul etmeye başlayabilirsiniz. (Bu kabullenme, değişim yapmamak anlamına gelmediği gibi bir kişiyi yada olayı kabul etmemiz de ona onay verdiğimiz anlamına gelmiyor.)

Harvard Üniversitesi iş ortamında başarının, hayatta mutlu olmak ve pozitif duygulara sahip olmak ile daha bir mümkün olacağını anlamış ki, geçen yıl “daha tatminkar ve dolu dolu” bir hayat yaşamayı anlatan “Positive Psychology” isimli dersi, en fazla ögrenci kaydı alan ders olmuş! Pozitif Psikoloji dersinin, ögrencilerin “kendilerini ve hayata bakış açılarını” değiştirebildiği, dolayısıyla olumlu bakış açışını teşvik ettiğini söyleyen profesörleri ciddiyetle dinlemekte fayda var.

Harvard Üniversitesi”nde “Positive Psychology” dersi veren Ben Shar, The Boston Globe ile yaptığı görüşmede okurlara mutlu olmak için birkaç ipucu veriyor.

İş hayatımızdan zevk almak istiyorsak, iş dışında mutlu bir hayatımız olmasına özen göstermeli, temelde pozitif duygularımızı ön plana çıkartabilmeliyiz. Memnuniyet veya memnuniyetsizlik kendimizle başlıyor. Ancak Dr. Seligman, kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmenin de gerekli olduğundan bahsediyor.

Hayata daha mutlu bakabilmenin yollarını ögrenmek için ise size Pozitif Psikoloji’nin kurucusu ve yaygınlaşmasına önderlik eden Martin Seligman’ın Authentic Happiness isimli kitabını öneririm.

Daha mutlu bir hayat yaşamak için Dr. Seligman’ın önerilerinden bir tanesi de “güçlü olduğunuz yanları” bulmak ve bu güçlü yanlarınızı iş ve sosyal ortamlarda sıkça kullanmanız. Bunu yaparsak, hayatta daha mutlu bir insan olacağımızı söylüyor. Genelde hep “zayıf olan yönlerimizi geliştirmekten” bahsederiz, ama güçlü olan yanlarımızı daha çok kullanmaktan pek söz etmeyiz.

Güçlü yanlarınızın neler olduğunu bilmiyorsanız, yada emin olup olmadığınızı gözden geçirmek istiyorsaniz, VIP Signature Strengths Test ‘i almanızı tavsiye ederim. Bu test, size güçlü yanlarınızı gösterecektir.

Bookmark and Share