İş dünyasının, politikanın ve eğlence dünyasının önemli isimlerini bir araya getirmekle ünlü University of California, Santa Barbara , Kaliforniya’da yaşadığım yıllarda The Body Shop’ın kurucusu Dame Anita Roddick’i de misafir etmişti. Sadece ürün konseptiyle değil ayrıca kendi duruşu ve stiliyle de doğal bir görünümde olan Roddick, The Body Shop’un kuruluş hikayesini Ben&Jerry’s dondurmalarının sahibi Ben Cohen’in sunduğu bir konferansta anlatıyordu.
İstanbul’da oturmuş bu bilgileri yazarken ‘wow, şu genç yaşımda ne kadar çok özel tecrübeler edinmişim’ dedim kendi kendime. Oysa Santa Barbara’da yaşadığım yıllarda bu tecrübeler günün akışının bir parçası gibi geliyordu. Sebebi de başarılı insanlara ve bilgiye ulaşmanın ‘ulaşılmaz’ olmamasıydı. Eminim Hollywood’da aktör olmak isteyenleriniz varsa ‘başarılı insanlara da, bilgiye de’ ulaşmak hemen hemen mümkün değil gibidir. Yine de Amerika’da başarılı insanları dinlemek istediğinizde, tek şansınızın 1000 dolarlık katılım ücretini ödemek olmadığını ya da ‘önemli bir isim’ olmanız gerekmediğini söylememde yarar var.
Roddick, annesinin mutfağında başka bir arkadaşıyla oturmuş spagetti yerken aklına çevreci kozmetik ürünleri satma fikri geliyor. İtalyan bir ailenin kızı olan Roddick, çok sevdiği spagetti’nin o gün daha bir tatlı geldiğini söylüyordu. ‘Kim bilirdi ki, bir mutfak masası etrafında kıkır gülerek fikir jimnastiği yaparken ortaya atılan bir fikrin bugün devasal bir şirket haline geleceğini?’
33 yaşında ilk dükkânını açan Roddick, geri dönüştürülebilir kutular içine yerleştirdiği sabunlarını, o zamanlar fazla bulunmayan ‘küçük kalıplar’ halinde satmaya başlar. Her ne kadar çevreci bir yaklaşım yakalamak istese de, başlarken geri-dönüştürülebilir kutular kullanmasının tek sebebi çevreci ürünler satma aşkı değil, yeterli finansmana sahip olmamasıdır. Küçük dükkânında aşağı yukarı 15 ürünle başladığı bu yolculuk, ürünlerinin beğeni toplamasıyla Brighton’dan diğer bölgelere de yayılmaya başlar.
Bazı kaynaklara göre ‘franchising’ kelimesi ilk olarak Anita Roddick’in eşi Gordon Roddick tarafından ortaya atılıyor. The Body Shop şubesi açmak isteyenlerin aile yakınlarından sonra halktan kişiler tarafından da ilgi görmesi, her ne kadar günümüzdeki franchasing uygulamalarından o zamanlar biraz farklı olsa da, şube sayısının artmasına neden oluyor.
Reklam uygulamalarına inanmayan Roddick, en iyi reklam ‘ürününüzü tavsiye eden müşteriler’ yoluyla olur felsefesiyle yola çıkıyor. Yani itibar ve tavsiye. Yazdığı blog’da bir Harvard mezununun The Body Shop’un USA’de tutunabilmesi için ciddi bir reklam harcaması yapması gerektiğini söylemesinin arkasından şirketinde Harvard MBA’li kesinlikle çalıştırmayacağını ilan eden Roddick, Amerika’da da bilinen reklam mecralarını kullanmadan başarısını kanıtladı. Perakende sektöründe mağaza vitrinlerini reklam alanı olarak kullanmasıyla da bir döneme imza attığını söyleyen Roddick, kendi inandığı yöntemden vazgeçmeyerek bilinen kuralları yıkabilmenin önemini bir kez daha gösterdi.
Girişimciliğin ‘survival’ yani bir hayatta kalma savaşı olduğunu söyleyen Roddick, yaratıcılığı da körükleyen etkenin işte bu yaşam savaşı olduğuna dikkat çekiyor.
Günümüzde 50 ülkede 2000 üzerinde mağazası ve 77 milyon müşterisiyle The Body Shop bir başarı öyküsü.
Başarıyı aynı zamanda ‘kaderimi yönlendirmek’ olarak tanımlayan Roddick, 10 Eylül 2007 Pazartesi günü Sussex’de hayata veda etti.
Recent Comments