Bir Çalışan Değil, Bir İşveren Olabilmek İçin Eğitim Görmek

girişimcilik 2 Comments »

Üniversitelerimizde ki eğitimden gençlerin hala pek memnun olmadığını duyuyorum.

10-20 yıl öncesine göre belki bir nebze gelişme söz konusu ama ögrenciler hala “bir şirketin çalışanı” olmak için eğitiliyorlar. Hatta okulun dışında ki hayatla ilgili ne fazla bir fikirleri var ne de iş dünyasına atılmak için ne yapmaları gerektiğiyle ilgili bir fikirleri… “Mezun olduktan sonra iyi bir şirkette müdür olmak” düşüncesiyle okuyoruz hala sanki…

Oysa dönem bilgi çağı ise, girişimci olma çağındayız demektir.

30’lu 40’lı yaşlarında hayatını üç aşağı beş yukarı sağlama almış girişimcilerin yanısıra 20’sine basmamış yada henüz 20’li yaşlarında olan girişimcilerin zamanı bu zaman…Öyle değil mi?

Gençler cesaretlendirilmeli, üniversite çağlarında yakaladıkları fikirlerini değerlendirebilmeli, hayata bir “memur” olarak başlamaktansa kendi işlerini yönetmeyi deneyerek öğrenenler sınıfında ilerleyebilmeli…

Bu teşvik fazla olmadığına göre gençler kendi kendilerini motive edebilmeli. Kendilerine, yapabileceklerine ve fikirlerinin başarılı olacağına dair inançlarını sağlam tutmayı denemeli.

Türkiye’de finansal sistemin de 10 sene önceye nazaran çok daha kuvvetli bir noktada olduğunu düşünürsek, finansal açıdan destek alınması da biraz daha rahatlamış durumda. Burada aklıma Marka konferansında konuşan Kenneth Cole’ün bir sözü geliyor: “Başarıya ulaşan işler çoğunlukla en fazla yaratıcılığı içinde bulunduran ve genelde fazla para gerektirmeyenler oluyor.” Finansal destek anlamında özellikle kadın girişimcilere sunulan kredi imkanları da mevcut.

Girişimci ruhuna sahip olan ögrencilerin fikirlerinin peşinden koşmasını, okulda öğrendiklerini ticarete dönüştürebilmek için risk alabilmeyi erken yaşta denemelerini ümid ediyorum.

Yapılan bir araştırmada Türkiye’de orta sınıfa “elinize bir miktar para geçse ne alırdınız” diye sorulduğunda en büyük isteğinin hala bir “ev” ve bir “araba” olduğu ortaya çıkmış. Bu istekler bende “güvenli yaşam”ın daha öncelikli olduğu hissini yaratıyor. Bu da girişimciliği ikinci plana atmayı tercih ediyoruz gibi geliyor.

Üniversiteye yeni başlayacak yada halen üniversitede okuyan tüm gençlere devrin onların devri olduğunu hatırlatmak isterim. Umarım çoğunuz “iş bulmak için değil, iş imkanları yaratabilmek için” okumayı tercih edenlerden olursunuz…

Bookmark and Share

Kişisel Gelişim Ne Demektir?

değişim, Psikoloji, eğitim 9 Comments »

Günümüzün yeni jargonları arasına “yaşam koçu” “image maker” ve benzeri tanımlar yerleşti. Bunları bazen kişisel gelişim, bazen kişisel yönetim bazense yönümüzü daha iyi görebilmek için hayatımıza katıyor gibiyiz. Bu konuyu, konunun uzmanı Prof. Dr. Üstün Dökmen kisiselbasari.com web sitesine verdigi röpörtajda değerlendirmiş. Ben burada bir iki soruya verdiği cevabı sizinle de paylaşmak istiyorum, ama röpörtajın tamamı oldukça ilginç ve sorulan sorularsa oldukça başarılı. Sohbetin tamamını okumanızı öneririm.

Sizce kişisel gelişim nedir? Nasıl tanımlarsınız?Prof. Dr. Üstün Dökmen: Batı dünyasında kişisel gelişim; bireyin bireyselliğinin vurgulanması, yeteneklerinin farkına varması ve bu yetenekleri dış dünyayla bağdaştırarak dış dünyaya uygun bir şekilde geliştirmek olarak tanımlanıyor. Bu çok iyi mi? Tartışılır…

Genelde kişisel gelişimin iyi olduğu söylenir. Evet, ben de kişisel gelişim alanında çalışıyorum, ama “Küçük Şeyler 2” adını taşıyan son kitabımda bu konuyu tartışmak gerektiğini söyledim. Kişisel gelişime farklı açıdan da bakmak gerekiyor. Yanı kişisel gelişimin de kendi kendini irdeleyerek, kendine farklı bir gözle bakarak kendini değiştirmesi gerekiyor. Bireyselliği vurgularken, kişisel gelişim, aynı anda tek bir insan yaratma gibi de bir sonuca götürebilir. İnsanlar aynı seminerleri, aynı kursları alıp bir an önce rakiplerini geride bırakıp yükselsin gibi bir rol oynayabilir. Bu, iyi bir şey mi bu da tartışılır. Yani kişisel gelişim, kendi kendi ile de çelişen bir şey diye de düşünülebilir.

Kişisel gelişim, birinci olarak; bireyselliği vurguluyor, ikinci olarak; tek tip insan olmayı, daha çok kazanmayı ön plana çıkartıyor. Batının hızlı koşuşturma tarzı içerisinde kısa sürede çok iş yapma, çok para kazanma, bir an önce terfi etme dünyasına yönlendiriyor. Bir an önce terfi etmenin bir erdem olduğu dünyada kişisel gelişim gerekli olabilir, ama bu iyi mi kötü mü, işte bu tartışılır.

Kişisel gelişime, bir destek hizmeti olmanın ötesinde, bireyi tam anlamıyla yeniden kurgulamak gibi anlamlar da yüklenebiliyor. Bu doğru mu sizce? Kişisel gelişimin sınırları nerede biter?Kişisel gelişim güzel. Seni geliştiriyor, seni daha güçlü yapıyor. Bir bakıma iyi bir şey, ama bu niçin yapılıyor? Başkalarını geçmen için yapılıyor. Ama o zaman biz olmayı da engelliyoruz. Şimdi kişisel gelişim konularından birisi ekip olmak, öyle mi? Adı üzerinde kişisel gelişim, “sen kişisel gelişirsen öteki beş kişiyle nasıl ekip olacaksın?” Kendi içinde bir çelişki var. Niye top yekûn gelişmiyoruz? Karı koca, bireyselce mi gelişmeli, ailece mi gelişmeli? Kendi içinde çelişkileri de var. Niye top yekûn gelişmek değil? Niye ailenle, ülkenle top yekûn gelişmek değil? Ben kişisel gelişeyim, o da kişisel gelişsin, kim daha iyi gelişirse o müdür olsun… Ama o zaman ekip olamayız. İ

nsanlar, karakter özelliklerine göre, o karakter özelliklerini kullanarak ve onu en üst düzeye çıkararak geliştiğinde, en iyinin yapılması sağlanmış olmaz mı? Bir insanın belirli nitelikleri var ve insan, bu niteliklerini en üst düzeye çıkarmaya çalışıyor. Sahip olduğu bir niteliği fark ediyor ve bu niteliğini geliştiriyor.

Prof. Dr. Üstün Dökmen: Batı dünyası, bu dediğini karı artırmak ve üstü kapalı tek tip bir insan yetiştirmek şekline dönüştürmüş gibi görünüyor. Bu da bir görüş. Böyle düşünenler de var. Gençler üniversiteyi bitiriyorlar, işe girdikten hemen sonra saçlar briyantinli, şık kravatlı erkekler, çıta gibi kızlar, ellerinde çantalar, kıpır kıpır koşturuyorlar. Bir şirket için çalışıyorlar. Girerken bir rekabet var. Girdikten sonra da, hızlı gelişmek için… Çünkü piramit, gittikçe daralıyor. En fazla gelişen, piramitte en fazla yukarı çıkar. O zaman burada bir ekip, bir birliktelik yok.

En yakın arkadaşına kazık atabilirsin. Kişisel gelişim seminerine gittim. Konu neydi? Ekip olmak… Bu biraz komik… Çünkü ekip oluyorsan, birlikte gelişelim, ama rakip olacaksak da ekip olamayız. Farklı takımdan kişiler koşuyorlar, yarışıyorlar. Bunların hepsinin ekip olduğunu düşünür müsün? Farklı takımdan kişiler, ekip mi? Hayır. Kim iyi gelirse, o yarısı kazanır. Her ülke takım olabilir, ama farklı ülkelerden takım olmaz. O zaman birinci olmaz. Ama bir futbol takımın içindekiler rakip olmamalı, takım olmalı. Ama, beş ayrı takım oyun içine katılıyor, beşinin tek bir ekip olduğunu düşünemeyiz. İş yerinde herkes tek tek geliştiği için, ben seni güçlü görürsem ben seni ezerim. Eziyor mobbing yapıyor. Mobbing’in Türkçesi yıldırmadır.  

Seminerlerde rakibe çelme takma öğretilmez, ama gerçekten bir yere gelmek istiyorsan o zaman birilerini de çelmeleyeceksin.

Bookmark and Share

2008 Yılı Ücretlerini Merak Edenlere

maaş 1 Comment »

Ekonomist dergisinden Fatoş Bozkuş’un yaptığı bir çalışmada 2008 yılında ücret zamlarının %7-10 arasında değişeceği belirtiliyor. Enerji, gayrimenkul, telekom, parekende gibi büyüyen sektörlerde ise artışın daha yüksek olması muhtemel…

Piyasalarda ücret durumları nasıl diye merak edenlere, Data Expert tarafından hazırlanmış bu ücret çalışma skalası sektör ve pozisyona göre belirlenmiş. 2008 yılı maaşları aşağıdaki şekilde verilmiş.

Sektör
Pozisyon, Min, Max

Finans
Pazarlama Müdürü……..15.000, 22000
İK Yöneticisi……………….5000, 9500

Perakende
Satın Alma Müdürü……..10000, 21000
Pazarlama Müdürü……….8000, 22500
Satış Elemanı………………700, 1250

Otomotiv
Fabrika Müdürü…………11000, 21200
Pazarlama ve Satış Md…8000, 19000

Turizm
Finans Müdürü…………..6000, 9000
Satın Alma Md…………..5500, 7200
Yiyecek İçecek Md………5000, 9800
İK Müdürü………………..2500, 6000

Telekom
Pazarlama Müdürü…….14000, 22000
İK Yöneticisi ……………..6000, 13500
Call Center Elemanı………600, 1800

Lojistik
Finans Müdürü…………..9000, 14000
Operasyon Md………….10000, 18500

Enerji/Petrol
Pazarlama Md………… 12000, 27500
Finans Md……………….11000, 22000
Proje Md………………… 6000, 9000

Insaat
Is Geliştirme Md ………..8000, 20000
İhale Md………………….8000, 20000
Proje Md………………….7000, 15000

Elektrik-tronik
Finans Md………………..8000, 16700
Pazarlama Md………….12000, 25000
Satış Md………………..11000, 25000
Servis Md………………..7500, 12800

Bookmark and Share

Tüm İletişim Uzmanlarına “Internet” Hakkında Küçük Bir Bilgi

iletişim, eğitim 3 Comments »

Türkiye’de nedense “Internet” kelimesi online yapılan her şey için kullanılıyor.

Herhangi birinin Internet’in ne olduğunu ve nasıl işlediğini bilmesi önemsiz olabilir ama iletişim alanında çalışanların hata yapmasını önlemek gerek!

Üstelik, iletişim alanında duayen dediğimiz birçok kişiden tutun da en çömezine kadar aynı hatanın yapılıyor olduğunu görmek bu konuda küçük bir bilgi notu yazmanın iyi olacağını düşündürdü…

Internet ile web arasında fark var. Kısaca bu farkı şöyle anlatalım.

Internet, tüm dünyaya yayılmış, birbirleri ile bağlantılı, yani birbirleri ile “konuşabilen” yüz binlerce bilgisayardan oluşan bir ağdır.

Web’in açılımı World Wide Web. Internet üzerinde bulunan text, grafik, ses gibi bilgilerin bir software (Explorer, Safari, Netscape gibi) aracılığı ile erişimini sağlayan ağdır.

Yani web, İnternet’in önemli bir parçasıdır. Ama aynısı değildir! Daha detaylı bilgiler için verdiğim linkleri gozden geçirebilirsiniz.

Bir örnek verecek olursak “Ali’nin Internet sitesi’ne baktın mı?” dediğimizde yanlış bir kullanım söz konusudur. Doğrusu “Ali’nin web sitesine baktın mı?” olmalıdır.

Internet ve web birbirinden farklı ama birbiriyle bağlantılı terimlerdir.

Kullanımda hata yapmamanız için web sitesi ile web sayfası arasındaki farkı da araştırmanızda fayda var. Ayrıca, hazır araştırmaya başlamışken şunlara da göz gezdirin: browser, hosting, URL, domain

Bu arada, Facebook, Youtube, blog, podcast gibi araçlara ise Social Media (sosyal ağ) adı veriliyor. Bunları da “Internet ortamları” diye adlandırmamaya dikkat edelim.

Bookmark and Share

Amerika’da Hem Çalışmak Hem de Tatil Yapmak İster misiniz?

değişim, eğitim 1 Comment »

İngilizce’yı ana diliniz gibi konuşabiliyor olmak kariyer sahibi olmak isteyenler için gerek şart. Özellikle uluslararası bir kariyere sahip olmak istiyorsanız, ingilizceniz çok iyi değil, mükemmel olmalı.

Yabancı bir patronunuz olduğunda, kem küm etmemeniz, fikirlerinizi ve çalışmalarınızı en iyi şekilde anlatabiliyor, kendinizi çok iyi ifade edebiliyor olmanız gerekir. Yarım bir ingilizceyle bu mümkün olmuyor.

İngilizcenizi geliştirmeniz için her zaman ingilizce kurslarına yazılmanız gerekmez. İngilizce konuşulan bir ortamda bulunmanız da yeni kelime öğrenmenizde ve telafuzunuzu geliştirmenizde faydalıdır. Dili daha başarıyla kullanmak, elbette bundan daha fazla çaba gerektirir. Bugün size hem hesaplı hem de hayatınıza renk katabilecek bir tecrübe edinme imkanı sunacağım bugün.

Work and Travel
Work and Travel programlarından bahsetmek istiyorum sizlere. Yurt dışında ingilizce öğrenmenin birçok yolu var elbet ama bu ingilizcesi az buçuk olanların hem yurt dışına çıkmalarına imkan veren hemde aylık cüzzi bir kazanç sağlamalarını sağlayan bir program.

Dünyada work and travel programını yayan kurum CIEE’dir. Türkiye’de work and travel programına katılmanıza yardımcı olabilecek resmi yetkili şirketlerin listesine de buradan ulaşabilirsiniz.

Work and Travel programı, Amerikan hükümetinin belirlediği kriterler doğrultusunda, orta düzeyde İngilizce bilen tüm üniversite öğrencilerinin katılabildiği, yazlık kültür değişim programıdır. Program kapsamında üç ay boyunca gençler sezonluk işlerde çalışarak, Amerikan yaşam tarzını gözlemleme, yurtdışında iş tecrübesi edinme fırsatı elde eder. Bu çalışmalarının karşılığı da hem yaptıkları tüm masrafları çıkarabilecek hem de üstüne para biriktirebilecekleri bir gelir elde ederler.

Program kayıtları her yıl Ekim ayında başlar ve Nisan ayına kadar sürer. Amerika’da çalışabileceğiniz dönemler ise 1 Haziran-15 Ekim tarihleri arasındadır. Dolayısıyla, bu programa katılmak istiyorsanız, biran önce başvurularınızı yapmaya başlayın derim.

Programa katılım şartları şöyle:

*Üniversite ara sınıf öğrencisi olmak 

*En az 2.00 not ortalamasına sahip olmak 

*18 - 25 yaş arasında olmak 

*Orta seviyede İngilizce bilgisine sahip olmak

İki yıllık üniversitelerin 1.sınıfında ya da dört yıllık üniversitelerin hazırlık sınıfında okuyan öğrenciler de programa kayıt yaptırabilir.

Bookmark and Share

Frame’ler İçine Sıkışmış CV’leri Nereden Bulursunuz?

CV 4 Comments »

Merak etmeye başladım.

Frame’ler (excel’de olduğu gibi “kutular”) içine konmuş bir dolu CV hazırlayanlar, bu yazı size!

Nereden buluyorsunuz böyle CV örneğini? Sanırım web’de dolaşan bir takım “boş CV” örnekleri yayınlamış birileri, bunu da referans almış olanlar var.

CV formatı hazırlamanın birkaç temel kuralını vermekte yarar görüyorum.

CV word dökümanı olarak hazırlanmalı.

CV frame’ler içinde hazırlanmamalı.

CV yazarken font ebatları sabitlik göstermeli. (Ilk iş deneyiminizin font ebatı 11 iken ikinci iş deneyiminiz fontu 12′ye çıkmamalı. Başlıklar düz textten daha büyük bir ebatta yazılabilir, ama süreklilik olmalı)

CV mümkünse 1 sayfadan, maksimum 2 sayfadan oluşmalı.

Bookmark and Share

Konferanslar Aynı Zamanda Network Ortamlarıdır

network 1 Comment »

Bir şirkette çalışıyorsanız ve şirket çalışanlarıyla birlikte konferansa gidiyorsanız, network yapma şansınız biraz daha düşüyor mu?

İş dünyası ile ilgili konferanslarda şirket çalışanlarının sürekli gruplaştığı dikkatinizi çekmiştir sanıyorum. Aralarda iş arkadaşlarıyla konuşulur, yemeklerde aynı iş arkadaşlarıyla oturulur. Konferans, iş arkadaşlarıyla yan yana dinlenir. İş yerinde her gün görüşme imkanınız olan kişilerle sosyal bir ortamda da sürekli vakit geçirerek yeni insan tanıma imkanınızı yok etmeyin.  

Genelde tanıdığımız kişilerin yanında olmak kendimizi güvende hissetmemizi sağlar. Tanıdığımız birkaç kişiyle konferansa katıldığımızda da etrafta dolaşıp yeni insanlarla tanışma fırsatını kaçırırız.  

Katıldığınız konferanslarda bulunduğunuz grubun arasından sıyrılıp yeni insanlar tanımayı denemek belki kolay değil ama denemeye değer. En büyük avantajınız konferansta konuşulacak konu bulmak biraz daha kolaydır. Konferansın nasıl geçtiğinden başlayıp, konuşmacılar ve konular hakkında yorumlarınızla konuşmayı başlatabilirsiniz. Herkesin ilgi noktası olan bu ortamda konuşmak biraz daha rahat olacaktır.  

Dışa dönük bir yapınız yoksa, insanlara yaklaşmanız biraz cesaret gerektirebilir. İşin zor tarafı tanıştığınız insanlar da fazla dışa dönük değilse sohbet etmekte zorlandıklarından siz de kendinizi garip hissedebilirsiniz. Business Pundit network yapmak isteyen ama içe dönük olanlara yönelik tavsiyelerinde sayıdan çok ilişki kalitesine önem vermenin avantajlarından da bahsediyor. 20 kişi tanımaktansa üç kişiyle sohbet etmeniz bile, network yapmak yolunda iyi adımlar atmanızı sağlayacaktır. 

Network yapabilmek içinse kartvizitinize ihtiyaç olacak. Kartvizitinizi almadan konferansa gitmeyin! Eğer çalışmıyorsanız yada ikartvizitiniz yoksa, 1 saatte size özel kartvizit bastırabilecek matbaalar var. Kartvizitinizde mutlaka olması gereken isminiz, adresiniz, telefon ve email adresiniz. 

Network yapmaya başlamadan önce entrepreneur.com da network yapmak için bilinmesi gereken nezaket kurallarını gözden geçirmeniz faydalı olacaktır.

Bookmark and Share

Önyazınız Sizin Kuruma Ne Sağlayacağınızla İlgilidir

önyazı, kariyer, CV 4 Comments »

Şirketler sizin onlardan ne öğreneceğinizle ilgilenmezler.

Şirketler size eğitim verebilmek için iş teklif etmezler.

Şirketler başarılı olan yada başarı potansiyeli gördükleri kişileri işe alır ve daha sonra bu kişilere yatırım yapar.

İş başvurusu yapıyorsanız, önyazınıza yazacağınız yazı, kendi bilgi ve tecrübelerinizin şirkete sağlayacağı katkıları vurgulamak zorundadır.

Marka 2007 konferansında TBWA Finlandiya Başkanı Petteri Kilpinen ” Günümüzde Yetenek Aranan En Önemli Özellik” diyordu. Artık sadece iş başvurusu yapanların CV göstermek zorunda olmadığından, çünkü şirketlerin CV’lerinin en yeteneklileri bulmaları açısından çok önemli bir rol oynadığından bahsediyordu.

Türkiye’de bu düşünce sistemi henüz oturmuş durumda değil malesef. Eğer siz karşınızdaki kişiye şirketin “başarılı, iyi yönetilen, yönetim kültürü oturmuş” bir şirket olup olmadığını sorarsanız, bunlar gerçekten çok komik sorular gibi geliyor şirket yöneticilerine. “Bir sürü adam var bu işe başvuracak. Sana kendimizi anlatmak zorunda değiliz” genelde tipik düşünce tarzını oluşturuyor. Alanınızda başarılı değilseniz, yada isim yapmış değilseniz, elbette bu düşünce sistemi sizi etkiler. Dolayısıyla, elle tutulur bir avuç şirket dışında, kurumların çoğu hala “ben ekmek paranı verenim” demeye devam ediyor. Size düşen de bu bilgi ışığında başvurularınızı yapmak…

Öyleyse iş başvurularınızda neden başarılı bir insan olduğunuzu ve bu başarılarınızı hangi tecrübelerinizle kanıtladığınızı, başvurduğunuz şirketi daha başarılı hale nasıl getireceğinizi anlatabilmelisiniz. Bilin ki vurucu bir önyazı karar sürecini etkiler.

Bersay Iletişim Danışmanlık şirketinin sahibi ve Vatan gazetesi yazarı Ali Saydam’ın bu konudaki görüşlerini ve tavsiyelerini sizlere buradan da aktarmak isterim. Bakın yöneticiler nelere dikkat ediyor. Neleri önyazınızda görmek istemiyor. Talebe cevap verebilmeyi bilenlerin kazanma şansı her zaman daha mümkündür.

Ali Saydam’ın çok doğru ifade ettiği bu yazısı şöyle:

“Bazen bizim şirketlere gönderilen iş başvurularına bakarım. Bazen de CV’lere… 27 yıllık yöneticilik hayatımda herhalde 3000’den fazla elemanla şu veya bu şekilde temasım olmuştur…

Doğru dürüst iş başvurusuna çok az rastladığımı itiraf etmeliyim…

Genellikle o işi ne kadar istediklerini anlatırlar… Zekâ değil ama akıl sorunu olanlar da çoğunlukla o işin ve işyerinin kendilerine ne kadar ‘iyi geleceğinden’ söz ederler… “Sizin şirkette kendimi geliştireceğime inanıyorum…”, “Sizin gibi bir duayenin yanında çalışmak bana çok şey katacaktır…”, “Bireysel kariyerimi sizin şirkette sürdürmek istiyorum…”

Bir tanesi de şirketin onu niçin tercih etmesi gerektiğini anlatsın… Ya da kuruluşa kendisinin hangi faydaları getireceğini ifade etsin… Ya da bizim kurumu neden tercih ettiğini söylesin… Hayır. Varsa yoksa kendisi…

Arkadaşlara söyledim. Bundan sonraki iş başvurularda başvuranlardan, bizim kuruluşa neden ve hangi görev için başvurduğunu, kendine ve şirkete hangi katma değeri getirmeyi düşündüğünü ve başkalarını değil de onu tercih etmemizi sağlayacak en az üç nedeni özetleyen bir sayfalık makale isteyecekler…

Benden genç arkadaşlara basit bir tavsiye: Herhangi bir şey satarken, bu arada kendi emek ve birikiminizi pazarlarken, her satın alma sürecinde insanların kendi kendilerine sordukları, “Bunun bana ne faydası olur?” sorusunun yanıtını mutlaka verin…”

Bookmark and Share

İşe Alımlar Tanıdık Vasıtasıyla Olur: Torpilsiz Olmuyor Diyenlere

network 5 Comments »

Evet doğru.  

Tanıdığınız varsa işi almanız daha kolay olabilir bazen.  

Gerek şart değil elbette.  

Tanıdığı olmayan bir dolu insan iş buluyor.   Diyeceksiniz ki ama haksız bir şekilde bu kişiler iş buluyor yada yükseliyor.  Bazen oluyordur elbette.  Haksız yere yaşanan çok şey var şu dünyada. Hepsine kafamızı taksak pek de düzgün bir hayat yaşayamazdık sanırım.  

Tanıdığınızın olması işi kapmanıza yeterli değil. Tanıdığınızın sizi kolaylıkla refere edebileceği bir insan mısınız örneğin? Profesyoneller bir kişi hakkında tavsiye vereceği zaman dikkatlidirler. İşe uygun olmayan insanı tavsiye etmek profesyonel bir kişinin ismini zedeler. Bu konunun üzerinde durmakta daha çok fayda var. 

Üst düzey yöneticiler bazen elleriyle ‘oturturlar’ torpillileri.  Hem yeteneği yoktur, hem tecrübesi yoktur, hem de doğru insan değildir ama yukardan zembille inerler.  

Böylesi de yaşanıyor.  

Hem de yüzyıllardır.  

İş bulamıyorsanız, torpili olanların suçu ne? Madem bu torpil işe yarıyor, siz de kendinize torpil bulmaya bakın. Özellikle yetenekli, başarılı ya da tecrübeli biri olduğunuza inanıyorsanız belki de tek eksiğiniz insan tanımamaktır. Öyle değil mi? O zaman çevrenizi genişletin. ‘Ne bildiğinden çok kimi tanıdığın önemli’ sözü sadece Türklere has değil çünkü. Bu bir dünya geleneği… 

Çevreni Genişlet demesi kolay.  

Biliyorum.

 Bildiğim diğer bir şey denemesinin de kolay olduğu.  

Eski dille torpil bulmanın modern deyişiyle network yapmanın işte size 3 yolu: 

Üniversite yıllarınızı staj yaparak geçirin. Şirketlerin içine girin. Havasını koklayın. Yöneticileriyle tanışın. Stajınız bitince de iletişimi kopartmayın. Kendinizi sürekli hatırlatın. Onlar size geri cevap yazmasa dahi siz her yıl mesajınızı, yılbaşı kartınızı yollamayı ihmal etmeyin. 

Sizi siz yapan öykünün ne olduğunu bulun. Profesyonel ortamlara katıldığınızda kendinizi tanıtmanız gerekir. Profesyonel kişilere kendinizi ‘enteresan’ ve ‘dinlemeye değer’ bir kişi olarak tanıtabilmelisiniz. Ne iş yaparsınız dediklerinde vereceğiniz cevap ‘Mühendisim’ oluyorsa bir daha düşünün. Tonlarca mühendisi olan memleketimde siz de sadece bunlardan birisiniz öyleyse. Öyle misiniz? Değilseniz -ki cevabınızın bu olması gerekiyor- o zaman düşünme zamanı. Bu kendinizi tanımanız açısından çok faydalı bir egzersiz. Bu şekilde sadece profesyonel ortamlarda değil sosyal ortamlarda da neyi nasıl söyleyip ve en önemlisi ne zaman susmanız gerektiğini de öğrenmiş olursunuz 

Annenizi, Babanızı ve akrabalarınızı işin içine sokun. Sorun tanıdıkları, iş bulmanızda yardımcı olabilecek bildikleri kişiler varmı. Varsa sizi tanıştırmasını isteyin. İş harici farklı bir ortamda tavsiye almak, bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak için bir araya gelin önce. Daha sonra bu kişiden yardım isteyip istemeyeceğinize kendiniz karar verin. Eski usul bu diye baştan çizmeyin üstünü. Torpil de oldukça eski bir usul. 

Bu arada hatırlatmakta fayda var. Yeni nesil profesyonellerin birçoğu açık pozisyon olduğu zaman tanıdık vasıtasıyla gelmiş CV’lerden hiç ama hiç hoşlanmıyor. Böyle bir yöneticiye rastlarsanız bu sefer de torpiliniz var diye iş görüşmesine çağrılmama ihtimaliniz var. Seçim ve karar sizin. 

LinkedIn kullanın. İnsan tanımaya başladıktan sonra kullanacağınız online network sitelerinin faydası büyük. LinkedIn sizin ‘torpil’ aradığınız yağlı ballı kesimi arasında bulunduruyor. Elbette bu platformu kullanabilmek için ilk önce networkünüzün olması şart! Zaman iş arama zamanı olduğunda ise LinkedIn’deki kontaklarınızın dostlarına, tanıdıklarına bakıp networkünüzün ne kadar da geniş olduğunu gözlerinizle görebilirsiniz. LinkedIn kullanmak için İngilizce gerekiyor ve bilmiyorsanız, zaten bu devirde kariyer imkanınız oldukça kısıtlanıyor. (Üst düzey bir torpile gerçekten ihtiyacınız olabilir bu durumda). Örneğin Headhunter şirketleri LinkedIn ile araştırma yapıyor, eleman arıyor. Siz hala bu ortamda yok musunuz?    

Bookmark and Share

Muhtar Kent’den Yöneticilere Öğütler

değişim, kariyer, eğitim 1 Comment »

Akşam Gazetesi’nden Volkan Akı, Coca Cola’nın CEO’su Muhtar Kent ile yaptığı söyleşide yöneticilerden beklenen yetkinliklerin neler olduğunu öğrenmiş. Olduğu gibi sizlere vermek istedim.

Kendi konforunu düşünenler
Tüm dünyada şirketler için başarı faktörü doğru insanlarla çalışabilmek.

Bu kapsamda yeni yönetici tipi global düşünebilmeli ve bir dünya görüşüne sahip olmalı.

Kendi “konforunun” dışına bakabilen yöneticilerin arayışındayız.

Lagos’ta çalışıp Paris’de gibi yaşama çabası içinde olan yönetici tipi geçerli değil.

Kendi çevresini, kendisi gibi insanlarla dolduran yönetici tipini artık aramıyoruz.

Tam tersi farklılıklara vede aykırılıklara fırsat tanıyan ve yönetebilenler öne çıkıyor.

Çin’de Afrikalı, Afrika’da Çinli
Risk alabilen ama aynı zamanda sürekli öğrenebilme yeteneğine sahip yöneticileri tercih ediyoruz.

Çabuk karar verme meziyetine sahip yöneticiler yine yeni koşullarda ön plana çıkıyor.Ancak bununla birlikte yöneticiler raporlardan, piyasadan gelen sinyallerden ve bizzat sahada tespit ettiklerini, müşterilerle konuştuklarını karara dönüştürebilmeli.

Her düzeyde, her ülkede “ilişki kurabilen”, bunu seven, yönetici tipi yükseliyor.

Bugün biz Çin’de Afrikalı, Afrika’da Çinli yöneticilerle çalışabiliyoruz. Operasyonumuzun yüzde 80’i ABD dışı ve kültürler arası ilişki gerektiriyor.

Profesyonel zindelikle birlikte, kişisel zindelik de arıyoruz. Sadece çalışmaya odaklı yönetici tercih etmiyoruz. Örneğin, ben Ayvalık’daki zeytinliğimden hiç vazgeçmedim. Her fırsatta oraya gidiyorum.

Son olarak Muhtar Kent başarıyı da biraz yeteneğe, biraz şansa, biraz da çalışmaya bağlıyordu.


Bu yetkinlikler yeni sayılmaz aslında. Sadece önemi daha da kuvvetlenen yetkinlikler haline geldiğini söylememiz doğru olur sanırım.

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login