İşinize “Bağlı” mısınız yoksa “Bağımlı” mısınız?

yönetim, kariyer 19 Comments »

Şirketler yetenekli çalışanlarını ellerinden kaçırmak istemezler. Bu yüzden de şirkete bağlılığı yükseltmek için sürekli bir çabalama vardır…elbette çalışan mutluluğunun önemini idrak edebilmiş yönetimler tarafından verilen çabalardır bunlar. Çalışma ortamlarını sürekli iyileştirilmeye çalışmak gibi manevi desteklerin yanısıra maaş, araba gibi diğer maddi faydalar da çalışanları şirkete bağlı tutmanın yollarından biridir.

Peki siz şirketinize bağlı mısınız yoksa bağımlı mısınız?

Arada çok ciddi farkların olduğunu söylememiz gerek. Bir şirkette 15 sene çalışş olmak şirkete bağlılığın göstergesi olabilir mi?

Cevap hem evet hem hayır.

Eğer bu 15 sene içerisinde şirkete, kariyerinize, yaptığınız işlere bir katma değer kattıysanız, elbette çalışğınız yere bağlı olduğunuz söylenebilir.

Eğer bu 15 sene içerisinde şirkete ve kariyerinize kattığınız değer ilk birkaç yıl ile sınırlıysa, o zaman belki de şirkete artık bağımlısınızdır. Şirket değiştirmekten korkan, çalışğınız şirketten başka çalışılabilecek bir şirket olmadığını düşünen yada yeni bir yerde iş bulmanın zor olacağından çekinen bir yapıya büründüyseniz, çalışğınız yere bağımlı hale geldiğiniz söylenebilir. Bu durumda ne kendinize ne de şirketinize fazla bir hayrınız olur. Sizin yaptığınız işi başka biri de kolaylıkla yapabilir…Yaptığınız işe kendi ruhunuzdan, stilinizden, yönteminizden birşeyler katamıyorsanız, milyonlarca çalışandan biri olmaya devam edersiniz.

Çalışğınız yere bağımlı hale gelmemeniz kariyerinizin sağlıklı gelişimi için gerekli. Bağımlı insanlar kendilerine ve yeteneklerine olan güveni kaybetmiş kişilerdir. Profesyonellik bağlılığı gerektirir ama bağımlılık kariyerinizin sonu demektir.

Bağımlı hale gelmemek için üretmekten vazgeçmememiz gerekir. Yaptığınızın en iyisini ve mümkünse daha fazlasını yaratabilmek için çaba göstermenizi gerektirir. Kişiliğinizi bir pozisyona ve şirkete endekslemenizin uzun dönemde sizi bağımlı kişilik haline getireceğini belirtir. Ruhunuzu özgür bırakabilmek, kendinize olan güveninizi sağlam tutabilmek, üretken olabilmekten geçer. Bulunduğunuz ortam sizi olabileceğinizden daha fazla üretken yapamıyorsa, istediğiniz ortamı aramak sizin sorumluluğunuzda…İnanın şirketler bağımlı çalışanlardan da hoşlanmaz, çünkü bilirker ki bağımlılar genelde sorun yaratırlar. Huzurlu ve mutlu bir iş ortamı için sürekli birşeyler isterler ama şirketlerine sağladıkları fayda en minimum düzeydedir.

Harvard Business Review’da yayınlanan “Rethinking Company Loyalty” isimli makale şirkete bağlılığı “her iki tarafın fayda sağladığı birliktelik” olarak tanımlıyor. Başarılı şirketlerin çalışanlarının kariyerlerinin gelişmesine ve belli alanlarda uzmanlık kazanmasına izin veren şirketler olduğunu söylüyor. Yani gelişim çift taraflı. Bu tür ortamları yaratmak, bulmak yada tercih etmek sizin elinizde…Kariyerinizin gelişimindeki sorumluluk sadece sizindir.

Bookmark and Share

Arayış İçinde Olmak, Hayatımızın En Güzel Yolculuğunu Yapmak Gibi Birşey

değişim 2 Comments »

Kimimiz sürekli bir arayış içindeyizdir. İyi bir eğitim alırız, ama tatmin olmaz başka bir alana daha kayarız. Güzel bir iş buluruz, birkaç sene sonra aradığımızın bu olup olmadığını sorgulamaya başlar ve kendimizi yeni bir arayış içinde buluruz. En başarılı uluslararası şirketlerde harika pozisyonlarda görev yaparız, yaratırız, yenilik getirir başarı elde ederiz ama bir süre sonra artık bu da bizi tatmin etmez, aradığımızın gerçekten böyle bir hayat olup olmadığını sorgularız. Bu arayış uzayıp gider kimileri için…

Kimisi de farklıdır. Arayışı fazla derin olmaz. Hayatla birlikte sessiz sakin, suya sabuna fazla dokunmadan, statükoyu sarsma ihtiyacı hissetmeden yuvarlanır giderler. Bunların arasında yerinde sayanlar olduğu gibi, başarıyla yükselenlerde vardır.

Eğer birinci gruptan bir kişiyseniz, bu arayışın sürekliliğinin sizi motive ettiğini bilir, hareket arzunuzu kamçıladığının farkındasınızdır. Ama dönem dönem yorulduğunuzu da hissedersiniz. Bu arayışın sonu varmıdır?

Herminia Ibarra, kariyerinize yön veren stratejileri ele aldığı Working Identity isimli kitabında “eğer hayatımızın başında tam olarak kim olduğumuzu bilebilseydik, kendimize uygun bir kariyer seçmek pek kolay olurdu” diyor. “Ama biliyoruz ki, sürekli gelişiyor ve değişiyoruz; daha iyi bir çalışma hayatına giden yolunsa “kendimizi tanımaktan” geçtiğini görüyor ve kendimizi tanımanın yolun başındaki ışık değıl, yolculuğun sonundaki ödül olduğunu anlıyoruz.”

Bu arayış içerisinde olanlara kendilerini daha iyi tanımak ve anlamak için, kişilik envanter testlerinden yararlanmalarını tavsiye ederim. Bu konuda en yaygın olanlardan bir tanesi Myers-Briggs testidir. Ancak bu testing 16 farklı kişilik değerlendirmesi bulunuyor. Biraz uzun bir test ama zamanınıza değer diye düşünüyorum. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bu testleri alabileceğiniz kurumlar mevcut.

Bunun yanısıra, Kai Inventory adı verilen ve çok etkin olduğuna inandığım bu kişilik envanterinin 16 yerine 2 farklı kişilik değerlendirmesi içerisinde 3 alt boyutta hareket ediyor olmasının çok kolay anlaşılmasını sağladığını düşünüyorum. Bu testi kendi başınıza yapmanız yada ücretsiz olarak temin etmeniz malesef mümkün değil. Ayrıca mutlaka bu konuda uzman bir danışmanın eşliğinde yapılması gerekiyor. Belki bir grup arkadaş yada şirket olarak bir araya gelip böyle bir çalışma yapmayı düşünebilirsiniz.

Bookmark and Share

Ayda 25 bin İş Başvurusu Alan Bir Şirket Sizce Kimi İş Görüşmesine Çağırır?

iş arama, CV 10 Comments »

Ülker’e her ay 25 bin adet CV geliyormuş.

Veritabanlarındaysa 540 bin adet CV varmış.

2008 yılında Ülker 2000 kişiye istihdam sağlayacakmış.

Eğer Ülker’e iş başvurusu yapmış ya da yapmayı planlayanlardansanız, müthiş bir rekabetiniz olduğunu söylememe gerek yok değil mi? Ayda 25 bin adet başvuru alan bir şirketin CV ayıklama işlemini nasıl yaptığını tahmin edersiniz. Elbette büyük bir titizlikle! Kendini en iyi ifade edene, en iyi CV’ ye sahip olana kapılar aralanır. İş görüşmesini onlar kapar. Bu grubun içinde olmak istiyorsanız, okumaya devam edin…

Herhangi bir iş aramıyorsanız, başarılı bir kariyere sahip olmayı arzu ediyorsanız, o zaman kendinizi tanımaya zaman ayırın. Şimdiye kadar hangi konularda başarılı işler yaptınız, ilgi alanlarınız neydi ve kendinizi en doğru şekilde nasıl ifade edebileceğiniz konusunda düşünüp planlı olarak çalışmak, size bazı ipuçları bulmanızda yardımcı olacaktır. Geçen hafta MTV’de 18 yaşında bir öğrencinin kendini daha iyi ifade edebilmesi ve proje grubu içindeki kişilerin kendisi hakkındaki algılarını yönlendirebilmesi için bir danışmanla programlı bir şekilde çalıştığını gördüm. Ne kadar bilgili ve olgun bir hareket.

Yaptıklarınızın anlamını yakalayamıyorsanız, sizin için işinizin ne ifade ettiğini bilmiyor ya da şirkete ne katkı sağladığınızdan emin değilseniz, destek almaktan çekinmeyin. Bu konuda kendinize yapacağınız yatırım, başarılı bir kariyere ulaşmak için atılmış en iyi adımlardan biri olacaktır.

Açık olan pozisyonlar olduğunda sadece dışarıdan gelen başvurular değil aynı zamanda şirket içerisinden başvurular da değerlendirmeye alınır. Bu da demektir ki, rekabet gerçekten çok kuvvetli. İçeriden yapılan başvurularda aday şirketi tanıyan ve başarılı bir elemansa, genelde dışarıdan başvurulara karşı 1-0 önde başlar yarışa. Bu faktörleri göz önünde bulundurduğunuzda kuvvetli bir aday haline gelmeniz için sıkı bir çalışma gerektiğini fark ettiğinizi tahmin ediyorum.

Bakın Ülker’in İnsan Kaynakları Direktörü Melih Özuyar ne diyor: ‘Yeni mezunlarda, öncelikle, gelen CV’ler sistemden indirilip yöneticiler tarafından inceleniyor. Özgeçmişlere bakarak aday sayısı 5-7’ye indiriliyor. ‘

Kendinizi iyi tanımanız aynı zamanda çalışma tarzınızı bilmenizi de anlamanızı sağlar. Henüz çok fazla iş tecrübeniz yoksa, belki bu konu başlarda sizin için fazla önemli olmaya bilir. Deneyimli, en az 5 yıllık bir çalışansanız, o zaman çalışma stilinizi öğrenmeniz nasıl bir işte ve ortamda daha başarılı olmanızı anlamanızı sağlar.

CV’nizi yazdıktan sonra bir kâğıda çıktısını alın. Elinize alıp, şöyle bir okuyun. Kendinizden etkileniyor musunuz? Okuduklarınız merak uyandırıyor mu? Sonra CV’nizi size profesyonel yorum verebilecek bir dostunuza verin. Bu CV’ye baksan beni XYZ pozisyonu için işe almak istermiydin? diye sorun ona. Cevap ‘kem küm’ tarzı bir mırıldanmaysa, CV’niz henüz hazır değil demektir… daha çok emek vermeniz gerektiğini anlarsınız.

Bookmark and Share

Yazdığınız Email Mesajlarının Etkin Olması İçin

iletişim 15 Comments »

İş dünyasında hepimiz hergün email kullanıyoruz. Bazısı kısa yazılmış, bazısı orta uzunlukta ve bazısı destan gibi olan bir ton email.

Bir fikri anlatmak, bir problemi çözmek ya da bir öneriyi sunmak için yazılan emaillere baktığımda mesaj yazmakta ne kadar zorlanıldığını farkediyorum.

Bir email mesajı hazırlarken dikkat edilmesi gereken noktalardan işte üçü:

Gereksiz yere özür dileğiyle dolu mesajlardan vazgeçin! Bir konuda bir öneriniz yada fikriniz varsa, özür dileyerek başlamak yada “lütfen ve n’olur beni yanlış anlama” açıklamalarıyla dolu bir email hazırlamak kendinize güvensiz olduğunuz hissini yaratır. Eğer karşı tarafın alınacağını düşünüyorsanız ya yazmayın, yazacaksanız da kendinize güvenli bir tarz seçin. Mesajınızın nasıl algılanacağından emin değilseniz, telefon edip “Bir fikrim var. Bu konuda sana bir email yollamak istiyorum. Mümkün mü?” diyerek kişinin konu hakkındaki düşüncelerini öğrenebilirsiniz.

• Tanımadığınız, nasıl hitap etmeyi bilmediğiniz kişilere iş ile ilgili bir email atarken resmi bir yazışma dili kullanmayı tercih edin. Ama “Sayın Meltem hanım” yada “Merhaba Tarık bey” veya “Sayın Erdoğan” tarzı bir giriş mutlaka yapın. Hitap ederken “Sayın Seda Tantan” gibi kişinin hem isim hem soyadının bulunduğu bir girişi tercih etmeyin. Bu tür kullanımlar CRM yaptığını zanneden şirketlerin hiç tanımadıkları insanlara spam olarak yolladıkları emaillerde sadece yer alır! Bunun yanısıra yazınızın tonunu iyi ayarlayın. Mesajınızın kime gittiğine bağlı olarak resmi yada daha yumuşak bir tarz olup olmaması gerektiğine karar verin. Mesajınız karşı tarafla bir bağ kurmaya çalışır doğal olarak ama erkek arkadaşınıza yazı yazar gibi hissettirilen bir duygusallıktan, yada acizlik duygusu yaratan cümlelerden uzak durun.

• Fikrinizi net bir şekilde ifade edin. Çoğu kişi hergün yüzlerce email ile boğuşuyor. Destan okumaya kimsenin zamanı yok. Bundan da öte, çok uzun yazılmış bir email, kişinin kafasının ne kadar karışık olduğunun ifadesi olabileceği gibi, düşüncelerini ifade edemeyen bir kişi olduğunun da göstergesidir. Net anlatım illa “kısa” anlatım demek değildir. Dozu iyi ayarlayabilmektir. Karşınızdaki kişiden birşey istiyorsanız, ne istediğinizin “net” oalrak ifade edildiğinden emin olun. Aksi takdirde karşınızdaki kişiden emailinize cevap gelmezse “acaba neden” diye düşünmeyin!

Emaili alan taraf sizseniz, o zaman da fazla alıngan olmaktan, her cümlenin altında bir buzağı aramaktan uzak durmaya bakın.

Bookmark and Share

Delege Etmek, Size Zaman Kazandırır. Yaratıcılığınızı Kamçılar.

liderlik, yönetim 1 Comment »

Yöneticiyseniz ve delege etmek size bir şekilde zor geliyorsa, bir süre sonra yerinizde saymak kaçınılmaz olabilir.

Genelde şirketlerde çalışanların yöneticilerinden en büyük şikayeti, yeteri kadar “anlamlı” işin kendilerine verilmemesi dolayısıyla kariyer adımlarında yükselmelerine destek olunmamasıdır. “Büyük işleri” yönetici yapar, küçük işlerle diğerleri uğraşır diyerek hareket ediyorsanız, sadece sizinle birlikte çalışanların kariyer yolunu kapatmıyor ama aynı zamanda kendi kariyer yolunuzu da kapatıyor olursunuz. Nasıl mı?

Çalışanlarınızı bir gün sizin pozisyonunuzu alabilecek şekilde yetiştirmek, büyük bir olgunluğu ve en önemlisi kendinden emin olmayı gerektirir. Kendimize ne kadar güvenli olsak da, bu değişimi uygulamaya geçirmek zaman zaman zor gelir. Sonuçta yapmaktan zevk aldığımız işleri paslamak, sevdiğimiz birinden ayrılmak gibidir. Seven insan, sevdiğinin en iyi şartlarda yaşamasını ister. O zaman sevdiğiniz işleri emin ellere bırakmak gerek.

Delege etmek, size zaman yaratır. Yeni projeler, yeni işler, yeni konseptler üzerinde çalışmanıza imkan verir. Yerinde saymaktansa, departmanınızı daha farklı noktalara taşımanız için fırsat verir. Çalışanlara “daha yaratıcı ve yeteneklerini kullanmalarını sağlayacak” projelerin ortaya çıkmasını sağlar.

Kariyerinizde yükselmek istiyorsanız, delege etmekten korkmayın. Delege etmek, hem çalışanlarınızın kariyer yolunu açacakdır hem de sizing yolunuzu…

Bookmark and Share

Kariyerinizde Yükseldikçe, İş Aramak Daha Fazla Planlama Gerektirir

iş görüşmesi, yönetim No Comments »

Büyük şirketlerde genellikle benzer özelliklere rastlarız. Harika kariyer imkanları, kurumsal çalışma kuralları, performans değerlendirme sistemleri, ekstralar ve daha birçok şey. Şirketler yetenekli elemanlarını kendilerine bağlamanın ne kadar önemli olduğunu bildiklerinden onları kaçırmak istemezler. Özellikle belli seneler kişiye yatırım yapmışlarsa, ellerinden kaçırmak bilgi ve yetenek kaybı anlamına gelir. Ama bazen, yetenekli insanları tatmin eden şeyler “farklı tecrübe arayışları yada daha büyük işlere imza atabilme isteği” olabileceği gibi saat ücretini yukarıya çekmek de olabilir.

Böyle bir ortamda uzun seneler çalıştıysanız ve bu zaman zarfında “tecrübe” olması açısından ya da “pazar araştırması” yapmak amacıyla iş görüşmesine gitmediyseniz, görüşme teknikleriniz paslanmış olabilir.

Eğer sizde şirketinizde yönetici kademesinde bulunuyor fakat iş değiştirmeyi düşünmeye başlayanlardansanız, bu önerileri faydalı bulabilirsiniz.

 İş değiştirmeyi, halihazırdaki işinizden “bunaldığınız” döneme bırakmamaya özen gösterin. İş bulmak kolay bir süreç değil ve genelde istenen işi bulmak ortalama 6 ay gibi bir zaman almakta.
 Neden iş değiştirmek istediğinizi iyi anlamak önemli. Herşeyin iyi olduğu bir ortamdan çıkmak istemek “çoğunluğun” tercih ettiği bir durum değildir. Dolayısıyla, çoğunluk elindeki imkanları korumayı tercih ederken sizin farklı arayışlara girişmeniz, karşınızdaki kişiyi meraklandırır. Ne istediğinizi ve neden istediğinizi iyi bilmeniz faydalı.
 Bazen çok başarılı olan kişiler bu süreçten hiç hoşlanmayabiliyor. Sonuçta, bazı şirketlerden “evet” cevabı alabileceğiniz gibi diğerlerinden “hayır” cevabı alabilirsiniz. Bu da kişinin egosu üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor. Burada hatırlamanız gereken şu: iş görüşme sürecinde kontrolün bir kısmı sizde ama hepsi değil. Lider özellikli kişilerin her ortamda lider olamadıklarını biliyoruz. Çünkü liderlik bazen belli koşulların varlığını gerekli kılıyor.
 İş görüşmelerine başladıktan 3 ay sonra paniğe kapılıp, önünüze gelen her işe baş vurmayın. Kariyerinizin önemli bir noktasından yukarı doğru çıkış yapmak zaman ister, sabır ister, ne istediğini iyi bilmeyi ister.
 İş görüşmesine gitmeden önce güvendiğiniz bir profesyonelden size mentorluk yapmasını isteyebilirsiniz.
 Ilk birkaç iş görüşmenizi en çok istediğiniz şirket/pozisyonlar için yapmamaya çalışmak avantajlı. İlk birkaç iş görüşmenizi, kendinizi test etmek, iş görüşmesi deneyimi elde etmek ve piyasa araştırması yapmak için kullanabilirsiniz. Bu süreç içerisinde sorulan sorulara nasıl cevap verdiğinizi, nasıl davrandığınızı görebilir, geliştirmeniz gereken konular üzerinde kafa yorabilirsiniz.

Bookmark and Share

İş Görüşmesini Güç Savaşına Çevirmeyin

iş görüşmesi 1 Comment »

Güçlü ve kendinize güvenli bir kişilikseniz, bu bir avantaj. Birçok konuda. İş görüşmelerinde kendinize güvenli olduğunuzu göstermeniz dolayısıyla faydalı ama sizi mülakata alan yöneticiyle “güç savaşına” girmeniz tehlike çanlarını çaldırmakta birebirdir.

İş görüşmesini yöneten, sizi işe alacak kişi olmalıdır. Görüşmeye her ne kadar ara ara yön verseniz de asıl gücün karşı tarafta olduğunu bilmeli ve aksini hissettirmemeye özen göstermek önemli. Burada hislerinizi ve içgüdünüzü kullanmanız da faydalı. Mülakatı yapan kişinin stilini ne kadar iyi özümserseniz, nasıl hareket etmeniz gerektiğini o derece başarıyla yürütürsünüz.

İş görüşmesinde öne çıkarmanız gereken güçlü yanlarınızdır. Güç gösterisi yapmak, soruları anlamsız ve gereksiz gördüğünüzü düşündürten mimikler ve davranışlarda bulunmak, işe alacak yöneticinin sizi biran önce odasından çıkartmak istemesine sebep olacaktır. Bazen önemli olan sorulara ne cevap verdiğiniz değil, soruyu nasıl karşıladığınızdır.

İnsanlar, kendileriyle uyumlu çalışacak, açık olan pozisyonu tutkuyla dolduracak yetenekli bireylerle çalışmayı tercih ederler. İş görüşmeleri kendi fikirlerinizi kabul ettirmeye çalıştığınız değil, başvurduğunuz iş için neden en iyi aday olduğunuzu anlatmanız içindir.

Bookmark and Share

İş Başvurularında Fotoğraf Seçimi

iş arama, CV 1 Comment »

Türkiye’de ve dünyada estetik operasyonlarının yükseliş grafiğine bakacak olursak sanıyorum görselliğe ne kadar önem verildiğini fark ederiz. Televizyonlarda ve gazetelerde gördüğümüz yüzler ‘ideal’ erkek ve kadın tiplemelerinden oluşuyor. Popüler kültürün etkileri tüm bayanları sıfır bedene indirmek üzere programlanırken, erkekleri bile bakımlı olmaktan metroseksüel tanımlamalara kadar davranışlarını düzenler oldu…

Bu yapılanlar ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır bilemiyorum. Bildiğim nasıl göründüğümüzün algıyı etkilediği. Bu sebeptendir ki Kuzey Amerika’da iş başvurularında fotoğraf istenmesi yasal değildir.

Türkiye’de ise durum farklı.

Fotoğrafınızı görmek istiyorlar. Buna engel bir yasa da yok.

Öyleyse başvurunuza koyacağınız fotoğrafın, yansıtmak istediğiniz imajla doğru orantılı olmasına özen göstermelisiniz. Doğal halinizde bir fotoğrafınızı koyun demek değildir bu. ‘Doğal hal’ ne demektir, bunun anlaşılır bir anlatım olduğunu da zannetmiyorum. Doğal hal kimisi için tshirt ve güneş gözlükleriyle poz vermekken, bir diğeri için hiç gülümsemeyen bir yüz ifadesi olarak da karşımıza çıkabilir.

‘Benim zekâm mı önemli görüntüm mü önemli? Bu ne biçim iştir. Ne kötü anlayıştır.’ diyorsanız, belki söylediğinizde haklısınız ama bu gerçek hayatta yaşananları değiştirmiyor. Kendimize kız ya da erkek arkadaş seçerken kişinin hoşlandığımız bir görüntüye sahip olmasını isteriz. Öyle değil mi? (Lütfen değil demeyin, her insanı etkileyen bazı görünüm ve davranış özellikleri vardır.)

Bazen sosyal ortamlara girdiğimizde bir grup insanla rahatça sohbet edebilirken, bir grup insanla da ilk bakışta hiç anlaşamayacağımızı fark ederiz. Kişinin yüz yapısı, konuşma tarzı, hareketleri bize bazı sinyaller verir. Bu sinyalleri nasıl algılıyorsak, bu algılarımız doğrultusunda bir ‘ilk düşünceye’ sahip oluruz.

CV’inizde bulunan fotoğraf aynı şekilde etki eder. Sadece fotoğrafınıza bakılarak, uyuşma ihtimalinizin az olduğu algısı uyanırsa karşı tarafta, iş görüşmesine dahi çağrılmayabilirsiniz.

Olmaz demeyin. Olur.

Diyelim fotoğraf engelini aştınız. CV’iniz de uygun. İş görüşmesine çağrıldınız. Görüşme yaptığınız yöneticiyle ‘uyum’ yakalayamadıysanız, allami cihan olsanız o işi almanız zordur.

Öyleyse, eski mankenlik günlerinizden kalma fotoğraflarla iş başvurusu yapmayın. Suratı asık, hiç gülmeyen bir ifadesi olan fotoğrafı CV’inize koymayın. Eğlence masasında çekilmiş ama sizin en sevdiğiniz fotoğrafınızı CV’ye yerleştirmeyin.

Her şeyden önce düşünün. Profesyonel bir ortamda, profesyonel bir kariyere sahip olmak istiyorsanız, profesyonel bir görünümü tercih etmelisiniz. Rahat bir ortamda yaratıcı bir pozisyon arıyorsanız, ‘profesyonel ama rahat kişilik’ algısını da yaratabilmeyi becerebilmelisiniz.

Eğer fotoğrafınızın uygun olup olmadığına karar veremiyorsanız, birkaç profesyonele sorun ‘bu fotoğrafım sizde nasıl bir duygu uyandırıyor’ diye. Aldığınız cevaplar size tio verecektir.

‘Bir fotoğrafın bu kadar önemi de olur muymuş canım’ diyerek akıntıya karşı kürek çekerek zaman kaybetmemenizi öneririm. Algıları değiştirmek çok güç ama yönlendirmek elinizde.

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login