Aday Aday Söyle Bana, Hangi Yönlerin Fena?

iş görüşmesi, Psikoloji 10 Comments »

İş görüşmelerine gitmekten genelde kimse pek hoşlanmaz. Ağzında acı bir tad bırakan iş görüşmelerinin sayısı “Bu şirkette çalışmak mükemmel olsa gerek” dedirten iş görüşmeleri sayısından sanıyorum daha fazla.

Bu görüşmelerde hemen hemen herkesin sorması gerektiğini düşündüğü soruların başında da “geliştirmek istediğiniz yanlarınız nelerdir?” diye bir soru vardır. Yani tercümesi, zayıf yanlarınızın ne olduğudur.

Bir insana güçlü olduğu yanlarını sorduğunuzda, zayıf yanlarının neler olabileceğini tahmin etmeniz mümkündür, çünkü her gücün ittiği bir kutup vardır. Pozitif psikoloji akımı da bize güçlü yanlarımızı dikkate almamız gerektiğini öğütlüyor. Güçlü yanlarımızı bulup, bu yönleri geliştirmenin çok daha avantajlı olduğunu ispatlıyor. Bunun altında yatan temel neden zayıf yanları düzeltmenin inanılmaz bir enerji gerektirmesi ve bu alanda gelişmeye “istekli olmayı” istememizdir.  

Güçlü yanlarımızı keşfetmek bir anlamda kendimizi izlemek ve fark etmek demek. Bu farkındalığı yaratmada etkili olabilecek bir aracı University of Penn Profesörü ve pozitif psikoloji akımının öncüsü Martin Seligman’ın kurmuş olduğu Via Signature Strengths Questionnaire ile yaratabilirsiniz.

VIA Signature Strengths Questionnaire 6 meziyet (virtue) ve 24 güçlü karakter elementinden (character strengths) oluşuyor. Bu 6 meziyetse Knowledge (bilgi), Courage (cesaret), Humanity (insanlık), Justice (adalet), Temperance (ılımlılık),  Transcendence (üstesinden gelme) olarak tanımlanıyor.

Testin sonunda size güçlü yanlarınız ve bunların ne anlama geldiğinin de kısa bir tanımı veriliyor. Burada birçok test var ve birden fazla kere testleri alabilme imkanınız var. Böylece yıllara ve aylara göre kendinizi değerlendirebiliyorsunuz. Deneyin. Faydasını göreceksiniz.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Başarı İçin Gerekli 3 Faktör

kariyer 36 Comments »

Başarılı insanlara baktığımızda “Aman ne kadar zeki” ya da “Wow, imkanları ne güzel kullanmış” tarzı yorumlar yaparız. Bu konuda yazılmış tonlarca kitap var: Başarılı olmak için neler yapmalı. Bireysel olarak ne kadar gelişmeli. Başarının 10 altın kuralı! Başarı sadece bize bağlı olsaydı, çok çalışan ya da dahi olan herkes hayatta başarılı olmaz mıydı?

Eğer başarının nasıl elde edildiğini “konvansiyonel açıklamalar” dışında açıklamalarla görmek, öğrenmek istiyorsanız, Malcolm Gladwell’in son kitabı Outliers’ı okumanız gerek.

Kısaca özetleyecek olursak başarı için 3 şey gerekli. Bir değil, iki değil, bu üç faktörün de mutlaka olması gerekiyor.

1-     Doğal yetenek

2-     Uzmanlaşmak istediğiniz alanda en az 10 bin saatlik çalışma

3-     Şans (ortamın, çevrenin, doğduğunuz yılın, ailenin vb kontrolümüz dışında gelişen etkenler)

Başarının salt çok çalışma, azim, akıllı olma, süper EQ yada IQ’ya sahip olmakla ilgili olduğunu düşünen herkesi silkeliyor Gladwell. Şartlandırılmışşüncelerimize ışık oluyor, içimizi aydınlatıyor ve hatta bireyin üzerine binen o inanılmaz yükü biraz olsun kaldırıyor.  Kültürel etkilerin başarıya ya da başarısızlığa olan etkisini anlatıyor. Belli bir bölgede ya da dönemde doğmuş olmanın önemini gösteriyor. Aynı zamanda başarıya ulaşş insanların sihirli rakamının 10 bin olduğunu, onların en az bu kadar saat bir konuda çalıştıklarına dikkat çekiyor.

Kültürel faktörlere küçük bir örnek: Türkiye “high power distance” ülkeler arasında. Yani ast ile üst arasında güç farkının olduğu ve tercih edildiği bir ülke. Kore’de aynı Türkiye gibi high power distance ülkeler arasında. 1990’larda Kore’li uçakların çok fazla kaza yaptığı ortaya çıkıyor. Genel algı “eğitimsiz pilotlar” “çürük uçaklar” tarzı suçlamaları getirirken, sorunun kültürel olduğu, ast üst saygısından dolayı hataların görüldüğü halde söylenememesinin kazalara en büyük etken olduğu ortaya çıkıyor.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Bu Krizde Neden Paniğe Kapılmamalısınız?

iş arama, değişim, yönetim 16 Comments »

Bugün Akşam gazatesinden Ismail Küçükkaya’nın yazısını okuyordum. Tüm yazarlar gibi Küçükkaya’da yangına körükle gidenlerden.

Yazısında genellemeler şöyle: ‘Dünyanın büyük firmalarında son 15 günde işsiz kalanların sayısı 100 bine yaklaştı.’ Haberi olduğundan büyük gösteren teknikler bunlar. Düşünün Dünya nüfusu 7 miyara ulaşıyor. Bunun yüzde kaçı çalışan nufüs bilemiyorum ama 7 milyar içerisinde 100 binin iş kaybetmesi ne kadar ciddi bir sorun değerlendirin. Dönem kriz dönemi, işten çıkartmalar beklenen sonuçlar elbette.  Eğer siz bu krizde işten çıkartılanlardansanız, bu gazete haberlerini okumaktan ve TV’nizi açmaktan vazgeçin.  Moralinizin daha yüksek kaldığını ve hayata daha huzurlu ve pozitif baktığınızı göreceksiniz. İknanın Psikolojisi isimli kitabın yazarı Robert Cialdini, yaptığı araştırmalarda sabahları TV’de ‘kaza haberleri dinledikten sonra’ arabasına binip işine gidenlerin kaza yapma riskinin TV seyretmeyenlere oranla çok daha yüksek olduğunu kanıtlıyor. Felaket tellalığı yapan medya haberlerini minimum oranda okumanızı/seyretmenizi öneririm.

Kriz döneminde iş bulmak normalden daha uzun çekebilir ama mümkün ve bir imkan kapanırken diğerinin açıldığını hatırlayın.  Buna inanın.  Geniş düşünün, tüm imkanları değerlendirin, sadece eskiden yaptığınız işlere değil, başka geçici işlere de bakmayı ihmal etmeyin.

Küçükkaya’nın söylediği diğer genelleme şöyle: ‘Şu anda Amerika’da insanlar dışarıya yemeğe çıkmıyor. Yerkürenin her yerinde “proje finansmanı durmuş” halde, yani yatırım yapılmıyor.’ Böyle bir genellemeyi nasıl yaptı bilemiyorum. Amerika’da insanların dışarıda yemek yemediğini hangi istatistiğe dayanarak söylüyor? Tüm yatırımların durduğunu gösteren hangi kaynağı mevcuttur? Yatırımlarda yavaşlama olmuştur ama dünyadaki tüm yatırımların durduğunu söylemek ne büyük sorumsuzluktur. Okuduğunuz haberleri sorgulayın. Her okuduğunuz haberi, sadece gazette de bir köşe yazarı yazdı diye alıp hafızanıza kaydetmeyin. Sorgulamayı ve muhakeme etmeyi öğrenin. Araştırmayı, farklı perspektifleri okumayı ilke edinin.

Bu tip haberleri okuyup dünyanın sonunun geldiğini düşünmemiz çok muhtemel. Böyle bir durum yok. Çalışmaya, çabalamaya devam ediyoruz. Her kriz gibi bu krizi de atlatacağız. Durumun ciddi olduğunu bilmek önemli ama bu duruma bakıp da ‘eyvah, mahvoluyoruz, çıkış yok, çıkış çok uzakda’ tarzı düşünmek sadece kendimize daha çok zarar verir.

Dönem üretken ve yaratıcı olma zamanı. Her zamandan daha fazla yaratıcı olmamızı gerektiriyor. Kısıtlı kaynaklarla daha üretken olmayı başarmayı gerektiriyor. Öyleyse, krize körükle gideceğimize daha çok düşünelim, üretelim ve yaratalım. Çözümler düşünelim, çözümü başkalarından beklemek yerine kendimiz çözümün birer parçası olalım. Bilelim ki, zor zamanların üstesinden gelmek insanın doğasında var. Yaşam mücadelesini bırakmamak aydınlığa çıkmanın en temel yolu.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Yeteneklerinize ve Kendinize Güvenin, Gerisini Boşverin

kariyer 18 Comments »

Geçen hafta marka konferansında Gerald Ratner ve kendi ağzından dinlediğimiz hikayesi vardı. Ratner, Ingiltere’nin milyoner işadamlarından.

15 yaşında okulu bırakıyor ve babasının mücevher şirketinde çalışmaya başlıyor. Ekonomik zorluğun olduğu bir devirde Ratner Jewelry karlı bir şekilde ilerlemektedir. Bu durum merak konusu olunca, önemli bir iş yemeğine konuşmacı olarak davet edilir. Davette ürünleri için kullandığı “total crap” kelimesi, Ratner Jewelry‘nin yok olmasına, Gerald Ratner’in beş parasız kalmasına, işsiz kalmasına ve toplumdan tamamen dışlanmasına neden olur.

Bu dönemde iş arayıp bulamayan, işini kaybeden bir dolu başarılı ve yetenekli insan var.  Gerald Ratner’in hikayesini okuyun. Çünkü Türkiye’de böyle bir iş hikayesi bulmak imkansız gibidir. Okuyun, çünkü insana güç veren bir hikayesi var. Azmin, hırsın, girişimci ruhun ne denli önemli olduğunu anlatan mükemmel bir gerçek yaşam öyküsü bu. Okuyun çünkü, hayatta yılmadan mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu anlatan, dolayısıyla anlayana ilham veren bir öykü. 

Ratner, 5 yılı aşkın bir süre eve kapalı bir halde zamanını geçirir. TV en yakın dostudur. Bir gün eşi “böyle evde oturmaya devam edersen, seni evden atıcam” dediğinde silkelenir.

“Hayat ne kadar da eşitsiz” der Ratner. “Oysa bir önceki eşim, hiç evde olmadığım için beni boşamıştı!”

Oxfordshire’da dolaşırken, boş bir arazi görür ve spor merkezi kurmaya karar verir. Bankalara kredi için gittiğinde “Ratner, mümkünse bir daha bu bankaya hiç bir şekilde hiç bir iş için uğrama” cevabını alır. Gezeteye henüz kurulu olmayan bir spor merkezi için “üyelik” ilanı verir. 850 kişi 1 senelik üye olmak için başvurur. Bu başvurularla birlikte tekrar şansını deneyen Ratner, 7 bankadan da red cevabı alır. Sekizinci banka kredi vermeyi kabul eder. Ratner sebebini sorunca, şu cevabı alır. “Ratner, sana kredi veriyorum çünkü benim eşimde senin spor merkezine üye olanlar arasında!”

Ratner, konuşmasını şöyle bitirir. “Hayatta hiç birşey önceden tahmin edilemez. Sadece elinizden gelenin en iyisini yapabilirsiniz. Hayatta çaba göstermek önemlidir, ama şansın ayağınıza gelmesi daha da önemlidir.” 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login