resim
Ana Sayfaya Dön


‘Yaratıcılık’ kategorisi için Arşiv

Tek Rol’de Görünen Hayatlar

16 Jan 2011

Kurumsal hayatlar zevklidir. Kimisi için hayatında hiç göremeyeceği ortamları sunar, imkanları verir. Bunun üstüne güzel ünvanlar ve cebinize bol sıfırlı maaşlar, yanınıza araba ve diğer benzeri avantajlar koyar. Sanslıysanız, liderlik vasıfları yüksek olanlarla birlikte çalışmanızı sağlar. Bazen güzel dostlukların kapısını açar. Iyi bir okul olur, birçok şeyi öğrenmenizi ve gözünüzün açılmasını sağlar.

Madalyonun öbür yüzü de var.

Rupert Murdoch DotsHayatta oturup iki sohbet etmek istemeyeceğiniz insanlarla bir arada çalışmak zorunda kalabilirsiniz, sabrınızın yükselmesini sağlar. Kurallar üzerine kurallar arasında boğulup kalabilirsiniz, yaratıcılığınız ve ruhunuz verimsiz işlemeye başlar ama diğer avantajlar yüksek olduğundan görmemekte direnirsiniz. Insanların yaşlarını aldıkça, rahatlığın ve statükoyu korumalarının ne kadar ağır bastığını farkedersiniz. Eğer siz bu ağırlığa kapılmayanlardansanız, ömrünüzden ömür alınmış gibi hissedersiniz…Dünya bir yana giderken, ayakta uyuyanlar hayatı ıskalamış olduklarını bilseler mutsuz olurlar mıydı diye düşünürsünüz.

Kurumsal şırketlerin çoğunun başarmakta zorlandığı konu, çalışanları tek bir rol’e indirgemesi, çalışanların da birbirlerini tek bir rol’den dışarı çıkarmakta zorlanması.

Gelecek teorilerim arasında şirketlerin ve markaların en temel sorununun “bağlılık ve bağımlılık” arasında ki ayrışımı yapamaması ve “bağlılık” yaratma konusunda bitmez tükenmez ısrarı olmasıdır. Kökleşmiş yapıların ve kalıpların kırılabilmesi için jenerasyon değişiminin şart olduğuna inanıyorum. Ya da vizyoner liderlerin sayısının artırılması da bir çözüm.

Ben, kurumsal girişimcilik kültürünün önümüzde ki dönemde, şirketlerin yakalamak zorunda olduğu bir anlayış olması gerektiğine inanıyorum. Rekabet avantajı getirecek anlayış budur.

Elbette, Türkiye’de henüz kurumsal yönetim ilkeleri ile idare edilen kurum sayısı yüzdesi nedir diye bakarsak, burada bir kırılma olduğunu görürüz. Kurumsal girişimcilik kültürünün yayılabilmesi için yönetim anlayışlarının geliştirilmesi de gerekiyor.

Bundan neden bahsediyorum?

Cünkü, inanıyorum ki, insanlar çok farklı yeteneklere sahipler. Zannediyoruz ki, her çalışan yükselmek istiyor, kariyer yapmak istiyor, bir binada 8-6 çalışmak istiyor. Oysa, çoğu kişi memnuniyetsiz bu zorunluluktan, 8-6 çalışmasının tek sebebi, geçim kaynağı olması. Kurumların bu anlayışı farketmesi ve değer vermeye başlaması, çalışanların “Tek Rol’e Indirgenmiş Bireyler” olmaktan uzaklaşmasına sebep olacaktır. Gönlünde müzisyen olmak yatan birinin kuruma sağlayacağı fayda call center’da anlamsız metinler okumaktan çıkıp, farklı bir boyut alacaktır. Bireyi, call center elemanı olarak göstermek birincil değil, ikincil özellik olarak duyurulduğunda, bireyleri kalplerinden fethetmiş olursunuz. Bu kişiyi call center’a bağlamak belki imkansız ama zaten hedefiniz de olmamalı. Hedefiniz, çalışanınıza orada bulunduğu süre içerisinde değerli bir birey olduğunu hissettirmek ve bunun getirisi olarak da işinden verim elde edebilmektir.

Düşünce sistematiğini değiştirmek, değiştirebilmek çok önemli bir yeti.

Günümüzde alınan kararlara baktığınızda çoğunun korumacı ve kuralcı düşüncelerin birer getirisi olduğunu farketmemeniz içten bile değil.

Insanlar hayatta birden fazla roller üstleniyorlar. Anne, baba, iş insanı, müzisyen, fotoğraf ustası, balerin, sporcu. Nasıl sadece işiniz hayatınızın bütününü tanımlamıyorsa, “bağlı” insanlar yetiştirmek için uğraş vermek o derece anlamsız.

Hepimiz belli seviyelerde özgürlük istiyoruz. Oyleyse, birbirimize özgürlük vermekten neden bu kadar çekiniyoruz?

Bakış açınıza dikkat edin, farklı görebiliyorsanız, liderliğe yürüyebilirsiniz. Her alanda. Seçiminiz her ne olursa olsun.

Devamı >>

Kurum Itibarını Güçlendiren, Calışanlarıdır.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Inovasyon, Liderlik, Pazarlama, Yaratıcılık, Yönetim
11 Oct 2010

Capital dergisi 2000′lerde başlattığı Türkiye’nin En Beğenilen Sirketleri araştırmasında, 18 kritere göre şirketleri değerlendirmeye başladı. Kurum itibarı, yönetim şeffaflığından, kurumsal sorumluluk performansına kadar bir dizi konunun ölçümlenmesi sonucu belirleniyor.

Temelde itibarı oluşturan güven duygusu. Güven duyduğumuz insanlarla dost oluyoruz, güvendiğimiz ürün ve hizmetleri alıyoruz, güvendiğimiz zaman kendimizi iyi hissediyor, iyi hissettiriyoruz. Dolayısıyla, kurum itibarı da doğru yönetildiği takdirde güveni artırma temeli üzerine kurgulanıyor ki siz çaba sarfetmeden ürün, hizmet ve şirketiniz tercih edilsin.

Calışanların kurum itibarını yükseltmekte ki payının %35′lerde olduğu söylense de, bunun çok daha yukarılarda bir seviyede olduğunu düşünebiliriz. Urünün geliştirilmesinde etkisi olan, kurum hakkında elçilik yapan ve inovasyonun oluşmasında etkin rol alan yine çalışanlardır. Bu durumda herşeyin başı “etkin yönetim ve liderlik” ile “ekip anlayışıyla ilerleyen” kurum kültürü diyebiliriz.

Geçen hafta, Nestle çalışanlarından birkaç kişiyle Nescafe etkinliğinde buluşma fırsatı buldum. 2009 yılında da Türkiye’nin en beğenilen şirketleri arasında yerini alan Nestle’nin, haklı bir gururu ve itibarı olduğuna inanıyorum. Nestle’nin Nescafe marka ekibinin şirket kültürü, vizyonu, çalışanları ve iş anlayışı hakkında gönülden söyledikleri cümleler, Nestle’nin başarısının birer simgesiydi. Nescafe ile ilgili bizlere bilgi aktaran uzman ekip, hergün severek içtiğim Nescafe ve kahve ile ilgili aklımıza takılan tüm sorulara cevap verdi.

Orneğin, Kahve’nin %100 doğal olduğunu, bunun da ötesinde yeşil çay’dan %70 oranında daha fazla antioksidan içerdiğini yapılan araştırmaların kanıtladığını gördük.nescafe-lif-fatmanur-erdogan

Inovasyona önem veren şirket, yeşil kahve çekirdekleri sayesinde daha fazla antioksidana sahip Nescafe Lif-Aktif ve Nescafe Vita-Lift ürünleri ile yarattığı yeni ürün kategorisiyle de, sektöre öncü ve yenilikçi bir yaklaşım da getirmiş oldu.

%70 pazar payı ile liderliği elinde tutan Nestle‘nin sağlıklı büyümesinde şüphesiz sürdürülebilir bir yönetim anlayışı rol almakta. Türkiye’de 100 yılını doldurmuş Nestle’ye nice 100 yıllar diliyoruz.

Devamı >>

Yaratıcılığın Temelinde Adaptasyon Yeteneği Yatıyor

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Kariyer, Psikoloji, Yaratıcılık
18 Aug 2010

Yaratıcılık dendiğinde içinden gelen ilhamla hareket eden bir grup insan algılanıyor ilk bakışta.  Sanki bu kişiler disiplinden uzak, kafasının dikine gitmeyi tercih eden, başına buyruk olmaktan hoşlanan, sıkıntıya pek gelemeyen bir topluluk gibi…

Oysa, yaratıcı bireyler, üstün adaptasyon yetenekleriyle biliniyorlar.  Psikologların yaptığı araştırmalarda yetenekli birey böyle tanımlanıyor. Ellerinde olan kaynaklarla, hedeflerine ulaşmayı başarabilen yetenekler onlar.

Girişimci kişiliklerde de aynı durum söz konusu.

Flow kitabıyla ve teorisiyle meşhur olan ünlü profesör Mihaly Csikszentmihalyi, yaratıcılık konusunda şunları diyor: ‘ Yaratıcı yanımızı ortaya çıkartmak, hayattan daha fazla zevk almamıza ve hayatı dolu dolu yaşıyor olduğumuz hissine sahip olmamıza neden oluyor.’

Yaratıcı olmak için sanatçı olmanız gerekmiyor: yaratıcılık onlara has bir durum değil. Hayatın her noktasında yaratıcı olabilirsiniz.  Yaratıcılığı körükleyen duygunun ‘tutku’ olduğuna inanıyorum.   Bu ne para tutkusu ne de başarı tutkusu… öncelikle yaptığınız işe ve alana olan tutkunuz.

Tutkulu insanlar disiplinli olmanın neden önemli olduğunun farkında.  Tutkulu insanlar çaba göstermeye devam ediyorlar zorluklar karşısında… Tutkulu insanlar yaratıcılıklarını doruğa çıkartabiliyorlar…Tutkulu insanlar, ortamlara ayak sağlayabiliyor, adaptasyonları kuvvetli oluyor çünkü bakış ve görüş açıları her daim geniş…

Sizi Mihayl C’nin harika bir konuşmasıyla başbaşa bırakıyorum.  Her ne kadar konuşma tarzı tutkulu durmasa da, o tutkusunu araştırmalarıyla bizlere veriyor. Hem Flow hem de Creativity isimli kitaplarını mutlaka okumanızı öneriyorum.

Devamı >>

Bir İşi Sonuna Dek Götürecek Kadar Sebatkar Olmak

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Liderlik, Psikoloji, Strateji, Yaratıcılık, Yetenek
24 Jun 2010

Şans, iş dünyasının sevmediği ve tercih etmediği bir kelime.  Yine de ben şanslıyım ve şansa inanıyorum.  Her şansı kendimin yaratmadığını bilecek kadar hayatın akışına güveniyorum, akışa kapılmayacak kadar da işimi sansa bırakmadan hareket etmeye devam ediyorum.

Türk, yabancı, Türkiye’nin ve Dünya’nın alanında başarılı iş insanlarında şunu dinliyor ve gözlemliyorum: onlar şansa inanıyorlar ve sebat ediyorlar.(bir işi sonuna kadar götürüyorlar.)

Başarma azminde olanlar, genelin kolay işlere koştuğu noktalarda, onlar herkesin korktuğu ve tercih etmediği işlere el atıyorlar.  Sonuna kadar o işin arkasından koşturuyorlar.  Engeller, zorluklar, inişli çıkışlı patikalar belki yoruluyorlar ama geri adım atmıyorlar.  Dirençliler; dirençleri kırıldığında bir iç motivasyon bulmayı beceriyorlar.

Nedenini bende bilmiyordum. Ta ki, Dr. Ben Dean’in bu yazısını okuyana kadar.

Devamı >>

Istanbul’dan bir Thomas Friedman Geçti

16 Jun 2010

The New York Times’ın Pulitzer Ödüllü köşe yazarı Thomas Friedman, Istanbul’da bizleri koltuğumuza bağladı.

Hot, Flat and Crowded isimli son kitabının ismine benzer bir ortamda bir araya geldik.  Sıcak, düz ve kalabalık bir odada…

Ufuk Tarhan, konuşmasını güzel özetlemiş, bir göz atmakta yarar var derim.

Friedman, uluslararası politika yazarı. Istanbul’da Özyeğin Üniversite’sinin research@ozyegin lansmanında, birçok mesajı çok güçlü bir şekilde vermeyi başardı.  Ben bu mesajlardan tek birine değinmek istiyorum..

Sorumlu girişimcilik.

Dünyayı içinde bulunduğumuz durumdan; yani küresel ısınma’dan, herkesin birbirinin aynısı olma yolunda devam eden “düz” mantıktan ve çoğalan insan sayısıyla birlikte daha fazlasını, daha iyisini arayarak tükettiğimiz enerji kaynaklarının kökünü kurutmanın tek bir yolu var.

Sorumlu inovatif girişimcilik.

Yaptıklarımızın farkında olarak, isteklerimizin, yarattıklarımızın, tükettiklerimizin farkında olarak hareket etmek.  Geniş açıda düşünebilmek.  Tercihlerimizi daha bilinçli yapabilmek, istediğimiz gibi bir hayat, dünya ve gelecek için düşünerek adım atmak.  Sorumluluk almak.

Bunu her günlük olaylara aktarabiliriz:

Değişimi karşıdan değil, kendimizden beklemeyi denemek…

Kendi değerlerimizi anlamak, özümsemek ve o doğrultuda hareket etmeyi denemek…

Bulunduğumuz ortamları istediğimiz gelecek yaşamlara hazırlamak…

Sevgiyle yaklaşmayı hatırlamak…

Her insana insan gibi davranabilmeyi denemek…karşılığını beklemeksizin iyi bir insan olmak

Bilgimizi, tecrübemizi, merakımızı ve yeteneklerimizi daha güzel gelecekler yaratmak için harekete geçirmek.

Bilinçsiz üretkenlikten, bilinçli üretkenliğe geçebilmek…

Sorumluluk almak.

Sorumlu olmak.

Alternatifler yaratmak.

Girişimci olmak.

Hayatın her alanında, hareket ederken, sorumlu bir birey olabilmeye gayret etmek.

Sıcak, düz ve kalabalık dünyamıza yeniden şekil verebilmek için, hepbirlikte, elele bir bütün olarak hareket edebilmek.

Thomas Friedman’ın 2005 yılında MIT’de yaptığı “The World Is Flat” konuşmasıyla başbaşa bırakıyorum. (Ozyegin Universitesi Thomas Friedman’ın konuşmasını canlı yayınladı ancak henüz kaydını yayınlamadı. Bekliyoruz:)

Devamı >>

Yaratıcı Yeteneklerle Baş Edebilmek Zordur

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Yaratıcılık, Yetenek, Yönetim
23 Sep 2009

Birkaç gün önce Yasemin Sungur, friendfeed’de bir soru sormuş: Anlamlı iş ne demek?

Bana göre anlamlı iş, yaratıcılığınızı mümkün olan en yüksek seviyede kullanabilmeniz ve bu sebeple de yaptığınız işten tatmin duymanız anlamına geliyor. Yaratıcılığı kullanmak, sürekli kolay ve yapabileceğimiz işlerin içerisinde kalmadan, bizi zorlayan işlere el atma sorumluluğunu üstlenme cesareti gerekiyor.

Bir yönetici olarak üzerimize düşen görevlerden biri de bireylerin yaratıcı/yetenekli oldukları alanları belirleyerek, onların bu yeteneklerini daha fazla kullanmalarını sağlayabilmek.  Bu konuda üstün başarılı olduğunu düşündüğüm birkaç yönetici ile çalışma ve onları yakından gözlemleme fırsatım olduğu için kendimi şanslı hissediyorum.  Kitaplardan da okuyarak öğrenebiliriz elbet ama önünüzde ideal rol modellerin olması çok büyük bir avantaj.  Size de gözlem yapmanızı öneririm—yönetsel farklılıkları anlamanıza ve böylece işinizi daha etkin yapmanız adına sizlere kazandıracağı fayda açısından…

Yaratıcı yeteneklerle baş edebilmek pek de kolay değil aslındaKendine güvenli ve yeteneğinin farkında olan ancak henüz kariyerinin başlarında ki bireylerin beklentileri bazen yönetimlerin verebileğinden daha yüksek olabiliyor.

Yeteneklerden bahsedildiğinde Gen Y akla geliyor nedense. Oysa bu her kuşak için geçerli bir kavram. Bu bağlamda Gen Y hakkında oldukça negatif yazılar olmasını da üzücü buluyorum, çünkü bu kuşak iş dünyasında istenen değişimi getirme cesaretine sahip.  Hangi dergiyi açsam, Gen Y’ların hızlı kariyer basamaklarını çıkmak istemesinin yarattığı sorunlardan, sık sık iş değiştiriyor olmalarının zararlarından, her işi yapmaktan kaçındıkları için yaşanan problemlerden yorgun bir dille söz ediliyor.

Kariyer basamaklarını hızlı çıkmak istemekte bir sakınca yok. Birey bulunduğu pozisyon için hazır değil ama bunu istiyorsa yönetimlerin yılgınlığı doğrudur. Bunun ötesinde yükselme isteği bir motivasyondur ve doğru yönlendirildiğinde harikalar yaratır.

Evet, belki diğer kuşaklar daha sabırlıydı, ne denirse onu yaptı, bekledi, sabretti.  Ancak bakın günümüz çocuklarını yetiştirenlere… artık 2 yaşındaki çocuklara müzik dersleri verilmeye başlanıyor, ritim duygusu ve zekası gelişsin diye… bir iki aktivite değil, birkaç aktiviteyi birlikte yapıyorlar 5-6 yaşına geldiklerinde: yüzme, bale, at binme, koro… ve daha neler neler.

Bu devir ayrıca hız devri. Beklentileri yanlış ya da korkutucu değil Gen Y’in. Zamana uygun beklentiler içinde olduklarını söylemek yanlış olmaz, değil mi? Değişime ayak uydurması gereken kuşak belki de onların ki değil?

Sık sık iş değiştirdikleri de doğru ama Gen X ya da Baby Boomer kuşakları farklı mı?

Arada istisnalar her zaman olmakla birlikte çoğunun ortalama her 3 yılda bir iş değiştirdiğini görebilirsiniz. Öyleyse, Gen Y yeni bir keşif yapmıyor. Kendi çıkarları doğrultusunda atılması gereken en doğru adımları atıyor.  Hepimizin istisnasız her gün yaptığı gibi… Yaptığımız her seçim, kendimiz için en doğru olduğuna inandığımız seçimdir.

Her işi yapmaktan kaçındıkları da doğru. Bu durum şirketlere sorun getiriyor gibi gözükse de aslında mesleki uzmanlaşmaya geçişi netleştiriyor.  Web tasarımcısından hem içerik hazırlaması, hem tasarım yapması hem de program kodlaması istenirse, böyle bir yeteneği bulmak çok zor.  Bulduğunuzdaysa fiyatı doğal olarak yüksek oluyor ama bunu da her şirket ödeyemiyor. Her işin bir ustası olması güzel bir durum! Bu zaman zarfında da yönetimlerin sancılar çekiyor olması kaçınılmaz. Ama bu sancılar gerekli ve daha efektif bir yönetimi de beraberinde getirecektir.

Her insan yaratıcıdır. Her insan yaratıcı yeteneğini ne derece kullanmak istediğine dair bir eğilim gösterir. Yaratıcılık beğenilen bir reklam kampanyasına imza atmakla sınırlı da değil. Yaratıcılık, aynı zamanda işletmesel sorunları görebilme ve bu sorunlara çözüm bulabilmek için bir dizi girişimleri ele alabilme özgürlüğüdür. Özgürlük diyorum, çünkü sorunları fark edebilme ve onları değiştirebilmek için heyecan duymak bu yönde bir güdüdür. Genelde iki durum söz konusu olur, ya sorunlar görülmez ya da görülen sorunlar bir şekilde ele alınmaz.  Eğer sorunları fark ediyorsanız ve onları çözebileceğinize güvenciniz tamsa zaten bir adım öndesiniz.

Sorunları çözebilme girişimi ise zorlu bir süreçtir. Bazen uzun zaman ister, sabır ister, şirketin o sorunu çözebilmek için gerekli olgunluğa (yönetsel-stratejik ve kaynak bakımından) sahip olmasını ister. Yaratıcı yeteneklerle baş edebilmek işte bu yüzden zorludur, çünkü şirketi geliştirmek için sadece fikir değil ayrıca çözüm önerisi de sunarlar. Boş vermektense sistemleri geliştirmek için ikna yöntemleri ararlar. Hantal ortamlarda nefes almakta zorlanırlar.

En güzeli de, yaratıcılıklarını her daim kullanabilecekleri platformlar keşfederler.  Bilirler ki, anlamlı bir iş için tek bir noktadan tatmin beklemek anlamsızdır zira hayatlarının her noktasında yaratıcılıklarını pekiştirdikleri üretkenlik kırıntıları vardır.

Devamı >>

Yaratıcı Aklın Sınırlarında

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Yaratıcılık
23 Jul 2009

Yazan: Oktay Taftalı, Şair, felsefeci, pedagog 

Diyalektik mantık açısından insan bilinci, dışımızdaki maddi dünyanın bir yansımasıdır. O nedenle topluma ve doğaya egemen olduğu varsayılan yasalar, aynı zamanda bilincimize de egemen olan yasalarıdır. Başlangıçta doğanın bir parçası olan insanoğlu, zorunlu olarak bu yasalara tâbidir. Ancak insan, kurduğu medeniyet, yaşadığı tarih ve ürettiği kültür sayesinde, doğadan sıyrılıp çıktıkça, doğaya egemen olan yasalardan da sıyrılıp çıktığı sanısına kapılmıştır. İnsanın medeniyet kurarak, bir tarih ve kültür varlığına dönüşmesi, onun aynı zamanda ait olduğu doğa yasalarını keşfetme ve onları denetleme sürecidir. İnsan, gündelik hayatta, denetleyebildiği, adeta efendisi kesildiği yasaların kendisi için geçerli olmadığını sansa bile, varoluşunun sınırlarını belirleyen doğum ve ölüm yasaları, onu doğa karşısında alçak gönüllü olmaya davet eder. Ancak o, bireysel hayatında bu durumlarla ne denli seyrek karşılaşırsa, o denli kibirli olmaya açıktır. İşte bundan dolayı, derin acıların ve yüksek sevinçlerin insanı olgunlaştırdığı varsayılır. İnsanın olgunlaşması ise doğa ve ona ait diğer varlıklar ve diğer insanlar karşısında alçak gönüllü (veya yüce gönüllü) olabilme halidir. 

Doğum ve ölüm yasaları, doğaya egemen olan genel-geçer “nedensellik yasası”nın (causa legis), canlı varlık açısından ilk aka gelen örneğidir. Neden-sonuç, neden-etki biçiminde özetlediğimiz “nedensellik yasası” uyarınca, doğada ve nesneler dünyasında her bir “şey”, bir başka “şey”le ilinti içindedir. Yani Akdeniz’deki bir su damlasıyla, Sibirya’daki tek hücreli bir canlı arasında veya Etna Yanardağı’ndaki bir lav kütlesiyle, Ankara’da soluduğumuz hava arasında ya da Afrikalı bir annenin sağlık sorunlarıyla, Japonya’daki işsizlik sigortası arasında bir bağıntı; eski deyimle bir “illiyet” vardır.

İşte insan bilinci de bu “illiyet” yani nedensellik yasasına tâbi olduğu için, farklı insanların, farkı olduğu varsayılan bilinçleri, ortak ya da benzer “mantık”lar, ortak ya da benzer “matematik”ler kurarlar. Olağan ve sağlıklı insanların bilinçleri – başkaca kasıtlı bir niyet yoksa – benzer çağşımlar (associare/assoziation), benzer mantıklar etrafında anlaşmaya ve uyum sağlamaya elverişlidirler. “Aklın yolu birdir” şeklindeki özdeyiş bu yasadan güç alan bir ifadedir. Aslında kasıt olsa bile, olağan veya sıradan insanın, bilincinde, nesneler dünyasındaki neden-sonuç yasasına aykırı ilgiler kurabilmesi çok zor, neredeyse imkansızdır.

İlkokul çağlarında arkadaşlarımızla oynardık, ansızın:

- Bana bir renk söyle

- kırmızı

- bana bir meyva söyle

- elma

olgun yaşa geldikten sonra neden-sonuç ilişkisi kapsamında sağlıklı ve olağan bir bilinç “kırmızı”yı ve “elma”yı, kolaylıkla Havva, aşk, Cennet ve ilk günah’la ilişkilendirebilir. 

Anlaşılacağı gibi, bilincin doğal çağşımları ve olağan bağıntıları arasında, yaratıcılıkla ilgili hemen hemen pek fazla bir şey yoktur. Eksi bir zeminden, yaratıcılığın sıfır noktasına yükselmek, işte bu olağan ve çoğu insan tarafından kanıksanmış ilgi ve bağıntıların, yani “nedensellik yasasının” bilinç düzeyinde kırılabilmesi veya bozulabilmesiyle mümkündür. Fakat zor bir iştir bu. Çünkü, bardak tasarlayınca su, masa tasarlayınca sandalye, vb. ister istemez insan aklına üşüşür.

Gelgelelim, çok seyrek de olsa verili gerçekliğin dışına çıkabilen, verili “neden-sonuç” ilgisini bilincinde kırabilen insanlar vardır. Bunların önemli bir kısmını “psiko-patalojik” hastaların oluşturduğu söylenebilir. Fakat bütün dünyanın tanıdığı ve sanatta “Gerçeküstücülük” ve “Dadaizm” diye adlandırılan akımları temsil eden, André Breton, Hugo Ball, Tristan Tzara, Salvador Dali gibi isimler, nesneler dünyasındaki “neden-sonuç” ilgisini en azından imge düzeyinde kırarak veya bozarak, sıradan bilincin ilgi içinde tasavvur edemeyeceği, nesne, durum, olgu ve olayları resim, edebiyat gibi alanlarda birer sanatsal ifadeye dönüştürmüşlerdir. Bu şahıslar “psikotik” olmamakla(!) birlikte, ancak “psikotik” bir bilincin (ya da bilinçsizlik halinin) öngörebileceği eserler tasarlamışlardır. Yazdığı bir şiirde André Breton, bir at kafasıyla, varisli bir insan damarı’nı aynı ilgi içinde görebilmiştir. Tristan Tzara, Dadaizm’in manifestosunda bir gazete sayfasından makasla keseceğiniz sözcükleri, bir torbaya atarak, torbayı çalkalamanızı, sonra bu torbadan çekeceğiniz sözcükleri gelişigüzel yan yana ve alt alta dizerek olağanüstü güzel bir metin elde edeceğinizi söyler. Savador Dali’nin resimleri bu konuda en çok bilinen eserlerdir. Denizin uzaklara çekildiği bir çölde, bir masa ve masa üstündeki kuru ağaç dalına asılmış eriyen bir saat, sıradan insan bilinci tarafından kolay kolay tasarlanamadığı için, o Salvador Dalidir.

Ancak, birisi karşımıza bu tür bir tasarımla çıktığı zaman, açıkça itiraf etmesek bile, aslında bunu bizim de tasarlayabileceğimizi sanmamız, işin en ilginç yanıdır. Elbette tasarlayabiliriz. Ama onu tasarlayanın bu işe ömrünü adadığı gibi, bizim de ömrümüzü adamamız gerekir. O nedenle örneğin, ressamın altı ayda yaptığı bir resim, bir ömür artı altı ay, şairin bir ayda yazdığı şiir ise, bir ömür artı bir ay ediyor.

Bu sıradışı örneklere ulaşamasak bile, buradan kitesel şartlanmışlık zincirini kırabilmemize yardımcı olabilecek ipuçları ediniyoruz: Herkesin düşündüğünün, herkesin aklına gelebilenin ve moda eğilimerin şında şünmek. İlle de tersine değil, ama şında. Aykırı, marjinal ve zoraki yaratıcı olmak kaygısıyla, reklam ajansına balıkadam elbisesiyle gelmek gibi manyaklıkardan söz etmiyorum elbette. Ama yeri ve zamanı geldiğinde herkesin, ofis, büro, ajans diye konuştuğu ortamda “yazıhane” demek, herkesin CV (curriculum vitae) dediği şeye, ansızın “özgeçmiş”i yapıştırmak, yüksek yaratıcı etki göstermese bile, şimdilerde tuhaf bir etki gösterecektir. Tuhaf olan ardında soru bırakır ve soru bıraktıklarınız sizinle meşguldürler.     

Devamı >>

Oktay Taftalı Aramızda.

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Değişim, Eğitim, Yaratıcılık
22 Jul 2009

Profesyonellere yer verdiğimiz bu bölümde Sayın Oktay Taftalı bizlerle birlikte olacak. 

Oktay Taftalı şair, felsefeci, pedagog.

Haydarpaşa Lisesi’ni ve ardından 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Aynı Üniversite’de yüksek lisans yaptı, 1985′den itibaren Viyana Üniversitesi’nde felsefe çalışmalarına devam etti.

1980′den beri Üç Çiçek, Poetika, Düşler, E dergisi çevrelerinde yer aldı. Oluşum, somut, Yazko Edebiyet, Varlık, Sombahar gibi dergilerde şiir ve denemeleri yayımlandı.

İlk şiir kitabı Pembe Aralık 1986′da yayımlandı. Onu, 1993′de Suların Durulduğu Yerde Yalnız Askerler (şiir), 1998′de Kan Geleneği (şiir) ve Sivil Aşk Yoktur (toplu şiirler) adlı kitaplar izledi. Ayrıca Şiir Ahlak ve Estetik, Medya Çağında Düşünce, Emperyalizm, Ahlak ve Siyaset Üzerine Bir Uzun mektup, Batı Aydınlanmasının Sonu ve Yerli Düşünce diğer kitaplarıdır.

Oktay Taftalı, “Yaratıcı Aklın Sınırlarında” başlıklı yazısıyla yarın Kariyer Yolculuğunda…

Kaçırmayın.

Devamı >>

Yaratıcılığı Körükleyen Çabanın Sürekliliğidir

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Yaratıcılık
10 May 2009

Hürriyet Daily News’da her Cuma Girişimcilik üzerine yazdığım yazılarımın yaratıcılık konulu olanlarında, yeteneği sürekli olarak kullanmanın gerekli olduğuna değindim.

Ayşe Arman’ın ünlü Fransız tasarımcı Phillipe Starcke ile yaptığı söyleşiyi okuyunca, yeteneğin nasıl başarıya döndüğü konusunda verebileceğim bir örnek daha bulduğuma sevindim. Lütfen sizlerde bu söyleşiyi okuyun.

Yaratıcılığı ortaya çıkartan faktörlerin başında, yaratıcı yeteneği inatçı bir süreklilikle kullanma geliyor. Sürekli çalışmak. Yeteneği pekiştirmek gibi birşey bu. İşleyen demir ışıldar sözü buradan geliyor olsa gerek. Bizler süslü püslü sözlerle yeteneği açıklamaya çalışırken, basit düşünmeyi becerebilenler, bunu çok daha kolay olarak anlatmışlar zamanında.

Yetenekli olduğunuzu düşünüyorsanız, yetenekli olduğunuz alanla ilgili çalışmayı sürekli tutun. Yani sabırla çalışmaya devam edin. Sabırlı olmak günümüzde çok zor. Yolladığımız bir emaile hemen cevap gelmediğinde telefonlara sarılıyoruz ve bir şekilde karşımızdaki insana ulaşmaya çalışıyoruz.  Böyle bir dünyadayız.  Nadir de olsa, bazı başarılar, bazı insanlara hızlı ve kolay geliyor olabilir. Benim okuduğum, gördüğüm, tanışğım kişiler ise hep bir çaba ve çalışma soucu başarıya ulaşş oluyorlar.  Bugün bizlere “kolay elde edilmiş” gibi gelen başarıların arkasında ise hep cesaret gerektiren çabalarla dolu geçmiş uzun yıllar yatıyor.

Starcke’a bakın bir. Gençliği, boş bir evin içerisinde yıllarca düşünerek geçiyor. Yoksulluk içinde yetişmiş ve kendi ifadesiyle hafif depresif geçen yılların hiç de kolay olmadığını anlatıyor. “Boş evin duvarları arasında hayatım düşünerek geçti. Gençliğim boyunca depresiftim…”. Bu günlerce, aylarca hatta yıllarca düşünmeyle geçen yıllar, ilerleyen dönemlerde başarılı tasarım çizgileri olarak karşımıza geliyor. 

Ayşe Arman’ın “hayatınızdaki dönüm noktası ne oldu?” sorusuna bakın Starcke nasıl cevap veriyor:

“Palavra bu dönüm noktaları filan. Yok öyle bir şey. Hep çalışmak lazım. Sonsuza kadar. “Bir şey oldu ve ben değiştim” gibi bir şey yok. Ben hep bu adamdım.”

Yeteneğinizi keşfetmeniz ve onu sürekli kullanmak için gereken çabayı, zor da olsa, gösterecek istikrara sahip olmanız dileğiyle…

Devamı >>

Girişimci İnsanı Girişimci Yapan Sebepler

Yazan : Fatmanur Erdogan, Kategori : Girişimcilik, Girişimcinin Ruh Halleri, Yaratıcılık
10 Feb 2009

Girişimcilik konusunda çok şey yazılıp çizildi. Girişimci kimdir, nedir? Girişimci olunur mu doğulur mu? Girişimci olmak için gerekenler nelerdir? MBA yaparak girişimcilik öğrenilebilir mi? Daha bir dolusu…

Her hafta Cuma günleri Hürriyet Daily News’da Girişimcilik başlığı altında yazdığım yazıları takip edenler, bu hafta 13 Şubat 2009 günü çok ilginç bir yazıyla baş başa olacaklar. Onları girişimcilik konusunda yapılan bir araştırmanın sonuçlarıyla buluşturuyorum.

University of Virgina, Darden School of Business’de girişimcilik dersleri veren Prof. Saras D. Sarasvathy girişimcileri girişimci yapan karakteristik özellikleri, davranışları, huyları “Effectual Reasoning” adını verdiği bir kavramla açıklıyor. Benim şimdiye kadar rastladığım en anlamlı ve mantıklı açıklamalardan… Dökümanı okumanızı öneririm ama kısaca Sarasvathy’nin dediği şu:

Geleneksel eğitim modelleri, MBA programları, verilen bir hedefe nasıl gidileceğini öğretiyor. Sarasvathy bu tip düşünce ve hareket tarzını “Casual Reasoning” olarak ifade ediyor. Oysa, girişimci kişiliklerde tam tersi bir hareket kabiliyetinin ve güdüsünün olduğunu vurguluyor. Girişimciler bilinmeyeni yaratmaya odaklanmış kişiler. Yani, ellerindeki araçlarla, bilgi ve yetenekleriyle neler yaratabileceklerini düşünen ve düşlediklerini gerçekleştirme gücüne sahip kişiler girişimciler. Önemli dört karakteristik özellik olarak da hayal gücü (imagination), spontanlık (spontaneity), risk alabilirlik (risk taking) ve satış yetisi (salesmanship) gerekli diyor.

Hayal gücü deyince, aklıma yaratıcılık geliyor benim. Bu yüzden, sizi Sir Ken Robinson ile tekraradan baş başa bırakmak istiyorum. Yaratıcılık üzerine yaptığı bu ilham verici konuşmasının girişimci ruhunu körüklemek isteyenlere de cesaret vereceğine inanıyorum.

Devamı >>

CV TEKNİKLERİ E-BÜLTEN
Ad Soyad
E-Posta

YURTDIŞI SERTİFİKA PROGRAMLARI
Ad Soyad
E-Posta
YENİ YAZILARDAN HABERDAR OL
E-posta
KONULAR
SİTEDE ARA
Hedefe Koşanlar
Acıtan Kariyer Hataları
Cesur Fikirler
Girişimcinin Ruh Halleri
İş ve Hayat Dengesi
Sosyal Medya Dünyası