En İyi Network Dostlarınızla Başlar

network, iletişim 3 Comments »

Network dediğimiz zaman, alanında isim yapmış, genelde bizlerden yaşca büyük, başarılı ve ünvan sahibi isimlerle network yapılması gerektiği algılanır. Ama her insan girişken değildir. Her insan her ortamın insanı da değildir. Network yapabilmek belli bir sosyalliği gerekli kılar. Belli bir diplomasiyi ve sosyal farkındalığı gerektirir. Belli ortamlarda olmaktan hoşlanmayı ve gerektiğinde tanımadığınız insanlara yaklaşıp, konuşacak konu bulabilmeyi gerektirir.  

Bazısı konuşacak konusu olmasa dahi tanımadığı insanlarla sohbeti sürdürebilir. Bazısı sohbet edebildiğini zannedip, konuşacak konusu ilginç olmasa da karşısındaki insanla ‘network’ yaptığını zannedip, imajını zedeleyebilir. 

Benim şimdi sizlere başka bir tavsiyem var. 

En güzel network bence doğal yapılabilen network’dür. İnsanın kendini fazla zorlamadan, doğal gelişen sohbetlerde elde edilendir.  

Lisede yan yana oturduğunuz sınıf arkadaşlarınızdır. Aynı sınıfın havasını kokladığınız, aynı ‘abuk esprilere’ saatlerce güldüğünüz dostlarınızdır. 

Üniversite sıralarında birlikte ders çalıştığınız arkadaşlarınızdır. Derslerinize giren profesörlerinizdir. Yaptığınız tez çalışmalarında destek aldığınız farklı alanlardaki doçentlerinizdir. 

Çalışma hayatınızda birlikte aynı proje üzerinde çalıştığınız takım arkadaşlarınızdır. Şirketinizin idari kadrosunda bulunan, orta ve üst düzey yöneticilerinizdir. 

Sivil Toplum kuruluşlarında görev yaptığınız, gönüllü olarak belli bir amaç ve vizyon için bir arada bulunduğunuz arkadaşlarınızdır. Ayna amaca hizmet veren, benzer dilden konuştuğunuz, konuştuğunuzda sizi hisseden değerli dostlarınızdır. 

21. yüzyıl’ın teknolojik gelişimleri farklı network’ler kurmanıza da izin veriyor. Blog’lar buna en güzel örnek. Blog yazmak, takip etmek, blog yazılarına katılımcı olmak, blogcular buluşmalarında bir araya gelmek… yeni gençliğin en büyük network araçlarından da bir tanesi aynı zamanda.  

Elbette iş dünyasına girdiğinizde, network’ünüz genişleyecek ve farklı toplantılarla farklı kişileri tanıma fırsatı da elde edeceksiniz. Bu tanışıklıklar bana kalırsa ‘ortak bir amaç’ için sürekli bir araya gelmeyi de biraz gerekli kılıyor. Kolay değildir. Herkese göre hiç değildir. Ama bu ortamlarda iyi bir intibağ kazanmak, tanışıklığı ilerletmek de önemlidir. 

Kısacası demek istediğim, ortaokul-lise yıllarınızdan itibaren dostluklarınızı kuvvetli tutun. Çünkü bu sıraları birlikte paylaştığınız insanlar sizlerle birlikte büyüyecek ve iş dünyasının önemli isimleri olma yolunda hep birlikte başarılı adımlar atacaksınız. Bugün sizler üniversite sıralarında otururken, X firmasının Pazarlama müdürü, Y firmasının IT direktörü size sanki ulaşılmaz, uzak isimler gibi geliyor olabilir. Ama unutmayın, bu kişiler ‘kendi dönemlerinin’ insanları ile en çok network içindeler. Çünkü kendi dönemlerinin insanları başarı koltuklarını tutuyor.  

Siz de benzer koltuklara oturduğunuzda, Y firmasındaki Finans müdürünü tanıyor olacak, Z firmasının Genel Müdürüyle aynı üniversitede okumuş olacaksınız. Ve işin en güzel tarafı, tanıdığınız her kişinin de kendine özgü bir network’ü olacak. Destek aradığınızda danışabileceğiniz, akıl sorabileceğiniz, yardım isteyeceğiniz kitle de böylece büyümüş olacak. 

Network çok önemli. Sadece Türkiye’de değil. Dünya’nın her yerinde. Genelde Türkiye’de network biraz da ‘torpil’ ile eş değerde tutulduğundan hafif negatif anlamlar da yüklenmiş üzerine. Ama bilin ki, network’ü korumak, network’ü edinmek kadar zordur. Bu yüzden sizi belli bir duruşta olmaya da davet eder bu çevreniz.  

Bookmark and Share

Hürriyet, Zaman, Referans, Dünya Karışımı Bir Gazete Çıkartmak İçin Gönüllüler Aranıyor!

girişimcilik, yönetim 2 Comments »

Dün gece spontane birşekilde arabaya atlayıp, Sapanca’da Club Lale Otel’e dinlenmeye geldim. 30 Ağustos’u sakin, güzel manzaralı bir ortamda geçirmek için. Güzel ortamlarda iş yapmak beni mutlu ediyor.

Kahvaltımı, göl kıyısında Sarah McLahlan ve Holly Cole müziği eşliğinde yaptım. İçim açıldı. Kendimi mutlu, huzurlu ve yaratıcı hissettiğim bir mod’a girdim. Her sabah yaptığım gibi, tüm online gazeteleri teker teker okumaya başladım. Bu benim sabah ritüelim. Kahve ve gazeteyle güne başlamayı seviyorum. (kahve yudumlamayı sevenlerdenim, içmeyi değil aslında)

Sıra Hürriyet gazetesini okumaya geldi. Ekonomi yazarlarının yazılarını bitirdikten sonra, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun sağlık köşesine gözüm ilişti. Sol navigasyonda yanıp sönen yarı çıplak kadın fotoğrafları öyle itici ve rahatsız ediciydi ki, birden içinde bulunduğum sosyal ortamla bağdaşmaz bir hal aldı. Özellikle Müftüoğlu’nun resmi ve asaletiyle yan yana gelmesi de işin cabası!

Hürriyet kelebek bölümünde tercih edilen flash kadın görselleri ya göğüs yada bel altını hizmete sokmuş! Hürriyet sayfasında olduğumu bilmesem yanlışlıkla porno bir sayfa açtığımı düşüneceğim. Hürriyet’e sorsam niye bu görsel kirlilik diye, eminim “halk bunu istiyor” der. Moda çünkü. Demokrasilerde halkın istediği olur güya ya. O mesele! Halkın hangi kesiminin ürününüzü almasını istediğiniz ticari bir seçim elbette. Ama ben bu kesimin zaten “gazete okumadığını” biliyorum. Çıplak resimlere bakmasını istediğiniz adama Ertuğrul Özkök okutturmaya çalışmak mümkün müdür bilemem. Ertuğrul Özkök okuyan bir insana da “çıplak kadın” resmi dayatmak da ne kadar akıllıca onu da bilemem.

Düşündüğüm şey ise, Türkiye’de bu alanda güzel bir niche pazarın olduğu. Bu niche pazar, Hürriyet, Zaman, Referans ve Dünya gazetelerinin karışımı bir haber gazetesi okumaya meyilli. Medya çevresine ve girişimcilere tio vermesi dileğiyle…

Bookmark and Share

Medya Mensuplarıyla Network Yapmak İsteyenlere

kariyer, iletişim No Comments »

Medya mensupları ile tanışmanın, bir araya gelmenin bir çok yolu var. 

Halkla ilişkiler, kurumsal iletişim, pazarlama iletişimi gibi alanlarda kariyer yapmak isteyenler için en iyi yollardan birinin Hakla İlişkiler / İletişim danışmanlık şirketlerinde çalışmak olduğunu düşünüyorum.  Elbette alanında isim yapmış, saygın bir İletişim danışmanlık şirketinde çalışmak işinizi biraz daha kolaylaştırabilir.  İletişim danışmanlık şirketlerinin ellerinde birçok müşterisi olduğundan, sürekli farklı aktiviteler sayesinde gazeteci, yazar, program yapımcısı gibi medya’nın içinde yer alan birçok kişiyle tanışma fırsatı elde edersiniz.

Eğer organize edilen toplantılarda tanıştığınız kişilerle bağınızı kuvvetlendirirseniz, ileride fikir alış verişinde bulunabilir yada gündemdeki haberleri daha hızlı takip etme ve müşterilerinize daha fazla değer kazandırma şansına sahip olabilirsiniz. Kurumsal şirketlerde çalışmak istediğinizde, elinizde güzel bir network listesi bulunmuş olur. Yada halkla ilişkiler alanında iyiyseniz ve kendi işinizi kurmaya karar verirseniz, güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. 

Halkla İlişkiler danışmanlık şirketi kurmak neredeyse ‘sıfır’ masraflı bir iş. Özellikle iletişimin temelinden anlıyor, işinizi iyi yapabiliyor, çalıştığınız yerlerde başarı elde ettiğinizi gözlemliyorsanız, insan ilişkileriniz kuvvetli ve biraz da yaratıcıysanız, kendi şirketinizi kurmayı düşünebilirsiniz. Örneğin, uzun yıllar Türkiye’nin saygın iletişim danışmanlık şirketlerinde çalışan bir tanıdığım, 5-6 sene önce kendi şirketini kurdu. Kısa zamanda güzel başarılar elde etti. Bu alandaki başarısının arkasındaki en büyük etkenlerden biri, medya camiasını iyi tanıyor olmuş olmasıydı. Basın mensuplarının da ona güveniyor olması ve dolayısıyla bir proje ile karşılarına çıktığında kendisini dinlemeye gönüllü olduklarını görüyordu. Çünkü biliyorlardı ki boş yada haber değeri olmayan işlerle kapılarını çalmaz. 

Bunun da ötesinde, bu şirketlerde edineceğiniz deneyimler ve tecrübelerin de kariyer yolculuğunuzda önemli bir yer tutacağı şüphesiz.

Bookmark and Share

Kariyerimiz Bazen Karşımıza Çıkan Tesadüflere Bağlı. İster İnanın, İster İnanmayın!

kariyer 2 Comments »

Evet biliyorum. Hepimiz, kariyerimizi planlayabileceğimize inanıyoruz. Tesadüflere yer olmadığını ve herşeyin kontrolümuz altında olduğunu bilmek istiyoruz.

Dış İşleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürü Oya Tuzcuoğlu, Ankara Kolejliler derneğine verdiği roportajda, bu pozisyona bir tesadüf eseri geldiğini söylüyor. Yazıyı kaleme alan kişi ise bunu bir “alçak gönüllülük” olarak algılamış. Bana kalırsa, Oya Tuzcuoğlu alçakgönüllü davranmak için değil, gerçek bu olduğu için bu cümleyi sarfetti.

Türkiye’nin ilk kadın protokol müdürü olan Tuzcuoğlu biraz da doğru zamanda doğru yerdeymiş.

Kariyerimizde daha başarılı noktalara gelmek için çok çalışmak, emek vermek, sürekli öğrenmek ve kendimizi geliştirmek gerçekten çok önemli. Ama bir gerçek daha var ki, o da doğru zamanda doğru yerde olmamız. Ben buna “şansımızın yağver gitmesi” diyorum. Evet, insane kendi şansını kendi yaratabilir. Sadece her zaman değil! Şans bazen orada duruyordur. Bizim yapmamız gereken, şansımızın yağver gidip gitmeyeceğini bilmeden hedefe yönelmektir. Şans kapıdaysa, zaten attığımız adım er ya da geç ileri bir adım olacaktır.

Planlı olmak, hayattan ne beklediğimizi bilmek gerek. Ama kariyerimizi biraz da hayatın akışına bırakmamız da hiç bir sakınca yok. Hatta sizi stresten kurtarıp, daha güzel imkanların karşınıza çıkmasını bile sağlayabilir. En basitinden, kafanızın daha salim olması, daha iyi düşünebilmenizi ve yaratabilmenizi sağlayabilir.

Bookmark and Share

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu

kariyer No Comments »

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu bölümünde, önümüzdeki Eylül ayında Omron Finans Direktörü Şeniz Tarımcan Schimede bizlerle birlikte olacak.

İlgili Makaleler:
Ağustos, Ekonomist Dergi Yazı İşleri Müdürü, Asım Aslan

Bookmark and Share

Telefonda İş Görüşmesi Daha Güçlü Bir İletişim Kurmanızı Gerektirir

iş görüşmesi 4 Comments »

Bulunduğunuz şehrin dışında bir iş görüşmesi için “telefon” ile mülakat istenebilir. Bana kalırsa, telefon mülakatları en zor olanı.

Yüz yüze yapılan iş görüşmelerinde karşınızdaki kişinin kim olduğunu ve verdiğiniz cevaplara nasıl tepki verdiğini anlamanız daha kolaydır. Üstelik kendinizi karşınızdaki kişiye anlatabilmeniz ve iletişim kurabilmeniz de daha rahattır. Telefon görüşmesi, iletişim kurabilmeniz için daha farklı çaba gerektirir.

Uluslararası bir iş için yaptığım görüşmelerimden biri telefonda olmuştu. İlk telefon görüşmem oldukça ürkütücüydü benim için. Heyecanım doruktaydı. Birincisi bu işi çok istiyordum. İkincisi, daha önce hiç telefonda mülakat yapmamıştım. Bir hafta boyunca hazırlandığımı ve kağıtlara yazılar yazdığımı hatırlıyorum. Telefon görüşmesi günü ise, evdeki telesekreterime görüşmeyi kayıt edebilmek için ek bir kaset almıştım. (o zamanlar telesekreterler kasetliydi!). Bunun sebebi, eğer işi kapamazsam, nasıl konuştuğumu anlayabilmek, nerelerde hata yaptığımı görebilmek ve nasıl sorularla karşı karşıya kaldığımı görebilmek içindi. Eğer iş teklifi bana yapılırsa da elimde bu görüşmenin tatIı bir hatırası kalması içindi! Hazırladığım notları bir masanın üzerine koydum. Teker teker. CV’im açık olarak önümde duruyordu. Hepsi farklı bir noktayı hatırlatmak üzere oradaydı.

Telefonda iş görüşmesinin belki de avantajlı kısmı buydu. Notlarınızı yanınıza alabilirdiniz!

Telefonda konuşurken, sesinizin canlı çıkması çok önemli. O yüzden, iş görüşmesini yapacağınız ortamın sessiz ve dikkatinizi dağıtacak elementlerden uzak olmasına özen gösterin.

Genelde ayakta durarak telefonda konuşmak sesinizin daha iyi çıkmasını sağlayacaktır. Çok fazla rahat koltuklara oturmak, cevaplarınızın kalitesini negatif yönde etkileyecektir. Ben bir masa ve sert bir çalışma sandalyesi üzerinde oturmayı tercih etmiştim. Kağıtlarım önümde, vucudumun dik bir şekilde durduğunu hatırlıyorum.

İş görüşmesinin telefonda olmasına bakmaksızın, üzerinize giyeceğiniz kıyafetin resmi olmasına ve bakımlı bir şekilde hazır olmaya özen gösterin. Bu hazırlık görüşme sırasında kendinize olan güveni artıracaktır. Pijama, şort ve sandaletlerinizi telefon görüşmenizden sonra giyebilirsiniz!

Mülakatınız sırasında dikkat etmeniz gereken en önemli nokta telefonun diğer ucundaki kişi(ler) ile bir bağ kurabilmenizdir. Sesiniz, konuşma stiliniz ve söylediklerinizle sohbeti canlı tutabilmektir. Bunu yapmanın bir yolu kendiniz hakkında bilgiler vermek olabilir. Örneğin telefon çaldığında, sorular kısmına geçilmeden önce tatlı bir giriş sohbeti yapabilmek, iki tarafında tebessüm ederek soru cevap kısmına geçmesini sağlayabilmek güzel bir avantaj.

Verdiğiniz cevaplara daha çok kişisel mesajlar katmanız, nasıl bir kişi olduğunuzu anlatabilmeniz açısından gerekli. Sizi göremedikleri için, verdiğiniz cevapların içeriği ve sesinizin tonu karar verme aşamasında önemli olacaktır. CV’iniz zaten ellerinde var. Dolayısıyla hangi bilgi ve teknik kapasiteye sahip olduğunuzu az çok görüyor olacaklar. Cevaplarınıza katacağınız sizi anlatır nitelikteki hikayeleriniz, karşınızdaki kişiyle daha güçlü bir bağ kurmanızı sağlayacaktır. Bana kalırsa, bilgilerinizi ne kadar güçlü bir bağ kurarak anlatabilirseniz, işi kapmanız o derece mümkün olacaktır.

Bookmark and Share

MBA’li Memur Olmayı Tercih Etmeyenlere

öğrenci, kariyer, üniversite, eğitim 2 Comments »

Bugün Boğaziçi üniversitesinde okuyan bir öğrenci ile sohbetimde, mezuniyetin hemen arkasından MBA yapmayı düşündüğünü söyledi. Neden diye sorduğumda, kariyer günlerine katılan şirketlerin genelde mezuniyetin hemen arkasından MBA yapmak konusunda tavsiyelerde bulunduklarından söz etti. MBA yapan öğrencileri işe alıyormuş bu şirketler. 

Üniversitenin hemen arkasından MBA yapmanın diplomalı memur olmanızdan başka bir işe yaramadığını daha önceleri defalarca söyledim. Özellikle üniversitenizin kariyer günlerine katılan şirket yöneticileri sizi bu şekilde yönlendiriyorlarsa, onlara “iş tecrübesiz MBA’linin iş tecrübesiz üniversite mezunu’ndan daha fazla yararı olduğunu ve ayrıca daha üst fiyatlarla işe alındıklarını” ispatlamasını isteyin. 

Üniversiteniz bittikten sonra ne yapacağınızı bilemiyorsanız yada iş arayıp da bulamıyor ‘bari MBA yapayım’ diyerek MBA yapma kararı veriyorsanız, belki de bu kararı almadan önce birkaç yönetici ile konuşmanızda, farklı insanların fikirlerini almanızda fayda var derim. Karar vermeden önce de güçlü yanlarınızın neler olduğunu anlamaya çalışın ve nasıl bir iş yapmak isteyebileceğinizi düşünün. Staj yapın. Şirket ortamlarını koklayın. Alternatiflerinizi araştırın.  

Bazı şirketlerin MBA yapan öğrenciler için farklı ‘yönetici yetiştirme amaçlı’ imkanları olduğu doğru. Ben bu şirketlerin Türkiye’de bir elin parmağını ancak doldurabileceğini düşünüyorum. Eğer bu tür şirketler yüzlerceyse ve ben yanılıyorsam, bu şirketlerin hangileri olduğunu öğrenmek isterim. Lütfen beni bu konuda bilgilendirin. 

Üniversiteden mezun olur olmaz, MBA yapmak yerine yurt dışına çıkmanın yollarını arayın. Erasmus gibi programları kollayın. Sertifika ya da dil programlarına yazılın. Yaz okullarını deneyin. Tatil amaçlı yurt dışına gidin. Uluslararası konferanslara katılın. Yurt dışında “work and travel” olanaklarını araştırın. Ufkunuzu genişletin.  

Şirket ortamlarını koklamak, yani iş tecrübesi kazanmak, hangi alanda uzmanlaşmak istediğinizi anlama fırsatını verir.  

MBA yapma kararı çaresizlik sonucu verilmemeli.  

MBA yapmayı mezuniyet sonrası ‘iş teklifi almak’ için boşa harcamayın. Zamanınızı ve paranızı iyi değerlendirin. 

MBA derecenizi kariyerinizde basamak atlamak için kullanın. 

İlgi duyduğunuz alan hangisiyse, o alanda daha çok, daha detaylı bilgi edinebilmek için yapın.

Yaptığınız işi daha yüksek başarılarla tamamlayabilmek için yapın.

Fiyatınızı artırmak için kullanın.

Bookmark and Share

Nasil Bir Kariyer İstediğimizi Nasıl Anlarız?

değişim, yönetim, kariyer No Comments »

‘Ama ben hayatta ne yapmak istediğimi bilmiyorum’ sorusunu soranlar ve arayış içinde olanlara Dumblittleman.com ’dan tavsiyeler var.

 İşte Hayalinizi Gerçekleştirmenin ve Yaşamanın 22 sırrı: 

  1. Hobilerinizin ne olduğunu düşünün?
  2. Yetenekleriniz hangi alanda?
  3. Kimlerle çalışmayı seviyorsunuz?
  4. Ne tür araç gereçlerle çalışmaktan hoşlanıyorsunuz?
  5. Nasıl bir ortamda çalışmaktan hoşlanıyorsunuz?
  6. En mutlu olduğun zamanlar hangileri?
  7. Online araçları kullanmayı denediniz mi? Örneğin:
    1. 43 Things: Hedef koymakla ilgili iyi bir site
    2. Dreamminder: Hayalinizi yazmanıza ve bir zaman sonra bu hayalinize size yollayarak, hayalinizi hatırlamanıza yardımcı olan bir site
    3. One question: Hayatınızın amacını bulmanıza yardımcı olacak bir araştırma
  8. 5 Tutkunuzu sıralayın
  9. Tutkularınızı nasıl işiniz haline getirebileceğinizi düşünün
  10. Net bir vizyon geliştirin.
  11. Bir yol haritası çizin
  12. Beyin fırtınası yapın
  13. Araştırma yapın
  14. Diğerleri nasıl yapıyor bu işi, öğrenin
  15. Pratik yapın
  16. Diğerlerinden esinlenin
  17. Kendinizi motive edin
  18. Basite indirgeyin: Tek bir amaca yönelin
  19. Bir motto bulun kendinize 
  20. Her gün vakit ayırın
  21. Başarısız olmayacakmışsınız gibi davranın
  22. Nasıl hatırlanmak istiyorsanız öyle yaşayın

Bu tavsiyelerin hepsi yada birkaçının sizi yönlendirmesi açısından faydalı olacağını ümid ediyorum. Tutkuların yada hobilerin iş’e dönüştürülmesi konusunda her ne kadar tartışmalar devam etse de, bunun sizin açınızdan iyi yada kötü olacağına yine siz karar verebilirsiniz. Bol şanslar.

Bookmark and Share

Kariyerinizi Hayatın Akışına Bırakmak

yönetim, kariyer 2 Comments »

Günümüzde hep planlı programlı yaşamlardan bahsediyoruz. Öyleki, sanki bu işin içinde hiç biraz da şans yokmuş gibi… Hangi üniversitede okumak istediğimiz, hangi kariyeri seçmek istediğimiz, nasıl bir yaşama sahip olmak istediğimiz…hep bizim planlı hareketlerimiz sonucu olabilir mi?

Bazı insanlar şansa inanmaz, o şansı kendilerinin yarattığını düşünür. “Sır” gibi kitaplar da bu düşüncede olan insanları desteklermiş gibi yapar. Pozitif düşündüğümüz için şansın önümüze düştüğünü sanırız…

Pazar günü Ayşe Arman, Yılmaz Özdil’in kariyeri ile ilgili bir ropörtaj yapmış. Açıkçası ben Yılmaz Özdil’in verdiği cevapları okuduğumda “dürüst” ve “olduğu gibi cevap verdiği” hissine kapıldım. Genelde mentor’ların vermekten çekineceği, başarılı insanların söylemekten kaçınacağı cinsten anlatmış hayatını. Dolayısıyla ben yorum yapmadan, sizin yazıyı okumanızı ve kendi yorumunuzu kendinizin yapmasını tercih ediyorum.

İşte Yılmaz Özdil’in Hürriyet’te çıkan yazısı.

Bookmark and Share

Hitap Bir Tercih Meselesi. Hepsi Bu.

değişim, iletişim No Comments »

İletişim zor iş. 

Hürriyet yazarlarından Mehmet Yılmaz, Pazartesi günü yazısında milletvekillerinin üslubundan bahsediyor .

Bir milletvekili nasıl hitap etmeli? 

Bir başbakanın konuşma üslubu nasıl olmalı? 

Normal bir vatandaşın hitabı nasıl şekillenmeli? 

İş yerlerinde farklı, sosyal ortamlarda farklı saygınlıkta sohbet mi etmeli? 

Basın mensuplarının görevi bilgiyi en doğru bir şekilde alabilmek. Bir milletvekilinin bu haberde verildiği şekildeki konuşma tarzı elbette ayıp. Peki tek taraflı ayıplamak doğru mu?  Buna benzer çok hikaye duyuyoruz. (Bu haberden bağımsız) Kişiye saldırı tarzında sorulan sorular ‘bilgi almak’ olursa, hitaptan yoksun bazı medya mensuplarının da bu tip olaylarda ayıpları yok mudur sizce?  Haber yapabilmek uğruna bu haberde verildiği gibi bir cevap almak beklenti olursa, haberi almak için uğraşan gazetecinin soru uslubu nereye kadar kabul edilebilir?

Mehmet Yılmaz da yazısında aynı üslupla cevap vermeyi tercih etmiş milletvekiline.  

Sonuçta bu olayda tercih edilen davranış biçimleri aynıdır. Sebep her ne olursa olsun. Tercihlerimiz bu yönde olmaya devam ederse, yeni bir iletişim stilini de otomatik olarak öğrenmeyi tercih etmiş oluyoruz 

İletişim Stillerini Gözlemlediğimiz Toplu Ortamlar

Bugün çok eleştirdiğimiz pop star cinsi programları ele alalım. Bu yarışmalarda sade vatandaşın birbirlerine davranışlarını, birbirleriyle konuşmalarını nasıl buluyorsunuz? 

Program yapımcılarının gözüyle konuya baktığımızda, tahmin ediyorum psikologlar eşliğinde seçilen adaylar genelde birbiriyle geçinmeye pek de müsait olmayan kişilerden oluşuyor. Kendilerini oyalayabilecek uğraşlara da imkan verilmiyor. Bana bir nevi psikolojik deney gibi geliyor bu ortamlar. Meşhur ‘Zimbardo Prison’ deneyini anımsatırcasına…

Bir süre sonra kişiler birbirlerine saldırmaya, tatlı başlayan dostluklar acı kavgalarla sonuçlanmaya başlıyor. Programı yaratanlar haricinde herkesin morali bozuk oluyor. 

Bu ve benzeri programları sıkça seyredenlerin, bu tür iletişim tarzlarını bir müddet sonra öğrenmeye başladıkları konusunda bir tezim var. ‘Ay ne edepsiz’ dedirten TV görüntüleri bir müddet sonra kendi ortamında bu tür bir edepsizliğe maruz kalanları etkiliyor.  TV’de gördüğü kareler, yaptığı edepsizliğin zihninde normalmiş gibi durmasına yol açıyor. Çünkü bu tür davranışlarda bulunanlar, hareketlerinde tek olmadıklarını düşünüyor. TV’de gördüğü bir grup insan da aynen öyle davranıyorsa, normal olabilir diye düşünüyor. Yani kişi davranışını düzeltmek yerine yaptığının doğruluğu konusunda kendini bir ‘ikna sürecine’ sokuyor.

Bu da Trafik’de öğrendiklerimiz

İstanbul’da trafikte geçen hayata bakıyorsunuz, kuralları olan ama kurallara uymaktan hoşlanmayan bir toplum görüyorsunuz. 

Yaptırımı olmayan kural ne derece kuraldır?

Haliyle, bir çözüm bulmak gerektiğinde kavga eden insanlar görüyoruz ortalıkta. E-5 yolunda bile artık ters yönde giden sürücülere rastlamak çok mümkün. ‘Ne yapıyorsun?’ demeniz bir şey ifade etmiyor. Sürücü ‘kendi işine bak sen’ diyerek geçiştirebiliyor.  

Sonuçta trafikte edindiğimiz tüm tecrübeler sayesinde toplum olarak istesek de istemesek de trafikte yeni bir iletişim tarzını benimsemeye başlıyoruz.  

İletişim zor iş.  

Hayatımızı az hata ile iletişim kurarak devam ettirmek azmi çok büyük bir özen ve farkındalık gerektiriyor. Algılarımızı her daim bir ‘check up’ dan geçirmemizin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Hatalarımızı kabul edebilme cesaretini taşıyabilmemizi tavsiye ediyor. Hata yapmaktan değil, tekrarlamaktan kaçınmamızı teşvik ediyor. Hayatta üstlendiğimiz rolü gerekleriyle yerine getirmemiz gerektiği konusunda bizi dürtüklüyor. Ve doğru olan hareketlerimizde bir ‘süreklilik’ olmasının önemini vurguluyor 

İşte bu son paragraf, hem hayatta hem de iş dünyasında daha başarılı iletişim kurmanın ipuçlarını da az buçuk özetliyor.  

Bookmark and Share