Kadınlar profesyonel iş dünyasında yer edinebilmek için uzun çabalar verdi. Bunu yaparken, kendi tarzlarını kullanmaktansa, erkeksi davranışları modellemeyi tercih etti. Yeri geldiğinde, kadınsı özelliklerini öne çıkartmaktan da çekinmedi. Dragons’ Den isimli yarışmanın Ingiliz versiyonunu seyredenler Deborah Maeden’in konuşma tarzı, duruşu, soru sorma biçimine baktığında sert, bazen kaba, taviz vermeyen hatta narsistik kişilik özelliklerini de taşıyan bir yapıya sahip olduğunu gözlemlemektedir.
Işe alımlarda günümüzde hala kadınlara evli ya da bekar olup olmadıkları sorulmakta. Evli değillerse, erkek arkadaşlarının olup olmadığı, evliyseler, çocukları olup olmadığı sorgulanmakta. Erkekler bu sorgulamaları yaparken, erkeksi kadınlar da bu sorgulamaları kabul eder oldu. Kabul etmediyse, organizasyonların bu alanda gelişmesine katkı sağlayacak gücü sergilemekte yetersiz kaldı.
Bir kadın çalıştığı dönem içerisinde hamile kaldıysa, kariyer yolu ya kapatılmakta ya da yavaşlamakta. Bu durumda ki kadınlar da ister istemez işlerine istedikleri kadar zaman ve düşünce gücü ayıramadıklarından, aslında kariyerlerinin yavaşlamasının normal olduğunu bilseler de, statü endişeleri hırslarını kuvvetlice kamçılamakta. Cocuğu her hastalandığında işten izin alan, evle ilgili durumlarda iş zamanını kullanmayı “doğal” ve “olması gereken” olarak kabul eden kadınlar, iş yerinde diğer çalışma arkadaşlarının da dikkatini olumsuz yönde çekerek “haksızlık” hissini kuvvetlendirdi. Her ne kadar anlayışlı davranmaya çalışsalar da, çocuğu olan kadına karşı içten içe rahatsızlık duyulmakta. Calışan anneler genelde çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmek istese de iş ortamından uzak kalmayı göze alamıyor.
Kariyer hırsı olan kadınlar Anneliği ikinci sınıf bir meslek olarak görüyor olabilirler mi?
Günümüzde, çocuk sahibi olan kadınların işe hiç ara vermeden çalışmaya devam etmeleri, statü endişelerinin bir parçası mı?
Kariyerleri uğruna müthiş bir çaba harcamaya razı olan kadın, çocuğu için aynı zamanı ayırmayı neden tercih etmemekte?
Bir anne çocuğuna neden kariyer için verdiği zamandan daha az zaman ayırmayı tercih etmekte?
Cevaplar genelde şöyle geliyor kariyerli annelerden: (çalışmak zorunda olmayan kadınlar dikkate alınmıştır)
1. ara verdikten sonra iş bulmakta zorluk,
2.iş hayatına ara vermek ünvan ve para kaybı demek
Hatice Karadağ, “Domestik Haller” isimli sergisinde, bu konuları işliyor. “Ev emeği toplumun ayakta kalmasını sağlarken, nasıl oluyor da değersizidir” diyor Karadağ.
Kadının gözünde annelik, kariyerinin yanında götürülebilecek bir durum mudur? Eğer değilse, ev kadını olmak neden hem kadınlar hem de erkekler tarafından değersizleştirilmektedir?
Kariyer, çocuk ve aileyi bir arada yaşatacağına inanan kadınlar bu üçüne gerçekten sahip midirler? Yoksa, dış dünyaya verilen bir mesaj mıdır bu?
Amerika’da yapılan bazı araştırmalar, Times dergisinin haberine göre, bekar, çocuksuz ve 30 yaşın altında ki kadınların, benzer şartlarda ki erkeklerden daha fazla para kazandığını ve kariyerlerinde yükseldiğini gösteriyor. Bu trendin dünya çapında bu şekilde olduğu da söylenmekte. Bunun da ötesinde, bu demografikten bağımsız olarak, kadınların üst düzey yöneticilik gerektiren yüksek maaşlı pozisyonlarda erkekleri geçtikleri de belirtiliyor.

Kadınların yükselmeleri ayrıca artık daha fazla kadının iş dünyasında olması ve eğitim seviyelerinin erkeklerden daha yukarı olmalarından da kaynaklanıyor. Kadın tüm bu yükselişleri sağlarken, erkeğin rolünü dahi üstlenirken, erkeklerse kadının rolünü üstlenmeyi tercih etmemekte. Hem kadın hem erkeğin çalıştığı evlerde, erkek kadından daha fazla kazanıyorsa, ev işleri daha yoğun olarak kadının üzerinde kalmakta. Kadının maaşı yükseldikçe de , evlilik kurumu zorlanmakta. Bu araştırmaya göre, kadının maaşı arttıkça erkek evde yardımlaşmadan kaçınmakta ve roller geleneksel hale dönüşmekte. Durum böyle olunca, evde rol karmaşası kaçınılmaz oluyor: Türkiye’de evliliklerin %40’ı, ABD’de %50’si boşanma ile sonlanmakta. Bu rolde olan çiftlerin bu önerilere göz atmasında fayda var.
“Iş kadını-çalışan anne” mesleğini, “annelik” mesleğine tercih eden kadınların sayısının yükseliyor olması sosyal bir değişimi de beraberinde getiriyor. Zeki ve başarılı kadınların anneliği tercih etmesi toplum tarafından küçük görülmeyle sonuçlandığından, kadınların yükselen bir kısmı, kariyere daha fazla öncelik veriyor. Bu çocuk yapmayı geciktirmek şeklinde olabildiği gibi kariyer için daha uzun saatler ayırmak anlamına da geliyor. NY Times’ın haberine göre, evliliği ve çocuk sahibi olmayı geciktirenlerin daha stres dolu yaşamlara sahip olduğunu söylüyor. Yani kadın ya aile kuramıyor ya da çalışan annenin, her ne kadar kalbi ve hormonları önce anne olduğunu söylese de, önce çalışan sonra annelik yapan durumunda hayatına devam ediyor.
Kadınlar bu hızda devam ederse, Avustralya örneği gibi, işkadını “baba” rolünü, baba ise “ev kuran” rolünü üstlenmeye başlayacak. Cünkü iş dünyası, çalışan annelere uygun ortamlar yaratmak için pek de çaba harcamıyor. Kadınların bulundukları iş ortamını (ve kendilerini) erkeksilikten dişiliğe doğru değiştirmesi, istatistiksel verilere göre erkeklerden daha iyi seviyelere gelmeye başlayan kadınlara sunulmuş bir fırsattır. Eğer bu fırsatı iyi kullanırsak, annelik günümüzdeki “2. sınıf iş kadını” nosyonundan sıyrılıp, hak ettiği övgüyü ve arzu ettiği iş-aile hayatını geri alabilecektir. Harvard gibi dünyanın en prestijli MBA okulları, başvurularında artık kadınlara öncelik vermeye başladı: Belki şirketlerin de bu az ama öz örnekten ilham almasının zamanı geldi.


