Birkaç haftadır Atlantadayım. İşe gidip dönerken bindiğim taksi şöförleriyle sohbet ediyorum. Hepsi göçmen. Etiyopya, Somali, Eritrea, Iran, Mısır ve benzeri ülkelerden göç etmiş olanlar. Bir tanesi işten çıkartılmış. Makine mühendisi. Büyük bir şirketin Afrika ile iş bağlantılarını yapıyormuş. İşten çıkınca ve 10 aydır iş bulamayınca taksi şöförlüğüne başlıyor. Amerika’da hayatları daha üst standartlara sahip olduğu halde hepsi ülkesine geri dönmek istiyor.
Kaldığım otelde çalışanlarla da sohbet ediyorum. Çoğu Afrika kökenli. Bir tanesi Bulgar. Babası göç edince ardından o da eşiyle birlikte geliyor. Hayatı fena değil ama memnun da değil. Dönmeyi ise düşünmüyor, buradaki geleceği daha iyi buluyor. Şimdilik. Resepsiyonist Afrikalı Amerikalılardan. İstanbul’a hayran, bu yüzden harika sohbet ediyoruz, bana çok yardımcı oluyor.
2011 başında Kaliforniya’daydım. Alışveriş merkezlerinde çalışanların hepsi Latin kökenli. İspanyolca ana dilleri, çünkü alışverişin büyük çoğunluğunu göçmenler yapıyor. Orada yaşadığım yıllardaysa tezgahta bulunan Amerikalılar çoğunluktaydı. Birileri işlerinden olmuş anlaşılan.
Eritrea’lı taksi şöförü bir gün taksisine aldığı bir iş adamının ‘Hızlı. Hava alanına lütfen’ demesi üzerine arabasını durdurduğunu ve inmesini istediğini anlatıyor. ‘Hız sınırı neyse öyle giderim. İş adamı hava alanına yetişecek diye ölüme gidemem’ dedi. Bu özgüven ve cesurluğun Amerika’da mı kazanıldığı yoksa kendi kültüründen ya da kişiliğinden mi geldiğini merak ettim. Eritralı hayatta huzur ve mutluluğun herşeyden önemli olduğunu ve ‘corporate america’ içinde bulunanların silkelenmesinin zamanı olduğunu söyledi. Söylediklerine katıldığımı ifade ettim.
İki gün sonra toplantıya geç kalmamak için taksiye bindim ve şöföre acelem olduğunu söyledim. Eritralı taksi şöförüne denk gelmiştim. Yavaş gideceğini ve önerimden rahatsız olmuş olacağını fark ederek sohbete başladım. Dediği doğruydu. Kurumsal hayatlarda ki insanların telaşı ile dışarıdaki dünyanın huzuru arasında bir fark vardı.
Türkiye’ye döndüm. Hava alanından bindiğim taksi şöförü iç göçmendi. Doğu’dan İstanbul’a gelmiş. Yol üzerinde otobüs şöförüyle kavga etti. Sonra bana dönüp makul bir şekilde kavgasının sebebini anlattı.
Göçler daha iyi hayat şartlarına sahip olmak için yapılıyor. Mümkün olsa, büyük bir çoğunluğu göçtükleri yerde kalmak istemiyor. Hepsi bir dönem sonra geri dönmek istiyor.
Profesyonel hayattakiler de bir çeşit göçmen. Çoğu çalışmak istemediği işlerde çalışmak zorunda olduğu için çalışıyor. En azından diğer alternatifler daha kötü olduğundan seçimleri bu yönde oluyor. Aynı şehirde her gün en az 2 saat yol katederek işyerine ulaşıyor. Hayatına iş yapmaktan başka bir hayat sığdıramıyor.
Diğerleri aldıkları maaşlar ve yan hakların cazibesine kapıldığı ve finansal hedeflerine ulaşmak için daha az zamanlarını sevdikleriyle daha fazla zamanlarını inanmadıkları işlerde kazanç elde etmekle geçiriyor. Elde edilenler eskiden elde olmayanlar olduğundan, çoluk çocuk belli bir standarda alıştığından, sanki geri dönüşü olmayan bir hayat tükenişi devam ediyor. Böylece bir dolu insan profesyonel yaşamından sonra Bodrum’da yerleşme hayali kuruyor. Bir dolu insan kariyerlerini bir yerlerde kesip atıyor ve daha ruhani işlere dalıyor. Bir kısmı ise girişimciliği seçip kendi yolunu kendi yöntemleriyle belirliyor. [Delaying the real world, a twenty something’s guide to seeking adventure]
Bir kısmı da profesyonel dünyanın sağladığı güç ve prestiji bırakmaya cesaret edemiyor. Kurumsal hayatlarda kurumun ve ünvanın verdiği prestij ve güç, oradan ayrıldığında olmayacaktır. Bağımlılığın bir farklı türü de budur. Böylece koltuklarını 10-20-30 yıl boyunca bırakamayanlar, statükoyu koruyanlar ya da narsist eğilimler de buradan çıkar. [Its All About Me: Narcissistic CEOs and Their Effects on Company Strategy and Performance/ Penn State University] ve [How to deal with the office narcissist, Jessica Stillman]
Arada bir de %1’lik kesim var. Gerçek anlamda yaptığından ve dünyaya sağladığı katkıdan tatmin oluyor. [Satisfaction With Life, Prof. Ed Diener, UPenn]
Göçmenlik fakir olana mahsus değil.
Göçmenlik hayat endişeleriyle ilgili bir durum.
Daha iyi hayat şartlarına sahip olabilmek için sevdiğin yerden, işten, insanlardan ayrılıp hayatını istediğin seviyeye getirebilmen.
Hayat endişesi en zengininden en fakirine kadar herkesin hissettiği ama en çok da üst orta sınıfın yaşadığı bir durum.
Göçmen olmak için her zaman şehir ya da ülke değiştirmemiz de gerekmiyor. Içimizde bir göçmen varsa, arada bir onu dinleyebilmemiz, etrafımızda olan olaylara daha duyarlı olabilmemizi sağlar.

One Comment
nilgün yetiş
yine çok güzel bir yazı yazmışsınız, olaya farklı boyutlardan bakmanız da hem yazınızı hem beni zenginleştiriyor, bu kadar güzel tanımlamayı nasıl beceriyorsunuz kuzum: mesela….
Diğerleri aldıkları maaşlar ve yan hakların cazibesine kapıldığı ve finansal hedeflerine ulaşmak için daha az zamanlarını sevdikleriyle daha fazla zamanlarını inanmadıkları işlerde kazanç elde etmekle geçiriyor.
Hayat endişesi en zengininden en fakirine kadar herkesin hissettiği ama en çok da üst orta sınıfın yaşadığı bir durum.
teşekkürler…..