Akşam Gazetesinden Volkan Akı “Tersine Beyin Göçü” neden olmuyor diye soruyor. AirTies Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Çelebi bu soruya şöyle cevap veriyor:
“Türkiye’deki anlayış sorunları, hem çalışan hem de girişimci Türk beyinlerinin Türkiye’ye gelmesine engel oluyor.” Kısaca, ne Türk şirketlerinde ne de piyasalarda çalışma koşulları yurtdışında yaşayan Türk beyinleri için hâlâ gerekli cazip ortamı yaratamıyor. Özellikle şirketlerde hâlâ iyi düşünen, yaratıcı beyinler için uygun çalışma koşulları yok. Bu tarz insanlar, şirketlerde “durdurulamazsa” piyasada ya da kanunların yarattığı sorunlarla engelleniyor. Bu durumda niye Türkiye’ye gelsin? Bu aşamada önce “Türk tarzı” çalışma biçimlerini kaldırıp, global dünya ölçeklerine çıkarmak gerekiyor. Tabii burada önce kamunun değişmesi ve dönüşmesi ön plana çıkıyor.”
Türkler Yaratıcı Beyine Sahip
Yurtdışında ve birçok uluslararası firmada çalışmış bir kişi olarak Türk tarzı çalışma biçiminin bana kalırsa Ar-Ge bölümlerinde çalışanlar için muhteşem olduğunu söylemem gerekiyor. Ne var ki, Türk insanının sistematik çalışamadığı yönünde bir görüş de var. Bazı şirketler bu sistematiği 6 Sigma gibi uygulamalarla kurmaya çalışıyor. Bazıları başarıya ulaşıyor. Benim tecrübem çokuluslu çalışma ortamlarının en ideal olduğu yönünde. Örneğin Alman bir şirkette çalışıyor olduğumdan, Türklerin yaratıcılığının muazzam boyutlarda olduğunu ve hızlı geliştirebilme yeteneğimizi çok rahat gözlemliyebiliyorum. Almanların ise sistem kurmadaki başarısı ile bu yaratıcılık birleştiğinde, ortaya oldukça başarılı işler çıkıyor.
Türk tarzı çalışma biçimleri ifadesinden Bülent beyin neyi ifade ettiğini bilemiyorum. Ancak yurt dışında ve uluslararası şirketlerde uzun seneler çalışmış bir kişi olarak şunu söyleyebilirim: Türk insanı aşırı hassas ve çok gururlu. Bana kalırsa, bu iki kombinasyon “profesyonelliği” geri planda bıraktırabiliyor.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Psikoloji Bölümü tarafından “Gurur Toplumları” için verilen tanımlamanın burada önemli olacağını düşünüyorum:
Gurur bir kişinin kendi gözündeki değeri ve diğerlerinin gözüyle olan değeri olmak üzere tanımlanır. Dolayısıyla, gurur iki bileşken ile ifade edilir: “içten içe yaşanan” ve “ele güne karşı yaşanan” gurur.
Akdeniz ve Güney Amerika’yı içine alan onur kültürlerinde, ele güne karşı yaşanan gururun, içte yaşanan gururdan çok daha önemli olduğu gözlemlenmiştir. Onur kültürlerinin özellikleri arasında, sosyal karşılıklı bağlılık (bu cömertlik ve misafirperverlik gibi sosyal bağları kapsamaktadır); kollektif gurur (aile gururunun üstünlüğü); kadınlık gururu (mütevazilik, ihtiyatlı giyinerek cinselliği saklama, iffetini koruma gibi değerleri kapsamaktadır) ve erkeklik gururu (fiziksel güç, cesaret gibi özelliklerin erkeklerde beğenilmesi görüşünü içermektedir) bulunmaktadır.
Gurur toplumlarının bir diğer özelliliği ise gururun bu toplumlarda somutlaştırılması ve adeta kişinin malı gibi algılanmasıdır. Gurura yapılan bir saldırı, kişide mal kaybı olarak algılanır. Kişinin kaybettiği gurur, adeta karşıdaki kişiye eklenmiştir. O nedenle kişi kaybolan gururunu karşıya ödetmek için saldırıya geçer. Kan davası, namus cinayetleri genelikle bu nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, suistimal ve rüşvet yine bu kültürlerde sıklıkla görünen suçlardır. Belki de içte yaşatılan gururun daha az önemsenmesinden kaynaklanan bu durum bu kültürlerde ciddi bir sorun olmaktadır. Gururun fazlası hem kişileri, hem de toplumları bazı kriz dönemlerinde çeşitli yönlendirilmelere açık kılar. Bu yazının amacı toplumsal gururun önemini vurgulamaktır.
[Yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye en çok beyin göçü veren ülkeler arasında ve ekonomiye verdiği yıllık maliyetinin 2,5 milyar dolar olduğu belirtiliyor.]

2 Comments
sanem ak
Türklerin ayak kaydırma, bölücülük ve çekememezliklerini kasdediyor olabilir Bülent bey:)
Hasan Yılmaz
Hislerimizin, aklımıza köstek olmasından çok şey kaybediyoruz..