Grup Harmonisi Yaratmanın Etkin Bir Yolu

liderlik, kariyer, eğitim 2 Comments »

Almanya’nın Chiemsee gölünde psikolog bir yönetim danışmanı eşliğinde bir eğitime katıldım. Network yapma amaçlı ve liderliğinizi geliştirmeye yönelik bir eğitimdi bu.

Dünyanın dört bir yanından katılmış yöneticiler vardı.

Psikoloğun bizlere tavsiye ettiği—daha doğrusu toplantının kurallarının başında sıraladığı konuların başında gruplaşmanın kesinlikle olmaması ve her bireyi aramıza içtenlikle kabul etmemiz gerektiğiydi. Bu bilginin 2 günlük eğitimin en can alıcı noktası olduğu görüşündeyim. İnsanlar ‘hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları’ kişileri seçmekte ve gruplamakta oldukça hızlıdırlar. Bu da gruplaşmanın getirdiği ayrımcılığı, dedikoduyu ve sağlıksız bir rekabet ortamını doğurabiliyor. Oysa toplantının başından bu kuralı koymuş olmamız, birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmemizi ve birbirimizden öğrenerek, birbirimize destek olarak gelişmemizi mümkün kıldı.

Bu bilgiyi paylaşmak istememin sebebi, çalışma ortamlarında, proje gruplarında kutuplaşmaların yaşanabiliyor olması. Karakter çatışmalarının işin önüne geçebiliyor olması. Proje liderliği yapanların grup harmonisini sağlamak açısından bu kuralı akıllarında tutmalarının ve aynı hedef doğrultusunda ilerleme sağlamalarını kolaylaştırmasının etkin bir yolu…

Bookmark and Share

Bir Ayağınız Yurt Dışında Olsun

eğitim No Comments »

Global bir kariyere sahip olmak istiyorsanız, bir ayağınız sürekli yurt dışında olsun.
Lokal bir kariyer sahip olmak istiyorsanız, bir ayağınız sürekli yurt dışında olsun.

Bunu başarmak o kadar da zor değil. Fazla para harcamanızı da gerektirmiyor. Sadece öğrenmek için zaman ayırmanızı gerektiriyor. Benim için sürekli bir öğrenme süreci içerisinde olmak bir hayat tarzı. Hayatımın hiç bir döneminde üniversite ortamlarının dışına çıkmadım. Sürekli aldığım bir ders, bilgimi tazelediğim yeni bir konu oldu. Belki bir çeşit bağımlılık. Hayatta olduğumu hissettiren bir duygu bu.

İyi bir kariyer için trendleri ve gelişmeleri takip etmek önemli. Bunun içinde iyi derecede ingilizce biliyor olmanız şart. Türkiye’de bir çok yenilik oldukça geriden takip ediliyor çoğu zaman. Örneğin ilk email ile tanışmam 1980’li yılların sonunda oldu. Eğitmen olarak başvurduğum uluslararası bir konferansa kabulum email ile Belçikadan geldi. Online marketing yapmaya 1995, web tasarım teknolojilerini öğrenmeye 1998 yılında başladım. (Programların her 6 ayda bir yenileniyor olması ve 16 yaşındaki gençlerin uzman tasarımcı olarak yetişiyor olduklarını görmem bu alanda ilerlemek istemediğime karar vermeme neden oldu. Bu alandaki yenilikleri takip etmeye devam ediyorum.) İlk satın aldığım domain name (alan adı) Kaliforniya’da bir ders sırasında öğrendiğim bilgilerin arkasından çok geç kalmış olmamın paniğiyle oldu. Yıl 1997 sonlarıydı.

Yıl 2007! Türkiye’de pazarlama yapanların büyük çoğunluğu hala internet ile web arasındaki farkı bilmiyor.

Bana kalırsa sebepleri çok bu geriden gelmenin. Size vermek istediğim mesajsa ne yapıp yapıp ingilizcenizi mükemmel bir hale getirmeniz. Farklı bir yabancı dil biliyor olmanız bana kalırsa büyük avantaj ama ingilizce bilmeniz birçok kaynağa sahip olmanıza neden olacak. Bir ayağınız işte bu şekilde hep yurt dışında olacak. 

İngilizce bilmeniz gelişmeleri hızlı öğrenebilmenizi sağlayacak. Yeniliklerin ortaya çıkartılmasında sizin de katkınız olacak. Alanınızda diğerlerinden her zaman bir adım daha önde olup başarılı çalışmalar gerçekleştirmenizi sağlayacak.
Yurt dışına çıkma, konferanslara ve eğitimlere katılma fırsatınız olursa bunları her zaman değerlendirin. Yabancı arkadaşlar edinin kendinize. Türkiye’de çalışan yabancıların sayısı azımsanamayacak kadar iyi. Farklı görüşleri ve perspecktifleri duymak ufkunuzu genişletecektir.

Bazı insanların ruhu globaldir. Onlar kabuklarına sığmazlar. Sınırlarınızı zorlamaktan vazgeçmeyin.

Bookmark and Share

Herkes İletişim Uzmanı Olabilir mi?

iletişim 1 Comment »

Aslına bakarsanız herkes herşey olabiliyor. Mühendisler reklamcı, ingilizce hocaları halkla ilişkiler uzmanı, finanscılar pazarlama danışmanı vesaire…Herkes bir yolunu bulup bu alana kayabiliyor. Ama herkes alanında başarılı olamıyor. Ortalamanın altında ve çizginin ortasında bir sürü insan var. Yapılan bir reklamı beğenmeyen ama nedenini sokaktaki her hangi bir insandan farklı—yani sofistike bir şekilde açıklayamayan bir dolu insan…Halkla ilişkiler bölümünde görev yapan ama bırakın etkin olmasını basın bülteni hazırlamayı bilmeyen bir dolu insan var…Pazarlama alanında çalışan ama ajanslarına pazarlama planı hazırlatmayı daha ‘uygun’ bulan bir dolu insan…

Başarılı insanlar kendilerine güvenen insanlardır. Sektörde bir uzmanlık standardının olması elbette hoş olurdu ama dünyanın her yerinde aynı durum görülebiliyor. Kimisi torpil ile bir noktaya geliyor, kimisi bilerek isteyerek, kimisi tesadüfen…İşini en iyi yapan— ki bu da güçlü bir bilgi birikimi ( evet, fazla prim vermediğimiz akademik bilgi ) ve tecrübe gerektiriyor— keşke bu tür insanlar sektörü lekelemesi diyorlar ama fazla da umursamıyorlar. Biliyorlar ki etkin bilgi her zaman kazanır.

Bakın iletişim uzmanlarından beklenen diğer yetkinlikler neler…Russell Reynolds Associates Direktörlerinden Marionne Barge—van Engelen geçenlerde katıldığım bir panelde iletişim alanında işe yerleştirmelerde aranan niteliklerden bazılarını şöyle sıraladı:

Vizyoner

Stratejik

Proaktif

Her kademeden yönetim ile iletişim kurabilen

Konusuna hakim

Global trendleri takip edebilen

Yaratıcı

İleriye dönük

Bookmark and Share

Yaş Oldu 30. Siz Hala Daldan Dala mı Atlıyorsunuz?

kariyer No Comments »

Kariyer yapmak herkese göre değil.

Kariyer yapmak istiyor ama sürekli raydan çıkıyorsanız bazı şeyleri değiştirmenin zamanı geldi demektir…Mezun olduktan sonra bir çok insan ne yapmak istediğini pek de bilemiyebiliyor. Kariyer biraz da şans işi ama tamamen değil. Mezun olduktan sonra istediğiniz alanda bir işe girer ve tecrübeleriniz de olumlu olursa, ne mutlu size. Yönünüz bir anlamda belirli demektir— bu her ne kadar yönünüzün değişmeyeceği anlamına gelmesede…

Kariyerinize yön vermek elinizde. Üniversite yıllarınızı çalışarak geçirmeniz hayata daha hızlı ve daha sağlam başlamanızı sağlar. Üniversite arkasından iş bulmanızı kolaylaştırır. Bu bir yöntem. İkincisi network kazanmaya bakın. İş hayatınızın şlk yıllarında para kazanmayı öncelik haline getirmeyin. Bu dönemlerde tecrübe kazanmak ve işi iş’te öğrenmektir aslolan.

Baktınız yaş olmuş 30. Siz bu zamana kadar satış elemanı olmuşsunuz. Evden proje yürütmüşsünüz. Tekrar şirket ortamına dönüp pazarlamaya el atmışsınız. Gel gör ki deyim yerindeyse ‘hiç bir baltaya sap olamamışsınız’. Panik halindesiniz. Yaş geçiyor. Bunca yıldır çalışmalarınız hep ortalama işler olmuş ve siz hala ne istediğinizden emin değilsiniz. Birşeyler yapmak istiyorsunuz ama ne yapacağınız konusunda da kararsızsınız.

Hiç danışmanlık şirketlerinden psikolojik test almayı düşündünüz mü? Merak etmeyin zeka testi değil bunlar. Myers Briggs gibi kişiliğinizi anlamanıza yarayan ve kişilik yapınıza göre hangi işlerde ve alanlarda daha başarılı olacağınızı gösteren testlerden bahsediyorum.

‘Çok geç kaldım ama’ diye düşünebilirsiniz.

Haklısınız.

Pek erken davrandığınız söylenemez belki ama zararın neresinden dönülse kardır! Bu testler sizin güçlü ve zayıf yanlarınızı ortaya koyacağı gibi geliştirebileceğiniz alanlar konusunda da sizlere yardımcı olacaktır.

Bu bilgiye zaten sahibim diyorsanız o zaman ‘karar vermek’ en önemli yardımcılarınızdan olabilir. Ne yapmak istediğinizi bilmiyorsanız bile elinizin altındaki en kötü alternatifler arasından en iyisini seçip istikrarlı bir şekilde o konu üzerine yıllarınızı vermeye başlamalısınız. Sizin için çok zorlu bir süreç olabilir. Yönetici olarak başlama ihtimaliniz zayıf olduğundan sizden genç olanlar paşa koltuğunu kapmış olacaklar. Daha hırslı, daha emektar daha başarı azmi ile dolu bu insanlar. Fazla yorulmayan bir grup bu. Onlarla omuz omuza çalışmayı ve onlardan öğrenmeyi büyük bir avantaj olarak görmeniz önemli. Seçtiğiniz alanda sürekli birşeyler öğrenmeniz ve her gün bilgi haznenizin genişlediğinden emin olmanız gerekli.

İşimiz mutluluk kaynağımız olmak zorunda değil! O yüzden ‘işimde mutlu değilim’ düşünceleriyle kafanızı bulandırmayın.

İstikrar bu noktadan itibaren sizin en öncelikli dostunuz olmalı.

Bookmark and Share

Network Yapmanın Dinlemeyi Bilmek Ile Yakın Ilişkisi

network, iletişim 1 Comment »

Network ortamları, networking yapmak zorunda olduğunu hissedenler için belki biraz daha enerji yutucu bir aktivite olabilir. Zorunlu olduğumuz için yaptığımız şeyler genelde daha fazla enerji tüketmemizi gerektirdiğindendir bu.

Networking dendiğinde birçok insan bu işin sadece “büyük adamlarla” sohbet olduğunu düşünüyor. Elbette “influencers” dediğimiz etkisi yüksek kişileri tanımak her zaman için fayda sağlar ama networking demek bu kişilerin yanında sohbet edecek bir konunuz olmasa bile onlarla konuşmaya çalışmak demek midir? Fikir Atölyesinin Richard Branson ile tanışması bu konuya güzel bir örnek.

Her insanla sohbet edebilmek güzel bir yetenek.(Bu yeteneği kullanmak isteyip istememek ise başka bir konumuz). Sadece bir “büyük isim” ile tanışabilmek uğruna, eğer sohbet edecek hiç bir konunuz yoksa, kişinin yanına yaklaşmak ve “uyduruk” bir sohbet ortamı yaratmaya çalışmak size ve reputasyonunuza zarar getirebilir.

Bazen etrafta çok fazla tanınmayan ama etkisi yüksek olan kişilerle tanışmak size daha fazla avantaj sağlayabilir. Elbette bu kişiler fazla medyatik olmadıklarından onların kim olduğunu pek de bilemeyebilirsiniz. Bu ne demektir? Bu, network kurabilmek için “meraklı” bir kişilik olmanızın önemli olması anlamına gelir. Insanları tanımaktan, onları sadece yaptıkları iş yada çalıştıkları firmalarda ki statülerinden dolayı değil, içinde bulunduğunuz ortamda kişinin ilginizi çekmiş olmasından dolayı da tanımak istemeniz anlamına gelir. Bu da dinlemek, ögrenmek ve yeni bir kişi daha tanımış olmanın verdiği heyecanı hissedebilmekle ilgilidir.

Network kurabilmenin en iyi yolu da ortak yönünüzün, ilginizin olduğu kurum, dernek ve kuruluşların yada benzer ortamların içinde yer almakla mümkün.

Geçenlerde Brüksel’de üyesi olduğum “Europen Association of Communication Directors” derneğinin 1. Yıl kutlaması vardı. Toplantıya ilk katılımımdı. Panel sırasında önüme bir Amerikalı bey oturdu. Çoğunluğun fransızca konuştuğu bu ortamda Amerikan aksanı duymuş olmak müthiş hoşuma gitti. Kalifornia yıllarım gözümün önünde canlandı. Ateşli bir panel arkasından kokteyl’e geçtik. Amerikalı beyi bulup sohbet etmenin harika olacağını düşündüm. Yanına gidip “Merhaba” dedim. “Amerikan aksanınız olduğunu duydum ve uzun yıllar ABD’de çalıştığımdan sizinle tanışmak istedim.” diyerek sohbete başladım. Ne iş yaptığı ve kim olduğu kesinlikle umrumda bile değildi. Ama kişi olarak oldukça meraklı bir yapım vardır. Insanlarla sohbet etmeyi severim. Farklı insanlar ve hayatlar beni çok etkiler. Insan davranışlarını gözlemlemek bana çok şey öğretir. Sonuçta muhteşem bir sohbet arkasından tanıştığım bu kişinin General Motors’un kilit isimlerinden biri olduğunu ve burada Avrupa operasyonlarının Pazarlama ve İletişiminden sorumlu kişi olduğunu öğrendim. Benzer kişiliklere sahip olduğumuzu düşünüyorum, çünkü bana kalırsa ben onun hakkında ne kadar çok bilgiye sahip olduysam, o da benim hakkımda o kadar bilgiye sahip oldu. O da meraklı, ilgili ve farklı görüşleri duyduğunda motive olan bir yapıya sahipti.

Kişisel olarak baktığımda hayata bağlı ve hemen hemen herşeyi ilginç bulabilen yapımın bana bugüne kadar hep en samimi network ortamlarını yarattığını düşünüyorum. Ve sizlere de tavsiye etmekten kendimi alamıyorum.

Kısacası, network kurmanın bir çok yolu var. Burada değinmek istediğim konu network kurabilmek için 3 şeyin önemli olduğunu vurgulamak:

1. Insanları dinlemeyi sevmeniz, onları tanımak için meraklı olmanız işınizi kolaylaştıracaktır
2. Konuşacak bir konunuz olması iletişimi kolaylaştırır
3. Insanları dinleyebilmek için, onlara kendilerini size anlatacakları fırsatları vermelisiniz

Bookmark and Share

Detayda Kaybolanlar Aynı Pozisyonda da Kaybolmaya Mahkum Olunca…

yönetim, kariyer 2 Comments »

Kariyerinizin başlarında enerjiniz yüksektir. Projeler yapmak, başarı elde etmek, verilen işleri yapmak ve kendinize ek iş yaratmak genellikle iyi bir yolda ilerlediğinizin göstergesidir.

Çalışmalarınızda başarı kazandığınızda artık projeler için gönüllü olmanıza gerek olmadığını görür ve bir anda herkesin her projeye sizi eklemek istediğini fark edersiniz. Mutlu olur, başarılı olduğunuzu hisseder ve işinizi ne kadar çok sevdiğinizi düşünürsünüz. Çok çalışıyorsunuzdur. Gece gündüz proje ile kafa patlatıyorsunuzdur. İşler bazen hiç bitmiyormuş gibi geliyordur. Ama siz yinede memnunsunuzdur.

Bunların hepsi kariyeriniz adına güzel şeyler elbet.

Bir müddet sonra, yapabildiğiniz şeylerin sizi artık tatmin etmediğini fark edersiniz. Bir sonraki projenizin beyninizi daha çok yoracak hatta “aman tanrım ben bu projenin altından nasıl kalkıcam” dedirtecek düzeyde olmasını istersiniz.

Artık beş altı yıllık iş deneyiminiz oluşmuştur. Başarılarınızdan dolayı terfi etmiş ve hatta size bağlı çalışan bir kaç tane de çalışan vardır artık. Bu dönemde sizi en çok zorlayacak konulardan bir tanesi iş delegasyonudur. Bunca sene kendinizin yaptığı işleri artık birlikte çalıştığınız kişilere paslamak zor gelir…belki aklınıza da gelmez, çünkü bu iş doğal olarak sizindir!

Yönetici olduğumuzda en fazla zorlanılan konuların başında iş delegasyonu geliyor. Araştırmalar otoritenin elden gideceğini zannettiğimizi gösteriyor. İşin astlar tarafından yapılmasını sağlamak belli bir güveni gerektirdiği gibi işler istediğiniz gibi gitmediğinde de kaybetme riskini göze alabilmeniz anlamına geliyor.

Delege etmek birlikte çalıştığınız kişileri daha çok motive ediyor. Siz kariyerinizin başında kendinizi gösterebilmek için nasıl her işe atladıysanız, şimdi de sizinle birlikte çalışanlar hem size hemde diğer çalışma arkadşlarına kendilerini göstermek isteyeceklerdir.

Delege etmek üretkenliği artırdığı gibi çalışma azmini de yukarılarda tutacaktır. Sizin göreviniz artık işi yönetmek. İşin çoğunu yapmak takım arkadaşlarınızın işi. Siz elinize geçen bu zamanı yeni fikirler üreterek, şirketinizin vizyonu doğrultusunda ileriye dönük çalışmalar tasarlayarak geçireceğiniz için maaş alıyorsunuz artık.

İşlerin içinde kaybolmaya, size bağlı çalışanlar mırıldanmaya ve işler beklenen hızda gitmemeye başlarsa o zaman pozisyonunuza sıkı sıkıya sarıldığınızı ve uzun yıllar orada kalmak durumunda olabileceğinizi aklınızdan çıkartmayın. Bilginizi daha büyük işleri harekete geçirmek amaçlı kullanıp, takımınızın da güçlü olduğu konularda daha çok çalışmalarını sağladığınızda yükselmek daha mümkün olacaktır.

Productivity Institute kurucularından Don Wetmore, delege etme yöntemleri ile ilgili bu yazısında 5 farklı çeşit delege etme yönteminden bahsetmiş. Yani yaratıcı olabilirsiniz. İçerden ve dışardan imkanları kullanabilirsiniz.

Delege edebilmek, bir yöneticinin öğrenmesi ve geliştirmesi gereken en önemli yetenekler arasında kendini gösteriyor.

Bookmark and Share

Örnek CV formatları mı arıyorsunuz?

kariyer 2 Comments »

Boş CV Örneğiniz var mı?

Örnek bir CV yollar mısınız?

Bu iki soru bana sıkça soruluyor.

Cevabım ise genelde “Boş CV” formatını ne yapacaksınız? şeklinde oluyor. Yani eğer bir CV’nin içine dahi ne gibi bilgiler konulabileceği konusunda fikriniz yoksa CV hazırlamanız biraz zor. Sonuçta konu başlıklarını bulabileceğiniz bir sürü online başvuru sitesi var. Öğle değil mi?

CV hazırlarken en önemli konu içeriğin nasıl yazıldığıdır. Yani yaptığınız işlerle kendinizi nasıl sunduğunuzdur.

Ne yapmamanız gerektiği konusunda alın size önemli bir bilgi:

CV’nize bakan yöneticinin sizi işe çağırıp çağırmama kararı ilk 7 saniyede oluşuyor. Bu da demektir ki sayfanın ön üst kısmına yazacağınız bilgiler başvurduğunuz pozisyona uygun bilgileri içermeli.

Örneğin ana sayfaya kocaman aralıklarla ismini, uyruğunu, ehliyetinin olup olmadığını yazan bir sürü insan var. Neden? Çünkü bakmışlar web’de boş CV örnekleri böyle yapmış! Birçok kişi sadece bu tarz bilgilerle ön üst sayfanın dörtte birini harcıyor!

Türkiye’de iş arıyorsanız ve Türkseniz neden uyruğunuzu CV’nizin en önemli kısmıymış gibi sayfanın en göz alıcı yerine yazarsınız ki?

Geçenlerde bir şirketin teknik direktörlerinden biriyle konuşuyoruz. Diyorum ki “CV yazmayı kimseye öğretmiyorlar ki. Bu yüzden çoğu kişi de bilmiyor nasıl hazırlanması gerektiğini.” Direktörün cevabı ise şu: “E, o zaman ben araştırma yapmayı bilmeyen ve kendisini bile bir sayfa kağıtta tanıtmayı beceremeyen birini neden iş görüşmesine çağırayım?”

Size yöneticilerin nasıl düşündüğünü göstermede çok faydalı olduğunu düşündüğüm bu görüşü de ayrıca iletmek istedim. Araştırma yapmanın, kendinizi iyi sunabilmenin ne kadar önemli olduğunu göstermek açısından…

Bookmark and Share

Kariyerinize Hızlı Başlamak İçin İngilizce Şart

öğrenci, kariyer, üniversite, eğitim 4 Comments »

İyi bir kariyer için ingilizce şart. 

Herhangi bir yerde değilde, başarılı şirketlerde ve uluslararası düzeylerde iş yapmak istiyorsanız ingilizcenizi mutlaka geliştirmelisiniz. Üniversite öğrencisiyseniz, yaz dönemlerinizi ingilizce öğrenerek ve mümkünse yurt dışına giderek geliştirmeye çalışın. 

Mezun olduktan sonra ingilizceniz iyi düzeyde değilse, bir iki sene çalıştıktan sonra yurt dışında yabancı dilinizi geliştirmek güel bir fırsat. Günümüzde ‘ingilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum’ demek otomatik olarak elenmenize sebep oluyor artık.  

Genelde ingilizcesi orta düzeyde olanlar yurt dışında ‘iş ingilizcesi’ dersleri alırlar. Bana kalırsa Türkiye’de bir çok kişi yazışma tekniklerinden bi haber. İş dünyasında nasıl yazı yazılması gerektiğini bilmiyor. Örneğin çoğu dostuyla sohbet eder gibi yazıyor. Sıcak geçen bir toplantı arkası yollananan emailler karşıdaki kişinin iş yaptığınız kişi değilde artık çok samimi olduğunuz ahbabınızmış tarzı kaleme alınabiliyor. Uluslararası yazışmalarda ise karşınızdaki kişinin size gülmesine ‘aman tanrım ben kimlerle iş yapıyorum’ demesine ve işi bağlayamamaya kadar uzanabiliyor.   

Dolayısıyla iş ingilizcesi derslerinizin yanısıra ‘yazı teknikleri’ ve ‘iletişim’ tarzı ek dersler almanızı tavsiye ederim. İş dünyasında yazılı iletişimi kuvvetli olan kişilerin sayısının oldukça az olduğunu söylemeliyim. Özellikle ileride yönetim kademelerinde yer almayı istiyorsanız, sizi bir üst koltuğa çıkartabilecek önemli bir faktör olduğunu göreceksiniz.  

Aksan Önemli mi?

Hangi aksanla konuştuğunuz bana kalırsa önemli. Alman bir arkadaşım bir kaç yıl Güney Afrika’da ingilizce kursuna gitmişti. Döndüğünde aksanı tamamen Güney Afrika aksanına dönmüştü. Aksanlar arasındaki farkı eğer ingilizceniz başlangıç yada orta seviyelerdeyse bilmiyor olabilirsiniz. Bazı insanların kulağı da diğerlerine gore daha hassas olduğundan farkı daha iyi kapabilir. Türkçe’de aksan nasıl önemliyse, ingilizcede de aksan önemlidir. Aksanlardan başlıcaları şöyle:

Amerikan Aksanı
Kanada Aksanı (Amerikan Aksanına çok benzer sadece bazı kelimelerin telafuzu onları ele verir)
Avustralya aksanı
İngiliz aksanı
İskoç aksanı 

Bunlar başlıcaları…Ama ne varki Amerika’da ingilizce öğreneceğim diye gittiğinizde karşınıza ingiliz hocalar çıkabileceği gibi Amerika’ya gittiğinizde de Kanadalı hocalarla karşılaşabilirsiniz.  Örneğin Amerika’da güneylilerin şivesi New York’luların şivesi ve Kaliforniya’lıların şivesi birbirinden farklıdır. İngiltere’de Londra’da duyacağınız aksan ile (Queens English yada güney doğu bölgelerindeki aksan farklıdır.)Yani yurt dışına ingilizce öğrenmeye giderken kendinizi ne konuşulduğu anlaşılmayan bir bölgede bulmamaya da özen gösterin derim…

Bookmark and Share

Ortalama Insanlar, Ortalama Hayatlar, Ortalama Kariyerler

kariyer 3 Comments »

Ortalama bir insan olmak kimse istemez.

Ortalama bir insan olduğunu da kimse pek kabul etmek istemez. Hepimiz kendimize göre özeliz. Kendi hatalarımızı görmemeyi tercih eder yada bir şekilde yaptıklarımız hatalı da olsa kendimizi doğru çıkartacak kanıtlar ararız. Taa ki kendimizi yaptıklarımıza inandırana kadar. Karşımızda ki insanları eleştiririz. Başarılı olanlara “Hırsından gözü kör olmuş” deriz, ama kendi hırslarımıza farklı kılıflar takarız. Bize ait olan hırslar “doğal” olandır genelde.

Ortalama bir insan olmak istemiyorsak, ortalamanın üzerinde hareket etmemiz gerekmez mi? Bunun çok akıllı olmakla hiç bir alakası da yok. Ortalama insanların düşünce ve hareketlerinden uzaklaşmak olarak bakabiliriz buna…

Kariyer yapmak isteyenler “ortalama” işlerden pek haz etmezler. İçlerinde birşeyleri başarma, üretme, değiştirme, daha iyi yapma azmi vardır. Bu azim sadece önemli değil gereklidirde. Yeteneklerini kullanmak ve zorlamak ister “ortalama” hayatlara sahip olmayan insanlar…

Üretkenlik, hayattan elde ettiğimiz tatminin en önemli faktörleri arasında gösteriliyor.

Ortalama hayatlar, hayatı dış etkenlere bağladığımızda oluşmuyor mu? Zengin bir koca bulunca hayatım güzelleşecek! Şöyle kurumsal bir şirkette çalışırsam ne kadar başarılı olduğumu kanıtlayacağım! Şu müdürümden kurtulduğumda kendimi kanıtlayabileceğim!…Ve buna benzer bir sürü hikaye. Bu söylemler belki de kişi için doğrudur. Önemli olan kişinin istediği hayatı elde edebilmesi için hayatta nasıl bir yol seçmeyi tercih ettiği ile ilgilidir.

Bulunduğunuz şirkette yıllanmış kötü sistemleri küçük adımlarla değiştirmeye başlamak. Müdürünüzün ne kadar yeteneksiz olduğundan şikayet etmektense ona daha başarılı olmasında yardımcı olmak. Yok bunu yapmak istemiyorsanız, kendinize başka bir çalışma ortamı bulmak…Ileriye bakabilmek. Kabul görmek için ortalama fikirlere ortaklık etmemek…İçinizde yanan ateşi yakabilmek için devamlı bir “itici gücünüzün” olduğunu farketmek, onu alevlendirebilmek için gerekli motivasyona sahip olabilmek…

Bunları zaten hepimiz biliyoruz. Bilmediğiniz birşey yazmadım.

Sadece bu bildiklerimizi aksiyona geçiren insanların sayısı çok az olduğu için bu başarılı azınlık “ortalama” hayatların dışında yaşıyor ve bunu hissediyor.

The Secret kitabının yazmayı atladığı kısımda burada belki. Istemek, azmetmek yetmiyor. Bu azmi aksiyona geçirebilmek için gereken motivasyona da sahip olmak gerekiyor. Motivasyon da “hırs” dediğimiz bu duygu ile sadece mümkün oluyor. Olağan bir durumu ileri götürebilmek için ingilizce de “ambition” olarak ifade edilen bu hırsa ihtiyacı var başarının.

Bookmark and Share

Görüntülü CV furyası

öğrenci, iş arama, üniversite, CV 3 Comments »

Görüntülü CV’ler meşhur olmaya başladı. Pıtırcık gibi akıyorlar dünyamıza. CNN Türk’de İş Görüşmesi programıyla popüler oldu sanki. Alın size bir yenisi daha. İki Boğaziçili arkadaş mulakat.tv isimli bir web sitesi kurmuş. Hem örnekler var görüntülü CV hakkında hemde sizin de kendi görüntünüzü verebileceğiniz bir ortam. 

Görüntülü CV kullanmalı mısınız? 

Ben kendimi bildim bileli teknoloji ile ilgiliyim. Dolayısıyla yeni teknolojilerin kullanılması, yeni alternatif mecraların çıkmasını destekliyorum. Ama görüntülü CV hazırlamayı tercih edenlerin çok dikkatli olması gerektiğini düşünmeden edemiyorum. Hangi şirkete ve pozisyona başvurduğunuz önemli. Görüntünüzü işverene yollayacaksanız, hazırlayacağınız görüntünün hem göze hoş hem de kulağa hoş gelmesi çok önemli.  

Doğruyu söylemek gerekirse birçok kişi hala doğru düzgün bir CV nasıl hazırlanır  bilmiyor. Sebebi de—elbette üniversitelerimizde—bir CV nasıl yazılır, nelere dikkat edilir diye bir ders yok. Herkesin yetenekleri de farklı. Henüz yazılı bir CV hazırlayamayanların görüntülü CV yaratmaya kalkışması daha vahim sonuçlar verebilir.  O yüzden ben her zaman CV hazırlamak için danışmanlara vereceğiniz paranın işi kapmak için harcamış olacağınız en iyi birkaç yüz YTL olacağını düşünüyorum. Yok olmaz diyorsanız, o zaman hazırladığınız CV’yi mutlaka birkaç profesyonel gözün görmesini sağlayın. İnanın çok faydasını göreceksiniz. 

Görüntünün zararı ne olabilir?  Çok.   En önemlisi, iyi hazırlanmamış bir görüntü anında elenmenize sebep olacaktır. İş görüşmesine çağrılıp orada elenmek ama yinede şansınızı zorlamak her zaman daha iyidir.  Fotoğraf bile işe almadan sorumlu yöneticinin fikrini yönlendirmede epey kuvvetli. Görüntüyü hafife almayın. Bu kadar önemsiz olsaydı şu meşhur ‘presentabl bayan’ aranıyor ibareleri hala 21. yüzyılda ilanlara konur muydu? Mülakat.tv ana sayfasında bulunan örnekleri bir inceleyin. Algılarınızın ilk birkaç saniyede hemen oluştuğunu göreceksiniz. Belki bu fotoğraflara tıklamadan bile kişiler hakkında bir düşünceniz oluşmaya başlayacak.  Bana kalırsa işe almada sorun şurada: Birçok işe almadan sorumlu yöneticiler (İnsan Kaynakları departmanlarından bahsetmiyorum) işe alma yönetm ve tekniklerini bilmiyorlar. Sistem nasıl işliyor farkında değiller.

Birçoğu hala teknolojiyle pek yakından ilgili değil. En azından sizin kadar gelişmeleri takip etmeyen birçok yönetici var. Sizin için ilginç olan diğeri için itici olabilir.  

Bana kalırsa, belki reklam sektörü için görüntülü CV daha uygun olabilir. Yada bir mühendisin projesini görüntüye kaydedip 30-40 saniyede ilginç bir projeyi profesyonelce anlatıyor olması fayda getirebilir. Eğer gerçekten kaliteli bir görüntülü CV hazırlıyorsanız, test ettirip istediğiniz imajı verdiğinize inanıyorsanız yapın. Ama mediocre yani ortalama işler çıkartacaksanız, bir daha düşünün derim. 

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login