Ana haber bültenlerini seyredipte gerçekten haber izlediğini düşünenler kimler diye sorsak, nasıl bir sonuç çıkar acaba?
Televizyonların ana haber bültenlerinde haberlerin okunuş tarzı, demogojisi, ses tonlaması, korku dolu fon müziği tamamen kişinin duygularını kabartmak, zekasını uyuşturmak ve günlük hayatına korku salmak üzere kurgulanmış. Halk öyle istiyor olduğundan elbette! Sonuçta her verileni almak zorunda değiliz öyle değil mi?
Peki ya önümüzde rol model teşkil etmesi gereken başarılı yöneticilerin üzerine düşen sorumluluklar nedir? Hayatımızdaki tek değer ne pahasına olursa olsun istediklerimizi elde etmek olmalı mı? Halk belki habere benzeyen bu programları seyrediyor. Demek ki eğitimli, görgülü, kültür seviyesi yüksek kariyerinde başarılı olarak toplumda yer edinmeyi başarabilmiş bu şanslı azınlık tercihleriyle halka değer katmaktansa yerinde saydırmayı ve gerektiğinde geriye adım attırmayı göze alabiliyor. Bir çeşit kişisel çıkar çatışması…
Gazetelerin köşe yazılarına baktığımızda, birbirlerine köşelerinden cevap yazanlar, sürekli birbirine saldıranlar, özel işleri ile profesyonelliği ayıramayanlar… Ardından, gazeteciliğin nasıl olması gerektiği konusunda nutuklananlar… İyi ile iyi olmaya çalışan aynı platforma…
İş dünyasında belli bir koltukta oturduğu için saygı bekleyenlerden şikayet edenlerle, henüz belli bir koltuğa oturamadığı halde karşısındakine saygı gösteremeyenler de aynı platformda…
Hayatın bir parçası mı bu döngü?
İnsanlar davranışları modelleyerek öğreniyorlar.
Kariyerimizde bir yere gelebilmek için bizden önce o noktalara gelmiş kişilerin davranışlarını, tarzlarını, tercihlerini gözlemler ve benzerlikler göstermek eğiliminde oluruz. Pazarlama ile ilgilenenler bunu iyi bilirler. Örneğin reklamlarda bir ‘celebrity’ kullanmak bu nedenledir. Hülya Avşar’ın giydiği marka pantalonu giymek benzer bir eğilimdir.
Etrafımızda her zaman iyi rol modelleri olmuyor elbet. Her yükselen, etik davrandığı, çok çalıştığı, adil olduğu, profesyonelliği ilke edindiği, yetenekli olduğu için bir yerlere gelmiyor. Hayatın her aşamasında olduğu gibi iş dünyasında da artılar ve eksiler elele…
Çoğunluk yanlış davranıyor diye, bunun ‘kabul gören’ davranış olduğunu düşünmek bazen kaçınılmaz. Bu yüzden hayatta belli değerlere ve hayat prensiplerine sahip olmamız önem taşıyor. Prensip sahibi olmanız bazı insanların sizi sert, geçinilmesi zor, uyumsuz olarak adlandırmasına neden olsa bile…
Grup psikolojisi her zaman olumlu sonuçlar oluşturmuyor. Biliyoruz ki, iş ortamlarında grupla uyumlu olabilmek için alınan yanlış kararların sayısı bir dolu. Geliştirmek istediğimiz yönlerimizi geliştirmekte ısrarcı olmakla birlikte, prensiplerimiz doğrultusunda kararlı adımlar atmamız pozitif değişimi getiriyor.
Geçtiğimiz aylarda Sevim Gözay’ın bir programında Serdar Akınan’ın meşhur ‘Hepimiz Su Samuruyuz’ yazısı tartışıldı. Yükselebilmek için değerlerimizden ödün vermek durumunda kalanların çoğunlukta olduğunu anlatan bir yazı ve tartışmaydı bu.
Söylediklerimizle yaptıklarımız arasında bir boşluk olduğunda güvenilirliğimiz sarsılıyor. İş başkalarını yargılamaya geldiğinde canavar kesilen bizler, iş savunduklarımızı uygulamaya geldiğinde nedense sınıfta kalabiliyoruz. Ya da ileride bizim de başımıza gelirse insanlar bizi de yaptığımız yanlışlardan dolayı yargılamasın diye, yanlışları normalleştirebiliyoruz.
İş yaşamımızda başarılı olmak için rol modellerimizi iyi seçebilmek gerekiyor. Yeri geldiğinde yerlerine başkalarını koyabilmek gerekiyor. Her önümüze sunulanın başarısı var diye kendi süzgeçimizden geçirmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Eğer ortada rol model yoksa, değişimin öncüsü olmak gerekiyor.

9 Comments
Hasan B
Rol modellerimiz var ama malesef rol model olmaması gereken modellerın sesleri arasında kayboluyorlar.
Erhan
Köşelerinde savaşan gazete yazarlarının birbirine muhalefet olan politikacılardan farkı yok. Herkes demokrasinin ilk kademesinde, yani fikir özgürlüğü. İkinci kademesi olan uzlaşmaya, senteze kimsenin niyeti yok. Bunun sebebi ise, her yazarın ve politikacının karşıt düşünce akımlarını kişisel olarak üzerlerine alması, toplumumuz bu yüzden düşünülmüyor, toplumun refahı için kimse rasyonel bir şekilde uzlaşmıyor, kendi aralarında savaşıyorlar.
Bu yüzden tüm köşe yazarları ve politikacılar kendi marjinlerinden dışarı çıkmıyor.
Klişeleştiriyorum bu kavramı ama, bunların hepsinin sebebi de toplumlarımıza sinmiş olan rekabet olgusu, günümüzde bunu ateşleyen en önemli aktivite de futbol. Herkes bir taraf olmayı, rekabet etmeyi uzlaşmaya tercih ediyor. Çünkü taraf olmak onların algılarına göre kişilik sahibi olmak. Arabulucu olmak, sentez yapmak ve uzlaşmak bu insanlar için bir bakıma kişiliksizlik, hata da burada.
Televizyon habercilerinde şöyle bir takıntı var. Gerçek ne ise onu ekrana aktarmak. Fakat onların gerçeklik önceliğinde hep kötü ve acı gerçekler var. Ülkede terörden bir gün diyelim 10 kişi ölsün, ülkenin başka bir köşesinde ise doktorlar hergün yüzlerce kişiyi kurtarsın veya güzel kültürel aktiviteler olsun, televizyon habercisi için gerçek önceliği her zaman negatif olaylarda. Habercilere okullarda tarafsız olmak, gerçekleri yansıtmak öğretilebilir fakat sanırım toplumsal bir sorumlulukları olduğu pek öğretilmiyor. Yaptıkları negatif haberlerle bir taraftan toplumun sosyolojisini negatif yönde etkilerlerken, diğer taraftan bu yaraların pansumanı olarak popüler kültürün derinliği olmayan ilkel eğlence rol modellerini ekrana basıyorlar.
Geçenlerde Uğur Dündar ekranda aynen şunu dedi: “İyi haberler vermek isterdik, ama bu gerçekleri de yayınlamak zorundayız.” Uğur Bey, senin gerçeklik algın bozuk, tek taraflı ve kötü. Bu sadace sende de değil, genel trend bu.
Bu televizyonlar yüzünden, haberlerle çok üzülmek ile magazinle aşırı eğlenmek arasındayız. Rol modelleri de hep marjinlerde. Kimsenin ortalamaya gelme niyeti yok.
Hepimiz bu yayın tarzını toplum istiyor diyoruz ama, topluma bunu şırınga edenin 30 yıldır medya olduğunu da unutmamak gerekir. Bu 30 yılı da bilfiil yaşamış ve olan Uğur Dündar bile böyle konuşursa, yazık halimize. Onun ve onun gibilerin aklından şüphe ederim ve grup psikolojisinde (medya şirketi) yanlış konuşturulduklarını iddia ederim.
Toplumsal sorumlulukta yarattığın basit rol modellerinle yıllardır kötü yönde oryante ettiğin topluma o yönde hizmet vermek yoktur, bu yüzden kendisini toplum sorumluluğunda gösteren insanların çoğu samimiyetsiz. Toplumsal sorumlulukta, rasyonel ilkeleri toplumla buluşturmak vardır.
Dilara
sadece rol model mi, dediğiniz gibi karmaşa çok fazla bu ülkede. hepimizin kafası bulanmış durumda. değer sistemleri çokmüş gibi. böyle bir ortamda rol model bulmak zor.
Erhan
Asi adamın rol modeli olmaz:)
Pelin
Benim rol modellerim dolu. Türk iş dünyasının çok sayılı isimleri var. Bazılarıyla çalışma fırsatı buldum. Ama dediğiniz gibi rol model olmayan ama şirketlerin tepelerinde dolanan çok kimse de var. Okullarda belki de etik dersi verilmesi gerekiyor. Saygılar,
Erhan
Etik ile ne ilgisi var be Pelin. Bence rol modeli izleyerek insanın kopya koyun Dolly’den farkı olmuyor. İnsan biraz özgün olmalı. Hele bu dünya konjonktüründe asi olmayan insandan şüphe ederim. Rol model en fazla anne ve baba olabilir, bir insanın anne baba dışında rol modeli var ise o anne babanın aile eğitiminden de şüphe ederim.
Pelin
@Erhan, cok ilgisi var. Biraz daha dusun sen, bulursun ilgisini!
Erhan
İşte ben de etik dersinin esas yeri okul değil anne baba diyorum, Pelin. Ama bir bakıma haklısın, okullarda Din ve Ahlak dersinde sadece din öğretiliyor, ahlak-etik vs. öğretilmiyor. Aile eğitimi iyi olanın lakin ne ahlak dersine ne de rol modele ihtiyacı vardır diyorum.
Bu arada günümüz iş dünyasında çoğu rol model de aynen şunu gösteriyor: Satış – Pazarlama – Nasıl daha iyi kandırırım – bu mu etik Pelin? – İnsanları kandırmak, gölden balık avlamak, Facebook’ta viral yapıp, seksi bir kızı çıkarıp yalandan bir hikayeyle milleti kandırıp pazarlamanı yapmak – bu mu etik? Bu ekstrem bir örnekti ama diğer rol modeller de hep kandırma odaklı. Yani çok satış yapmakla cebin parayla doluyorsa, başın göğe mi eriyor? Adam mı oluyorsun? İnsan mı oluyorsun? Etik misin?
Yurtdışı rol modeller daha etik gibi gözükebilir, ama onlar usluplu yapıyor bu işi. Bizim gibi çingenece değil. Leadership, innovation vb. – bunları da açarım ama uzatmayım.
Kendimize şunu soralım: Şu iş dünyasında kim gerçekten etik, Pelin?? Etik olunacak en son yer burası. Resmen can pazarı. Kişilerarası ve kurumlararası çekişme, hırs, rekabet olan bir ortamda etik mi kalır? Etik olana aptal derler veya etik olmakta direnen kaybeder.
İbrahim Tatlıses esmersen-güzelsin mantığı gibi iş dünyasında da para kazanıyorsan-adamsın mantığı var.
Adam olmak bu mu? Etik nerede söyle bana Pelin? Ben göremedim, göremiyorum.
Ama tabi senin kişisel ilişkilerin insanlarla iyi olduysa beni doğrulamayacaksın. Ama Pelin, bu senin güzelliğin ve istisnandır. Genel durum böyle değil.
Netvitrinim
rolmodel gereklidir her insan için ama iyibir rolmodel secmek insanın kişiligiyle alakası vardır tabi benim görüşüm bu