Üniversite Mezuniyeti İş Garantilemez

öğrenci, iş arama, kariyer, üniversite No Comments »

Bugün Akşam gazetesinden Dr. Murat Kınıkoğlu’nun çok güzel bir yazısını okudum. Üniversite mezunu olmak ile iş bulabilmenin yeterli olduğunu düşünen gençler ve ebeveynler üzerine.

Üniversite mezuniyeti iş garantisi demek değildir! Üniversiteden mezun olan birçok insandan bir farkınız olması gerek. Aynı sıralarda oturduğunuz arkadaşlarınız iş dünyasında en büyük rakibiniz. Farklılaşamıyorsanız, tercih sebebi değilsiniz. Dr. Kınıkoğlu’nun tavsiyelerine benim bir eklemem daha olacak.

Uluslararası şirketlerde çalışmayı istiyorsanız, uluslararasılığa açık olmalısınız. Farklı kültürler ile çalışmayı öğrenmeli, mümkünse uluslararası projelerde yer almalısınız. Bunu üniversite dernekleri vasıtası ile yapabileceğiniz gibi üniversite dışındaki kuruluşlar vasıtasıyla da yapabilirsiniz.

Eğer imkan yaratabiliyorsanız, yaz tatillerinizden birini yurt dışında bir eğitim programına katılarak geçirin. Bu yabancı dil kursu olabileceği gibi, 2-3 aylık sertifika programları da olabilir.

Üniversiteyi bitirir bitirmez iş bulamıyorsunuz diye master yapma gafletine düşmeyin. Master iş bulmak için değil, kariyer beklentiniz belirginleştiğinde, o konu üzerinde tecrübe sahibi olduktan sonra eğitim almanız anlamına geliyor. Ayrıca fiyatınızı artırma imkanı veriyor olmalı.

Bookmark and Share

Kariyer Sitelerinden İş Başvurusu

iş arama, kariyer 2 Comments »

Türkiye’de iş başvuruları artık büyük çoğunlukla online kariyer siteleri üzerinden yapılıyor. Bunların en tanınmış olanları arasında , kariyer.net, secretcv.com  ve yenibiris.com gelmekte . Amerika’dan döndüğümde, Türkiye’deki işimi secretcv.com üzerinden buldum. Üstelik Türkiye’de şirketlerin bu başvurulara geri dönüşlerinin olmayacağını tahmin ediyordum. BSH’nin açtığı Kurumsal Iletişim pozisyonuna başvurduğumda, ertesi gün şirketin Insan Kaynakları departmanından görüşme talebi için telefon aldım. Bu hızdan etkilendiğimi söylemem gerek. Her şirketin aynı hızda geri dönüş yapmasını da beklememek gerek. Ancak ne varki kurumsal bir şirkette çalışmak istiyorsanız, bu geri dönüşlerin tarzına ve süresine dikkat edin. Sizler nasıl şirketler üzerinde belli bir “imaj” bırakıyorsanız, şirketlerde sizlerde belli bir “ilk imaj” yaratacaklardır. Her ne kadar ilk imaj her zaman doğru izlenim anlamına gelmese de, karar sürecinizi etkileyecektir.

Başvurularınızı online olarak yapmayı tercih edenlerdenseniz, kurumsal şirket yöneticilerinin nelere dikkat ettiğini bilmenizde fayda var. Bu bilgiler doğrultusunda taktik geliştirmeniz daha kolay olacaktır.Online kariyer siteleri, başvuru yapabilmeniz için milyonlarca bilgiyi database’lerine girmenizi istiyorlar. Bunun ne kadar sıkıcı ve aslında gereksiz olduğu konusunda eminim hepiniz aynı fikirdesinizdir. Ama tüm kariyer siteleri üç aşağı beş yukarı birbirinin kopyası olduğundan, güç sizde değil. Online kariyer siteleri tarafından doldurulan formları kağıda aktardığımızda elimize geçen format “kötü” ve yapılan başvuruyu değerlendirmeye almamızda kesinlikle “ikna edici”değil. Birçok kişi ise CV’sini word olarak hazırlamamayı tercih ediyor. Sadece online kariyer sitelerinin database’lerine bilgi girip bırakıyor. Kariyerinize bu kadar vurdumduymaz davranıyorsanız, iş bulma süreciniz epey uzayabilir!

 CV’nizi online kariyer sitesine ekleyin. Online başvurunuzu yaparken, siteye word dokümanında yazılmış bir CV ekleyin. Yöneticilerin bu CV’yi görmesi sizi diğerlerinden ayrıştıracaktır.

Görüşmeye CV’nizin bir kopyasını götürün. CV’nizin bir koyasını görüşmeye getirmenizde fayda var. Ben görüşmeme gittiğim zaman, elimde özel bir kağıda basılmış, renkli iki sayfadan oluşan bir CV vardı. Şirketin CEO’sunun eline verdikleri CV, şirketin yazıcısında basıldığı haliyle tam 6 korkunç sayfadan oluşuyordu. Görüşme sırasında bunu fark ettiğimde, CEO’nun benimle görüşmek istemesinin bir “mucize” olduğunu düşünmüştüm. Tabii CEO’nun önüne özenle hazırlanmış, mükemmel görselliğe sahip, hatasız yazılmış, profesyonel bir CV koyunca, etkilenmemesi imkansızdı. Bunu kendisi de farkedip, bana “Çok profesyonelce hazırlanmış, kuvvetli bir CV” yorumunu yapmıştı. Dolayısıyla, ben önümdeki “negatif” bir olayı, başarılı bir hazırlık sayesinde “pozitif” bir imkana dönüştürmeyi başardım.

CV’niz hatasız yazılmalı. CV’niz kesinlikle kusursuz ve hatasız olmalı. Yöneticiler, CV’sini hatasız hazırlamaktan aciz kişilerle çalışmak istemezler. CV’nizi gözden geçirin ve mutlaka güvendiğiniz bir arkadaşınızın CV’nizi incelemesini isteyin. Sizin göremediğiniz noktaları görmenize yardımcı olacaklardır.

Renk kullanın. CV’nizi hazırlarken profesyonel renkler kullanabilirsiniz. Yanlız renk skalanızı iyi seçmeli ve profesyonel tasarımcı değilseniz 2 renkten fazla renk kullanmamaya çalışmalısınız.

Tek sayfa kuralı. Eğer en fazla 6 yıllık iş deneyiminiz varsa ve iş deneyimleriniz çok büyük farklılık göstermiyorsa, CV’niz en fazla bir sayfa olmalı. Malesef yöneticilerin başvurular arasında CV’lere ayıracak fazla zamanları yok. CV’nizi size “iş görüşmesi” kazandıracak şekilde hazırlayın. Deneyimleriniz ve söyleyecekleriniz gerçek anlamda “etkileyici” ise, o zaman iki sayfa olabilir. Ama 2 sayfayı geçen CV’lerde, kendinizi iyi ifade edemediğiniz algısı yaratabilirsiniz.

CV’nizi pozisyon yöneticisine postalayın. CV’nizi online kariyer sitesine bırakmanın yanısıra, pozisyonun yöneticisine direk posta ile yollayın. Işe alacak yönetici, odasına gelen postaları mutlaka okur. CV’nizin mutlaka incelenmesini garantileyin!

Bookmark and Share

MBA Yapmayı Düşünenlere

değişim, kariyer, üniversite No Comments »

Üniversiteden bu yıl mezun olacaksınız ve eğer tipik bir Türk öğrencisiyseniz, MBA yapmayı planlıyorsunuz demektir. Öyleyse, MBA”li işsizler arasında yer almaya hazırlanıyorsunuz!

Dünyanın her ülkesinde şirketler işe eleman alacakları zaman genelde “iş tecrübesi” olan kişileri tercih ederler. Bu da öğrencilerin üniversite yıllarını çok verimli geçirmelerini gerektirir.

Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmak genelde çok zor olur. Bunun en temel nedeni, sadece bir üniversite mezunu olmak işe almakta yeterli değil. Sizleri, diğer milyonlarca üniversite mezunundan ayıran hiç bir özellik yoksa tabiiki. Bu yüzden üniversite yıllarınızı iyi değerlendirmelisiniz. Durum böyle iken, birde üzerine MBA yapıp, ondan sonra ilk iş deneyiminizi kazanmayı planlıyorsanız, o zaman işiniz bir kat daha zorlaşacaktir.

Hiç pratik iş deneyimi olmayan bir MBA’linin işletmeye faydası yeni mezundan pekde farklı olmayacaktır. Elbette, MBA yapmiş kişinin bilgisi biraz daha engin olacaktır. Ama sadece teori görmüş bir kişinin, ortalama bir yönetici üzerinde etkisi “aynı” olacaktır.

Dünya çapında isim yapmış üniversitelerin MBA programlarına baktığınızda, bu okulların hepsinin en az 2 yıl iş deneyimiaradığıni görürsünüz. Yani iş tecrübesi, MBA yapmak için bile gerek şart. Bunun ana sebebi, iş deneyimi olan kişiler, dersleri daha iyi kavrayabilecekleri gibi, işletmelerde yaşadıkları deneyimler sayesinde dersleri zenginleştirecek olmalarıdır. MBA yapmadan once iş tecrübesi edinmenin bir diğer faydası da, MBA programından ne beklediğinizi daha iyi anlamanız olacaktır. Hangi alana ilgi duyduğunuzu görebilecek ve bu alanda uzmanlaşmak üzere MBA derslerinizi almanıza olanak tanıyacaktır. Örneğin pazarlama, finans, lojistik, insan kaynakları gibi.

MBA yapmak demek ayrıca “fiyatınızı artırmanız” anlamına gelir. Ama eğer lisans eğitiminizin arkasından hemen MBA yapıyorsanız, o zaman fiyat artırmak değil, iş bulmak için bu hakkınızı kullandınınız demektir. Amerika’da yapılan istatistikler, MBA mezunlarının daha fazla maaşlar ile çalıştıklarını kanıtlıyor.

İş ortamları hayatınızın her gününü çalışarak geçirmek isteyeceğiniz “mükemmel” ortamlar değiller. Heyecanla başladığınız yeni iş yerinizde, işiniz haricinde birçok faktörün “iş memnuniyetinizi” etkilediğini göreceksiniz. Kariyer odaklı iseniz, kariyerinizin dönüm noktaları olacaktır. Bu dönemlerden bir taneside iş dünyasından belli bir dönem ayrılmak ve “okula” geri dönmek olabileceği gibi, gelişen teknolojiler sayesinde çalışırken “uzaktan eğitim” ile eğitiminize devam etmeniz de alternatiflerden bir tanesi olabilir. Bu dönemler hem hayatınızdan ve kariyerinizden ne beklediğinizi tekrardan değerlendirmenize yardımcı olacak hemde bir sonraki adımınızın daha kuvvetli ve istediğiniz yönde olmasını sağlayacaktır.

MBA’li “işsizler” yada MBA’li “memurlar” kategorisine girmeden önce ve kariyerinizden beklentilerinizi az çok anladıktan sonra lisans üstü eğitiminize başlamanız, daha sağlam bir profesyonel geleceğe sahip olmanızı sağlayacaktır.

Bookmark and Share

Farklılıklar ve İletişim

yönetim, iletişim No Comments »

İnsanlar birbiriyle sürekli iletişim halindeler: İşte, evde ve sosyal ortamlarda. Her ne kadar birbirimizi iyi anladığımızı sanıyorsak da, iletişim pek de kolay bir iş değildir ve Ralph Waldo Emerson’ın dediği gibi “Anlaşılmak bir lükstür”.

Nasıl konuştuğumuz, meseleler üzerinde nasıl tartıştığımız ve gruplara nasıl katıldığımız kişinin “kültürü” ile ilgilidir. Çoğu zaman, meselelere farklı yaklaşımlara ve kiminle konuştuğumuza bağlı olarak farklı tarzda iletişim biçimlerine şahit oluruz.

Hiç başkalarının tarzına dair yargılarınızı bir tarafa bırakarak farklılıkları olduğu gibi kabul ettiğiniz olur mu?

Yoksa tarzınızın diğer insanların tarzından daha uygun olduğu ve onların değişmesi gerektiği  konusunda ısrarcı mısınız? Eğer durum böyleyse, bir kez daha düşünün. Hepimiz aynı anda birçok kültüre aidiz. The National Institute for Dispute Resolution, kültürü “dünyayı anlama biçimimizi şekillendiren ortak deneyimleri paylaştığımız grup veya camia” olarak tanımlıyor. “Buna cinsiyetimiz ve vatanımız gibi doğuştan içinde bulunduğumuz grupların yanı sıra, bir parçası olmak için katıldığımız gruplar da dahildir. Örneğin, yeni bir bölgeye taşınmak suretiyle veya ekonomik statümüzdeki değişimle yeni bir kültür edinebiliriz.”

Kültürler arası daha iyi iletişim kurabilmek için, “benden farklı”yı “benden değersiz” şeklinde anlamaya yönelik insani eğilimi kontrol altına almayı öğrenmenin faydası büyüktür. Kültürel farklılıkların nerede yer aldığını tespit edebilirsek, bunu birbirine karşı saygı ve bir diğerini kabul takip edecektir.


Diğer kültürlerden gelen insanlar hakkında bir şeyler öğrenmeye açık olduğumuzda daha az yalnızlık çektiğimizi görürüz. Önyargı ve klişeler, değişim için çaba gösterirken, bize dost ve ortak olabilecek gruplar dolusu insandan ayrı düşmemize neden olabilir. Oysaki bizden farklı insanlarla konuşmak bize umut vererek, içinde bulunduğumuz toplumu ve dünyayı geliştirmek üzere gireceğimiz mücadelede gücümüzü artırır.  

Bireyin davranışına kültürel normların mutlaka uygulanabilir olmadığını da hatırlamalıyız. Hepimiz -etnik kökenimiz, ailemiz, eğitimimiz, kişiliklerimiz gibi- herhangi bir kültürel normun ifade edebileceğinden çok daha karmaşık pek çok unsur tarafından şekillendirilmiş durumdayız.  

Birbirimizi anlamak ve beraber çalışabilmek için, aynı zamanda mevcut güç dengesizliklerinin farkında olmamız ve söz konusu dengesizlikler konusunda bir diğerimizin algılayışını duymaya hazır olmamız da gerekir.

 

Başkalarının sizinle iletişime girip girmemek konusundaki tercihlerine saygılı olmalı, olup bitenle ilgili fikirlerine değer vermeye özen göstermeliyiz. Yargılamayı bir kenara bırakıp, duruma dışarıdan birisi gibi bakmaya çalışmalıyız. Aktif ve gönüllü biçimde dinlemeyi prensip hale getirebilmeliyiz. Bu gibi durumlarda kendinizi diğer kişinin yerine koymaya çalışın. Özellikle de bir başkasının algılayış veya fikirlerinin sizinkinden çok daha farklı olması halinde kendinizi rahat hissettiğiniz alanın sınırlarını zorlama gereği hissedebilirsiniz.

Bookmark and Share

Online Bankacılık mı, Online Müşteri Eziyeti mi?

yönetim No Comments »

Online bankacılığın birçok avantajı var. Örneğin hesap işlemlerinizi evinizde, tatilde, yurt dışında veya otel odanızda, kısacası nerede olursanız olun, istediğiniz her yerde bilgisayar aracılığı ile yapabilirsiniz.  Banka memurlarına derdinizi anlatmak için uğraşmadan, bankaya kadar gitmek zorunda kalmadan, online bankacılık ile işlemlerinizi kendiniz halledebilirsiniz.  Müşterinin hayatını kolaylaştırmak açısından online bankacılık mükemmel bir gelişme. İşletme açısından online bankacılığın ekstra faydası ise, banka’nın operasyonel maliyetlerini düşürüyor olması. 

Peki Türkiye’de online bankacılık nasıl işliyor? Müşteriye kolaylık sağlayacağım derken göz mü yarıyor? 

İlk önce online bir kimlik ve şifre işlemleri yaratabilmek için, bankaların ATM’lerine yol almanız gerekiyor. Sadece telefonda işi halledemiyorsunuz. Online olarak işinizi hiç halledemiyorsunuz. 

Diyelim, bu engeli aştınız ve bir şifre aldınız kendinize. Kendi hesabınıza girebilmek için neredeyse ‘secerenizi’ yazmak zorundasınız. Ve tabii tüm bu bilgileri ‘hatırlamak’ zorundasınız.  

Bu da bitti, her üç ayda bir şifrenizi değiştirmek zorundasınız. Sanki şifre hatırlamak çok kolaymış gibi, birde üç ayda bir değiştirdiğiniz şifrenizin ne olduğunu akılda tutmak zorundasınız. Ve bu şifreler birbirinin de aynısı olmamak zorunda. Ve tüm bankalar birbirlerinden kopya çektiklerinden ‘daha iyi’ bir seçenek bulma imkanınızda maalesef yok. 

Sanki insanlar sadece tek bir bankayla işlem yapıyormuş gibi, her banka aynı ‘müşteri eziyeti’ sunan sistemi kopyalamış birbirinden. Dolayısıyla şifre hatırlamak için yanınızda özel bir defter tutmanız lazım. Ama güvenlik gereği, aslında şifrelerinizi bir yere yazmamalısınız. O zaman aklınızda tutmakdan başka çareniz yok. Diyelim ki, şifrenizi unuttunuz ve üç kere yanlış girdiniz. Bu sefer banka sizi sistemden ‘bloke’ ediyor. Bu süreç ‘müşteriye yaptığımız eziyet’ yetersiz dercesine işkencenize devam ettiriyor. Yeni bir şifre alabilmek için bankaya telefon ediyorsunuz ve eğer olaki nufus cüzdanınız yada hesap numarası bilginiz yanınızda yok, o zaman sistemden yeni bir şifre almanız mümkün değil. Diyelim, bu bilgiler var ama sisteme kayıtlı cep telefonunuz yanınızda değil, yada şarjı bittiyse, o zaman online bankacılık işlemlerinizi devam ettirmeniz artık neredeyse imkansız. 

Türkiye’de online bankacılık müşteriye eziyetten öte işkence çektirmekte. Neden diye soracak olursanız, bankaların size klasik bir cevabı var: ‘Efendim güvenliğiniz için’. Hayır. Böyle güvenlik olmaz.  

Amerika’da bankaların online sistemleri aynen şöyle çalışıyor: Bankanın web sitesine giriyorsunuz, kendinize bir isim ve şifre tanımlıyorsunuz. Tüm işlemlerinizi hallediyorsunuz. Üç ayda bir şifre değiştirmek zorunda değilsiniz. Secerenizi vermek zorunda değilsiniz. Kendi güvenliğiniz açısından şifrenizi değiştirmek isterseniz, bunu kendi insiyatifinizle yapıyorsunuz. ‘Hacker’ların en ciddi anlamda tehdit ettikleri Amerika bile güvenlik sistemlerini ve ayrıca ‘yönetim sistemlerini’ öyle güzel kurgulamış ki, müşteri memnuniyetini ön plana koyabilmiş. 

Güvenli sistemler kurmak mutlaka önemli ve müşterilerin güvenliklerini sağlamak bankaların temel görevlerinden bir tanesi. Ama ayrıca ‘düzgün’ ve ‘kaliteli’ hizmet vermek ve müşteri memnuniyetini sağlamak da tüm işletmelerin ana görevi.  Bankalar tek taraflı ve tek yönlü düşünmeye devam ettikleri sürece müşteriler eziyet çekmeye devam edecek.  

Türkiye’de işin adı ‘online bankacılık’ ama külfeti yararından daha ağır geliyor.  Bugün ‘güvenliğiniz için eziyet çekmenizi destekliyoruz’ diyen Banka yönetimleri, sistemlerini ve yönetimlerini geliştirdikleri zaman, ‘memnuniyetiniz için güvenlik sistemlerimizi daha etkinleştiriyoruz’ diyeceklerdir. O zamana kadar, müşteriler yakınmaya, bankalar şikayetleri kulak ardı etmeye devam edecekler.  

Bookmark and Share

İş Görüşmelerinden Öteye Gidemiyorsanız…

iş arama, kariyer No Comments »

Üniversiteden yeni mezun oldunuz. Birkaç yıllık is deneyiminiz var. Is değiştirmek istiyorsunuz, ama bir turlu istediğiniz isi bulamıyorsunuz. Belki de iş görüşmelerinizde yaptığınız hataları görmüyor, hatalarınızdan öğrenemiyorsunuzdur? 

Kıyafet: Iş görüşmelerine, her ne tür iş için gidiyor olursanız olun, takim elbise ile gitmeye özen gösterin. Bu, karşınızdaki kişinin algısını etkileyecektir. Eğer “kılık kıyafetime bakarak beni ise alacaklarsa hiç almasınlar” diyenlerdenseniz, o zaman is arama surecinizi uzatmayı kabul ediyorsunuz demektir. İşe alındıktan sonra, iş ortamının kurallarına ve sizden beklentilerine göre zaten giyiniyor olacaksınız. Burada amaç, karşınızdaki kişinin algısını etkileyebilmek. Eger bir işveren ile görüşmeye birden fazla defa çağırılırsanız, kılık kıyafetiniz aynı profesyonelliği sergilemeli. Üçüncü görüşmede kirlenmiş ayakkabılar ve kot pantolona dönüş kötü bir fikir! Bayanlar, takılarını “gece kıyafeti” takılarıyla karıştırmamalı. Unutmayın, görüşmeye gideceğiniz kişiyi hiç tanımıyorsunuz. Stilini ve tarzını bilmiyorsunuz. Takdığınız takılar karşınızdaki kişiye negatif yönde etkilerse, hakkınızdaki algıda o yönde olacaktır. Dolayısıyla, ya çok sade takı kullanın, yada mümkünse hiç takmayın. 

Kariyer Beklentisi: İşveren adaya ‘kariyer beklentin nedir’ sorusunu yönelttiğinde duymak istemediği cevap “Artık kurumsal bir şirkette çalışmak istiyorum’ olur. Böyle bir yapıda kendimi görmek istiyorum” kariyer beklentinizi ifade etmiyor. Eğer amacınız başvurduğunuz şirketin size “kurumsal bir ortam” yaratmasını beklemekse, o zaman birçok kurumsal kapının size kapalı olduğunu göreceksiniz. Is görüşmelerinde şirketlerin amacı size istediğiniz ortamı sunmak değil, sizin onlara ne sunacağınızı görmektir. Dolayısıyla “şirketlerden ne beklediğinizi” değil, şirkete kendi eğitim ve tecrübenizle neler kazandırabileceğinizi göstermek hedefiniz olmalıdır.

Kariyer Beklentinizin Ne Oldugunu Bulun: İnsanın kariyerinde ve hayatında ne istediğini bilmesi önemli. Kurumsal şirketler, özgüven sahibi ve kariyerinden ne istediğini bilen kişilere öncelik verirler. Eğer ne istediğinizi tam olarak bilemiyorsanız, ve bu konuyu hiç düşünmediyseniz, şimdi başlamanın tam zamanı. Bu egzersiz, size istediğiniz kariyeri seçmede faydalı olacaktır. Tam olarak ne istediğinizi kısa sürede bulamazsanız da, en azından bir kağıda genel hatlarını çıkartın. Is görüşmesinde bu soruyla karşılaştığınızda, ne söyleyeceğinizi daha açık bir şekilde biliyor olursunuz. İnsanların istekleri ve beklentileri zamanla değişir. Bugün ne istediğinizi bilirseniz, ileride nasıl değişim geçirmek istediğinizi de daha rahat bulursunuz. 

Kendiniz Olun: Kendiniz olmak güzeldir, ama işvereninizle “arkadaşınızmış gibi” sohbet etmeyin. Başvurduğunuz yer bir is yeri. Orası profesyonel bir ortam. O zaman Profesyonelliğinizi sonuna kadar koruyun.

Hırslı bir insan değilim: Hırslı bir insan değilseniz, gelişmeye ve şirketinizi ileriye taşımaya da fazla yetkin olmadığınız sonucuna varılabilir. Böyle bir soru sorulduğunda, “hırs” kelimesinin negatif bir anlamı olacağından endişeleniyorsanız, bu soruya “azim” kelimesiyle cevap verebilirsiniz. Azimli olmak şirketler için önemli ve gereklidir. “Hırsım yoktur” diye cevap veriyorsanız, karsınızdaki kişide “yeteri kadar çalışmaya niyetim yok” imajını bırakabilirsiniz. Unutmayın, karşınızdaki kişiyi tanımıyorsunuz, dolayısıyla neyi nasıl algılayacağı hakkında bilginiz yok. Ve amacınız karşınızdaki kişinin sizi beğenmenizi sağlamak. İşe alacak olan kişiler, yetkin ve basarili insanlarla çalışmak isterler ama ise alma kararları sadece bu kriterle sınırli değildir. İnsanlar, anlaşabileceklerini düşündükleri kişilerle çalışmak isterler. Dolayısıyla, anlaşabilecekleri kişileri ise alırlar. Dolayısıyla karşınızdaki kişinin sizinle çalışmaktan hoşlanacakları düşüncesini edinmelerini sağlamanız gerek.
 

Kapıdan içeri girerken:Görüşeceğiniz kişinin ofisinden içeri girerken sergileyeceğiniz “özgüven” çok önemli. Başvurduğunuz pozisyona göre bu öz güveni tam kıvamında sunmanız gerek. Ne çok fazla ne çok az. Tam kıvamında. Yani, başınız yere bakmamalı, niye o odada bulunduğunuzu tam olarak anlamamışsınız gibi davranmamalısınız. Çok sevecen tavırlardan ziyade, sevecenliğinizi profesyonel bir bicimde yansıtacağınız bir tarz yakalamaya bakın. Sizin hikayeniz nedir? Aynı ise başvuran her kişi, üç aşağı beş yukarı sizinle benzer islerde çalışmış, benzer tecrübeler elde etmiştir. Sizi hatırlamalarını sağlayacak bir hikayeniz, basariniz, çalışmanız var mi?Genelde, is görüşmelerinin sonunda, işveren adaya “Bana sormak istediğiniz bir soru yada öğrenmek istediğiniz bir konu var mi?” diye sorar. Burada sormanız beklenen sorular genelde şirket hakkında bilgi ve pozisyonda aranan niteliklerdir. Öyleyse bu önemli kısmı sona bırakmaktan ziyade, görüşmenizin başında işverenden sorabilirsiniz. Böylece şirket ve pozisyon hakkında gerekli bilgiyi toplar, nasıl bir kişi aradıklarını öğrenir ve cevaplarınızı da beklentilerini karşılayacak bicimde şekillendirebilirsiniz. Böylece işverenin aradığı “ideal” adayın neden SİZ olduğunuzu daha iyi açıklayabilirsiniz. 

Bookmark and Share

Üniversite’den Mezun Olmadan Önce

öğrenci, iş arama, kariyer, üniversite No Comments »

Üniversiteden mezun olduktan sonra iş aramaya başladığınızda iş bulmakta zorlanmamak için yapabileceğiniz birkaç şey var. Aklınızda tutmanız gereken en önemli şey ise şirketlerin tecrübe sahibi olmayan çalışanları genellikle tercih etmedikleri. Buna haksızlık diye bakabilirsiniz. Kısır döngü diyebilirsiniz: “eğer bana iş vermezsen iş tecrübem nasıl olur” diye homurdanabilirsiniz. Aklınızda tutmanız gereken, bugünkü durum ve şartlarda tercihin tecrübeli çalışanlardan yana olduğudur.

Taze mezunların iş bulma olanaklarını güçlendirmeleri için:

Staj yapın: Her yıl kendinize bir staj ayarlamaya çalışın. Staj yaptiğınız yerde fotokopi makinasinin nasıl çalıştığından tutun da şirket içi ilişkilerin nasıl yürüdüğüne kadar herşeyi gözlemleyin. Meraklı olun!

Sertifika programlarına yazılın : Ister Türkiye’de ister yurt dışında, ama imkanlarınızın el verdiği ölçüde üniversitenizin size verdiği eğitimden farklı bir konuda yada parallel bir alanda yeni bir konuda eğitim alın. Birçok “pazarlama” eğitimi almiş üniversite öğrencisi Internet’i sadece “bilgi almak” amaçlı kullanıyor. Email’lerini check etmek icin faydalanıyor. Farklılaşın. Web tasarımı yapmayı öğrenin, Internet teknolojilerini iyi anlayın. Günümüzde gelişen teknolojilerden çok iyi seviyede anlamayan pazarlama mezunlarının ilerlemeleri mümkün değil.

Mentor bulun: Türkiye’de çok fazla etkin olmasada kendinize bir mentor bulun. Bu üniversiteden bir profesörünüz olabileceği gibi, iş dünyasından tanıdığınız ve güvendiğiniz bir kişide olabilir. Yıl içerisinde bir iki defa mentorunuzla vakit geçirin, sohbet edin, tecrübelerinden ve deneyimlerinden yararlanın.

Özgeçmişinizi hazırlayın: Üniversite 3. sınıfa geldiğinizde özgeçmişinizi hazırlayın. Iş başvurusunda bulunuyor olsaydınız, CV’nize yazabileceğiniz şeyler ne olurdu? Özgeçmiş yazmaktaki bu zorluğu mezun olduğunuzda çekmemek için şimdiden pratik yapmak sizi hedefinize yaklaştıracaktır. Bir özgeçmişin nasıl yazılması gerektiği konusunda araştırma yapmanızı ve hazırlıklı olmanızı sağlayacaktır.

Sosyal Olun: Iyi not ortalamasi ile mezun olmak güzel, ama şirketler genelde kaç ortalama ile mezun olduğunuzdan çok üniversite yıllarınızı nasıl değerlendirdiğiniz ile ilgilenirler. 4 üzerinden 4 not ortalaması, işveren için sadece “ders çalışan” ve “sıkıcı” bir kişi tiplemesi imajini bırakabilir. Kampüs içerisinde yer alan aktivitelerde yer alin. Kariyerinizde yükselmeniz, duygusal zekanızın ne kadar gelişmiş olduğuyla ilişkili.

Girişimci Ruhunuzu Test edin: İçinizde girişimcilik varsa, amatör çapta üniversite yıllarınızda kendi işinizi kurmaya çalışın.

Başarının Tanımını Yapın: Hayatta başarının birçok tanımı var. Sizin için başarının ne olduğunu araştırın, tanımlayın.

Psikoloji Dersleri Alın: İletişim psikolojisi, kişilik, davraniş ve mutluluk, stresten arınma teknikleri gibi konularda dersler alın. Sadece kariyer yolunuzda degil, hayatınızın her alanında faydalanabileceğiniz yetkinliklere sahip olun.

Takdir etmeyi ve bunu dile getirmeyi öğrenin: Iş dünyasında “takdir edilmenin” en önemli motivasyon faktorlerinden biri olduğunu öğreneceksiniz. Şimdiden arkadaşlarınızı, profesorlerinize nasıl “kompliman” vereceğinizi öğrenirseniz, iş hayatınızda o kadar çok rahat edersiniz.

Bunları yapın. Çünkü bugün aynı sıraları paylaştığınız üniversite arkadaşlarınız, yarının kapitalist dünyasında birer rakibiniz olarak karşınıza çıkacaktır.

Bookmark and Share

Email kullanmayı bilmek

kariyer, iletişim No Comments »

21. yüzyılda dünyaya gelen bebekler, annelerinin kucağına verilirken laptop bilgisayarın üzerinde sunuluyorlar artık! Bir yaşına geldiklerinde “anne, baba” demeden önce “email” demeye başlıyorlar. Daktilo dönemlerini hatırlayanlar hala email kullanmayı sadece “yaz” ve “gönder” komutlarından oluşan bir araç olarak görüyorlarsa, zor günler sadece daha da zorlaşacak demektir.

Iş dünyasında birçok kişi her gün emaillerin yoğunluğundan şikayet ediyor. “Artik kimse telefonla konuşmuyor, yüz yüze gelmiyor” diye yakınıyor. Eğer sizde bu kişilerden biriyseniz, okumaya devam edin:

21. yüzyıl, artık neredeyse “eski teknoloji” olmaya başlayan bu iletişim aracını sadece kullanmayı değil, ama çok iyi kullanmayı gerekli kılıyor. Şirketler daha fazla verimlilik isterken, telefonda yakalamaya çalıştığınız iş arkadaşınızı on kere arayarak ulaşmaya çalışmak, maalesef şirketlerin “hızlı hizmet” beklentileriyle orantılı değil. Her konu nasıl email ile halledilemeyecekse, sizde emailinizi nasıl kullanmanız gerektiğini ve hangi konuları yüz yüze konuşmak için ayırmanız gerektiğini bir an önce öğrenmenizde fayda var.

Gençler için email günün vazgeçilmez bir parçası. Çünkü hayatlarında önemli bir yer tutuyor. Yöneticilerin gelişen teknolojileri yakından takip ediyor olması ve yüzeysel bilgi yerine biraz daha derinlemesine inebiliyor olması, kariyerlerini ilerletebilmeleri açısından önem teşkil ediyor. Emaillerinizi büyük harfle yazıp, her mesajınıza ünlem işareti ekleyen, kelimelerinizi sürekli “kalın” harflerle yazan yöneticilerdenseniz, kendinizin profesyonel gelişimi için bir şeyler yapma zamanınız gelmiş demektir. Email fonksiyonlarını ve kullanım kurallarını anlamak önemli ve gerekli. Yöneticilerin genç çalışanlarıyla daha iyi iletişim kurabilmesi ve gençlerin is ortamında profesyonel hareket edebilmesi için email kullanımı önem arz ediyor. Işte sizlere birkaç hızlı kural:

Büyük Harf: Büyük harf ile yazmak, karşındakine bağırmak anlamına gelir.

Font Kullanımı: 12 punto’dan büyük ve 10 puntodan küçük yazı karakteri ile yazmak profesyonel görüntüyü kaybettirir.

Ünlem işareti: Ünlem işareti sadece “gerçekten” önemli konular içindir, her tür emailinize ünlem/önem işareti koymak, emaillerinizin zamanla okunmamasına neden olur.

Cevap:Posta kutunuza düsen emaillere hızlı cevap verin, eğer hızlı cevap veremeyecek gibiyseniz, mutlaka kısa bir email ile geri dönüş yapacağınızı ama biraz zaman alacağını belirtin.

Ekler: 2MB den fazla ekte bilgi yollamak karşı taraftaki kişinin posta kutusunu tıkayabilir. Teknolojiden anlayan birçok kişi 2MB üzerindeki emailleri almaktan aşırı rahatsızlık duyma eğilimindedir.

Bookmark and Share

30′lu yaşlarda Kariyer Değiştirmek

iş arama, değişim, kariyer No Comments »

15 yıldır ayni şirkette çalışan, ama iş değiştirmek isteyen bir profesyonelin iş değiştirmesi hiç de kolay değil. Özgeçmişini 15 yıldır hazırlamamış ve bu zaman zarfında hiç iş görüşmesine gitmemiş bir kişinin “korku” içerisinde olması çok doğal.

Yeni nesil, işin kurallarını değiştirmiş durumda. Bir şirkette gereğinden fazla kalmıyor; farklı şirketlerde çalışmanın kişiye profesyonel anlamda kazandıracakları avantajların da farkındalar. Kötü deneyimlerin bile öneminin farkındalar. Kişiye önem vermeyen şirketlerden uzak duruyor, kendi bilgi ve tecrübelerini eskiler gibi “ucuza” satmıyorlar. İş değiştirmekten korkmuyorlar, “iş güvencesi” degil, “işten memnuniyet” arıyorlar.  

Gençler, iş dünyasının kurallarını değiştiriyorlar.

Öyleyse, deneyimli çalışanların bu değişen dengelerin farkında olması, onları özümsemesi önemli. Iş değiştirmek isteyen 30’lu yaşlardaki profesyonellerin, arayış içinde olan adaylar arasında başarılı olmaları için birkaç önemli bilgi:

Kariyer Koçu: Türkiye’de her ne kadar çok fazla yaygın olmayan bir kavramsıda, eğer kendinize konusunda uzman bir kariyer koçu bulabilirseniz, size yeniden iş arama sürecinizde yardımcı olacak güveni kazanmanıza yardımcı olacaktır. Sizi iş görüşmelerine hazırlayacaktır.

Özgeçmişinizi yazarken: Özgeçmişinizi yazdıktan sonra, mutlaka profesyonel bir kuruma yada güvendiğiniz bir iş dostunuza başvurup, özgeçmişinizi gözden geçirmesini isteyin. Daha sonra özgeçmişinizi bir iki kişiye gösterip, onların ne düşündüğü hakkında bilgi alın.

İş başvuruları: İlk 3-5 başvurunuzu çalışmayı düşünmeyeceğiniz yerlere yapın. Iş görüşmesine çağrıldığınızda kendinizi test edin, iyi ve zayıf yönlerinizi görün. Hazır olduğunuzda istediğiniz tarzda işlere ve işyerlerine başvurun.

Network’unuzu kullanın: Yeni bir iş bulmak, bu zaman zarfı içinde edindiğiniz network’ünüze bağlı olarak daha kolay bir hale gelebilir. Eğer iş dünyası ile sıkı fıkı bir haldeyseniz, o zaman birlikte çalıştığınız şirketlerdeki iş imkânlarını kollamayı ihmal etmeyin. Genelde işler gazetelerde ilan edilmeden önce, şirket içinde duyuruluyor olabilir.Network’unuz yeterince kuvvetli değilse, sosyal ve profesyonel iş kollarını takip edin.

İşverenler, muhtelemelen 15 seneden sonra neden iş değiştirmek istediğinizi bilmek isteyecekler. Adaptasyon sorunu yaşayıp yaşamayacağınızdan endişe duyacaklar. Kendinizi anlatırken “tutkulu” yanlarınızı ortaya koymaya bakın. Değişim, genelde yeni bir heyecanı ve tutkuyu beraberinde getirir. Bu tutkuyu başarıya dönüştürebilecek yeteneklerinizi ortaya koymaktan çekinmeyin.

Bookmark and Share