İnsanlar birbiriyle sürekli iletişim halindeler: İşte, evde ve sosyal ortamlarda. Her ne kadar birbirimizi iyi anladığımızı sanıyorsak da, iletişim pek de kolay bir iş değildir ve Ralph Waldo Emerson’ın dediği gibi “Anlaşılmak bir lükstür”.
Nasıl konuştuğumuz, meseleler üzerinde nasıl tartıştığımız ve gruplara nasıl katıldığımız kişinin “kültürü” ile ilgilidir. Çoğu zaman, meselelere farklı yaklaşımlara ve kiminle konuştuğumuza bağlı olarak farklı tarzda iletişim biçimlerine şahit oluruz.
Hiç başkalarının tarzına dair yargılarınızı bir tarafa bırakarak farklılıkları olduğu gibi kabul ettiğiniz olur mu?
Yoksa tarzınızın diğer insanların tarzından daha uygun olduğu ve onların değişmesi gerektiği konusunda ısrarcı mısınız? Eğer durum böyleyse, bir kez daha düşünün. Hepimiz aynı anda birçok kültüre aidiz. The National Institute for Dispute Resolution, kültürü “dünyayı anlama biçimimizi şekillendiren ortak deneyimleri paylaştığımız grup veya camia” olarak tanımlıyor. “Buna cinsiyetimiz ve vatanımız gibi doğuştan içinde bulunduğumuz grupların yanı sıra, bir parçası olmak için katıldığımız gruplar da dahildir. Örneğin, yeni bir bölgeye taşınmak suretiyle veya ekonomik statümüzdeki değişimle yeni bir kültür edinebiliriz.”
Kültürler arası daha iyi iletişim kurabilmek için, “benden farklı”yı “benden değersiz” şeklinde anlamaya yönelik insani eğilimi kontrol altına almayı öğrenmenin faydası büyüktür. Kültürel farklılıkların nerede yer aldığını tespit edebilirsek, bunu birbirine karşı saygı ve bir diğerini kabul takip edecektir.
Diğer kültürlerden gelen insanlar hakkında bir şeyler öğrenmeye açık olduğumuzda daha az yalnızlık çektiğimizi görürüz. Önyargı ve klişeler, değişim için çaba gösterirken, bize dost ve ortak olabilecek gruplar dolusu insandan ayrı düşmemize neden olabilir. Oysaki bizden farklı insanlarla konuşmak bize umut vererek, içinde bulunduğumuz toplumu ve dünyayı geliştirmek üzere gireceğimiz mücadelede gücümüzü artırır.
Bireyin davranışına kültürel normların mutlaka uygulanabilir olmadığını da hatırlamalıyız. Hepimiz -etnik kökenimiz, ailemiz, eğitimimiz, kişiliklerimiz gibi- herhangi bir kültürel normun ifade edebileceğinden çok daha karmaşık pek çok unsur tarafından şekillendirilmiş durumdayız.
Birbirimizi anlamak ve beraber çalışabilmek için, aynı zamanda mevcut güç dengesizliklerinin farkında olmamız ve söz konusu dengesizlikler konusunda bir diğerimizin algılayışını duymaya hazır olmamız da gerekir.
Başkalarının sizinle iletişime girip girmemek konusundaki tercihlerine saygılı olmalı, olup bitenle ilgili fikirlerine değer vermeye özen göstermeliyiz. Yargılamayı bir kenara bırakıp, duruma dışarıdan birisi gibi bakmaya çalışmalıyız. Aktif ve gönüllü biçimde dinlemeyi prensip hale getirebilmeliyiz. Bu gibi durumlarda kendinizi diğer kişinin yerine koymaya çalışın. Özellikle de bir başkasının algılayış veya fikirlerinin sizinkinden çok daha farklı olması halinde kendinizi rahat hissettiğiniz alanın sınırlarını zorlama gereği hissedebilirsiniz.
