Bu bir paradox olsa gerek.
 
Hemen hemen her şirket “yetenekli insan” arayışından bahsediyor. Sonra buldukları bu cevherleri “elde tutmak için” yaptıkları çalışmalardan söz ediyor… 
 
Mesela, yetenekli insan arayışını artık teknolojiden anlayan insan kaynakları uzmanları online database’ler oluşturarak yapıyor. Siz CV bilgilerinizi giriyorsunuz. Onlarda database’lerinde kriterlere göre CV arıyorlar.
 
“27 yaşında”
“elektronik mühendisi”
“iletişimi güçlü”
 
50 adet aday database’de sıralanıyor. Sayıyı daha da aza indirmek için–yada başka değişle, en yetenkli! olanları bulmak için, kriterleri artırarak aramaya devam ediyorlar. Böylece en yeteneklileri sıralamış oluyorlar. 
 
Yetenekli, yaratıcı insanların çoğunun statükoculuktan hoşlanmadığını biliyor muydunuz? Çoğunun, grup düşüncesinin tam tersini düşünmeye meyilli olduklarını? Ya da yönetilmekten hiç hoşlandmadıklarını? Araştırmalar böyle söylüyor bize yaratıcı kişilikler hakkında. 
 
Genelde şirketler kurum kültürlerine uygun insan almaktan bahsederler. Ama bakın size tam tersi bir örnek! Danske Bank kendi çalışanlarıyla ilgili yaptığı bir kişilik envanteri sonucu şirket çalışanlarının bireysel etkinliklerini artırmak için, kurum kültürünü elemanlarının kişiliklerine  göre adapte etme yolunda çalışmalar yapıyor.
 
Şaka gibi değil mi?
 
Büyük ölçekli şirketlere baktığınızda uygulamalara bir bakalım: belli saat aralıklarınla işe gelmelisiniz çünkü sıkı kontrol altındasınız. Bürokratik birçok izin, usul, biçim, kurallarla boğuşmaktan, kendi işinizi yapamaz olursunuz. Sonuç olarak da yeteneklerinizi ortaya döküp “yaratıcılığınızı” ortaya çıkartmanız beklenir. Yetenekli olan, yaratıcı olan insanların kendi işlerinin sahibi olmayı tercih etmeleri de bir rastlantı olmasa gerek. Örneğin Richard Branson. Örneğin Steve Jobs.  
Amerika’da yaratıcı kişilerin yaşamayı seçtikleri bölgeler bile belli. Kaliforniya’da birçok şirkette “yaratıcı grupta” çalışanların işe geliş gidiş saatlerinin olmadığını biliyor muydunuz? Ya kıyafet kurallarının olmadığını? 
 
Bana bu ilginç bir paradox gibi geliyor. Bir yandan yaratıcılık büyük bir övgüyle ağzımızda sakız, diğer yandansa her gün biraz daha istenen kalıplara sığdırmaya çalıştığımız çalışanlar toplumu. 
 
Bana kalırsa, yaratıcı olmak demek, her zaman kuralları yıkmak anlamına gelmiyor. Yukarıda, database’ler ile işe alım yapan şirketlerin metodlarından bahsettim. Kiminiz, CV yollamadan, farklı yollardan kendinize iş bulmayi denemeyi terch eden bir kişilik olabilirsiniz. Kiminizde her yolu denemeye açık bir yapıya sahip olabilirsiniz. Örneğin yaratıcılık gerektirmeyen, sadece kuralları olan bu online iş başvuru sistemlerinin nasıl çalıştığını öğrenirseniz, CV’inizin belirli kelimeler arandığında ilk ele gelen CV olmasını sağlayabilirsiniz. Burada da yaratıcılığınız yada yeteneğiniz değil, aklınızı kullanmanız size iş görüşmesi kaptırabilir…
 
Sizi yaratıcılıkla ilgili çok beğenerek izlediğim bir video ile başbaşa bırakmak istiyorum… 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit