Bu aralar girdiğim ortamlarda sektör ve bölüm fark etmeksizin benzer bir konu gündemde. O da, şu meşhur Y Jenerasyonu’nun yöneticileri kara kara düşündürüyor olması. Hemen hemen hepsi, Y jenerasyonunun ne kadar farklı olduğu ve dolayısıyla Baby Boomer ve X jenerasyonuna dahil yöneticilerin onları yönetmekte ne kadar fazla zorlandığı konusunda birleşiyor.  Nedense yöneticiler dönüp de şu soruyu sormuyor kendilerine: ‘Y Jenerasyonunu anlamıyor olmam onların farklı olmasından mı kaynaklanıyor sadece yoksa benim günü takip edemeyen bir yönetici olmamdan mı?’ Çok önemli bir nokta olduğunu savunuyor ve benzer sorunu yaşayan yöneticilere biraz da sorunu kendilerinde aramalarını öneriyorum. 

Evet, Y Jenerasyonu farklı. Ama hayat zaten farklılaştı. Üstelik bu farklılaşma 15 yıl önce başladı. Teknolojideki gelişmeler yaşam tarzımızı, iletişim tarzımızı, hayat stillerimizi, iş yapış şekillerimizi tamamen değiştirdi. Bunu değiştirenler sadece Y Jenerasyonuna mensuplar da değil. Bu önemli bir noktadır. Onlar, bu değişen sistemleri ayrıca sıkı takip edebilenlerdir.

Çok ufak boyutlu bir örnek size: Türkiye’de baby boomer ve hatta X kuşağı dahi malesef henüz email ile dahi arası pekiyi olmayan yöneticilerden oluşabiliyor. Durum böyle olunca, tek tip iletişimde ısrarcı oluyorlar haliyle. Y jenerasyonu daha esnek bir iletişime sahipken, baby boomer’ların arası teknolojiyle iyi olmadığından, hep kendi tercihleri olsun istiyorlar: yüz yüze görüşelim! telefonla görüşelim! Bilgi çağında yaşadığımız ve işlerin hep daha hızlı ve daha verimli olmasını istediğimiz bu dönemde herkes koşturmaca içindeyken, sabit telefonla birilerine ulaşmak zaten zor. Yüz yüze görüşme de her zaman gerekli değil— aynı email’in her zaman yeterli olmadığı gibi… Baby boomer ve X kuşağı tek tip düşünme eğiliminde olduklarından ve malesef değişime ayak uyduramadıklarından, y jenerasyonunu anlamakta zorluk çekiyorlar. Y kuşağının farklı olduklarını söyleyerek, üzerlerine düşen sorumluluğu ve günü takip edemiyor oldukları gerçeğini de kabul etmeyi öteliyorlar.  

Y kuşağının da yöneticilerini anlamaya ihtiyacı var elbette ve onların üzerine düşen sorumluluklar da büyük. Ne var ki bir yöneticinin asıl işi insan ve iş yönetimi ise, sorumluluğun yükü belki de biz şirket yönetimlerinde. Bakın liderlik tanımlarından biri size:’lider çalışanlarına, umut verir, heyecan verir, cesaret verir, yetki verir, sorumluluk verir, moral verir, bilgi verir, kendine değer verir, destek verir, güç ve enerji verir’ deniyor. Geleceğin lideri, standart üstü lider tanımı ise şöyle: Standart üstü lider, geleceğe dönük, değişimin bütün yönleri ile derinlemesine, farkındadır. Öyleyse, günü takip edemeyen liderler, çalışanlarına nasıl umut verebilir, nasıl liderlik yapabilir? 

Gelişmeleri takip etmeyen ya da edemeyen yöneticilerin uyuyor olmasının sebebi y kuşağı değildir. Profesyonel iş hayatındaki kişilerin gelişmeleri takip edebilmeleri, liderliğinin ana prensibidir. Bu gelişmelerden en çok etkilenen pazarlama ve iletişim alanındaki profesyonellerken, onların bile çoğunun gelişmelerden bir haber olması düşündürücü değil mi? Meraksız, dikkatsiz ve ilgisiz yöneticiler cirit atarken, gelişmeleri neden geriden takip ettiğimizi düşünmek gereksiz. Sebebi ortada. Eğer karar verici mercideki yöneticiler gelişmeleri birebir içinde olarak yaşamıyorsa, şirketlerdeki uygulamaları geliştirmek ömür törpüsü misali. Ve benim önemle üzerinde durduğum bir konu var. Bu gelişmeleri sadece okuyarak öğrenmeniz neredeyse imkânsız. Hayattaki ve dolayısıyla iş dünyasındaki bu büyük dönüşümü anlamak ve gelişmeleri takip edebilmek için iletişim teknolojilerini kullanmalısınız. İçine dalmalısınız. Israrcı olmalısınız. Merak etmelisiniz. Sevmiyorum bu şeyleri ya da ben anlamıyorum diyerek işin içinden çıkamazsınız. Profesyonel iş dünyası zamanı geriden takip eden liderlerle ancak takipçi olabilir. Yenilikçi ve yaratıcı değil. İş dünyası bu tür yöneticilerden bugün vazgeçemese de sistem yakın gelecekte onları mutlaka dışarı atacaktır.  

Yeniliğe açık, potansiyeli yüksek, girişimci, yaratıcı, katılımcı star yetenekleri nasıl ve neden körelttiğimizi arıyorsak, ya da arayıp da bulamıyorsak, bulup da elimizde tutamıyorsak, dönüp kendimize bakalım. Sebepleri bizler olabilir miyiz?


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit