About the author

Related Articles

30 Comments

  1. 1

    Erhan

    Dinamik ekonomi ve iş yaşamı bir liderin statükocu olmasına izin vermez. Ama bunu gören lider okyanusun ortasından karşı kıyıya yol alır, görmeyen liderler ise ya okyanusun ortasında beklerler ya da evlerine geri dönerler. Evlerine döndüklerinde ise evlerinde herşeyi yerli yerinde bulmayabilirler.

    Çağımız farklılaşma ve inovasyon çağı iken liderler her zaman sorgulayıcı, eleştrisel, çözüm ve fikir üreten ve geliştirici olmalıdırlar bence. Krizler her zaman fırsat kaynağıdır, herkesin düşünmediği gibi düşünen lider ise bunu görendir. Diğerlerine ise genel müdür diyoruz.

    Reply
  2. 2

    Aslı

    Başarı başarısız olmayı göze almak biraz da, değil mi? Koltuğuna sarılmış bir dolu yönetici var. Risk almaktan korkan, kaybetmekten yanlış karar almaktan korkan bir dolu insan. Rahatını bozmak zor geliyor bir dolusuna. acaba müşterilerin sürekli şikayet etmesi de bu tür zihniyetli yöneticilere teslim edilen şirketlerden dolayı mı, sormak lazım:)

    Reply
  3. 3

    Eğitişim Kariyer Enstitüsü

    Bu konu özellikle ABD’de çok tartışılmaya başlandı. Ceo’lar ne farklı özelliklere sahip te o kadar para kazanıyorlar diye. Bu konuda ülkemizde de çok sıkıntılar mevcut. Lider olarak ön planda olan insanlarda pozisyon koruma ve hala adam kayırmaları gördükçe umutsuzluğa düşüyor ve kızıyor insan.

    Reply
  4. 4

    Kemal

    böylelerine profesyonel dememk lazım. fazla atıp tutan, akıl hocaliği yapan, duvarlara yazılar asan ama anlamını kavrayamayanlarla dolu iş dünyası. vizyon oluşturup, duvarda tutmaya benziyor

    Reply
  5. 5

    Çetin

    Bende Eğitişim KE’nin söylediklerine katılıyorum. Vasıfsız insanlar tanıdıkları vasıtasıyla müşteri kazanırlar sonra profesyoneliz diye geçinirler. kurumlarda müdürler direktörler koltuklarına yapışmış kimse kıpırdamaz. büyüklerde de sözüm ona ik işe yarıyor ya, sırf yıllardır aynı şirkette diye pozisyona oturturlar…offf

    Reply
  6. 6

    Durdali

    Aynı şeyler yapılarak farklı sonuçlara ulaşılamaz…Bu benim hayat felsefem.

    Reply
  7. 7

    arzu pınar

    duvarına astığı yazı güzelmiş. ama yaşamaya başlasa, o tip yazıları karşısına asmasına gerek kalmayacak. şimdi de pek görmemiş, algılamamış zaten.

    garantici davranmak doğru değil.risk liderlik davranışı bana göre.

    Reply
  8. 8

    Uğur Özmen

    Bazı üst yöneticiler, başkalarına söylediklerini kendileri yapamıyorlar. Doğru… Ne var ki, gençlerin büyük çoğunluğu, neden yapamadıkları konusunda iş’ten daha çok bahane üretiyorlar.

    Burak Büyükdemir’in son yazısı “girişimciler” için muhteşem bir örnek verdi. http://burakbuyukdemir.com/basarili-internet-girisimcilerin-10-altin-sirri

    Benzerini ben de profesyonel camiadaki gençler için yazmayı düşünüyorum. Birlikte çalıştığım kişiler içinde, bazılarının hep bahaneleri oldu. Bir şey öğrenemiyorlar, amirler koltuğa yapışmış, onun fikirlerine değer verilmiyor, şekilcilik çok fazla, yan yatmışlar ve çamura batmışlar, 45 yaş üstü yenilikleri anlamıyor, hakem rakip takımı tutmuş, herkes ünvan peşinde, güneş gözüne girmiş, adam korumacılık yüzünden başarılı olamamış, falan, filan…

    İlginç tarafı şu ki, en çok şikayet edenler, bir kademe terfi edince aynı numaraları yapanlar oluveriyorlar.

    Bazıları ise iş yaptılar. (Git ve yap) Her nedense “başarılı olanların bahanesi olmuyor”.

    Reply
  9. 9

    Erhan

    Uğur Bey, belki de en çok şikayet edenlerin bir kademe terfi edince aynı numaraları yapmaları, o kademeye gelinceye kadar yaşadıkları olaylar süresince içlerinde büyüttükleri duyguları deşarj etmeleridir. Belki de onlar bir önceki üstlerinden, gücün ve otoritenin bu tarz numaralar yapmak ile ortaya konulduğunu öğrenmişlerdir, ne kadar yenilikçi olsalar da tabiki her mevkiinin bir otoritesi var çünkü.

    Sizle bir gözlemimi paylaşmak isterim. Bence yenilikçilik ile otoriterlik arasında bir bağlantı var, iki kavram biraz çelişiyor. Otorite derecesi ne olursa olsun yönetimin olmazsa olmazı. Yenilikçilik ise günümüzün olmazsa olmaz iş yapma şekli haline geldi. Otoriterlik kuralcı ve statik, yenilikçilik özgür ve dinamik olgular. Günümüzün yönetici tipinin bu iki olgu arasında bir denge kurması gerekmektedir. Sanırım günümüzün ideal yönetici tipi hem analitik, hem de yaratıcı, kısacası beynin her iki yarım küresini eşit oranda kullanabilen “whole brained” tip bir yapıya sahip olmalı, sahip olmasa bile kişisel gelişimini bu yönde sürdürmelidir.

    İşte belki de bahsettiğiniz genç arkadaşlar terfiden önce yeniliğe açık bir yapıya sahip olsalar bile yönetici bir pozisyon elde ettiklerinde yukarıda bahsettiğim “dengeyi kuramayıp” otoriterlik ve yenilikçilik olgularından en kolay olan ve “daha konvensiyonel olan” otoriter bir yapıya sokuyolardır kendilerini.

    Reply
  10. 10

    Uğur Özmen

    Sevgili Erhan,

    Yazını okudum. “Hemen hiç kimseyi yönetmemiş, ya da çok az yöneticilik tecrübesi var” diye düşündüm.

    Yıllarca “yenilikçi” ve “geliştirmeci” ekipler yöneten biri olarak şunu iddia edebilirim. “Yenilikçi” olan, başkasından hiyerarşi ve koltuk sevdası gördüğü için değişmez.

    Yani, bir bahane daha söylemiş oldun. Zamanla, “daha konvansiyonel…”… Benim 30 yıllık iş tecrübem, söylediklerini onaylamıyor.

    Reply
  11. 11

    Erhan

    Uğur Bey, sorun ben değilim, zaten tecrübelerimi aktarmadım, sadece gözlemlerimi aktardım. Subjektif olmadım, objektif oldum. Tecrübelerimi burada aktarıp ortalığı karıştırmak istemem, subjektif olacaktır çünkü.

    Çelişiyorunuz;

    8. nolu post’unuz da:

    “İlginç tarafı şu ki, en çok şikayet edenler, bir kademe terfi edince aynı numaraları yapanlar oluveriyorlar.”

    diyorsunuz.

    10. nolu post’unuz da:

    “Yıllarca “yenilikçi” ve “geliştirmeci” ekipler yöneten biri olarak şunu iddia edebilirim. “Yenilikçi” olan, başkasından hiyerarşi ve koltuk sevdası gördüğü için değişmez.”

    diyorsunuz.

    En çok şikayet eden gençlerden bahsediyorsunuz, ben size birşey söyleyim, en çok şikayet edenler sistemin çarpıklıklarına karşı en çok duyarlı ve gelişim isteyen yenilikçi kesimdir. Tabiki, şikayet eden ve sonra terfi durumunda duruşunu değiştiren kesim de vardır, ama bunlar hiçbir zaman dirençli şikayet eden ve yenilikçi kesim gibi olamaz, onların şikayeti dediğiniz gibi bahane gibidir ve mırıldanma şeklindedir.

    Bence biraz yenilikçi bir kimsenin doğası ve psikolojisi nedir, ne değildir bunu irdelemek lazım. Bence yenilikçi biri bordrolu çalışamaz, çalışsa bile kendini zorluyordur. Yenilikçi kesim, karşıdır, aykırıdır, eleştriseldir, statükocu asla değildir, girişimcidir, iş kıyafeti, kuralcılık pek sevmez vs. En çok şikayet yenilikçi kesimden çıkar. (aksi bkz. 8. postunuzda)

    Herkesin kendi tecrübeleri var, ama herkes kendi tecrübelerinden konuşsa olaylara subjektif bakar ve uzlaşma olmaz, uzlaşma objektif bakmakla olabilir, o yüzden bize gereken 30 yıllık tecrübe yerine, biraz da etrafa bakan objektif bir gözün 30 yıllık tecrübeyle harmanlanması.

    Yoksa çok isterdim kendi tecrübelerimden konuşmayı, işin en kolay tarafı..

    Reply
  12. 12

    arzu pınar

    selamlar. şikayet tamamen egoyla alakalı.çözüm önerisi getirerek, gerçek bir durum saptaması ve doğru eleştiriden farklı görüyorum şikayeti. birisi şikayet edince, kendisini diğerlerinden daha üste konumlandırmış oluyor. sanki tüm resmi görebiliyor, yetkin ve becerikli, ama memnun değil gördüklerinden. tı tı tı… bu maalesef tamamen egonun oyunu. ben de adım gibi eminim ki, sürekli şikayet edenler; o mevkilere geldiklerinde benzer davranışlarda bulunacaklar. çünkü zamanlarını kendi yönetim becerilerini geliştirmeye ayırmak yerine; (kendilerinden fazla eminler çünkü), onu bunu kötülemekle harcama ihtimalleri yüksek. yenilikçilikse tamamen başka bir kulvarda olmayı gerektiriyor. burada asıl soru o diğer kulvarda olanı, organizasyon bünyesinde barındırabilecek mi, tutabilecek mi?

    Reply
  13. 13

    Erhan

    Tarihten günümüze okul, üniversite ve şirketlerinden ayrılmış birçok yaratıcı, yenilikçi ve girişimci figür ile karşılaşıyoruz. Bu kimseler birşeylerden öyle şikayetçi idiler ki kendilerine hayat kurma pahasına bu organizasyonlardan ayrıldılar ve risk aldılar.

    Gördüğümüz gibi şikayet onlarda vardı, hem de en üst düzeyde, ama belki de ilk başta çözüm önerisi getirseler bile sistem onları anlamadı. Bu kimseleri kolaycı, tembel şikayetçi kesimle karıştırmamak lazım. Yenilikçi kesimin şikayet yoğunluğu öyle yoğundur ki, bu o üniversite veya şirketle de sınırla kalmaz, hayata dair her türlü konuyu sorgular ve eleştirirler.

    3+2=5 (yenilikçi olmayan)
    3*2=6 (yenilikçi)

    *** Yenilikçi yukarıdaki toplama işlemini devamlı şikayet edecektir, çarpmayı önerecektir ama üstü veya yatırımcı buna çoğunlukla hayır diyecektir. Toplama işlemine devam edilecek, yenilikçi de bağıra çağıra odadan çıkacaktır. Çarpma işlemi kabul edilince yenilkçi bir zaman sonra;

    3 üzeri 2=9 işelmini önerecektir, bu da kabul edilmiyecektir, yenilikçi ise enerjisinin sonuna kadar savaşacaktır. Uğur Bey’in dediği gibi ödün vermiyecektir.

    Çünkü yaratıcı, yenilikçi kesim beynin sağ tarafını kullanır. Ego, süperego, id yapıları da tamamen farklıdır. Bu yüzden daha çok sol beyinini kullanan bir kimsenin şikayet yoğunluğu ile bu kimseninki mutlaka farklı olacaktır. Bu kimse büyük resme bakarak, sol beynini daha çok kullanan birisi ise detay ve durum odaklı eleştirecektir. Büyük resim (büyük olasılıkla) dehşet verici ise, bir yenilikçinin de tepkisi o kadar dehşet verici olabilecektir ve eleştri/şikayet derecesi diğer tipik, durmaksızın düşük seste eleştiren ve yönetici pozisyonda şikayetçi, sorgulayıcı yanı kalmıyacak kesimden çok daha şiddetli olacaktır.

    Gördüğüm kadarıyla yenilikçi birisi şu 3’nü yapabilir:

    1) Yıllar boyu sabır gösterip, sistemin istediği yönetici ile kendisi arasında bir konumda olup ve CEO’lığa yükselip, daha sonra kendi olmak (zor)
    2) Girişimci olmak
    3) Bu özelliğini iş yaşamı dışında kullanmak

    Reply
  14. 14

    Hüseyin Erkmen

    Herkesin yaptığını yaparak başarı elde edilebilir, fakat sistemi uygulayarak başarı elde edilebilir. Buna örnek olarak bu ayki İnc. dergisinde Altı Sigma konusunu okumanızı tavsiye ederim.

    Reply
  15. 15

    Fatmanur Erdogan

    herkesin yaptığını yapıyorsak eğer, ancak herkesden daha iyi yaparsak başarı elde edebiliriz. 6 Sigma da olduğu gibi. Herkes 6 sigmayi bilebilir ve uygulayabilir ama ancak iyi uygulayanlar başarıyı elde edebilir. Borusan kendini 6 Sigma kralı olarak ilan eden ama kötü yöneten bir şirket ve dolayısıyla uygulaması çöktü örneğin…

    Reply
  16. 16

    Uğur Özmen

    Yenilikçilik konusunda,
    1) yenilikçi bordrolu çalışamaz vb gibi varsayım üretmiyorum. Gerçek tecrübelerden + kuramından + uygulamalardan bahsediyorum.
    2) kendimle çelişmiyorum. İyi okumak gerek.
    3) tecrübenizi duyalım.

    Ben, Türkiye’de ödeme sistemlerinde en çok yenilik yapmış kişiyim. Bunların bazıları “dünyada ilk defa”… Blog’umda ayrıntıyı görebilirsiniz.

    Küçük (28 şubeli) bir bankada göreve başladım. Hemen hiç ürünü yoktu. 2 yılda tüm ürünleri tamamdı. 5inci yılda yabancılar 1 milyar Euro ödeyerek satın aldılar. Sonra da benim geliştirdiğim bazı kavramları yurt dışında kullandılar. Bu süre içinde hep bordrolu çalıştım. Tüm yenilikçi ekibim de bordrolu çalışıyordu.(1)

    Bankanın ürün geliştirme ekibini yönettim. Gerçekten yenilikçiler ile yenilikçi kılığına girmiş bahaneciler arasındaki farkı çok iyi biliyorum. (2)

    Sıra Sizde… Yenilik adına ne yaptığınızı duyalım. (3)

    Bu arada yenilikçilik konusundan (kuramından ve uygulamasından) bu kadar bihaber olup da ahkam kesmek “a la Turca” olsa gerek.

    Reply
  17. 17

    Erhan

    1)Yazımdan alıntı: “Bence yenilikçi biri bordrolu çalışamaz, çalışsa bile kendini zorluyordur.” (11. post)

    Bu arada yenilikçi demiyelim, yaratıcı diyelim, yenilikçi olan doğuştan yaratıcıdır veya yaratıcı teknikler öğrenmiş kişidir. İnovatif kişi farklıdır karıştırmayalım, inovatif kişi uygulayıcıdır. Bu kavramları açıkladıktan sonra alıntıdan da görüleceği üzere “kendini zorluyordur” bölümünü almadığınızı görüyoruz. Bilmiyorum psikoloji bilginiz nasıl, ama alıntı tamamen doğrudur. Siz ve arkadaşlarınız yaratıcıysanız ve hala endüstride var iseniz kendinizi o zamanlardan bu zamana zorlamış, çabalamışsınız demektir, bu da kötü birşey değil, zor hatta takdire şayan birşey. Endüstri yaratıcı bir kişinin doğal çalışma ortamı değildir. (Altını 3 kere çiziyorum)

    2) Kendiniz çelişkili midir bilmiyorum, belki spontane yazdığınızdan dolayı ama yazdığınız 2 cümle çelişkiliydi. 8. postunuzda anlattığınız, “en çok şikayet edenler” yönetici pozisyonuna gelince bahaneci oluyor, beğenmedikleri üstlerinin davranışlarını tekrar ediyorlar diyorsunuz. 10. postunuzda yenilikçi/yaratıcı biri yükselse bile asla değişmez diyorsunuz. Ben de diyorum ki, “en çok şikayet edenler” zaten yaratıcı kesimden çıkar, tabi bunu sizin kabul etmeniz için aynı psikoloji bilgisi düzeyinde olmamız lazım. Ben kendimden eminim bu konuda, bu gerçeği kattığımızda çeliştiğiniz açık, ama bilgi düzeyinden dolayı mı, spontane yazmaktan mı bilemiyorum.

    3) Burada açıklanamyıcak kadar büyük 2 proje yaptım. Biri sağlık, diğeri bankacılık alanında. Sağlık projem işlemde, bankacılık projem bitme evresinde. İkisi de dünyada ilk, ticari açıdan gizlilik olduğu için burada açıklayamıyorum ve kendimi ispatlama kaygım da yok. Bu projeler sonuçlanınca ben sizinle temasta olurum ve anlatırım. 2. projem yine dünyada ilk olan bir pazarlama konseptini içeriyor. Bunun dışında müzisyenim ve yüzlerce bestem var. Felsefe ve ekonomi üzerine çalışmalarım ve şu anda üzerinde çalıştığım bir kitap var.

    Evet bunların hepsi yaratıcılıkla ilgili. Siz inovasyonu yenilikçilik olarak çeviriyorsunuz ve bana;

    “Bu arada yenilikçilik konusundan (kuramından ve uygulamasından) bu kadar bihaber olup da ahkam kesmek “a la Turca” olsa gerek.”

    Bunu demeniz için ilk önce sözcüğü ve tanımı doğru kullanamnız ve karşınızdaki kişinin 7 yıldır yoğun bir şekilde inovasyon üzerine çalıştığını bilmeniz gerekir. Ben inovasyonu yurt dışında öğrendim ve bu konuya hakimim, eğitimini aldım ve en az sizin okuduğunuz kadar okumuşumdur, orijinim yurt dışı bu konuda.

    Ben sizin yazdıklarınızla sizi eleştirdim, ama siz varsayımlar üzerine sanal eleştri yapıyorsunuz, bence yazdıklarımı eleştirin.

    Reply
  18. 18

    Uğur Özmen

    Durmadan mızmızlanıyorsam eğer, yaratıcı olduğumdan… Sürekli şikayetlerimin nedeni de bu… Yaratıcıyım ben… Nereden mi biliyorum. “müzisyenim ve yüzlerce bestem var”.

    Ben size “çelişik” demişsem çelişiksiniz. Neymiş…

    8. nolu post’unuz da:
    “İlginç tarafı şu ki, en çok şikayet edenler, bir kademe terfi edince aynı numaraları yapanlar oluveriyorlar.”
    diyorsunuz.

    10. nolu post’unuz da:
    “Yıllarca “yenilikçi” ve “geliştirmeci” ekipler yöneten biri olarak şunu iddia edebilirim. “Yenilikçi” olan, başkasından hiyerarşi ve koltuk sevdası gördüğü için değişmez.”
    diyorsunuz.

    Acaba “yenilikçi olan zaten şikayet etmez, gider “yapar”. Ünvanı artınca da değişmez. Diğerleri ünvanı artınca değişir, artık şikayet etmez, aksine şikayet edilen şeyleri yapmaya başlar” demiş olamazsınız. Ben istediğim gibi anlarım. Daha iyi anlamaya ve okumaya niyetlenmem… Ben çelişik diyorsam çelişiksiniz.

    Nereden mi biliyorum. “Ben inovasyonu yurt dışında öğrendim ve bu konuya hakimim, eğitimini aldım” Siz, bu ülkede okumuş olanlar… Nereden bilebilirsiniz ki. Beeen yurtdışında okudum.

    Benim gözlemlerin objektiftir, sizin tecrübeleriniz sübjektif… Nereden mi biliyorum. Ben yurt dışında öğrendim. Üstelik, “müzisyenim ve yüzlerce bestem var”…

    Aferin sana… Bas gaza…

    Reply
  19. 19

    Erhan

    Uğur Bey, farkında mısınız birçok defa 1. tekil şahıs konuştunuz. Ama ben görgümü bozmayacağım.

    İşte sizin sorunuz bana:
    “Sıra Sizde… Yenilik adına ne yaptığınızı duyalım. (3)” (Post 16)

    Sadece gülüyorum, kibirli bir uslupla bunu yazan sizsiniz, ben de neler yaptım anlattım 17. postta, siz de buna karşılık cümlelerimin istediğiniz bölümlerini alarak demogoji yaptınız 18. postunuzda. Bana “a la Turca” derseniz (Post 16), ben de yurt dışı orijinliğimi belirtirim ve sizi düzeltirim.

    Çeliştiğiniz konu yukarıdaki postlarda anlatılmıştır, ama siz buna açıklama yapmak yerine, okur yazarlık seviyesi yüksek birine iyi oku diyorsunuz, merak etmeyin okudum.

    Şu sözünüz de gayet ilginç:

    “Benim gözlemlerin objektiftir, sizin tecrübeleriniz sübjektif… Nereden mi biliyorum. Ben yurt dışında öğrendim. Üstelik, “müzisyenim ve yüzlerce bestem var”…”

    Ben böyle bir söz ettiysem gösterin. Ben objektif/subjektif konusuyla yurt dışı/müzisyenlik konusunu birbirine bağlamadım, hayal dünyanız gerçekten genişmiş demek isterdim ama saptırdınız konuyu.

    Siz bana yenilik adına ne yaptınız dediniz, ben de anlattım. Yaratıcı insan yenilikçidir, inovasyonu yenilikçilik olarak çevirmek yanlıştır. Ben de sorunuza karşılık bazı yaratıcı çalışmalardan bahsettim. Sadece müzisyenlikten değil, birçok çalışmamdan bahsettim, müzisyenim diye yaratıcıyım demedim. Uğur Bey, yazılarımı eksik alırsanız olmaz, biliyorum bilerek eksik alıyorsunuz ve bütünlük bozuluyor. Sizin bana olan tavsiyenizi size iletirim. Tam okuyun ve benim gibi **tam alıntı yapın** Sizin alıntılarınızın redaksiyonunu yapmak zorunda kalıyorum, yazılarım uzuyor.

    Bu arada bu yaratıcılık konusu yukarıdaki yaptıklarımla da sınırlı değil, siz deşiyorsunuz ben söyleyim, bu konularda birçok ciddi online/offline testler de oldum.

    Evet, “siz ne yaptınız duyalım” diyerek bunların bana hepsini siz anlattırdınız, kibirli soru sorma uslubunuz self-centered bir psikolojiyi andırıyor, hayatta başka center’ları da görmüş oldunuz.

    Başarılar.

    Reply
  20. 20

    Erinç Aşıcıoğlu

    ÇOK AFEDERSİNİZ,erhan BEY FORUMLARDa ŞAHSA YORUM YAZMAK VE İRDELEMEK bence yorumun amcını ve özellikle blog sahibine bir saygısızlık olmakta.eğer gerçekten okuyanı bilgilendirmiyorsanız.Konu itibariyle falanca yerdeki,falanca kitaptan okunanlar değil deneyimler,ve tecrubeler daha önemli.Çünkü biz en azından ben yeni oluşan kuşaktanım ve yenilikçilik kavramının ve bunu lider olarak yönetme kavramlarını bir araya getirdiğmizde kültürel yapımız, yönetme ve yönetilme anlayışımız avrupayla bir olması oldukça zor hiç gitmedim görmedim fakat demokratik yapımıza ve de bize sunulan reklamları inceldiğmizde yeterince ortaya çıkıyor.bu çok alakasız gözüken iki örneği verdim çünkü hepsi bir okadar iç içe sevgiler ,saygılar,özürler

    Reply
  21. 21

    Erhan

    Erinç Bey,

    Forumun 1. postuna bakarsanız açılışı ben konu üzerine yapmıştım.

    8. postta Uğur Bey yazdı, 9. postta ben de gözlem ve düşüncelerimi aktardım.

    Konuda kalmak isterdim, ama bu forum çatısı altında kendisi bana “a la Turca” derken (ki hepimiz az çok öyleyiz), 10. posta beni eleştirirken 2. tekil şahıs kullandı. Bu bir saygısızlıktır ve biraz daha “a la turca” konuşma kokmaktadır. Daha “Siz” demeyi öğrenememiş kendisi.

    Çevreye “a la turca- türk gibisiniz” derken iyi olmakta, ben ona inovasyonu dışarıda öğrendim deyince “aferin sana, bas gaza” demekte. “Kendisi Türk gibi değilse”, bu kadar gergin bir reaksiyon vermemesi gerekirdi. Bu arada yine görüyorsunuz 2. tekil şahıs kullanmış. Ben kendisini çok iyi analiz ettim ama sizlere saygımdan anlatmıyacağım.

    Deneyim konusuna gelince, deneyim dediğim gibi subjektiftir, tekildir, kişiden kişiye değişir, tek bir kişinin deneyimi genellenemez, burada konuşması gereken bilimsel çalışma ve çoğul gözlemlerle birlikte deneyimlerdir. Uğur Bey biraz centric olduğu için deneyimini genelledi, ben de kendisini düzelttim. Deneyimini genellemeden aktarsa hiçbir şey demezdim tabiki.

    Erinç Bey,

    Uğur Bey böyle bir saygısızlıklar zincirine girmeseydi, ben de tabiki açıklarını irdelemezdim ve konunun dışına çıkmazdık. Bence forumun verimli devamı için “kişiye saygı” şart, çünkü bunun olmadığı yerde kimse durmaz, hiçbir post alınmaz.

    Forumda kişisel alana girilmemeli, girilirse gördüğümüz gibi konudan çıkılıyor ve doğa kuralları baskınlaşıyor.

    cc: Uğur Özmen

    Reply
  22. 22

    Aslı

    Ben Erhan beyin söylediklerine katılıyorum. Gayet güzel açıklamış. Forumlarda şahsa yorum yazılmaz diye de bir kural yok. Erhan bey saygı çerçevesinde konuyu açıklamış. Teşekkür ederiz.

    Reply
  23. 23

    Misafir

    Erhan Bey her ne kadar saygı sınırları içerisinde kalsa da, yine de hafiften dokundurmuyor değil gibi geldi bana. Bazı kişilerin diğer postlarda da sürekli kendini ispatlama telaşı var. Şöyle bir dışarıdan bakılınca atışma ve laf gönderme ortamı oluşmuş. Kimsenin kendisini kanıtlamasına ya da ispatlamasına gerek yok bence. Kimse kimseden de üstün falan değil, aşağı da değil. Herkes kendi bilgi birikimi, kültürü ve doğasıyla ayrı bir dünya değil mi sonuçta? Senin neyin eksik benim neyim fazla meselesi değildir ya da kızım sana söylüyorum gelinim sen anla meselesi de değil. Ben burada herkesin yazdıklarını çok beğeniyorum ve önemsiyorum. Saygılar…

    Reply
  24. 24

    Erhan

    Sayın misafir,

    “Ben şunları yaptım peki sen neler yaptın” konusunu açan Uğur Özmen idi, tabiki bunu cevaplarken kendimi ispatlamaya gereğim yok ben de dedim yukarıdaki postlarda, kendi ilk anlatan oydu ve benim yaptıklarımı da o sordu, ben de anlattım. Ayrıca kişisel sınırı geçen ithamlar ve senli benli konuşmalar da kendisine aitti. Eğer bu durumlara karşı tepkisiz kalıyorsanız sizde bir sorun vardır bence, dokundurmak bunun daha insana benzeyen tepki şeklidir, burası bir orman değil. Bunun dışında “kızım sana sölüyorum” değildir o, bir kişi yokken onun hakkında bir konu geçiliyorsa “cc” her zaman olmalıdır.

    Reply
  25. 25

    Yakup Demir

    kendi ismini vermeye cesareti olamayan ama yorum yapma cesareti olanlara da ben kılım, ama hayat kabul etcez…

    Uğur beyin yazdıklarını neden kimsenin eleştirmediğini de merak ettim doğrusu. Erhan beyi beğenmediniz de Uğur beyin dediklerini çok mu yerinde buldunuz?

    Erhan beyin bazı söyledikleri “yurt dışında öğrendim” tarzı bize biraz gıcık durabilir, sonuçta biz yurt dışında ögrenmemiş olabiliriz bi çok şeyi. Ama alaturkalıkla suçlanmak da aynı gıcıklığı yaratabiliyor!!!

    Reply
  26. 26

    Erhan

    Teşekkür ederim Yakup Bey, Aslı Hanım.

    Uğur Bey’in hem tartışılan konuda haksız, hem de uslubunda saygısızlık olmasına rağmen bana eleştri gelmesini ben başka bir noktaya bağlayabilirim, belki de bu eleştiriler Uğur Bey tarafından yaptırılıyor. Kendisinden herşeyi beklerim.

    Bu yüzden konuyu daha fazla uzatmıyorum ve ben noktamı koyuyorum, o yine istediği yorumları göndertsin.

    Sizlere samimiyetiniz için tekrar teşekkür ederim.

    Saygılarımla

    Reply
  27. 27

    Bahar

    Bu yazıya bayıldım çünkü etrafımda duyduğum dinlediğim tavsiyeler herkesin söylediği tavsiyeler. Bozuk plak gibi aynı şeyler tavsiye ediliyor. Hemde kendini kariyer koçu ilan edenler ya da bu tür danışmanlığı verenler. Bakıyorsunuz kariyer koçu olmuş olanlar kariyerlerinde bir yere gelememişler ama şimdi millete bedava tavsiye veriyorlar.

    Risk alabilmek için cesaret lazım. O cesaretin de biraz aşılanması gerek. Risk her kişiye uygun değil belki ama hep herkesin yaptığını yapanların çok da fazla yaratıcı ve atılımcı olduğunu söyleyemeyiz değil mi?

    Reply
  28. 28

    Ekrem

    Alphan Manas Bey’in blogunda “Türkiye’deki üstün beyinlerin “Ekosistem” ile değil de “Egosistem” ile hareket etmelerinden dolayı “finiş çizgisine” gelmeden tökezliyoruz ve bizden de bir TZATZIKI (caciki okunur, Yunanca cacık anlamı ifade ediyor) doğal olarak olmuyor.” yazısını okumamın üzerine, güzel yorumların bir anda konudan saptığı bir ortamla karşılaşmam ilginç bir tesadüf oldu.

    Yorumlardan birindeki “yenilikçi biri bordrolu çalışamaz, çalışsa bile kendini zorluyordur” ifadesine pek katılmıyorum. Örneğin Siemens firmasında her yıl on bin civarında buluş yapılıyor. Bu buluşlar yenilikçi tomografi cihazlarından türbin kanatlarına kadar geniş bir yelpazede. Buradan yola çıkarak her yıl yapılan milyonu aşkın patent başvurusu ile ilgili istatistiklere baktığınızda, çok büyük bir kısmının yenilikçi dünya devi firmalarda “bordrolu çalışan” mucitler olduğunu görüyoruz. Yenilikçi liderler, yenilikçi çalışanlarını “nasıl motive edebileceğini” ve ortaya çıkan yeni fikirleri, buluşları nasıl hayata geçirip pazara sunacağını yani inovasyonu çok iyi biliyorlar. Dünyadaki büyük firmaların birçoğu, parlak birer fikre sahip yenilikçi girişimcilerce kurulmuş olsalar da büyüklüklerini, yenilikçi bordrolu çalışanları ile sürdürülebilir kıldıklarına inanıyorum. Bu tür firmaların elde ettikleri fikri mülkiyet portföyleri gibi unsurlarla gayri maddi varlıklarının, toplam değerlerinin ortalama %75ine tekabül etmesi de buna delil sayılabilir. Bugünlerde finansal krizden en çok etkilenenlerden TOFAŞ bile sekteye uğramayacak olanın “ar-ge yatırımları..” olduğunu açıklıyor. İnovasyonun artık sadece “çığır açan” buluşlara imza atan muhteşem girişimcilerin hatta krizden sonra bir adım önde olmak isteyenlerin bile değil, ayakta kalmak isteyen -veya nasıl ayakta kalabileceğini bilen- herkesin ilk gündem maddesi olduğunu düşünüyorum.

    Reply
  29. 29

    Uğur Özmen

    Ekrem diyor ki:

    Yorumlardan birindeki “yenilikçi biri bordrolu çalışamaz, çalışsa bile kendini zorluyordur” ifadesine pek katılmıyorum. Örneğin Siemens firmasında her yıl on bin civarında buluş yapılıyor. Bu buluşlar yenilikçi tomografi cihazlarından türbin kanatlarına kadar geniş bir yelpazede. Buradan yola çıkarak her yıl yapılan milyonu aşkın patent başvurusu ile ilgili istatistiklere baktığınızda, çok büyük bir kısmının yenilikçi dünya devi firmalarda “bordrolu çalışan” mucitler olduğunu görüyoruz. Yenilikçi liderler, yenilikçi çalışanlarını “nasıl motive edebileceğini” ve ortaya çıkan yeni fikirleri, buluşları nasıl hayata geçirip pazara sunacağını yani inovasyonu çok iyi biliyorlar. Dünyadaki büyük firmaların birçoğu, parlak birer fikre sahip yenilikçi girişimcilerce kurulmuş olsalar da büyüklüklerini, yenilikçi bordrolu çalışanları ile sürdürülebilir kıldıklarına inanıyorum. Bu tür firmaların elde ettikleri fikri mülkiyet portföyleri gibi unsurlarla gayri maddi varlıklarının, toplam değerlerinin ortalama %75ine tekabül etmesi de buna delil sayılabilir.

    * * *
    Ben de demiştim ki:

    Yenilikçilik konusunda,
    1) yenilikçi bordrolu çalışamaz vb gibi varsayım üretmiyorum. Gerçek tecrübelerden + kuramından + uygulamalardan bahsediyorum.

    Bu arada yenilikçilik konusundan (kuramından ve uygulamasından) bu kadar bihaber olup da ahkam kesmek “a la Turca” olsa gerek.
    * * *

    Bana denmiş ki:

    Bunu demeniz için ilk önce sözcüğü ve tanımı doğru kullanamnız ve karşınızdaki kişinin 7 yıldır yoğun bir şekilde inovasyon üzerine çalıştığını bilmeniz gerekir. Ben inovasyonu yurt dışında öğrendim ve bu konuya hakimim, eğitimini aldım ve en az sizin okuduğunuz kadar okumuşumdur, orijinim yurt dışı bu konuda.
    * * *

    Daha fazla söze gerek varmı ki?

    Reply
  30. 30

    emre

    Haftanın Filmi: American Psycho, Türkçesi:Neden Hiç Kimse Beni Sevmiyor?:(

    Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

2018 @ Tasarım ve Kodlama Albatros ♥ Tasarım'a Aittir.