About the author

Related Articles

14 Comments

  1. 1

    Erhan

    Yazarın yazısından çıkarılacak özet:

    “Verimlilik ve çıkar uğruna şirketler her şeyi yapar ve çalışanları da sömürür, çalışan isterse buna uymasın, kapıyı görür.”

    Trajikomik bir yazı. Mantığa ve akla bu kadar ters düşen bir düşünceyi, kapitalizmin merkezi New York’da otura otura bir yazar ancak böyle benimser ve savunur. Savunmak!?

    Kendisinin aynı zamanda Foreign Affairs’de yazması benim için yeterli bir açıklama…

    Bu arada, bu saçmalıkta olmanın veya sistemi değiştirmenin yerine benim başka bir formülüm var: Sistemin dışında olmak ve sisteme mümkün olduğunca az girmek.

    Mümkün mü? Mümkün.

    Reply
  2. 2

    utku

    Erhan Bey Sistemin dışında kalmaktan bahsetmişsiniz. Ben yeni mezunum. Bu çarkın içine girmek zorundayım ki tecrübe kazanayım. eğer çarkın dışında kalacaksam bu kez de çarkı döndürenlerin tarafında olmam gerek, ki bu da benim için çok zor (tamamen duygusal sebeplerden ötürü) . Peki ama nasıl olacakta bu çarkın dışında kalacağız.

    Reply
  3. 3

    Erhan

    Utku Bey,

    Çarkın veya sistemin dışında kalmak illa çarkı döndürenlerin tarafında olmayı gerektirmiyor. Bu konu gerçekten derin bir konu ama ben sadece sizi ilgilendiren bölümde nacizane tavsiyelerimi vereceğim.

    Yeni mezunsunuz ve sizi anlıyorum. Anladığım kadarıyla bir iş kuracak kapitaliniz de şu an itibariyle bulunmamakta. Bu durumda, endüstride çalışmanız büyük olasılık. Fakat, “sisteme mümkün olduğunca az girmek” sözümü de lütfen hatırlayın. Ben sizin yerinizde olsaydım, birkaç yıllık bir periyot için endüstride çalışıp ve tasarruf yapıp, aynı zaman dahilinde kendi becerilerimi geliştirip, bu zaman periyodunun sonunda tasarruflarımla ve becerilerimle bir girişim yapmak olurdu. Lütfen sıfırdan zengin olan insanların hikayelerini de okuyun.

    Bana muhtemelen “kendi işimi de kursam yine sistem içinde olurum” diyebilirsiniz. Birincisi, bu sistemde mağdur olan kesimden çıkarsınız. İkincisi, ileride istihdam edeceğiniz ve ortak çalışacağınız insan ve kurumlarla ilişkilerinizi kendi inançlarınız doğrultusunda düzenliyerek, buna paralel olarak çeşitli STK’lara üye olarak ve görev alarak bu sistemin dışında rahatlıkla yaşarsınız veya en azından bu sisteme mümkün olduğunca az girersiniz.

    STK’lar aynı zamanda uzun vadede sistemin aksaklıkları üzerinde iş yapabilecek ve onları düzeltip, değiştirebilecek yegane yerlerden. Ülkemizde pek etkin olmasalar dahi, uzun vadede birşeyleri değiştirmek isteyenler için en önemli adresler, tabi sistemi değiştirmeye cesaretiniz var ise.

    Reply
  4. 4

    Cengaver

    Sistemi değiştirmekten kasıt nedir?

    Reply
  5. 5

    Erhan

    Yöneten ile yönetilenin uçurumunu azaltmak.
    Sosyal reformlar yapmak.
    Olan ve ölen ekonomiye yeni ekonomik modeller entegre etmek.
    Bağımlı olmak yerine karşılıklı bağımlı (interdependent) olabilmek.

    *daha çok sayılabilir..

    Reply
  6. 6

    Serhat Sine - serhat-sine.com/blog

    Sadece başlığı okuyunca aklıma ilk gelen şey Kriz döneminde girişimcilik konusunun etrafında tekrar gezen bir makale olacağıydı fakat okudukça…

    We’re sorry but… You know, Show Must Go on…

    Merhaba ,
    Öncelikle belirtmek isterim ki bağlantıdaki makale(NewYorker), geçmiş kriz dönemlerini gerçekçi ve yalın şekilde anlattığı için beğendim. Ayrıca, örnek olarak gösterilen Kişilerin/Şirketlerin kriz döneminde aldıkları kararlara, davranışlara işveren gözünden bakınca sonuna kadar katılıyorum. İş dünyasında, Kimse kaybeden olmak istemez. Aslında Krizin etkilerini sosyal, psikolojik, ekonomik vs. gibi birçok açıdan değerlendirilebilecek, üzerinde uzun uzun konuşabilecek bir konu.

    Dört makaleden anladığım kadarıyla; İŞin (işten çıkarma) içinde Çalışan adına Kaybetmek yada Gurur vb. gibi duyguların yaşanılabileceği bir ortam oluşunca gerçekten de Şirketler için Tam İstedikleri Fırsatlar doğuyor. Yani baksanıza antika dükkânındaki fil gibi bir Kriz var dünyada. Sadece şirketler değil birçok hükümet (birbirlerine bakarak-kopyalayarak) iyi-kötü ortak kararlar alıyorlar. Sonra işten çıkartmalar, vergiler derken herkese “NORMAL” bir şey gibiymiş anlatılıyor ve yüzlerinde “Bizi Anlayın Lütfen, Show must go on” ifadesi var. İş hayatındaki baskı/korku yaratan ya da çalışanı kuzuya çeviren birçok etkenin üstüne birde Kriz Kararları geldi. Ya bu deve yada bu diyar hikayesinde e tabiî ki evde ve bankada bekleyenler varsa kuzu gibi olup Şirketle aynı dili konuşmanın, pozisyonu (:D) korumanın en iyi seçim olduğunu düşünüyorum.

    Yahu Şirket kriz için şu-bu kararları aldı demek ki B-C planları var ve uyguluyorlar. Peki benim B planım ne? Kriz döneminde olsak da olmasak da (özellikle yeni mezunlara-iş arayanlara) iş-eş-dost ilişkileri yeniden düzenlemek – kuvvetlendirmek mevcut pozisyonu korumak veya yeni iş fırsatlarını takip etmek için akıllıca bir hareket olacaktır. Adını şuan hatırlayamadığım, Sosyal-Ağ şirketlerini araştıran bir websitesi, krizle birlikte Linkedin.com sitesinin popülerliğinin tavan yaptığını haber yaptı. Yani iş aramak artık kariyet.net ‘te yada CV göndermekten çok sosyal ağlarda sesinizi duyurmaktan geçmekte. (Expanding Network Emails) Konuyla ilgili makale yayınlanırsa bu konu hakkında diğer düşüncelerimi sizinle paylaşmayı isterim fakat asıl konudan sapmamak için makalede yer alan “Aynı dili konuşmak” üzerine devam etmek istiyorum.

    Aynı dil konusuna istinaden; dürüstçe söyleyebilirim ki beni seven patronu sevmem. Madem seviyor daha fazla maaş versin, her şeyden fazla fazla hem de. Her zaman geçerli olmasa da işveren-çalışan ilişkisinin temelinde geçerli olan aşağıdaki senaryo hakkında ne dersiniz?

    Çalışan: Yav patron bana bu işte ‘bu seferlik’ hak etmediğim halde kötü davrandı. Hiç anlamadım ama ben öyle bir çalışan değilim ki? Şimdi öyle bir çalışacağım ki ona kim olduğumu göstereceğim! Bunu ispatlayacağım! Benim kim olduğumu kafasına kazıyacağım!

    Bu davranışın sebebi belki 4S kuralından dolayıdır 😉 ? Kendini ispatlama arzusu, en büyükle bütün gücüyle, büyük bir direnişle savaşma arzusu…

    Sizce de böyle değil mi? Birisi (patron) karşınıza çıkıp en yaptığınız iş hk. “Bu iş olmamış bu ne ya” dese bir sonraki sefer için hırslanmaz mısınız? (Az çalışan-çok verim) Demek istediğim şudur ki; kişi kendisini seven patronuna ispatlamak için mi daha çok çaba verir yoksa zaman zaman rekabetçi olan patronuna mı? Bildiğim bir şey varsa yönetimde herhangi bir kademesinde işlerin bu şekilde yola girmesi için ‘özünde insan ama nefret edilen’ bir yönetici olması gerektiğidir. Bu tip yöneticilerin en kolay örneklerini iş yerinizde, televizyon dizilerinde (Doktorlar) görebilirsiniz. [Belki bu düşüncem zamanla değişir ] Mesajım, Size olumsuz davranan patrona/şirkete katlanın hadi kendinizi ispatlayın değil. Şirkette bazı müdürlerin iyi bazılarının kötü olması şarttır. İyi Polis Kötü Polis daha iyi anlatabilir. Ama bu kriz bana İyi Şirket Kötü Şirket dedirtmeyi başardı. Yakın bir arkadaşım Akbank’taki alınan Kriz Çıkarmaları dahilinde inanın 5dk’dan daha kısa bir süre içerisinde işinden oldu. Kolun çoktan kırılıp yenin içerinde kaldığı için daha fazla ayrıntı vermeyeceğim.

    Bu güzel makale için FE Hanıma teşekkür etmeden önce son olarak şunu eklemek istiyorum: Korku iyidir. İnsanı harekete geçirir. Siz işinizi değil de Şirket sizi kaybetmekten korkmalı. Makalenin sonunda dediği gibi …” terslik var diyorsanız, o zaman sistemi değiştirecek olan yine sizlersiniz. Sistemi değiştiremiyorsanız, sistemin kurallarını iyi oynamayı tercih etmeyi denemelisiniz. “

    Teşekkürler,
    Saygılarımla,
    Serhat SINE

    Reply
  7. 7

    Erhan

    Serhat Bey,

    Yazınızdan açık ve samimi birisi olduğunuzu çıkarıyorum, fakat bazı eleştirilerim olacak, ama sakın bunu kendi üzerinize almayın. Ben daha çok genelin tavrını eleştireceğim.

    Çünkü genele göre statüko kötü ama değişmesi mümkün değil…

    Onlara “İmkansızı Düşünmek” adlı kitabı tavsiye ederek sözlerime başlıyorum.

    Bir yaz gecesi balkonda oturuyorsunuz. Bir sivrisinek size konup rahatsız ediyor, elinizle uzaklaştırıyorsunuz doğal olarak. Sivrisinek ısrarla 2. ve 3. defa konuyor, yine uzaklaştırıyorsunuz. Peki 4. konuşunda sizi hala ısırmaya çalışırken ne yaparsınız? Mutlaka kalıcı bir karşılık verirsiniz ve hayatına son verirsiniz sineğin, bu büyük olasılıkla böyledir.

    Ama, yıllardan bu yana krizler yaşanır ve insanlar hala göstermeleri gereken yukarıdaki doğal hareketi gösteremezler.

    Bana kimse bunu yapmak imkansız, bu kaotik bir durum, birçok değişkeni var, bu değişim yönetilemez demesin. Ben büyük resime bakıyorum ve büyük resimde o sineğin ölmesi gerektiğini çok iyi biliyorum. Nasıl bir kitabın ismi vardır, bunu söylemem de onun gibi, “Sinek Ölmeli”. Kitabın içeriği ve detayları derin bir çalışma sonucu ortaya çıkmalıdır, bu kitabı yazmak on yıllar sürse de.

    Çağımızda herkes kendi bahçesinde inovasyon yapıyor. ( herkes dediğim inovatif ülkeler) İnovasyon çağı endüstride yaşanırken toplumun büyük çoğunluğunun sosyal inovasyondan bir haberi yok veya ilgileri yok. Evet, demek istediğim, “bir değişim gerekiyorsa” seçmenlerin inovatif partileri -o da varsa – seçmeleri gerekiyor. Eğer yoksa toplumların duyarlı olup bu tip politik oluşumları kendilerinin hayata geçirmeleri gerekiyor. Toplumların bu trajik büyük resimde bireyselci değil “KOLLEKTİF” olması gerekiyor. Şu anda ne yazık ki tüm dünya “al gülüm ver gülüm” mantığıyla varolan durum sınırlamasında birşeyler yapmaya çalışıyor. Teknoloji adımlar atarken, ekonomik ve sosyal yaşam her zaman yerinde sayıyor ve hatta arz-talep tutarsızlığından geriliyor. Bir ekonomik depresyon geliyor diğeri gidiyor ama G’li ülkeler hayatlarından memnun olduğu için sistem bir türlü değişmiyor. İşte alın görüyorsunuz, şu anda G8 ülkeleri en önde başı yanan ülkeler konumunda. Bizim gibi X. dünya ülkelerinde herşey yan etki. Ki bu yan etki bile bize fazla ağır, çünkü yan etki öncesi bile dirençsizdik.

    Emperyalizm her zaman ezilen kesimin ağzında olduğu için bu kelime okumuş veya statüsü yüksek kesim tarafından her zaman “ezik” bir kavram olarak algılanır. Yapılması gereken değişimden önce ilk olarak beynini aktif olarak kullanan bu kesimin bu algıyı değiştirmesi ve büyük resmi görmesi gerekir. Sosyopsikolojik olarak herkesin bilinç altında emperyalizm var ama kimse bunu bilincine çıkarıp gerçekle yüzleşmiyor, ana sorunumuz bence bu.

    Eğer bunların hiç birini düşünmeyip desktop’ta shortcut yaparım denilirse, insanlar bu “kriz kısır döngüsüne” kendilerini alıştırsınlar ve bu gerçekle de yüzleşsinler.

    Ben size bunları söylerken bilinçaltınızdan kısa bir süre için bu kavramları bilincinize çıkarıyorum ve siz bana “Yaa biz zaten bunları biliyoruz” diyorsunuz. Ama yazımı okuyup güncel hayatınıza dönünce bu kısa süreli yüzeye çıkış bitiyor ve bilincinizde bu kavramlar kalmıyor. Sonra da offfffff kriz offffffffff.. kısır döngüye devam.

    *Siz = çoğunluk

    Reply
  8. 8

    Uğur Özmen

    Maaşlı (başkasının yanında) çalışanlar ya kendilerini değerli kılmalı, ya B – C planı olmalı, ya da…

    Aklına sağlık Fatmanur,
    Aklına ve eline sağlık Serhat Sine…

    Reply
  9. 9

    Asli D.

    Serhat’ın yorumlarını çok beğendim. Yazı insanı silkeliyor. Serhat’a katılıyorum.

    Erhanın yorumunu da beğendim ama şöyle bir eleştirim var. Sosyopsikolojik olarak bilinçaltımızda emperyalizm olduğuna katılmıyorum. Bu hayatın doğallığını bozuyor. Bunu her gün görüyoruz. Kimse mutlu değil bu yaşamdan. İçimizde olan gelişme ve ilerleme güdüsü. Bu en iyi emperyalizm ile dile geliyorsa biz öyle istediğimiz içindir.

    Reply
  10. 10

    Erhan

    Merhaba Aslı,

    * sosyopsikolojik olarak emperyalizm biliçaltımızdadır, bunun deneyini çevrendeki her vatandaş ile yapabilirsin. Sen “Amerika” dediğinde mahalle bakkalın sana hikayeler anlatmaya başlıyorsa, bu Amerika’nın onun bilinçaltından bilincine çıkıp, politikacı gibi konuşmasını sağlar. Sen ayrılırsın bakkaldan, adam ticaretine döner, bunu unutur ve bilinç resetlenir.

    “Bu en iyi emperyalizm ile dile geliyorsa biz öyle istediğimiz içindir.” demişsin.

    Ben öyle demek istemedim zaten. Emperyalizm gerçeği bilinçaltımızdadır ve bilincimize çıkmıyor derken emperyalizm iyidir ama bilinçaltımızdadır demek istemedim. Kimse mutlu değil bu yaşamdan demişsin. Emperyalizm kavramı bilinçaltımızda olduğu ve bunu bilincimize çıkarmadığımız için biz mutsuz olsak da, bu mutsuzluğun sebeplerini emperyalizm yerine başka yerlerde arıyoruz. Herhangi bir sorunda birbirimizi yiyoruz, sömürüldüğümüzün farkında bile olmadan. (Birisi ben farkındayım derse ben ona şu an hatırlattığım içindir, sonra yine bilinçaltına gömülecek ve unutulacaktır bu gerçek, en büyük toplumsal sorun da bu zaten)

    “Emperyalizm bilincimizde olsa harekete geçeriz çünkü, harekete geçmiyorsak bu kavram bilincimizde değildir, bilinçaltı kuyusunda unutulmuştur.” Zaten medya ve politikacılar bile bunu unutturmaya yeter.(emperyal unutturucular) Toplumumuzda daha önce dediğim gibi batıya karşıt kesim ezilmiş kesim olduğundan bu emperyalizm kavramı da statüsü yüksek, yaptırım gücü olan kesim ve çoğu medya tarafından ezik bir kavram olarak algılanıyor veya bu kavram bilinse bile destek vermek bu kesimin işine gelmiyor. – Bunları da ben biliyorum diyen çok çıkar… eee o zaman neden birşey yapmıyorsun?? Cevap: Bilinçaltı konusu. / Biliyorsun ama buna rağmen birşey yapmıyorsun, neden acaba??

    Toplumumuzda 3 ana kesim var:

    1) Bilinci gerçeklerle dolu, emperyalizme karşıt azınlık kesim. (Ezilirler)
    2) Bireyselci, ulus bilinci olmayan, işine geleni yapan ve okuyan, gününü kurtaran statüsü yüksek azınlık kesim. (Para ve çıkar için ülkesi dahil hiçbirşey tanımazlar)
    3) Eğitim seviyesi düşük, okumayan, sorgulamayan, duygusal, saf ve gelir seviyesi düşük kesim. (Genelde yanlış partiye oy verirler)

    Bence, ülkemizin başına ne geliyorsa 2. ve dolaylı olarak 2. kesim egemenliğindeki 3. kesim yüzünden geliyor.

    Reply
  11. 11

    nurdan gencel

    İş yerleri krizi bahane çok fazla çalışanını elden çıkardı ve bunlarına arasındaki kalifiye olan çalışanlar da işsiz kaldı. İş veren açısından bakarsak, durum daha kötü çünkü daha düşük ücretlere yeniden istihdam yaratmaya çalışıyorlar ama bu elemanları yetiştirmek için çok zaman kaybedecekler. Şartları yanlış okumak böyle bir şey, acele edildi diye düşünüyorum. İnsan kaynağının bir şirkette yaratabileceği fark hala anlaşılamıyor maalesef.. Diğer yorumlar kaliteli, harekete geçirici bir tarzınız var:)

    Reply
  12. 12

    arzu pınar

    çok büyük şirketlerdeki yaşanan bu krizin nedeni, ciddi anlam da yönetim ve iş gücündeki aksaklık ta. ayak kaydırmalar, güçlü rakiplerin postalanması, çalışmak yerine yerini korumak ve sonuç ağır, inovasyondan uzak, hantal büyük şirketler.

    ilk daralmada, kim olduğuna bakmadan adam çıkarmak, yetenekleri kapının önüne koymak.

    sonra yine headhunterlara para dökmek, oryantasyon ve eğitim masrafları. sonra yine çıkarma.

    bunun hesabını kim soruyor? yönetim kurulu mu?

    bizler de çalışanlar olarak çalıştığımız, emek hatta hayatarımızı harcadığımız şirketleri seçelim. Akbank’ın 1300 kişi çıkardığını unutmayalım mesela. “Gelir gelmez, tüm kadroyu değiştirdim. Eskileri çalışmıyordu” diye hava basan Genel Müdürlerin yanında da çalışmayalım. Hepsi mi tembeldi onların, hiç mi düşünmedin borcu harcı olan var mı? Kariyerini harcadın mı?

    Uçma, kriz, millet kapının önünde, ne demek işvereni beğenmek demeyin. Kendi değerimizi bilelim. Bu krizleri yaratan da, çözecek olan da bizleriz. Melekler değil.

    Reply
  13. 13

    Eğitişim Kariyer Enstitüsü

    Uğuz Özmen’in dediklerine katılıyorum. Ya bireysel bazda belirli bir çizgiyi tutturmak gerekli ya da bireysel girişimlere yönelmek. Aksi taktirde sistemi değiştirmek gayet zor.

    Reply
  14. Pingback: Okunası yazılar… « basit bir blog..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

2018 @ Tasarım ve Kodlama Albatros ♥ Tasarım'a Aittir.