Liderlik Ulaşılması Zor Olan Ütopik Bir Mertebe Midir?
liderlik October 20th, 2008
Tek tip bir liderlik olmadığını farketmem Amerika’da çalıştığım yıllarda bağlı olduğum yöneticinin aramızdan biri hakkında “o bizim sessiz liderimiz” demesiyle oldu. Sessiz lider mi? Nasıl yani?
Liderlik uzun yıllar boyunca, ulaşılması çok zor olan ve milyonda bir kişinin ulaşabileceği ütopik bir mertebe olarak karşımıza geldi. Tanrılaştırılan liderler yaratıldı. Jack Welch, gerçekten başarılı bir yöneticiydi, ama yetenekleri neredeyse insan üstü gösterildi. (Ucunda para ve şöhret olduğundan, kitaplar yazıldı. Röpörtajlar yapıldı vs. ve önümüze altın bir tabakla sunuldu.)
Liderlik popüler olanların, en çok sevilenlerin, ağzı laf yapanların, etkileme kabiliyeti olanların yapabileceği bir görev olarak yazıldı çizildi. Ilham veren liderlik dendi adına. Popüler kültürcülere göre, lider karizmatik olmalıydı. Oysa etkin liderler ne karizmatik ne de popülerdi. (Karizma olması bir artı olsa da, gerek şart değildi.) Sanki hep tek tip bir lider arandı durdu.
Yönetici pozisyonunda çalışanlar “lider değildir” olarak lanse edildi. Bir yöneticiyi lider’den ayıran özellikler kesin çizgilerle çizildi. Onlar lider değildi engin görüşlü yönetim danışmanlarına, akademisyenlere göre, çünkü lider vizyon çizer, yol gösterirdi…yöneticiler “liderin yap dediğini yapar” dı. Potansiyeli yüksek bir dolu insan dar ve kısıtlı bakış açıları içerisinde sıkıştırıldı böylece.
Günümüzde teknolojik gelişim bir dolu sessiz lideri ortaya çıkardı. Yetenekli bir dolu insanın hareket alanınının genişlemesine imkan verdi. Liderlik tanımlamalarıyla uğraşmayan ve umursamayan bir dolu cevher yarattı. Yaptıklarıyla insanları birleştirebilen, bilgisini paylaşan, üreten, düşünen, sürükleyen bir dolu cevher…
Hayat hepimiz için bir arama, öğrenme ve bulma süreci. Buldukça tekrar arama sürecinin başladığı bir döngü. Bugün inandıklarımızın yarın geçersiz olabileceğini farkettiğimiz bir zaman dilimi.
Psikoloji bilimi birkaç yıl önceye kadar negatife odaklanarak çözüm aradı sorunlara. Upenn prof’larından Martin Seligman’ın bakış açısını tersinden işletmeyi düşünmesiyle ortaya çıkan pozitif psikoloji akımı ve önerileri şimdilerde hepimizin dilinde. Hepimiz sanki yüzyıllardır yönetim taktiklerinin pozitife odaklanarak yapılması gerektiğini bilirmişcesine ahkam kesiyoruz. Oysa yeni öğreniyoruz bunları hepimiz, yeni uyguluyoruz. Uygulamasını öğreniyoruz. Liderlik anlayışımız konusunda da benzer bir devrime ihtiyacımız var. Liderliğin ütopik, ulaşılamayan, herkese mümkün olmayan bir üst mertebe olduğu yargısından kurtulmaya, insanların liderliklerini gösterebilme cesaretlerini şevklendirmeye ihtiyacımız var.
2007 yılında Center for Creative Leadership tarafından 247 üst düzey yöneticiyle yapılan araştırma sonucuna göre tespit edilen 10 liderlik trendine bir bakın. Ben yeni nesil insanlarla bugün ihtiyaç duyduğumuz liderliğin daha etkin olacağını düşünüyorum. Eski nesil liderler gelişmelere ayak uydurabildikleri sürece etkinliklerini sürdürebilecekler. Örneğin Obama’nın politik kampanyasını yönetme şeklini takip edenler günü ne kadar takip edebilen bir lider olduğunu bilirler. Kurumların da hızlı hareket edebilen, risk alabilen, değişimlere cevap verebilen, ulaşılabilir liderlere ihtiyacı var…
Save to del.icio.us
 
Digg This!
 
Technorati Links
 
Stumble it!
 
reddit

October 20th, 2008 at 12:11 am
son cümleye istinaden… ve bu liderlerin hızlı hareket etmenin önemini kavrayan, risk alabilecek kadar cesaretli ve onlara gerekli değeri veren kurumlara da ihtiyacı var..
çok güzel bir yazı. teşekkür ederim.
October 20th, 2008 at 12:37 am
Tam Fatmanur hanıma destekleyen bir kaç örnekten söz edecekken Burak Demirtaş’ın yazısını gördüm.
Burak, atama ile liderlik kavramlarını karıştırmış geliba… “Liderlerin … kurumlara ihtiyacı var” derken… Kurumu bu hale getirecek olana lider diyorlar. Yanılıyor muyum?
October 20th, 2008 at 12:56 am
Uğur Hocam;
Sonuçta bu değişime ihtiyaç duyan ve bunun sonucunda bu tarz liderleri istihdam edecek ya da onlara fırsat verecek olanda kurum olmayacak mi? Obama bunun farkında olmasa bu tarz insanlarla çalışır mıydı?
October 20th, 2008 at 1:52 am
Sevgili Burak,
Obama’yı istihdam mı etmişler…
Her neyse, bu konuya takılmayayım. Ben en azından birkaç liderlik stilinin aynı zamanda yeşerdiğini gördüm. Bir devrimci’ye bağlı yön gösterici ve düzenleyici liderler ile çalıştım. Devrimci’nin başarılı olmasını, aslında diğerleri sağlıyordu.
Onları da devrimci seçmişti zaten.
October 20th, 2008 at 7:53 am
Gerçekten nedir bu liderlik hakkında bu kadar abartı ve ayrımcılık. Ben bir şirkette çalıştığım yıllarda yöneticimin çok iyi bir lider olduğunu düşünürdük departman olarak. Sadece işimizi yapmak değil, ufkumuzu açmak da önemliydi onun için. Üst yönetimlerin ufkumuzu açtığını hatirlamıyorum. Başarılılardı ve şirketi iyi noktalara getirdiler. Birine uyan stil, diğerine uymayabiliyor. Lider dediğin şu kriterlere sahip olur demekle olmuyor. Benzerlikler olabilir ama tek tip liderler yetiştirmek ne kadar mantıklı düşünmek lazım.
October 22nd, 2008 at 12:24 pm
Stephen Covey, “8.Alışkanlık-Bütünlüğe Doğru” isimli çalışmasını, Liderliğin mevki değil, bir seçim(!) olduğuna örnek olmuş, tevazu sahibi, cesur ve “Büyük İnsan”lara adamıştır.
“Basitçe söylemek gerekirse, en temel ve pratik düzeyinde, liderlik insanlara değerlerini ve potansiyellerini, bunları kendi kendilerine görmeye başlayacakları kadar açık ifade etmektir.”
şeklinde tanımlar Covey liderliği ve bununla birlikte tüm büyük liderlerde ortak olan bir noktayı özellikle vurgular; ilkeler… Covey’e göre tüm büyük liderleri yöneten belli başlı ilkeler vardır ve bu ilkeler resmi mevkiilerden ya da statülerden tamamen bağımsızdır. Bu ilkelere göre yaşadığınızda, etki alanınız genişler ve ahlaksal yetkeniz artar.
Bununla beraber, Covey yönetimle liderliği, (başka bir deyişle) liderle yöneticiyi, birbirinden ayırmayı tercih etmiştir. Ama netice itibariyle bu, iyi bir yöneticinin iyi bir lider olamayacağı anlamını taşımıyor.
Covey’nin liderlik kavramına farklı bir bakış açısıyla yaklaştığını düşünüyorum ve bu konudaki düşüncelerini değerli buluyorum.
October 22nd, 2008 at 9:04 pm
Merhaba Emre,
Stephen Covey’in görüşlerini paylaştığın için teşekkürler. Kendi blogundan bir metnin linkini de ben vermek isterim.
http://www.stephencovey.com/blog/?p=6