Her nesil kendine göre özeldir.
Her nesil bir öncekinden farklıdır.
Gen Y’nin diğer nesillerden çok farklı olduğu da doğru değil. Bu hissi her nesil bir sonraki için düşünür.
Gen Y ile çalışmakta zorlananlar, genelde günü yakalamakta zorlananlar oluyor. En fazla şikayeti onlardan alıyoruz.
Teknolojiyi kullanmakta zorlanan kişiler, günümüzde doğal olarak değişimi fark edemeyen, izleyemeyen ve hissedemeyenler oluyor.
Teknoloji hızlı geliştiğinden, bu dönüşümü takip edemeyenler kendilerince teoriler de üretiyor: örneğin teknoloji başında zaman harcayanlar bilgiyi yarım yamalak alıyormuş! Oysa araştırmalar hiçte öyle söylemiyor. Algılar gerçekliğimizdir diye düşünürüz ama algıları eğitmeden onlara güvenmek fayda getirmez.
Peki, Interneti her gün kullananların “karar alma” ve “komplex düşünme”den sorumlu beyin aktivitelerinin, Internet kullanmayanlara oranla iki kat daha fazla olduğunu biliyor muydunuz?
Değişime ayak uyduramayan, 20 sene öncesinin sistemleri ve yöntemleriyle çalışmakta ısrar eden yöneticilerin önümüzdeki 10 yıl içinde yerlerini korumasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Elbette, hala şirkete sadakatı ön planda tutan, şirkette kaç yıl çalıştığına bakarak her 10, 20, 30 yılda bir plaket sunmayı ilke edinmiş eski-model şirketler de kendilerini yenilemek, yeni-nesil çalışma sistem ve alışkanlıklarına adapte olmak zorunda kalacak. Bu da eski model çalışanların değişmesini zorunlu tutacak…Er ya da geç…
Günü takip edebilen ve hatta geleceği şekillendirenler, değişime ayak uydurmakta direnen kişilerle çalışmayı da öğrenmek durumunda. Bu geçmişe sarılmış kişiler, nesil ayrımı yapmaksızın, genellikle şu özellikleri gösteriyor:
– Teknolojiyle sadece google’da arama yapmak ve email check etmek kadar yakın olan
– Email’lere pek cevap vermeyen, onun yerine kendisini telefonla yakalamanızı ya da yanına gidip cevap almanızı bekleyen
– Şirketlere “vefa borcu” olduğunu düşünen
– Aynı şirkette 15 yıl ve üstü kalmış olan, mezun olduktan sonra hala girdiği ilk şirkette çalışıyor olan
– Sizin çözümlerinizi ve uzmanlığınızı anlamadığından, size genç ve tecrübesiz gözüyle bakarak, kendi bildiği yol ve yordamdan ayrılmayan
– Beğenilme, yükselme kaygısı olduğundan değişim ve gelişimle uğraşmayan
– Ünvan kaybetmemek için düşüncelerini söyleyemektense, ortama uyum sağlamayı yeğleyen
Bu tür çalışanların yoğun olduğu ortamlar değişim yaratmak çabasında olanlar için oldukça sıkıcı ve çekilmez olur. Bu ortamlardan kendinizi kurtarmanız bir çözüm olabileceği gibi, bağlı olduğunuz yöneticilere koçluk da yapabilirsiniz. Sizden koçluk almayı kabul edebilecek olgunluk ve görüşteki yöneticilerin sizi daha iyi anlamak için çaba gösterdiğini göreceksiniz.
Gelecek değişimi takip edebilen, onu şekillendirebilen ve yönetebilenlerin olacaktır. Öyleyse, değişime direnci olanlar, değişmeye mecbur olacaklardır. Er ya da geç…

8 Comments
Ufuk Özgül
Geçtiğimiz hafta PERYÖN’ün düzenlediği kongrede, bu söylediklerinize değinilen bir oturum izledim. Şu bir gerçek ki çalışan profilindeki değişim önümüzdeki 10 yıl içinde daha keskin olacak ve değişime direnenler, özellikle şirketlerin yönetici pozisyonlarında oturanlar, kendi şirketlerine çok şey kaybettirecek diye düşünüyorum.
Erhan
Fatmanur Hanım, sanırım bu konuda daha yazmadığınız çok şey vardır, bu yazınızdan belli oluyor. Ama siz de beni doldurdunuz, teknoloji ve değişim konularına değinmek istiyorum.
Teknoloji dediniz…
Esasında bunu açmak lazım. Teknoloji tam olarak nedir? Teknoloji bir “para yapma” aracı mıdır yoksa insanın hayatını kolaylaştıran, güzelleştiren birşey midir?
Para yapma konusunda eğer bilek gücüyle bir web sitesi yazılıyor ve hatta yenilikçi bir hizmet veriliyorsa diyecek hiçbir şey yoktur, çünkü kazanılan para tamamıyla hakediliyordur. Öte yandan, para yapma internet ortamında bazı çıkar ilişkilerine dayanıyorsa, “sosyal ağ maskesi altında özde değil ama sözde bir arkadaş kitlesi” yaratılıp müşteri veritabanı oluşturuluyor veya işini yaptıracak adam veritabanı oluşturuluyorsa bu hiç ama hiç etik değil, hiç ama hiç adaletli bir para kazanma yolu da değildir. Bu biraz şeytanidir ve orijini de bizim kültürümüz değildir.
Teknoloji hayatı kolaylaştırdığı gibi güzelleştiren bir araç olmalıdır. Örneğin bir iş adamı sosyal bir ağda bu etik ve adaletli olmayan yol ile iş bağladığında bu ona “vayy be teknolojiye bak nasıl para kazandırdı!” dedirtebilir, ama diğer yandan kendi emeğine rağmen o işi alamayan mutsuz başka bir iş adamını da arkasında bıraktıracaktır. Bu yüzden bu tarz teknolojik olgulara tek taraflı bakmamak lazım.
Ben yanılmıyorsam Gen X’im, teknolojiyi kendi etik ölçülerimde kullanıyorum ve her zaman teknolojiyi tartıyorum. “Bu bana şunu kazandırırken neyi kaybettiriyor?” sorusunu her zaman soruyorum. Fatmanur Hanım, 20’li insanları ben de çok destekliyorum fakat onların bir özelliği var ki buna hiçbir savunma getiremiyoruz. Gayet doğal olarak, her akıma herhangi bir eliminasyon yapmadan veya çok kısıtlı bir eliminasyonla çok kolay kapılabiliyorlar. Geçen yıl bir seminerde 24 yaşında “super IT hero” bir çocukla tanıştım. E-mail’indeki signature en az 10 satir sadece sosyal ağ üyelik bilgilerini gösteriyordu. Yani, savunduğumuz gençler bunlar, bunu da unutmayalım. Potansiyelleri iyi, ama bu hayatta daha fazla acıyla kavrulmaları ve tecrübe kazanmaları lazım.
Değişim dediniz…
Sizin bahsettiğiniz değişemeyen yönetici kitlesi tabiki her ülkede az çok var. Ama herhalde kastınız daha çok Türkiye. Ki, Türkiye kapalı kültürü gereği böylelerini daha çok barındırıyor. Verdiğiniz – ile gösterilen maddelerin hepsine katılıyorum. Ama bence, bu değişim ancak derece derece başarılır gibi gözüküyor. Örneğin yukarıdaki 24 yaşındaki arkadaşın etkisi en fazla 30-35 aralığında bir yöneticiye, 30-35 aralığındaki orta düzeyin ise daha üst bir düzeye etkisi olabilir, ki daha rasyonel bir değişim dalgası oluşsun.
Şahsi görüşüm, kurumsal bir değişimde “en etkin rolün”, belirli bir olgunluğa erişmiş ve teknolojinin artı ve eksilerini en doğru şekilde analiz edebilecek ve ona göre kullandırabilecek 30-40 yaş arası bir çalışan kitlesinde olması gerektiğidir.
Fatmanur Erdogan
Erhan, doğa gereği her kazanç bir kaybı gerektiriyor. En etik ve haklı olan kazansa bile…
Erhan
Rekabet kültürünün doğası olmasın o.
Fatmanur Erdogan
belki faydalı bulursun
http://en.wikipedia.org/wiki/Scarcity
Erhan
“Anarcho-communist Peter Kropotkin believed that a lack of collectivization of goods would be a dis-service to individuals.”
Kollektivizme tam olarak katılmasam bile, kollektivizm verdiğiniz linkteki tezleri yeryüzüne indiriyor.
Verdiğiniz linkte bahsedilen ekonomi bilinen birşey ve serbest/rekabetçi ekonominin ekmeğine yağ sürüyor. Bu konuda yukarıda görüldüğü gibi birçok antitez var. Ama ben şahsen ne tezlerin ne de antitezlerin taraftarıyım, yeni bir ekonomi ihtiyacı var.
İnsana fazla imtiyaz verirseniz, o her zaman daha fazla isteyecektir, iş rayından çıkacaktır, iş rayından çıkınca bu işin devlet tarafından zorlama yapılması da iyi birşey değil. Peki ne olacak? İnsan, insan olacak, tek çözüm bu.
O iş adamı doğru dürüst etik bir insan olacak, emek gösterecek, network maskesiyle çıkar gütmeyecek, hakkı neyse onu alacak, başka hakedenlerin hakkını yemiyecek, insan olacak. O yüzden böyle teknoloji olmaz olsun diyorum. Hatamız her teknolojiye fonksiyonel olarak bakmamız, hiç yaşamımıza total etkilerine bakmıyoruz.
Böyle düşünenlerin motto’su şu:
“Ben bu teknolojiden para kazanıyor muyum? Gerisini boşver, ne olursa olsun.”
Bencillik!
Suat Ak
Her Gen Y ak kaşık süt değil ama ben diyorum ki yeni biri gelir ve eski şirketçiler hafif temkinli davranır eski güçleri konumları bozulmasın isterler ya bu da öyle bir durum aslında. pek farkı yok
Erhan
Fatmanur Hanım’ın 5. no’lu post’una ilişkin:
http://izolegercek.net/2010/01/09/rekabet-ve-bize-unutturduklari/