Doğduğumdan beri müzik hayatımın içinde.
Müzik hocalarım benden çok çekti. İçimden geldiği gibi çalmayı, improvize etmeyi, ruhumu dinleyerek notaları keşfetmeyi, müziği yaratmayı seviyordum. Onlarsa takmıştı herşeyi kuralına göre öğrenmem gerektiğine. Kurallarla aram hiç iyi olmamış anlayacağınız. O zaman bilmiyordum ama bana kalırsa yaratmak dediğimiz şey tam da bu. Başkalarının çok etkisinde kalmadan kendi iç sesini dinleyebilmek, onu bilgiyle harmanlamak ve özgün bir iş çıkartabilmek için kendi ruhunu ortaya koyabilmek.
Kilit kelimenin “kendi ruhumuzu ortaya koyabilmek” olduğunu düşünüyorum. Öğrenmeyi irdeliyorum. Eskiden yapılanlara, başkalarının yaptıklarına verilen değer bazen ne büyük. Durum saygı seviyesinden çıkıp tanrılaştırma mertebesine doğru gidiyor zaman zaman. “Koskoca Jack Welch bu işi yapmış ve başarı kazanmış, senmisin kanıtlanmış sistemi değiştirmeye yeltenen?” Jack Welch ütopik bir mertebede midir ki tahtı paylaşılamasın? Bu ve benzeri önermeler, değişimi körükleyenlerin sıklıkla duydukları sözler. Karşındaki kişiyi bu şekilde aşağılama eğilimi bir başkasının başarısını, düşüncesini, sizden daha iyi yapabilecek olma ihtimalini çekememe ile açıklanabilir. Eğitim ve öğretimin özgün olması, merak uyandırma üzerine kurgulanması, alternatiflere açık olunması, imkan ve fırsatları görmemize ve yenilikler yaratmamıza neden olur.
İş dünyasında kalıpları kırmak hiç de kolay değil. Bazen şaşırıyorum. Bunca akıllı, zeki, belli noktalara gelmiş, yükselmiş bizler nasıl oluyorda yeniliklere en kapalı olanlar olabiliyoruz? Tutucu davranış ve alışkanlıklarımızdan nasıl oluyor da vazgeçemiyoruz?
Bu sorunun cevabı basit değil ancak yaptığı işi içselleştiremeyenlerde daha fazla ortaya çıkan bir tutum olduğunu belki düşünebiliriz. Konumumuzu koruma endişesi, pozisyon atlama mücadelesi, özgüven eksikliği, otorite merakı…tüm bunlar bir işi yapmamızı dışsal sebeplere bağladığımızda ortaya çıkar. İçselleştirdiğimiz işlerde insanlara ve fikirlere daha açık bir gözle bakarız.
Diğer bir sebebi profesyonel algımızı sürekli “olması gerektiği” gibi tutma ihtiyacımız olabilir. Bu da tabi ki özgün kişiliğimizi göstermemize engel olduğundan sürekli bir çelişki içerisinde hareket eder dururuz. Örneğin, Türk insanı konumunu hissettirmeyi seviyor. Yani, üst düzey bir yönetici ile konuşurken ona konumundan ötürü üstün olduğu hissini vermeniz gerekiyor. Elbette istisnalar kaideyi bozmaz ama bu durum hala bir istisna. Bu da sosyal statümüzü koruyabilmek için belli kalıplarda takılı kalmamıza neden olabiliyor. Tavır ve tutumlarınızı değiştirmekle ilgileniyorsanız, buraya bir göz atın. [Geert Hofstede. Power Distance Index]
Tüm bunların yanısıra yapabileceğiniz çok güzel bir şey daha var. O da müzik dinlemek. Kulağınıza hoş gelen bir müziği dinlemek. Endişeleriniz, korkularınız, tutucu tavırlarınız, dikbaşlılığınız baş gösterdiğinde müziğe sarılın. Duygularımızı istediğimiz kıvama getirebilecek en önemli araçlardan biridir müzik. Yaratıcılığınızın kamçılanmasına, ruhunuzun huzura kavuşmasına, problem çözme yeteneğinizi geliştirmenize yararı olacaktır. Ama araştırmalar heavy metal’dan uzak durmakta fayda olduğunu da söylüyor. Demedi demeyin!
Fatmanur Erdogan, Hurriyet Daily News and Economic Review, Think Well Perform Well.
