Girişimciler! Şirket Kurmak İstiyorsanız, Ağustos’da Buluşalım

değişim, girişimcilik, eğitim 5 Comments »

Girişimcilik artık Türkiye’de daha fazla desteklenmeye başladı.

Kagider Başkanı Gülseren Onanç kadın girişimcileri desteklemek için çalışmalarını hızlandırmışa benziyor. Onanç,  “Kadın girişimciler 50 bin YTL’den fazla risk almıyor. Bankalarla işbirliği yaptık, sınırları kıracağız” diyor. Bu girişimin tüm girişimci kadınları heyecanlandırdığını umuyorum.

Öte yandan gençler artık ‘paramız yok, nasıl girişimci olalım?’ diye ağlamak yerine, başarılı olmak için daha fazla sorumluluk alınması gerektiğini fark etti. Dramayla değil, çeşitli imkanları kovalayarak bir yere varılabileceğini öğrenmeye başlıyor olabilir miyiz?

Start Up Weekend, internet tutkunlarının geliştirdikleri dünyanın ilk ‘ticari fikir’ platformu. 30-31 Ağustos 2008 haftasonu ise İstanbul’da yapılması planlanıyor. Girişim Günleri adıyla Türkiye’de lanse edilen etkinliğe katılmanızı tavsiye ederim. Sebebine gelince:

Hepimizin birer fikri var. Oysa başarılı olanlar, fikrini hayata geçirebilenlerdir. Fikrinizi hayata geçirebilmek için sunulmuş bu pilot platfomdan yararlanın.

Hepimizin motivasyonu farklı düzeyde. Fikrinizi hayata geçirmek istiyorsanız, sizi motive edecek bir toplulukla birlikte olacaksınız. Zaten motiveyim diyorsanız, farklı ilhamlar alabileceğiniz istekli bir grup insanı bir arada yakalamak, network oluşturmak, fikir alışverişinde bulunmak çok cazip duruyor.

Fikirlerinizi sizi tanımayan topluluklara sunma imkanı muhteşem! Bizler genelde A’dan Z’ye sunum yapmayı fazla beceremeyen bir toplumuz. Fikrimizi satabilmek için doğru miktarda doğru iletişimi kurgulayabilmeliyiz. İkna edici olabilmek için iyi bir tecrübe ortamı elinize geçiyor. Değerlendirin.

Resmi Bir Şirketi İki Günde Kurun! En fazla oyu alan girişimci fikri üzerinde katılımcılar haftasonu boyunca çalışarak, şirketi tüm etkinlik katılımcılarının ortaklığıyla şirket haline dönüştürmeyi vaad ediyor! İsterseniz birkaç katılımcı yorumunu da okuyabilirsiniz.

Açıkçası bu etkinlik konusunda insanın aklına takılan çok fazla soru işareti var. Girişimgünleri.com bu sorulara cevap vermiyor maalesef ama forum açmış olmalarının sebebi de bu sorulara cevap bulmak olsa gerek. Örneğin bir iş fikriniz var ama fikrinizin çalınmasını istemiyorsanız, ya fikrinizi patentleyin, ya katılımcılara anlaşma imzalatın, ya da hiçbir şekilde fikrinizi tam olarak açıklamayın. Arkadaş ortamı, eş dosttur, böyle şeyler olmaz diye güme gitmeyin derim. Sonradan ağlamaktansa, başından tedbirli davranmak en güzel olanı. 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İş Yerinde Sorun Yaşamak, Sizin Kişiliğinizi Tanımlamaya Yetmez

iş görüşmesi, yönetim, iletişim 2 Comments »

Senelerdir insanlar, yöneticilerinden veya yönetimlerden memnun olmadıklarından, şirket kültürü ile uyuşmamaktan dolayı istifa edip başka şirketlere geçiyor.

İş görüşmenizde eski işinizden ayrılma nedeni olarak ‘yöneticimle anlaşamadığımdan dolayı’ dediğinizde, işveren sizin ‘potansiyel sorunlu’ bir insan olduğunuz yargısına hızlıca varabiliyor. Bu nedenledir ki görüşmelerde genelde adaylar yönetimlerden yada yöneticileriyle yaşadıkları sorunlardan bahsetmek istemezler.

Oysa, işe alımdan sorumlu beyin avcıları ve tüm yöneticilerin bu nosyonu çok iyi anlaması gerekir. İş yerinde hiçbir problem görmemiş, hiçbir sorun yaşamamış bir çalışanın çalışma psikolojisinden anladığını söylemek pek mümkün değil.

Eti şirketi Ağustos 2006 yılında kurumsallaşma sürecini başlatmak istediğinden yönetimi profesyonellere bırakmaya karar verdi. Yeni CEO Hazım Ellialtı, başarılarıyla ETİ’ye çok büyük katkılarda bulundu. Ancak Eti ailesiyle anlaşamamasından dolayı 2008 Ağustosunda Ellialtı sessiz sedasız şirketten ayrıldı.

Benzer bir durum 2 yıl kadar önce Vestel Şirketler Grubu pazarlama Grup Başkanı Levent Hatay içinde geçerli. Ekim 2006’da Rixos Oteller Grubu CEO’luğuna geçen Hatay, ‘kan uyuşmazlığı’ndan dolayı 2007 Mayıs’ında Vestel’e geri döndüğünü açıkladı.

Bu durum iş arayanların yönetim ve yöneticileri hakkında her türlü negatif tecrübeyi iş görüşmelerine taşımasının doğal olduğu anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, yöneticisiyle sorun yaşayan bir çalışanın da sorunlu bir kişi olduğu yargısına varmamak gerekiyor.  


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Saygınlık Bazen Başkalarının İtibarını Koruyarak Kazanılır

değişim, yönetim, eğitim 4 Comments »

İş dünyasının başarı sırları arasında birlikte çalıştığınız kişilerin ‘itibarını korumak’ da vardır. Çünkü, başkasının itibarına özen göstermek, kendi itibarınızı yükseltmeyi de beraberinde getirir.  

İşte müthiş bir örnek: Mad Men isimli diziyi seyredeniniz var mı? Izlemeyenler, iTunes’dan indirebilir.  

Mad Men, 1960’ların New York’unda Madison Avenu üzerinde bulunan Sterling Cooper isimli reklam ajansında yaşanan olaylar üzerine kurgulanmış bir dizi. Mad Men’in ana karakteri ajansın hem küçük ortağı hemde kreatif direktörü olan Don Draper. Yanında çalışan junior executive’lerden biri de Pete Campbell. Pete kendini kanıtlamaya çalışan bir reklamcıdır; ne var ki yöneticileri tarafından fazla sevilmeyen bir karakteri canlandırır. 

Reklam kampanyasının sunumunun yapıldığı bir toplantıda müşteri Dan’in yaratıcı fikrini anlamsız ve başarısız bulur. Bunun üzerine kendini göstermek çabasında olan Pete, müşterisini Dan’den ve herkesden habersiz bar’a götürür. Yanına da iki tane hoş bayan verir. Pete, bar’da müşterisine kendi fikrini satar.  Ertesi gün ajans toplantısında aynı müşteriye yeni bir sunum yapan Dan bu olaydan habersizdir. Müşteri Dan’in fikrini yine beğenmediğini Pete’in fikrininse mükemmel olduğunu söylediğinde, toplantının havası değişir.  

Pete’in kendi başına iş yapmasından hoşlanmayan Dan, düştüğü durumdan rahatsız olduğundan Pete’in işine son verir. Şirketin ortaklarından ve Dan’in yakın arkadaşı olan Roger Sterling ile birlikte durumu açıklamak üzere şirketin diğer ortağı olan yaşlı Bertram Cooper’ın odasına girerler.  Sterling, olayı anlatır ve Cooper’ın fikrini almak isterler. 

Büyük ortak açıklamayı dinler. Dan’in küçük düşürüldüğü durumun ve Pete’in şirketin çıkarları için değil kendi çıkarları için hareket ettiğinin farkındadır.  ‚Sizi anlıyorum. Ama Pete’i işten çıkartmanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum’ der. 

Cooper, itiraz etmek için hareketlenen Dan’in söz söylemesine izin vermeden konuşmasını sürdürür. “Pete’in annesini tanır mısınız?” diye devam eder. 

“Bir zamanların en zengin ailesinin oğludur Pete. Artık varlıkları eskisi gibi olmasa da Manhattan’ın en etkili aileleri arasındadırlar. Camplbell’ların sosyal çevrelerine oğullarının ‚Sterling Cooper’ ile ilgili yaşadığı tatsız olayları anlatmasını istemezsiniz herhalde”.  Mesajı net bir şekilde alan Dan ve Sterling, Pete’in odasına girer. Dan, tükürdüğünü nasıl yalayacağını bilemez. 

Sterling, Dan’in konuşmasına izin vermez. Pete’e sinirli bir ses tonuyla dönerek:   “Pete, yaptığın şeyin bu şirkette kabul görmediğini bilmeni isterim. Olayı Cooper’a anlattığımızda, Cooper senin derhal işine son verilmesi gerektiğini söyledi. Seni içeride savunan ve işini kaybetmemeni sağlayan Dan oldu. Eğer patronun Dan olmasaydı, burada işin bitmişti. İşini Dan’e borçlusun” der ve odadan çıkarlar. Bu sahnenin, ders alınacak çok fazla bilgiyle yüklü olduğunu düşünüyorum. Size de yol gösterici olmasını umarım. 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Türkiye’de İş İmkânı Bol. Fırsatları Yakalayın.

girişimcilik, eğitim 6 Comments »

Çalışmanın tek yolu iş başvurusunda bulunup iş aramaktan ibaret değil elbet. Türkiye’de girişimci olmak isteyenlere sunulan bir dolu imkan var.  

Bir şirkete girip, kendini kanıtlayarak kariyerinde yükselmekle uğraşmak istemeyenlerin, işinden sıkılmış, kariyer yolunda sıkışmışların yapabileceği bir dolu iş var. Girişimci ruhluysanız, risk almayı becerebiliyorsanız ve karar almaktan da korkmuyorsanız, buyrun fırsatlar diyarına… 

İşte bu fırsatlardan bir tanesi —hatta en ballısı— elektronik ticaret. 

Türkiye’de elektronik ticareti hakkıyla yapan şirketlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Büyük şirketler bu işleri maalesef bürokrasiye taktıklarından yürütemiyorlar. Küçük şirketler, online servis, hizmet anlayışından bi haber olduklarından web sayfalarına telefon numaralarını bırakıp, hadi sipariş için telefon edin diyorlar. Kısacası, elektronik ticaretin nasıl yapılması gerektiğini tabiri caizse ‘çakmış’ pek adam yok ortalıkta. Bir elin parmaklarını geçmeyen güzel örnekler arasında yemeksepeti.com, 444cicek.com gibi birkaç site sayılabilir.   

Alın size bir fikir: Online lüks hediyelik çikolata siparişi. Sadece çikolata. Nefis paketlemelerde sunulmuş, online sipariş verebileceğiniz bir şirket. Arayın bakalım, karşınıza nasıl sonuçlar çıkacak.   Bir: Doğru düzgün pek bir şey bulamıyorsunuz. Bulduklarınız da ya güven vermiyor ya da online sipariş vermenize imkan tanımıyor. Basit fikirler bazen en güzel sonuçları verir.  Araştırın, bakın. Kim neleri yapıyor, neleri yapamıyor. Internet teknolojilerinden anlamıyorsanız, ya anlamaya başlayın, ya da anlayan bir dostunuzdan destek alın. 

Projenizi hazırlayın. 

Ortalıkta olan şirketler neyi yapamıyorsa, siz onların yapamadığını en alasıyla yapın. Örneğin: THY’den online bilet almak ölüm törpüsü. Bir uçak biletini kardeşin, dostun, ailene hediye edemezsin. Çünkü hava alanına vardığında bileti satın almakta kullandığın kredi kartını göstermek zorundasın. Yani Marmaris’de olan bir kişi İstanbul’dan Marmaris’e gelmek isteyen annesine bilet alırsa, annesi o bileti kullanamaz. Çünkü hediyeyi kızı Marmaris’ten almıştır. Annesi bileti kullanabilmek için kızı Marmaris’den İstanbul’a gelmek zorundadır. Ki çok değerli THY yetkililerine kredi kartını göstersin. Ya da en yakın THY ofisine gidip, bileti kestirtip, annesine kurye yapması gerekir!  Pegasus’u seviyorum. Hayatımı kolaylaştırıyor. Her şeyi online yapmama izin veriyor. Beni bürokrasiyle uğraştırmıyor. THY’nin çektirdiği eziyeti yaşatmıyor. Üstelik Pegasus’un çağrı merkezi görevlileri nazik ve gerektiğinde işinizi anında hallediyor. THY’nin elemanlarınınsa eli kolu bağlı! Uçuşlarınızda Pegasus’u tercih etmenizi öneririm.

Elektronik ticaretin kurallarını öğrenin. Zamanı kaçırmayın. Kendi işinizi kendiniz yaratın. Üstelik e-ticaretin start up maliyetleri de düşük. İşinizi küçük başlatıp, büyüyebilirsiniz. Ya da sermaye bulup, daha farklı bir noktadan başlayabilirsiniz. Geç kalmayın. Zamanı ve fırsatları yakalayın. ——————————

İşte size birkaç doküman:

The Entrepreneur’s Guide to Doing Business Online, Entrepreneur Magazine 

Start Ups, Inspiring New BusinessesDoing Business Online 

The Domain Blast 

E-commerce Journal  Pay Pal, Online Payment System 

Basic Guide to E-commerce 

Steps to Successful Web Site Development 

Elektronik Ticaret Uygulamaları 

Web İçerik Yönetimi 

E-ticaret Çözümleri


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Devir Web 2.0 Devri: Boşa Vakit Geçirene İş Yok!

iletişim, pazarlama, eğitim 12 Comments »

Pazarlama ve İletişim alanında bir kariyer yapmak istiyorsanız, teknolojik gelişmeleri iyi takip ediyor olmaya ve uygulamaya bakmak gerekiyor. Türkiye’deki işletmeler her ne kadar olayları bir 15 sene kadar geriden takip ediyor olsa da, bu alanda tecrübeli ve eğitimliyseniz, bugün hem aranan elemansınız hem de fiyatınız yüksek! Benden söylemesi. 

Önünüze birkaç soru atmayı istiyorum. Değerlendirmenizi kendiniz yapasınız diye… 

Düzenli olarak kaç tane dergi takip ediyorsunuz? [Dergileri takip etmek, sektörün eskilerinin neler düşündüğü, neler aradığı, neler konuştuğu ve trendlerin nerelerde olduğunu anlamak için faydalı.] 

Gelişen online iletişim araçlarının nasıl çalıştığına ne kadar hakimsiniz?  

Web 2.0 döneminde web sitelerine hala ‘Internet siteleri’ diyen gruptan mısınız?  Bloglar, vloglar cirit atarken, siz hala sadece ‘blog takip eden’ ama aktif işin içine girmeye vakti olmayanlardan mısınız? 

Online kommuniteler kurmayı hiç denediniz mi? Social media dediğimizde ne anlıyoruz? 

Affiliate marketing nedir ve nasıl işler biliyor musunuz? 

Domain name nedir ve nasıl tescil edilir hiç denediniz mi? Web hosting nedir, aldığınız domain’in üzerine nasıl web sitesi kurarsınız biliyor musunuz?  

Online pazarlama yöntemleri nelerdir? Örneğin SEO, Viral Marketing, permission marketing gibi artık eskimiş tanımlara aşina mısınız? Web’de reklam döngüsü nasıl işliyor? Altyapısı nasıldır? Biliyor ve anlıyor musunuz? 

Davranışsal hedefleme ile ilgili neler biliyorsunuz? 

İş başvurularını sürekli ‘muhteşem kurumunuzdan çok şey öğreneceğime eminim’ diye başlayan veya bitirenlerin iş dünyasına adım atmasının pek mümkün olmadığını tekrar hatırlatmak isterim. Şirketler sizi eğitebilmek, deneyim kazandırabilmek için işe alım yapmazlar. Siz kendi eğitiminizi kendiniz alırsınız, yapabileceklerinizi şirketlere ispat edersiniz. Şirketler sizde bir ışık gördüğü için, şirketlerine bir değer kazandırabileceğinize inandıkları için işe alır ve maaş verir. Yetenekli ve başarılı elemanlarının eğitimlerini destekler.  

Pazarlama ve iletişim dünyasındaki profesyonellerin bu alanlarda hem yeterli bir eğitime ve dolayısıyla da fazla bir tecrübeye sahip olmadığını bilmenizi isterim. Yani, bu alanda kalifiye eleman açığı çok büyük… Üniversiteden bunları öğrenmeden mezun olmayın. Mezunsanız, işten arta kalan zamanlarınızda kendinize yatırım yapın. Bu konularda canavar gibiyseniz, yolunuz açık. Değilseniz, bugün bir kursa yazılmanızı tavsiye ederim. Hatta mümkünse Kaliforniya’ya, internetle ilgili tüm gelişmelerin kalbinin attığı mekana yol almayı denemenizi öneririm. Bugün alacağınız cesur kararlar, yarınınızı daha sağlam şekillendirebilir.  


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Şans Kapınızı Çaldığında İmkanlara Açık Olun.

değişim, yönetim, eğitim 4 Comments »

Şanslı insanların çoğunun ellerine geçen imkanlara olumlu yaklaşanlardan oluştuğunu biliyoruz. Aslında insanoğlunun egosu ne kadar yüksek olsa gerek ki hayatta başardığımız hiç bir şeyin şans eseri olmadığını, başarının hep ama hep kendi çabalarımızın sonucu olduğunu söyleyip duruyoruz.

Oysa hayatta birçok şey şansa bağlı. 

Bizim başarımız birazda elimize geçen bu şansları nasıl kullandığımızla alakalı.

Bir dizi çekiliyor. Tutarsa 20 bölüm, tutmazsa 3 bölümde bitiyor. Diziler benzer: draması bol, ağlaması bol, bir türlü kavuşamayan sevgililer… Neden tutmuyor derseniz, Beyaz Show’da bir yönetmenin açıkladığı gibi ‘Valla bilmiyoruz hangi dizinin tutup hangisinin tutmayacağını. Yapıyoruz bakıyoruz. Ne çıkarsa bahtımıza.’ Tutarsa, onun üzerine inşa ediyoruz. Tutmazsa, yeni şeyler deniyoruz.

Bir fikriniz var. Fikrinizi hayata geçirmeye karar veriyorsunuz, şirket kuruyorsunuz. Şirketin o dönemde şans eseri önünüze çıkan bir işadamının size destek olmasıyla mümkün oluyor diyelim. Önünüze çıkan bu şansı tepmezseniz, ilerliyorsunuz ama kullanmayı bilmezseniz batabiliyorsunuz. Desteği alırsanız, başarıyı ürün kalitesinin üstünlüğüne bağlıyorsunuz. Desteği kaçırırsanız, yeni ufuklara yelken açmak zorunda kalıyorsunuz.

İş başvurusunda bulunuyorsunuz. CV’iniz mükemmel hazırlanmış. Pozisyona müthiş derecede uygun bir adaysınız. Ama mülakat yapan kişi sizden iyi elektrik almıyor ve işi alamıyorsunuz. Maalesef şansınız yağver gitmiyor. Dövünmenize gerek yok. Eğer kimsenin hoşlanmadığı bir kişilikseniz, daha sevilen biri olmak yolunda çalışmayı denersiniz. Ama eğer böyle bir sorununuz yoksa, çok fazla yapabileceğiniz bir şey yok. Şansınızın dönmesini beklemekten başka… Şansınızı döndürmek, iş aramaya devam etmekten, metodlarınızı geliştirmekten ve 10 atıştan 1’inin iş görüşmesiyle sonuçlanmasını ümid etmekten geçiyor.

Her gün şans eseri olan bir dolu olay var.

Beklemediğiniz bir anda önümüze düşen imkanlar var. Bunların hepsinin sizin kontrolünüzde, bugüne kadar yaptığınız çalışmaların bir sonucu olduğunu düşünmek ne kadar anlamlı, sorun kendinize.

Hayatta önüne düşen imkanları fark etmeyen ‘şanslı’ olup da kullanmayı bilmeyen, o şansı göremeyen bir dolu da insan var aynı zamanda.

Örneğin İstanbul’da arkadaşlarından ayrılmak istemediği için yurt dışı iş fırsatlarını geri çeviren 20’li yaşlarındaki gençler. Ardından 30’larına geldiğinde her şeyini, kariyerini, sevgilisini, eşini, ailesini bırakıp ‘nefes alma ihtiyacı’ duyanlar, kariyerlerinde sıkışmış olanlar…

Önüne iyi bir kariyer imkanı çıktığında ‘Ben bu pozisyonda başarılı olabilir miyim acaba?’ diye tereddütte kalıp, limitlerini zorlamaktan çekinenler…

Günümüzde en basitinden bir süt ürününün 40 farklı marka ve türde önümüze sunulduğu bu devirde kimin neyi sevdiğini anlamak deneme-yanılma yöntemiyle mümkün. Yani biraz da şansınızın yağver gitmesiyle!

Kariyerimiz de böyle ilerliyor aslında. Deneyerek. Önümüze çıkan imkanlara balıklama atlayıp, bu seçimin neler getireceğini yaşayarak. Seçimlerimiz iyi olduğunda kendimizin karar verme gücüne hayran kalıp, kendimizi yücelterek. Seçim kötü olduğunda bu seçimlerden ders çıkartıp, ileri doğru yürüyerek, şansımızı zorlamaya devam ederek.

Şansımızı hep kendimiz yaratmıyoruz aslında. Biz şanslı olanlar, önümüze çıkan beklenmedik imkanları fark edip kendi avantajımıza kullanmayı becerebilenleriz.

Bir düşünün.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Yabancı Dil Bilmeyene Kariyer Yok!

kariyer 6 Comments »

Epey iddialı duruyor başlık. Sizi kızdırdıysa, kükrettiyse, böyle şey olur mu dedirttiyse, yabancı dilinizi geliştirmenizin gerek şart olduğuna inanabilirsiniz.  

Eskiden lise mezunları şirketlerin her kademesinde bulunurdu. İşe girmek için lise mezunu olmak yeterliydi. Şimdi, üniversite mezunu değilseniz birçok kapı yüzünüze kapanıyor. Kariyer yolu giderek daha da zorlaşıyor. Lisans derecesi de artık yetmemeye başladığı için birçoğu iş bulabilmek için yüksek lisansa başlıyor. İleride belki sırf bu yüzden yüksek lisans/master derecesi olmayanların iş bulması daha da zorlaşacak.   

Eğitimle birlikte neredeyse parallel giden bir konu da yabancı dil. Globalleşen dünyada artık bir dil değil çift dil gerek şart aslında. İngilizce bilmek artık neredeyse dil bilmekten sayılmıyor. İngilizce bir nevi banal dillerden olmaya başladı. Az birazlarla olmuyor üstelik. Yabancı dilinizi ‘iyi’ değil ‘profesyonel’ olarak kullanabilmenin ne kadar fazla sayıda iş imkanını önünüze sereceğinizi tahmin edebiliyor musunuz? En basitinden ortalıkta o kadar çok ‘ortalama’ b’r yabanci dil bilgisiyle dolaşan varken, aradan sıyrılmak hiç de fena fikir değil! 

Dil bilmenin faydalarını saymak anlamsız. Siz benden daha çok neden üretebilirsiniz. „Dil bilmemek herşey değil“ diye de düşünebilirsiniz. Eğer yabancı dilinizi geliştirmeye ihtiyacınız varsa umuyorum hedefleriniz arasında en az 1 sene yurt dışında yaşamak ve dil öğrenmek vardır.   

Kariyerinize Hızlı Başlamak İçin İngilizce Şart 

Artık Herkes Bunu Yapıyor: Amerika’ya gitmek. Hem Çalışmak, hem Öğrenmek 

Amerika’da Hem Çalışmak Hem de Tatil Yapmak İster misiniz?  

Bir Ayağınız Yurt Dışında Olsun 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Kariyer Yapmanın Bir Diğer Yolu: Girişimcilik

girişimcilik 2 Comments »

Yeni Jenerasyon (Amerika’nın tabiriyle Generation Y. Yani 1980’den sonra doğanlar) hakkında yapılan araştırmalar, onların bir önceki jenerasyondan çok farklı özelliklere ve tercihlere sahip olduğunu gösteriyor. Örneğin, Generation X, çalışmayı, para kazanmayı ön plana atarken, Gen Y, ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte olmayı ilk planda tutuyor. Özgürlüğüne daha düşkün, daha bireysel davranabilen ve teknoloji tutkunu bir jenerasyon.  Eğer blog dünyasındansanız, bu gençleri fark etmemeniz imkansız! Dinamik, zeki, girişimci, kendine güvenli, parlak fikirleri olan gençler.  

Gen X (1965-1982 arası doğanlar ) kuşağından ve gelişmelere ayak uyduramayan yöneticiler grubundansanız, işiniz zor gibi. Sürekli yüz yüze iletişim kurmayı savunuyorsanız, email yazışmalardan hoşlanmıyorsanız, kurumunuzda 15 yıldır çalıştığınız ve çok da başarılı olduğunuzdan dolayı kendi kültürünüzü yeni gelenlere de empoze etmekle meşgulseniz, zaman uyanma vakti.  Gen Y kuşağındansanız ve sizi kariyerinizde yükseltecek, size iş verecek olanların Gen X grubundan olduğunu fark edemiyorsanız, sizler için de uyanma vakti. Elbette, hedefiniz özel şirketlerde çalışmak ise. Dolayısıyla bir orta yolu bulmak şart gibi. 

Bana kalırsa Gen Y orta yoldan ziyade kendi yolunu bulmuş gibi. Girişimci gençlik yükseliyor ve bu muhteşem bir gelişme. Dönem, kurumsal şirketlerdeki bürokrasiden, kariyer basamaklarını atlayabilmek için sıra beklemekten, günü yakalayamayan çalışanlarla vakit harcamaktan, anlamsız projelerle vakit kaybetmekten haz etmeyen yetenekli, azimli, donanımlı ve tuttuğunu koparan gençlerin dönemi.  Fikriniz varsa, kendi şirketinizi kurmak istiyorsanız ya da girişimci olmanın yollarını öğrenmek istiyorsanız, işte size birkaç imkan: 

Genç Girişimciler Kulübü KOSGEB, 

Girişimci Fikirler KOBI 

İş Fikirleri  AGİD Yeni Girişimciler


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Uyum ve Yaratıcılık Bir Arada Olabilir mi?

yaratıcılık, yönetim, Psikoloji 13 Comments »

İş ilanlarında adaylarda aranan tipik yetkinliklerden biri de ‘iyi iletişim’ sahibi olunmasıdır. İyi iletişim nedir? Çıkarların korunabilmesi için gösterilen diplomatik aktivitelerin toplamı?

Geçen yıl, Türkiye’nin önde gelen kurumsal holdinglerinin bir tanesinin İnsan Kaynakları Direktörüyle sohbet ediyorum. Bana şöyle diyor: ‘Benim insan ilişkilerim pek iyi değildir. İnsanlara kolay ısınamam. Bu şirkettekiler ben geldiğimde beni aralarına aldılar ve onlara ısınmamı sağladılar.’

Düşünüyorum.

Öyleyse bir insanın İnsan Kaynakları Direktörü olabilmesi için gerektiğini düşündüğümüz en önemli özelliklerden biri olan ‘iyi insan ilişkileri ve yönetimi’ belki de o kadar önemli değil! Diğer özelliklerinizin ağır basması bu eksikliğinizi kapatmaya yetebiliyor.

Düşünüyorum.

En başarılı yada yaratıcı insanların uyumlu ve iyi insan ilişkilerine sahip insanlar olduğu konusunda bir kanıt yok. Bu durum sadece takımla uyumlu çalışmayı sağlayan faktörlerden biri. Oysa ki genelde CEO düzeyindeki üst düzey yöneticilerin narsist olduğu doğrultusunda oldukça yüksek sayıda yazı ve çalışma mevcut. Narsistlerin uyumlu olduğunu söyleyebilir misiniz?

Türkiyedeki kurumların ‘uyuma’ takmış olmalarının onları inovasyon yaratmaktan oldukça uzaklaştırdığına olan inancımsa giderek kuvvetleniyor. Çünkü uyum sadece takım oyuncusu olmanın çok ötesinde, organizasyonel uyum ve bürokrasiyi beraberinde getiriyor. Kişisel görüşüm, kurumların takım oyuncusu yaratmaya yönelik workshoplar organize etmekten vazgeçip, farklı kişiliklerin tanımlanmasına ve takımların bu kişisel farklılıkları farkedip birlikte çalışabilme yollarını aramasıyla mümkün. Takım oyunu workshoplarının davranışsal değişimi sağlamadığına yönelik araştırmalar mevcut.

Dolayısıyla tavsiyem, MBTI, Kai veya benzeri bireysel ‘eğilimleri görmeyi sağlayan’ testleri daha önce almadıysanız almanız. Şirketlerinizi de motivasyon workshopları yapmaları yerine bu tip eğitsel çalışmalara teşvik etmeniz. Çalışma ortamınızı sadece uyumlu ve boyun eğen insan topluluklarıyla donatmak yerine farklılıklarla başa çıkabilen, farklılıkları kabullenebilen ve böylece yaratıcılığı öldürmeyen organizasyonlar oluşturabilesiniz.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Girişimci Ruhunuz Varsa, Bunu Izleyin

girişimcilik, kariyer 3 Comments »

Kaliforniya’ya adım atmam Guy Kawasaki’nin ”keynote speaker” olarak katıldığı Mac Summit Konferansının organizasyonu için oldu. Web, grafik tasarım ve Internet teknolojilerine ilgim ilk böyle başladı. Çok hızlı dönen bir dünyanın içine aslında pek de farkında olmadan girmiştim. İşte bu hızlı dünyanın önemli isimlerinden, Venture Capitalist olarak bilinen bu profesyonelin The Art of the Start isimli yeni bir kitabı var. Girişimci ruhlulara tavsiye ederim. Inovasyon Sanatı ismini verdiği bu konuşmasını aşağıda veriyorum. Zentation tarafından sunulan yeni bir presentasyon formatıyla sunuyorum.  


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login